Sohbet | Chat | Sohbet | Video | Haber | Mirc | Kadin | Cocuk |

Aylık Arşiv: Eylül 2009

İlişkilerde kavga

Evlilik ve Aile Terapisti Terri Orbuch, çiftlerde yaygın olarak karşılaşılan 7 ilişki sorununu ve çözümlerini tespit etti. Siz de bunlara bakarak sorunlarınıza dışarıdan bir bakış açısı yakalayabilir ve çözüm önerilerine göz atabilirsiniz. 1- Dürüst olmama, güvensizlik Güven ilişkilerin en önemli parçasıdır. Partner ilişkide karşısındakine güvenmediği zaman rahat hissetmez ve ona kalbini açmaz. Aldatıldığından şüphelenen kişilerse bunu davranışlarına yansıtabilir. Orbuch, bu noktada çiftlere “dürüts konuşmalarını” öneriyor. Çiftler, yaşadıklarını ve hissettiklerini birbirlerini kırıp incitmeden dürüstçe söyleyebilmeliler. Güvenilir bir partnere sahip olmalı ve güvenme yeteneğinizi de geliştirmelisiniz.

Yazar Mary Jo Fayin aşağıdaki önerileri partnerinizle aranızdaki güveni geliştirmenize yardımcı olabilir.

Tutarlı olun. Zamanında olun. Eğer geç kalacaksanız arayın ve geç kalacağınızı söyleyin. Partnerinize veya başkalarına yalan söylemeyin. Beyaz yalanlar bile olsa söylemeyin. Açık olun, tartışırken bile dürüst davranın. Başkalarının duygularını incitmemek için hassas olun. Aynı düşüncede olmasanız bile bunu partnerinizin duygularını incitmeden konuşun. Ivır zıvır işlerinizi paylaşma konusunda açık olun. Partnerinizin sınırlarına saygı duyun. İyi bir dinleyici olun. Birşeyler yanlış gittiğinde aşırı tepki göstermemeye özen gösterin. Eski konuları tekrar gündeme getirmeyin. Önceki söylediklerinizi hatırlayın ve geri alamayacağınız şeyler söylemeyin. Kıskanç olmayın.

2- Seksle ilgili sorunlar

Orbuch, partnerlerin birbirlerine aşık olsalar bile seksle ilgi sorunlar yaşayabileceklerini belirtiyor. Seksle ilgili sorunlar ya da farkjlı istekler çiftlerin doğal ilişkilerine olumsuz yansıyabilir. Söz konusu seks olduğunda çoğu çift hissettiklerinden farklı davranabilirler. Orbuch çiftlere “fantazileri, ne kadar sıklıkta seks yapmak istedikleri, ne tür şeyler denemek istedikleri” gibi konularda konuşmalarını öneriyor. Tutku “yenilikle” doludur. Partnerinizle “yeni ve heyecanlı şeyler yapın” diye öneriyor.

3- İletişim yeterli değilse

Çoğu insan günlük yoğunluk nedeniyle iletişim kurmayı, birşeyler paylaşmayı unutuyor. Orbuch, “iletişim kurmak sadece çocukların sorunları, işle ilgili sıkıntıları paylaşmak değil, hayallerinizi ve hedeflerinizi paylaşmaktır” diye belirtiyor. Orbuch çiftlerin en az 5 dakikalarını üz yüze, e-maille ya da telefonla, iş, çocuklar ve diğer programları dışında konuşmalar için ayırmalarını öneriyor. Bu yüz yüze, e-maille ya da telefonla olabilir diye belirtiyor. Orbuch, “bu çift olarak çocuklar olmadan en önemli aktivitenizi yapın ve akşam yemeğine çıkın” diye öneriyor. İletişimle ilgili sorunlarınızı ikiniz çözemiyorsanız uzman bir kişiye başvurmanız da yarar var.

4- Parasal sorunlar

Parasal konular çoğu çiftlerin en önemli sorunudur.. Orbuch, para konularının ne kadar kazandığından nasıl harcadığına, yatırım kararlarına, para biriktirmelerine kadar birçok kon uyu içerdiğini belirtiyor. Paranın hassas bir konu olduğunu ve çoğu insanın konuşmaktan hoşlanmadığını belirten Orbuch, her 3 ayda bir parasal konularda konuşma yapılmasını ve iş listesine eklenmesini öneriyor. Yatırım hedeflerinizi, new kadar harcayıp ne kadar biriktirdiğinizi kısa bir liste yapın. Finansal konularda yalnız olmadığınızı bilin.

5- Ev işleri

Orbuch, “Evde kimin ne yapacağı çiftler arasındaki çatışma kaynağıdır. Kadınlar kendilerini bir takımın parçası gibi hissetmeliler. Yüzde 50 yüzde 50 paylaşım olmasa da açık olmalıdır” diye vurguluyor. Umutsuz ve kızgın olmadığınız zaman ev işleriyle beklentilerinizi ve isteklerinizi paylaşın. Partnerinizin çöpü çıkarmasını mı, akşam yemeği yapmasını mı istiyorsunuz? Beklentileriniz ile yapabileceklerinizi değerlendirin, ortak bir iş planı oluşturun.
Kocanızı nasıl eğitirsiniz?

6- Tartışmaları yönetmek

Çoğu çift zaman zaman tartışır. Ufak tefek tartışmalarda idare etmek çok önemli değildir. Elle vurma, sözlü taciz, çekme gibi davranışlar yıkıcıdır. Çiftlerin konuşarak anlaşmayı denemesi daha doğrudur. Tartışma sırasında kendinize hakim olamıyorsanız biraz zaman geçtikten sonra tekrar konuşmayı deneyin. Uzun bir yürüyüş yapın, açık havaya çıkın. Kızdığınızda düşüncelerinizi hemen telefona sarılıp anlatmayın. Orbuch, “Partnerinizin ne söylediğini dinlediğinizden emin olun ve ön yargılı yaklaşmayın. İletişim boyunca algılarınızı açık tutun, açık fikirli olun ve konuşmaya gerekmedikçe müdahale etmeyin” diye öneriyor.

7- Ana konularda uyuşma

Orbuch, hobiler, ilgi alanları gibi bazı konularda her zaman uyuşulamadığını belirtiyor. Çiftlerin çocuklar, inançlar, yaşam tarzı gibi önemli noktalarda uyuşmaları gerektiğini vurguluyor. Orbuch, “Çiftler tüm konularda aynı düşünecek diye bir durum elbette yok. İlişkinizde sizin için önemli konularda aynı düşünmeniz yeterli. Eğer bir tane çocuk istiyorsanız ve partneriniz istemiyorsa gerçekçi bir değerlendirmeye ihtiyacınız olabilir” diye belirtiyor

İlişkinizde herhangi bir problemi çözerken göz önünde bulundurmanız gereken hususlar:
İşte Shermanın önerileri..

1. Karşınızdakine saygı duyun. Konuşurken ve davranışlarınızda saygılı olun. İnsanlar içinde partnerinizi küçük düşürmeyin, utandırmayın. İlk randevuda sadece konuşarak birbirinizi tanımaya çalışın.

2. Karşınızdakini takdir edin. Teşekkür ederek ona değer verdiğinizi gösterin.

3. Gerçekçi olun. Filmlerdeki gibi her zaman aklınızdan geçenleri anlayacağını düşünmeyin. İsteklerinizi doğrudan söyleyin.

4. İkinizin farklı kişiler olduğunu, farklı ailelerden geldiğinizi ve farklı yetiştiğinizi aklınızdan çıkarmayın. Partnerinizle farklılarınızı bıkıp usanmadan öğrenin ve buna göre davranın.

5. Mizahı kullanın. Daha çok eğlenmenizi sağlayacak şeyler deneyin.

Özgeçmişiniz 10 saniyede değerlendirme dışı kalabilir

Herkes ister ki, emek verip hazırlanan CV okunsun. Malesef, çoğu okunmuyor. Çoğu ilk 10 saniyede çöpe gidiyor. Çoğu Insan Kaynaklarında işini bilmeyen kişiler tarafından takılıyor. Bir kısmı da doğru zamanda doğru kişinin masasının üzerine düşüyor! İşte eğer sizin CV´iniz doğru zamanda doğru kişinin masasına düştüyse, hazırladığınız CV´nin mükemmel olması gerekiyor ki 10 saniyenin ötesinde okumaya vakit harcansın! Eğer yolladığınız CV´lere bir cevap gelmiyorsa, aranmıyoruz bile diyorsanız şunu bilinki her zaman sorun sizden kaynaklanmıyor. Bu işlerde ister inanın ister inanmayın, şansınızın yağver gitmesi çok önemli. Tonlarca CV yağmuruna tutulan şirketler, iş yoğunluğundan hangi işe koşturması gerektiğini şaşırmış
çalışanlar, kötü gününde olanlar…bunların hepsi sizin kontrolünüz dışında gelişen şeyler. Bu yüzden eğer harika hazırlamış olduğunuz ve yeteneklerinizin iş ilanına tam uyduğunu düşündüğünüz şirketlerden cevap gelmiyorsa, ya şirketler ne aradıklarını tam bilemiyorlardır yada yukarıda saydığım durumlardan biri söz konusu olabilir.

Şans faktörünün sizinle olması durumunda CV´iniz karşınızdaki kişiyi her özelliği ile etkilemeli. O yüzden yeni mezunlar ve az iş deneyimine sahip olanların CV´lerini bir sayfadan fazla hazırlamamaları önemli.

Bunun yanısıra, iş ilanlarında belirtilen özellikler şirketlerin adaylarda aradıkları özelliklerdir. Eğer bu özellikleriniz yoksa bu tür ilanlara baş vurmayın.

Yapabileceğiniz en büyük hata kendinizi çaresiz hissedip, her iş ilanına başvurmak olur. Seçici olun. Size uygun işlere başvurun. Insan Kaynakları yöneticilerinin en büyük şikayetlerinden bir tanesi iş ilanlarına uygun olmayan CV´ler!

Nokta atışı yaparsanız, moralinizi bozmazsınız. Her gördüğünüz ilana başvurursanız ´20 yere başvurdum ama olmadı´ diye hayıflanırsınız. Oysa ki kendinize ´5 işe başvurdum cevap bekliyorum´ diyebilmeniz değerinizi güçlü tutmanıza yardımcı olacaktır.

Bebeğiniz doğmadan da çevresini hissediyor

Dokunma bebeğinizin karnınızdayken gelişimindeki beş temel duyudan ilki dokunmadır. Ayrıca bir araştırmaya göre, embriyolar, henüz 8 haftalıkken bile yanağına dokunabilecek olsanız tepki verebilecek durumda oluyor. Miniğiniz 11. haftada avuç içini,12. haftada ayak tabanını hissetmeye başlar. 17. haftada da karın ve kalçasını hisseder. 32. haftadan sonra vücut sıcaklığını ve ağrılarını hisseder hale gelir. Kendi küçük dünyasını keşfetmeye başlar. Böylece el ve yüzünü tanır. O da ne Sizinki parmağını emmeye şimdiden başlamış bile! Koku alma Bebeğinizin ilk koku alma duyusu doğumdan sonra 5 ile 11 hafta arasında gelişir. Minicik burnu, karnınızda 11 ile 15 hafta arasında oluşmaya başlar ve amniyotik sıvıya birlikte
yediğiniz besinlerin kokusunu alır. Araştırmalara göre, 26 haftalık, erken doğan prematüre bebekler bile farklı kokuları algılayabilir. Bu koku duyusu doğumdan sonraki ilk beslenmesinde meme ucunuzu bulmasında yardımcı olur.

Tat alma Bebeğinizin tat alma duyusu 12 ve 13 hafta içerisinde gelişmeye başlar. 30. haftada dilimizdeki pütürler ve çatlakları oluşur. Araştırmalara göre, bebeğiniz karnınızdayken amniyotik sıvının tadını alabilir. Amniyotik sıvının çok yoğun bir tadı vardır. Bu tat sizin yediğiniz yemekler ve karnınızdaki sıvının karışımıyla oluşur. İleride bebeğiniz neyi yiyip neyi yemeyeceğine bu sıvı aracılığıyla karar verir. Örneğin siz hamileyken hiç bakla yemediyseniz bebeğiniz de tadını bilmediğinden yemek istemeyecektir. Tat alma ve koku duyusunun karnınızdayken gelişmesi ilk anne sütünü yudumladığı zaman ona cesaret verir. Çünkü tattığı ve kokladığı amniyotik sıvı sayesinde sütünüze aşinadır. Tat ve koku duyuları beraberce gelişir. Yapılan bir çalışmada suni meme ucuna bebeğin kendi amniyo sıvısından sürülmüş. Bebeğin o memeyi daha güçlü emdiği gözlenmiş, bu da bebeğin henüz doğmadan bir koku ve tat hafızası geliştirdiğini gösterir.

Bebeğinizin duyma yeteneği yaşamının ilk 24 haftasında tamamlanır. İlk duyduğu şeyse sizin karın guruldamalarınızdır. Rahmin dışından, gelen sesleri de duyabilir. Fakat bu sesler, bebeğiniz suyun içinde olduğundan ona uğultu şeklinde gelir. Doğar doğmaz sizin sesinizi tanıyacaktır. Çünkü daha karnınızdayken sesiniz doğrudan ona gider.

Bebeğinizin gözleri şeklini 20 haftalıkken alır. Ama 26 haftaya kadar kapalı kalır. Sonra göz kırpma refleksi gelişmeye başlar. 28. haftada ışığa karşı hassastır. Odaklanma ve renkleri algılama yeteneği doğumdan sonra gelişir. Doğumdan sonra yaklaşık 30 cme kadar görmesi nettir. Bu da zaten sizin onu emzirdiğinizdeki görüş mesafesidir.

Evet,bebekler anne karnında öğrenirler hatta sizinle iletişim kurarlar. Bir çalışmada önce bir gürültü karşısında bebeklerin tekmelediklerini keşfetmişler. Oysa rahimde titreşim yaratan bir alet kullanıldığında bu cevap oluşmamış. Daha sonra önce gürültü, hemen ardından da rahimde titreşim yaratacak bu aleti kullanmışlar. Bebekler her gürültü ve ardından titreşimden sonra tekmeleyerek cevap vermişler. Bir süre sonra gürültü olmadan sadece titreşimler tekmeleme cevabını almak için yeterli olmuş. Bu çalışma bebeklerin anne karnında öğrendiklerinin bir kanıtı ancak öğrenebilmeleri için düzenli bir tekrar gerekiyor. Bu tekrarlar bebeğinizin bilinçaltında bazı etkiler bırakıyor. Bu yüzden erişkinlerde saptanan aşırı korkular, takıntılar gibi bazı davranış bozukluklarının araştırılması aşamasında anne karnı ve özellikle doğum anına kadar inilebiliyor.
Yine bir çalışmada sigaranın bebek davranışları üzerindeki etkisi araştırılırken annenin her sigara içmeyi düşündüğünde bebekte gerginlik hali saptanmış. Bu durumda bebeğin kalp atışları hızlanıyormuş. Bu gerginlik daha anne sigara içmeden yani sadece sigara içmeyi düşündüğünde bile oluşuyormuş. Elbette bebek annenin sigara içip içmediğini göremez ama beyni yeterince geliştiğinden sigara ve kendinde yarattığı negatif etkiler arasındaki bağlantıyı kurabilir. Bunu kanda düşen oksijen seviyesinin annede yarattığı kötü etkilerden bilir Bu bilgilerin en güzel yanı şartlı öğrenmeyi pozitif yönde kullanabileceğimizdir.

Bilinçli bir aile tüm bu farkındalıklarla bebekleri üzerinde kalıcı pozitif etkiler bırakabilirler. Buna en güzel örnek bebeğin anne karnında müzik dinlemesi ve öğrenmesidir. Anne karnında sakin müzik dinleyen bebekler bu müzikle rahatlarlar ve bu müziği öğrenirler. Doğum sonrasında da ne kadar gergin ve ağlayan durumda olurlarsa olsunlar bu müziğe gevşeme ile cevap verirler.(Bizde eğitim alan ailelerimizde bu tür tecrübelere çok rastladık. Burada önemli olan aynı müziğin tekrarlanmasıdır.) Evet,bebekleriniz anne karnındayken sizlerle ilişki kurmaya çalışıyorlar. Sizlere seslerini duyurmak için kelimelerden çok hareket kabiliyetlerini kullanıyorlar. Çok yorulduğunuzda dinlenmenizi istiyorlar.Bunun için oynamayarak tepki veriyorlar. Yüksek sesli kötü bir müzikte aşırı oynayarak rahatsızlıklarını dile getiriyorlar. Huzurlu olduğunuzda sakin hareketlerle size eşlik ediyorlar ve kendilerini sevgiyle hissettiriyorlar. Aç kaldığınızda sessizlikle tepki vererek sizi yemek yemeye teşvik ediyorlar. Ve daha bilmediğimiz kimbilir neler yapıyorlar.

Bebeklerimize daha doğmadan saygı duymamız ve kendi yaşamımızı düzenleyerek onların anne karnındaki huzurunu arttırmamız gerekiyor.Anne karnı,doğum anı ve ilk 3 yaşda bebeğiniz üzerindeki etkileriniz onların geleceğini belirleyecektir.

Pişik ve tedavisi

Hem bebek, hem de anne için önemli bir rahatsızlık kaynağı olan pişikler, pek çok etkene bağlı olarak görülebilir. Pişiğin, çocuk bezinin kendisinden çok, bezde bulunan idrar ya da dışkıya bağlı olarak geliştiği kabul edilse de, ne­denleri tam anlaşılamamıştır. Hangi id­rar ya da dışkı bileşimlerinin pişiğe yol açabileceğinin saptanması önemlidir. Bu konuda aşağıdaki kuramlar tartışılmak­tadır: • Amonyak. Üreyi yıkan Basilus ammoniagenes bakterisinin etkisiyle açığa çıkan amonyak, deride pişik gelişiminin nedeni kabul edilir. Bu kuram 60 yıldır bilinmekte ve geniş ölçüde kabul ‘edil­mektedir (eskiden pişiğe amonyak pişiği de denirdi). Gene de bazı araştırmacılar bu kurama karşıdır. Pişiği olan bebekler­de amonyak kokusu

duyulur (ama amonyak kokan her bebekte pişik oldu­ğu söylenemez.) • Dışkının pH’ı. İdrarın alkali yapıda olmasının pişiğe yol açtı­ğı öne sürülmekle birlikte pek doğru­lanmamıştır. • Bakteri enfeksiyonu. Pişik görülen deri alanında Staphylococcus aureus bakterileri bulunmuştur. Ama bu bakte­rinin pişiğin gerçek nedeni mi olduğu, yoksa ikincil olarak mı geliştiğini sap­tamak güçtür.
• Candida albicans enfeksiyonu. Ol­guların önemli bir bölümünde (yüzde 85) pişik bölgesinde Candida albicans saptanmıştır. Bakterilerde olduğu gibi Candida albicans’in da gerçek neden mi, yoksa ikincil bir etken mi olduğunu söylemek güçtür.
• Nem. Bezin idrar ve dışkıyı emmesi sonucu oluşan nem, tek başına olmasa da önemli pişik etkenlerinden biridir.

Özetle pişiğin nedeni henüz kesin olarak saptanamamıştır. Yukarıda belir­tilen çeşitli etkenlerin tek başlarına ya da birlikte rol oynadığı düşünülür.

BELİRTİLERİ
Pişiğin dört farklı klinik görünümü var­dır: Kalça derisinde, kanun alt bölgesin­de, kalçanın üst bölümünde ve makat çevresinde kızarıklık; beyazımsı bir sı­vının sızması; ilgili deri alanında yüzey­sel ülser oluşumu ve bölgenin kenarla­rında kabarma, yer yer soyulma.

NE YAPMAK GEREKİR?
Her şeyden önce bunun pişik olup ol­madığını kesin biçimde saptamak gere­kir. Başka bazı hastalıklar da (özellikle seboreik dermatit [yağlı deri iltihabı] ya da temas dermatiti) böyle belirti verebi­lir. Tam ve tedaviyi kesinleştirmeyi sağlayan ölçütler şunlardır:
• Bebeğin altı her açıldığında olanak varsa hem külotu hem de bezi değiştiri­lir.
• İlgili bölge suyla ya da su ve köpürmeyen aynı zamanda dezenfektan da içeren bir sabunla yıkanır (çeşitli gerek­sinimlere yanıt verebilen pek çok türde sabun satılmaktadır).
• Bebeğin altı kirlenir kirlenmez değiş­tirilir.
• Pamuk bez kullanılıyorsa, yıkanması sırasında son durulama suyuna bir kaşık aseton eklenir.
• Ortam sıcaklığı uygunsa, bebeğin belden aşağısı çıplak bırakılır.

NASIL BİR BEZ KULLANILMALI?
Bir gün bebek bezlerinin “tarihi” yazı­lırsa uygarlık tarihinin ilginçlikte pek çok düşünce akımından hiç de aşağı kalmayan bir bölümü görülecektir.
Eski Mısır hiyerogliflerinde, bebek­lerin sıkıca kundaklandığı, kundak bez­lerinin de yüzyıllarca saklandığı görül­mektedir. Daha 50 yıl Öncesine değin bebeklerin iyice, sımsıkı kundaklanarak hareketsiz tutulması gerektiğine inanı­lır, bebek ne kadar hareketsizse o ölçü­de güvencede olduğu düşünülürdü.
Bez yıkama da hem karmaşık hem de saatler sürebilen bir işlemdi. Mikrop­lardan arındırmak için bezleri saatlerce kaynatmak gerekirdi.
Günümüzde bütün bu işlemler son derece kolaylaşmıştır. Üçgen bezler ya da daha pratik olan hazır bezler sayesin­de bu sorun büyük ölçüde çözülmüştür. Bir kez kullanıldıktan sonra atılan hazır bezler, bebeğin anatomik yapısına tam bir uyum sağlayarak vücuda külot gibi oturur. Üçgen bez kullanımı daha güç­tür. Bunlar kaimdir ve emicilikleri daha azdlr; ayrıca temizliklerine çok dikkat edilmesi gerekir.
Hazır bezler artık bez-külot özelli­ğini kazanmıştır. Son derece rahat, şık ve su geçirmez olan. plastik dış tabaka­ları, bebeğin duyarlı derisiyle temas et­meyecek biçimde üretilmektedir. Yol­culukta kullanılabilir, zamandan tasarruf sağlarlar.
Şimdi her iki tip bezi gözden geçire­lim: Üçgen emici bezler, bir önceki ku­şağın bebeklerini yeterince korumuştu. Bunlar yumuşak bir kumaştan yapılır ve bebeğin üstünü pisletmeden çişi sü­zerdi. Böylece ıslaklık dıştaki tabakaya geçerken, iç yüzeyleri kuru kalıyordu. Bebek için 8-10 tane bez yeterliydi. Bu­gün hâlâ bazı anneler ek korunma için bu bezleri kullanmaktadır.
Üçgen bezleri doğru konumda tut­mak için, kolaylıkla hazırlanabilen bir dizi desteğin kullanılması gerekmekte­dir; böylece bebeğin de ıslanması en­gellenebilir. Bu destekler pamuk doku­ma bezlerinin içine konan üçgen ya da dörtgen biçiminde gazlı bezlerden olu­şur.
Üçgen bezlerin içine konan üçgen gazlı bezler, ortalarındaki süngersi do-|ku sayesinde son derece emicidir; bu doku büyük miktarda idrarı emebilir. Bazı anneler bebeğin derisine sürtün­mesini engellemek için süngersi doku­yu dışa gelecek biçimde yerleştirir. Dikdörtgen gazlı bezler yalnızca ilk ay­larda kullanılır. Üçgen bezlerin içine koyularak emicilik özelliğini artırırlar.

Pamuklu bezler, üçgen ya da dört­gen gazlı bezlerle bir arada kullanılabi­lir. Bunlar bağcıklanyla (bebeğe batma tehlikesinden ötürü çengelli iğne kulla­nılmamalıdır) bebeğin göbeğine bağla­nır. Kullanılıp atılan bezler çeşidi bi­çimde ve kalınlıktadır. Bunların çoğu üstteki külota bağlanabilir. Yeni üreti­len biçimlerinde bez ve külot işlevleri birleştirilmiştir. Hazır bezler iki bölüm­den oluşur: İçte emme yeteneği son de­rece yüksek, liflerinden arındırılmış se­lüloz katmanı, dışta, yani deriyle temas eden bölümde de son derece yumuşak, emici bir petek doku bulunur; bu doku, kendisi ıslanmadan idrarın geçişini sağ­lar. Böylece, Özellikle geceleri birden fazla işemeden sonra bile bebeğin altı kuru kalabilmektedir. Hazır bezlerin kullanımı da son derece kolaydır; vücut anatomisine uygun biçimleri nedeniyle Öteki bezlere göre daha az şişkirüik ya­parlar. Ama esnek, yumuşak ve bebe­ğin bacaklarım sıkmayacak kadar geniş kenarlı olanlarım seçmeye Özen göster­mek gerekir.

KORUYUCU TEDAVİLER
Bebeğin sağlığına zarar veren tüm fi­ziksel (örneğin deride zedelenmelere yol, açabilecek sıkı ve sert çocuk bezle­ri) ve kimyasal (idrara bağlı pişikler) etkenlere karşı gerekli önlemler alın­malıdır.
İdrar ve dışkı birikmesi, derinin ye­terince hava alamaması ve plastik doku ile bağların uzun süre deriyle temas et­mesine bağlı olarak gelişen pişiklerin önlenmesi için bezler sık sık değiştîrilmelidir.
Çocuklar sık sık kendilerini tırmalar ya da bir yerlere çarparak yaralanırlar. Erişkinlerde derinin dışa dönük koru­yucu bir savunması vardır; içe dönük olarak da antikorlar bu işlevi görür. Oy­sa çocuklarda korunma işlevlerinin ye­tersizliği nedeniyle küçük yara ve sıyıklardan giren mikroplar kolayca jnemli enfeksiyonlara neden olabilir.

Bebeğe genellikle bir büyükmüş gibi davranılır ve derisinin yapısı ile korunmasının yetersiz olduğu göz ardı edilir; oysa sağlık bakımı ve zedelemelerin giderilmesi için bebeğin yapısına uygun ürünler kullanılmalıdır.
Sonuçta bebeği küçük bir erişkin gibi görmek yerine, bazı koruma süreçleri ile fizyolojik yapılardan yoksun, gelişme yolunda bir canlı olarak ele almak daha doğrudur.