Sohbet | Chat | Sohbet | Video | Haber | Mirc | Kadin | Cocuk |

Aylık Arşiv: Haziran 2009 - Page 3

bünyeniz alerji’ye açıksa yaza dikkat!

Yüzme, solunum kaslarını güçlendirdiğinden astım hastalarına tavsiye edilir. Ancak astımı olanlar, açık havuz veya denizi tercih etmeli, çünkü kapalı yüzme havuzlarının temizliğinde kullanılan kimyasallar, duyarlı astımlılarda solunum zorluğu doğurabilir.
Yaz aylarının gelmesiyle birlikte alerjik hastalıklarda artış görülüyor. Bu hastalıklardan, özellikle astımlılar ve bünyesi alerjenlere zayıf olanlar etkileniyor.

Bahar aylarında başlayıp, yaz ortasına kadar devam eden dönem alerjik astım ve rinit tanılı kişilerde öksürük nefes darlığı, hapşırık krizleri, gözlerde sulanma gibi yakınmaların oluşmasına neden oluyor. Amerikan Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü Dr. Elif Altuğ Kolsuk, yaz aylarında tehdit oluşturan alerjenler hakkında bilgi verdi, korunma yöntemlerini anlattı.

POLENLER

Polen veya daha sık bilinen ismiyle çiçek tozları üreme amacıyla rüzgar veya böceklerle diğer bitkilere taşınır. Alerjik hastalıklar açısından asıl önem taşıyan 20-60 mikron büyüklüğündeki rüzgar ile çok uzak yerlere ulaşabilen tipleridir. Polenler kapı ve pencerelerden evin içine de girebilir. Astımdan daha çok alerjik rinit yakınmalarını şiddetlendirir. Yüksek binalarla çevrili oturum alanlarında deniz kenarına göre daha yoğun bulunurlar. Bu yüzden şehir içi yaşamı polenlere maruziyet açısından daha risklidir.
Bu dönemde önerdiğimiz korunma yolları ise ev kapı ve pencerelerinin kapalı olması, ev ve arabanızda polen filtresi bulunması, polenlerin havada yoğun olduğu sabahın erken saatlerinde dışarı çıkmamak, deniz kıyısında tatil yerlerini tercih etmek, güneş gözlüğü kullanmak, dış ortamdan ev ortamına geçince saçınıza yapışmış olabilecek polenlerden arınmak için saçlarınızı yıkamak ve kıyafetlerinizi yatak odanızın dışında bekletmek.

Cilt sağlığında doğru bilinen yanlışlar!

Sonsuz gençlik ve güzellik kuşkusuz herkesin hayali. Peki sağlıklı ve güzel bir cilt için neler yapılmalı, cilt sağlığı ile ilgili bilgilerin hangileri doğru, hangileri yanlış?
Bu soruların cevabını Amerikan Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Dr. Halil Bayazıt veriyor ve ilerleyen yaşlarda güzel bir cilde sahip olmak için tercih edilen anti aging ürünleri ile ilgili doğru bilinen yanlışları açıklıyor.

Kırışıklıklar için SPF 15
SPF onbeş güneş koruyucular genellikle nemlendirici yüz kremleri şeklinde piyasada bulunur. Türkiye de sonbahar sonu ile yaz başı arasındaki dönemde günlük hayatta koruyucu olur ama yazın ve tatillerde ya da dışarıda uzun süre kalınan tatil günlerinde yetersiz kalabilir. Böyle günlerde 30 numara koruyucu, şapka ve güneş gözlüğü daha etkin koruma sağlar.
Üst üste ne kadar çok anti-aging ürün sürerseniz o kadar iyidir
Anti aging ürünlerin piyasada bulunan türlerinin çoğu deri yaşlanmasını engellediği ya da geciktirdiği iddia edilen birkaç ürünü birden içerir. Bu ürünlerin gerçek etkinlikleri tam anlamıyla test edilmiş değildir. Deri yaşlanması çevresel faktörlere (güneş, yaşanılan iklim- kişinin yaşam şekli-işi gibi), kişinin genetik yapısına, alkol-sigara tüketimine ve derisinin yapısı gibi bir çok faktöre bağlıdır. Bugün için kesin kanıtlanmış en iyi anti aging yöntemi: Güneşten korunmak, sigara içmemektir. Dolayısıyla illa bu tür bir ürün kullanılacaksa bir ürün tercih etmek en azından ekonomik olarak daha doğrudur.

Anti-aging kremler geceleri daha çok işe yarar
Bu konuda yapılmış hiçbir bilimsel araştırma yoktur. Anti-aging ürün etiketiyle satılan ürünler bazen güneşle temas ettiğinde olumsuz reaksiyon verebilen maddeler içerirler o yüzden genellikle gece kullanımları önerilir.

Krem etkisini göstermezse başka kreme geçin
Bitirinceye kadar kullanın en azından paranız boşa gitmemiş olur. Anti-aging kremlerin ciltte kızarıklık ve yanma hissi yaratması normal değildir. Peeling yapan AHA benzeri meyve asitleri içeren ya da Retinoik asid içeren ürünler tedavi dozunda böyle bir etki yapabilir ama bu genellikle doktor denetiminde kullanılan bir dozda ve ilaç kategorisindeki ürünlerde geçerlidir. Reçetesiz olarak alınan kozmetik anti-agingler böyle bir reaksiyon yaptığında bunu normal kabul etmemek gerekir.

Kadın’da uyarılma bozukluğu!

Sürekli olarak veya tekrarlayıcı biçimde, cinsel uyarılmanın, yeterli bir ıslanma, kabarma tepkisinin sağlanamaması ya da cinsel etkinlik bitene kadar sürdürülememesi olarak tanımlanabilir. Kadında cinsel uyarılma bozukluğu, kadının cinselliği haz almadan yaşamasına, bu da cinsel ilişkide orgazm olamamasına neden olur. Bu nedenle sıklıkla orgazm bozukluğu ile görülür.

Cinsel ilişkiye istekle başlansa da ilişki biçimi, süresi ve şekli uyarılmanın ortaya çıkabilmesi için yetersiz kalabilmektedir. Cinsel istek duyduklarında kısa süre içinde cinsel birleşmeye hazır olabilen, orgazmı yaşayıp ilişkiyi bitirebilen erkeklerin cinsel ilişkiyi bu şekilde yaşayış tarzları, yeterince uyarılmadan cinsel birleşme yaşamak istemeyen yaşasa da keyif alamayan kadın için sorun yaratabilmektedir.

Kadın cinsel hazzı dolayısı ise uyarılmayı kendisi için istemeli ve uyarılmaya izin vermelidir. Bu anlamda, cinselliğe bakış, cinsel gelişim ve cinsellikle ilgili yanlış inanışlar belirleyici olabilmektedir. Örneğin: Kadın, cinsel uyarının süresini kendisi kısa tutma veya cinsel uyarılma bölgelerinin uyarılmasından kaçınma isteğinde bulunabilmektedir. Kendisi izin vermediği sürece de kadının uyarılması mümkün olamamaktadır.

Bedensel rahatsızlıklar, ilaç kullanımı, psikiatrik rahatsızlıklar da cinsel uyarılma bozukluğunun yaşanmasına neden olabilmektedir.

· Erkekte Ereksiyon (Sertleşme) Kaybı

Başlıca özelliği sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde yeterli sertleşme (penisin vajinaya girmesini de) sağlayamama ya da cinsel birleşme bitene kadar sertleşmeyi sürdürememektir.

Sertleşme (ereksiyon) kaybı farklı derecelerde ve biçimlerde olabilir (cinsel yaşamın başından beri ya da sonradan veya sadece cinsel birleşmeye geçileceği zaman görünen gibi). Eğer bir kişide sabah sertliği (ereksiyonu), ön sevişme sırasında sertleşme (ereksiyon) varsa ve mastürbasyonla orgazm olana kadar sertleşme (ereksiyon) sağlanabiliyorsa, sadece cinsel birleşme sırasında sertleşme (ereksiyon) kaybı söz konusu ise sorunun fiziksel bir hastalığa bağlı olma olasılığının çok düşük; sorunu bu şekilde yaşayanların cinsel terapiye yanıt oranının ise yüksek olduğu söylenebilir.

Erkeklerde sertleşme (ereksiyon) kaybı, sıklıkla cinsel kaygı, başarısız olma korkusu, cinsel performans konusunda kaygı, kişiye özgü cinsel uyarılma ve haz duygularında azalma, eş / partnerle genel ilişkideki sorunlar, aldatılma, yaşlanma ile ilgili olarak ortaya çıkabilir.

Sertleşme kaybı, bedensel kaynaklı (örneğin; damarsal yetmezlik) cinsel işlev bozuklukları arasında en sık görülenidir. Bu nedenle sertleşme (ereksiyon) kaybının kökeninin psikolojik olduğunu söyleyebilmek için organik (bedensel) nedenlerin dışlanmış olması gerekmektedir. Günümüzde bu, tıp ve teknolojinin gelişimi ile çok hızlı ve kolay yollarla tespit edilebilmektedir.

Cinsel sağlığı korumanın 10 yolu!

Kadın hastalıkları arasında yer alan genital siğillerin kesin tedavisi olmadığını açıklayan Eren, dondurma ya da yakma, dağlama yöntemlerin sık kullanıldığını, asıl tedavinin ise yok etme (destrüksiyon) olduğunu aktardı. Eren, “Virüs bir kez vücuda girdikten sonra yok olmaz. Hastanın bağışıklık sisteminin zayıfladığı bir anda ya da yeni bulaşma yollarında ortaya çıkar. Dışarıdan uygulanan krem gibi tedaviler uzun süreli ve az etkilidir. Hastaların cinsel partnerleri ile birlikte tedavisi şarttır” dedi. Genital siğillerde hastalığın HPV adı verilen ve cinsel yolla bulaşan bir virüsle yayıldığına dikkat çeken Eren, bu virüsle karşılaşmadan önce kadınların HPV aşısı (rahim ağzı kanser aşısının) yaptırmasının yüzde 100 koruyucu etken olduğunu söyledi.

İşte kadınların hayatını zehir eden genital enfeksiyonlardan korunmanın 10 altın kuralı

1. Doktorunuz aksini önermedikçe vajinanın içini yıkamaya yönelik üretilen hijyen ürünlerini kullanmamalısınız.
2. Tuvalet sonrası temizlikte temizliğin önden arkaya (vajinadan anüse doğru yapılması) çok önemlidir.
3. Genital bölgenin kuru kalması önemlidir. Mantar ve diğer bakterilerin nemli ve sıcak ortamlarda daha kolay üremesi nedeniyle genital bölgenin kuru kalması önemlidir. İç çamaşırınızı günlük değiştirmek, naylon yerine pamuklu iç çamaşırları tercih etmek, dar pantolon, çorap ve iç çamaşırı kullanmamakla bunu sağlayabilirsiniz.
4. İlişki sonrasında ve diğer tüm zamanlarda idrar yapma ihtiyacı ortaya çıktığında ertelenmemelidir.
5. Tam hazır olunmadan (yeterli kayganlık oluşmadan) ilişkiye başlanmamalıdır. Bu önlem mekanik tahrişe meydan vermemek açısından çok önemlidir. Gerekirse doktor önerisine göre kayganlaştırıcı ilaçlar kullanabilirsiniz.
6. Adet kanaması döneminde olan kadına iş yaşamında, sosyal aktivitelerinde hareket serbestliği sağlaması, denize girebilme imkanı vermesi için üretilen vajinal tamponların kullanımında dikkat edilmesi gereken en önemli nokta tamponun sık aralıklarla yenisiyle değiştirilmesinin ihmal edilmemesidir. Vajinal tamponu yerleştirdiğiniz andan itibaren kanla temas sonrasında bakteriler hızla çoğalmaya başlar.
7. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar açısından risk altında olan biriyle cinsel ilişkiye girdiğinizde partnerinizin prezervatif kullanmasını istemek sizin en doğal hakkınızdır. Unutmayın. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar erkekten kadına daha kolay bulaşırlar.
8. Ağda ve jilet, genital kılların giderilmesinde oldukça etkilidir. Ancak bu iki yöntem kıl köklerinin enfeksiyonunu kolaylaştırır ve genital bölgenin daha kolay tahriş olmasına neden olur. Genital bölge için geliştirilmiş aletlerden faydalanmak veya makas kullanmak özellikle genital bölgeleri enfeksiyona ve tahrişe duyarlı kadınlarda daha iyi bir seçenek olabilir.
9. Klozet kapağının üzerine serilen tek kullanımlık kağıtlar ülkemizde de giderek yaygınlaşmakta ve hatta büyük marketlerde bu kağıtlar herkesin cebinde taşıması için uygun bir şekilde paketlenmiş olarak satılmaktadır. Bu kağıtları mutlaka kullanmalısınız.
10. Düzenli olarak jinekolojik muayeneden geçmelisiniz.