Sohbet | Chat | Sohbet | Video | Haber | Mirc | Kadin | Cocuk |

Aylık Arşiv: Şubat 2009

Hiperaktif çocuğa sahip çiftlerin boşanma riski fazla

Hiperaktif çocuğa sahip çiftlerin boşanma riskinin daha fazla olduğu ortaya çıktı.ABD’nin Buffalo Üniversitesinden bilim adamlarının yaptığı araştırma, hiperaktif çocuğa sahip çiftlerin, çocuk 8 yaşına gelmeden önce boşanma riskinin diğer çiftlere göre iki kat fazla olduğunu gösterdi.

Araştırmaya dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu olan 282 ve dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu olmayan 206 çocuk katıldı.

Araştırma sonucunda, dikkat eksikliği/ hiperaktivite bozukluğu olanların ebeveynlerinin yüzde 22,7′sinin, diğerlerinin ebeveynlerininse yüzde 12,6′sının boşandığı görüldü.

Psikoloji Profesörü William Pelham, bunun bir çocuğun düzen bozucu davranışının boşanma riskini ne kadar artırdığını gösteren ilk araştırma olduğunu belirterek, hiperaktif bir çocuğa sahip olmanın evliliği yıkan tek neden olduğunu ileri sürmediklerine dikkati çekti.

Pelham, bir çocuğun düzen bozucu davranışının, görünüşe göre, aile içinde stres yaratan diğer sorunlarla birleştiğini, bunun evlilikte çatışmaya neden olduğunu ve sonuç olarak boşanmanın geldiğini ifade etti.

Kardeş kıskançlığı

Yeni bir bebeğin geleceği müjdesi çoğu zaman evde bir bayram havası olarak kutlanır. Anneye ve karnına gösterilen ayrı bir ihtimam, kurulan hayaller, yapılan alışverişlerle beraber ailede ilgi ve alaka henüz doğmamış olan bebeğin çevresinde dönmeye başlar. Evde daha doğmadan böylesine fark yaratan bir bebek ve bu hevesli hazırlık, evdeki çocuk için anlaşılması güç bir durumdur.

Daha önce defalarca kardeş istediğini söylediğinde kastettiği şey  ” bir oyun arkadaşı”ndan öte birşey değildir. Çocuk  evdeki konumunu, ailedeki ilgiyi, en önemlisi de anneyi paylaşacağını hiç düşünmemiştir. Hazırlıklar hızlandıkça ve anne hamileliğin ilerleyen günlerinde ona daha az vakit ayırabilir hale geldiğinde, beklediği “kardeşin” onun ailedeki konumunu değiştirebileceğini düşünmeye başlar. Böylece “neden bir başka çocuğa ihtiyaç duyuyorlar” endişesine kapılır. Doğum yaklaştıkça korkuları artan çocuğun  anneye olan bağımlılığı çoğalabilir. Sürekli annesinin peşinde dolaşarak daha fazla ilgi ister. Örneğin daha önce yediği yemekleri reddeder, annesinin kucağında ona beslemesini ister. Bazen daha önce yapmadığı şeyler yapmaya başlayabilir. Örneğin annenin bacağına yapışıp evin içinde böyle dolaşmak isteyebilir.

 

İlginin kendisine yönelmesine alışmış olan çocuk, doğumdan sonra annesini yoğun olarak meşgul eden bir rakiple karşı karşıyadır. Bebek fiziksel ihtiyaçları açısından daha fazla ilgiye muhtaç olduğundan, anne zamanının çoğunu onunla geçirir. Emzirmek, altını almak, uyutmak gibi süreçler annenin tüm gününü alır. Kendisiyle çok az vakit geçirebildiği için, çocuk annesinin bebek tarafından çalındığını ve artık daha az sevildiğini düşünür. Kıskançlığın bu noktada doğması çok olağandır.

Kardeş kıskançlığını; bazı çocuklar açıkça ortaya koyarlar. Bebeği sevmediklerini, gitmesini istediklerini söylerler. Bazen bebeğe zarar vermeye veya anne bebekle ilgilendiğinde aşırı tepkiler göstererek buna engel olmaya çalışabilirler.  Bazı çocuklarsa kardeşe aşırı ilgi ve sevgi gösterip anne ve babasının kaybettiği ilgisini geri kazanmaya çalışır. Hatta bebeğin ebeveyni gibi davranarak anne- babayı bebeğe dikkat etmesi konusunda uyarabilir. Kardeşe aşırı ilgi gösteren çocuklar yaşadıkları doğal kıskançlığı bastırmaktadırlar. Bazı çocuklar da ebeveynlerinin olumsuz tepkisini çekmekten korktıkları için kardeşlerine aşırı ilgili davranabilirler. Kardeşini kıskanan çocuklar; üzüntü, öfke, intikam alma ile sevgi, koruma duyguları arasında çatışma yaşarlar. En sık görülen sorunlar, daha önce kazanılmış davranışlarda gerileme, alt ıslatma, parmak emme gibi durumlarıdır. Bebeksileşme davranışlarının altında; anne ve babanın kaybettiği ilgisini rakibinin yöntemiyle geri kazanma çabası yatmaktadır. Huzursuz, öfkeli ve saldırgan davranışlar, evden ayrılma ve okula gitmek istememe sorunları bu dönemde sıklıkla yaşanır. Çocuk yaşadığı durumla başa çıkmakta zorluk çektiğinde stress belirtileri artar ve bu duyguyu baş ağrısı, mide bulantısı gibi belirtiler aracılığıyla bedeniyle ifade edebilir. Anne ile bebeği yalnız bırakmak istemediğinden okula veya evden başka bir yere ayrılmak istemez.

Ebeveynlerin bilmeleri gereken en önemli şey kardeş kıskançlığının evrensel ve doğal bir duygu olduğudur. Hangimiz bizim için hayati değer taşıyan ve herşeyden çok sevdiğimiz bir şeyi paylaşmaktan hoşlanırız? Çocuğun kardeşini, büyük ve değişmez bir mutluluk içinde kabul etmesi beklemek ütopiktir. Fakat ailenin  doğumdan önce kardeşi olacağını çocukla paylaşması ve yeni düzen için bazı değişikliklerde bulunması gerekir. Gelecek olan kardeşle beraber evdeki düzen farklılaşsa da, ebeveynlerinin ona olan duygularının hiçbir zaman değişmeyeceği anlatılmalıdır. Bebek için seçilen isimde ve eşyalarda çocuğun fikri alınarak aile bütünlüğü vurgulanmalıdır. Çocuğun alışık olduğu ev düzeni mümkün olduğunca korunmalıdır. Çocuklar alışık bulundukları ortam ve süreçlerde kendilerini daha güvende hissederler.

Özellikle ailedeki yerini sorgulayacağı böyle bir durumda buna önem verilmelidir. Anne hamilelik , doğum ve sonrada bebeğin bakımıyla daha fazla meşgul olacağından ailede başka bir kişi mesela baba, doğumdan önce çocuğun yaşamsal rutinlerini üstlenmelidir. Örneğin parka gitme, yemek saati vs… Çocuk bebeğe zarar veriyorsa, aşırı tepki göstermeden çocuğa net ama sert olmayan bir uyarıda bulunulmalıdır. Yeterince net sınır koyamayan veya büyük çocuğuna karşı suçluluk hisseden ebeveynler bebeğin zarar görmesine sebebiyet verebilirler. Çocuğa bebeğin daha çok küçük olduğu ve henüz kendi gereksinimlerini karşılayamadığı anlatılmalıdır. Çocukla anne ve baba ayrı ayrı özel zaman geçirerek, doğumdan önce alışık olduğu düzeninin olabildiğince korunması daha iyi hissetmesine yardımcı olacaktır.

Çocuk ruh sağlığında yeni yaklaşım

Son yıllarda sağlık harcamalarını düşürmeyi hedefleyen  “önleyici hekimlik” kavramını sıkça duymaktayız. Ruh sağlığı alanında da, hastalığın oluşma şartlarını tespit ederek korunmaya yönelik çalışmalar yapılmakta. Son yıllarda özellikle çocukların zihinsel ve duygusal gelişimlerini takip etmek genç anne ve babaların çok terciği bir uygulama. Ebeveynler çocuklarını büyütürken “Çocuk Gelişim Danışmanlığı” sisteminden destek alarak olası sorunları önlüyor ve çocuklarının kişiliklerinin sağlıklı bir şekilde gelişmesine katkı sağlıyorlar.

 

Çocuk Gelişim Danışmanlığı; özellikle 0-6 yaş dönemindeki çocukların gelişim evrelerini izleyerek, çocuğa özgü psikolojik takip programı oluşturulması. 0-6 yaş; çocuğun beyin gelişimi açısından en önemli, kişiliğinin ana hatlarının belirginleştiği ve temel alışkanlıkların kazanıldığı bir dönemdir. Doğum sonrasında çocuğun fiziksel gelişiminin yanı sıra  psikolojik gelişimi ve çevresel faktörlerin etkisinin de takip edilmesi çok önemlidir.

Her çocuğun doğal olarak izlemesi ve geçmesi gereken gelişim evreleri bulunmaktadır. Bu evrelerin genel özelliklerinin aile tarafından bilinmesi, ailenin çocuğu anlaması ve uygun şekilde desteklemesi gerekmektedir. Çocuğun gösterdiği davranışların, onun gelişiminin olağan süreçleri ile ilgili olduğunu bilen aile, kendini daha rahat ve güvende hissetmektedir. Aileler çocuklarının yaş dönemine uygun olmayan davranışlar göstermelerinde ise bu konuda erken önlem almak için en kısa sürede bilgilenmek istemektedir. Gelişim danışmanlığı sistemi; çocuğun gelişimin takibini yaparak, ihtiyacı olan desteğin nasıl verilmesi gerekti konusunda bilgilendirerek ve olası sorun alanlarını belirleyip nasıl önlem alınacağını anlatarak çocuğu sağlıklı bir şekilde büyütebilmesi için aileye rehberlik eder.

Gelişim danışmanlığı sisteminde önce ebeveynlerle görüşme yapılarak çocuk, ailenin oluşumu, yapısı, ilişkileri ve çocuğun içinde yaşadığı çevre hakkında bilgiler alınır. Daha sonra çocuğun gelişimini gözlemlemek ve kendine özgü yanlarını tanımak amacıyla oyunlar oynanarak ve testler uygulayarak bir görüşme yapılır. Bu görüşmenin sonucunda elde edilen bilgiler aileye aktarılır. Çocuğun gelişim dönemi, bu döneme özgü durumlar, olası sorunlar ve bu sorunlarla nasıl başedebileceği, ailenin yapabileceği etkinlikler ile oyuncak ve kitap seçimi gibi konularda aileye bilgi verilir. Tuvalet eğitimi, memeden ayrılma, uyku düzensizlikleri, beslenme sorunları, kardeş kıskançlığı gibi sorunların çözümü hakkındaki sorular cevaplanır. Belli aralıklarla görüşmeler yapılarak çocuğun gelişiminin yanı sıra çocuk büyütmenin güzel ama bazen de zor süreçlerinde aile uzman yardımı alır. Özellikle çalışan ve genç annelerin rağbet ettiği bu sistem; annenin kendini daha emin ve güvende hissederek hem çocuğunu büyütmede destek aldığı, hem de çocuğunu bir uzmanın gözüyle de takip ettiği için tercih edilmektedir.

Çocuklarda yalan davranışı

Bir çocuğun yalan söylüyor olduğunu fark etmek anne babaları çok endişelendirebilir. Oysa 7 yaşından önce çocuklar gerçekle hayal edilen arasındaki farkı anlayamazlar. Bu dönemde çocuğun anlattığı gerçek dışı olmayan durumlar hayal güçlerinin ürünüdür, “sözde yalanlar” adını alır.

 

Yalan statüsünde değerlendirilmezler, çünkü gerçeği çarpıtma amacını taşımazlar. 7 yaşından sonra çocukların beyin gelişimi soyut zekanın gelişimi açısından artar ve gerçekle hayal ürünü arasındaki farkı ayırt edebilecekleri bir düzeye ulaşır. Bu yaştan sonra çocuklarda görülen yalanlar çoğunlukla ya tamamen hayal ürünü olayların aktarılması, ya da yaşadığı, duyduğu bir olayı çarpıtılarak farklı şekilde anlatmak şeklinde gerçekleşir.

Çocuklarda yalan söyleme davranışının en önemli nedenlerinden biri onaylanmayacağı veya cezalandırılacağı durumlardan kurtulmaya çalışmaktır. Özellikle çocuğundan mükemmel davranmasını bekleyen ailelerin çocuklarının bu nedenle yalana başvurdukları gözlemlenmiştir. Ailelerin otoriter ve mükemmeliyetçi tutumları çocuğun yalanı bir baş etme mekanizması olarak kullanmasına yol açabilir. Bir başka sebep de, çocuğun yalanı evde dikkat çekme aracı olarak kullanmasıdır. Bu sebeple yalan söyleyen çocuklar; çoğunlukla gerçeği abartılı şekilde anlatarak, ilgiyi üzerlerinde toplamaya çabalarlar. Çocuğu kardeşleri veya diğer kişilerle karşılaştırma da yalan söyleme sebepleri arasındadır. Özgüven gelişimi yeterli olmayan çocuklar da sıklıkla yalana başvurabilirler.

Çocuklar deneyerek ve model alarak öğrenirler. Dikkat edilmesi gereken en önemli şey çocuğun yanında yalan söylemeyerek bu konuda ona olumsuz örnek olmamaktır. Patolojik; kandırmaya yönelik yani çocuğun bundan haz aldığı için söylediği yalanlar dışında, yalan genelde çocuğun bir baş etme mekanizmasıdır. Bunu hatırlayarak, çocuğa kızmak veya cezalandırmak yerine bu durumu yaratan sebepler üzerinde düşünülmelidir. Sözde yalanlar ve olağan yalanlar dışında çocuklarda bir de patolojik yalanlar görülür. Patolojik yalan, çocuğun duygulanımında bir bozulmanın işaretidir. Çocukta aşağılık duygusu ile güç kazanmayı isteme bunun nedenleri arasındadır. Patolojik yalan söyleyen çocuk sıklıkla ve bir amaç taşımaksızın bu davranışı gösterir, kaygısız bir görüntü çizer ve yakalanmamak için çeşitli önlemler alır. Patolojik yalan söyleyen çocuklar için uzman yardımı alınması gerekmektedir.