Sohbet | Chat | Sohbet | Video | Haber | Mirc | Kadin | Cocuk |

Aylık Arşiv: Eylül 2009 - Page 3

Saç dökülmesi tedavisi öncesi yapılması gerekenler

Çoğu kadında bulunan hormonal bozukluklar saçların dökülmesine neden olur. Kadınlarda saç dökülmesi, cilt problemleri, aşırı kıllanma gibi fiziksel problemlerin görülmesi büyük ihtimalle hormonal bir problemin olduğuna işarettir. Hormonal problemlerin tespiti durumlarında yapılması gereken ilk eylem hormonal bir bilançonun yapılmasıdır. Bu bilanço ile vücutta eksik vitamin olup olmadığı tespit edilir. Bu tespit çok basit bir kan tahliliyle gerçekleştirilebilir. Eğer vitamin eksikliği varsa ya da hormonal bir bozukluk varsa onu düzeltmek için ilaç verilir. Eğer bir bozukluk yoksa başka sebepler araştırılır. Doktor saçınızın kalitesini kontrol eder ( çok ince, cansız, çok çatallı olup olmadığına bakar) ve yağlı mı, değil mi bakar. Eğer

çok yağlıysa anti sebum olan medikal bir şampuan yazabilir (en az 1 ay kullanılmalı). Çünkü yağlanma saçın oksijenlenmesini engelliyor, saçınız nefes almazsa ölür ve dökülür.Bu yüzden saçınızı en az haftada 2 kere yıkayın, sakın bazı kuaförlerde duyduğumuz “Saçınızı sık sık yıkamayın, daha çok yağlanır” sözlerine sakın kulak asmayın.

Eğer antisebum şampuanla da saçlarınızın dökülmesi devam ediyorsa tedavi kaçınılmaz demektir.
Geçici bir durum gibi görünen; stresten, mevsim değişikliklerinden veya yaşam kalitesi değişiminden kaynaklandığı sanılan saç dökülmeleri periyodik olarak devam ediyorsa mutlaka bir doktora başvurmalısınız.

Oruçluların karşılaştığı sağlık sorunları

İftarda ve sahurda birdenbire ve çok fazla yemekle mideyi doldur ani mide gerginliği, hem tansiyon yükselmesine hem de nörolojik hormonların hızlı salgılanmasına yol açar. İşte oruçluların Ramazan ayı boyunca en fazla karşılaştığı rahatsızlıklar ve bununla ilgili birkaç öneri… Kabızlık: Aşırı rafine gıda alan, az su içen ya da lifsiz beslenen oruçlularda görülebilir. Kabızlık nedeniyle hemoroid ve karın şişmesi de oluşabilir. Önlem olarak çikolata, pasta gibi rafine gıdalardan sakınılmalı, su içmeyi artırmalı ve lifli gıdalar alınmalı. Tansiyon düşmesi: Öğleden sonraları oruçlu insanlarda tansiyon düşmesi olabilir. Az sıvı alınması ve tuzsuz yenmesi tansiyon düşmesini artırabilir.

Baş ağrısı

Özellikle iftara doğru baş ağrısı görülebilir. Eğer düşük kan basıncı ile birlikteyse baş ağrısı ciddi olabilir ve iftar öncesi kusma yapabilir.

Kan şekerinin düşmesi

Halsizlik, titreme, kötü konsantrasyon, fiziksel aktivite yapamama, baş ağrısı, çarpıntı, kan şekeri düşmesinin sonuçlarıdır. Sahurda aşırı şekerli yemek ensülin salınımını artırarak gün içinde kan şekeri düşmesine sebep olabilir.

Mide yanması ve onikiparmak bağırsağı ülseri

Ramazan’da boş midede oluşan asit salgısının artması mide hastalıklarını ortaya çıkarabilir. Kahve, kola ve acılı yemekler de mide hastalarına olumsuz etkide bulunur. Özellikle mide şikayeti olanlar doktoruna danışarak oruç tutmalıdır.

Ramazan ayında kısıtlanması gereken durumlar

- Kızartmalar ve yağlı yiyecekler
- Çok şekerli yiyecekler
- Sahurda aşırı yemek yeme
- Sahurda çok çay içme (Çay daha fazla idrar oluşturur ve bazı değerli minerallerin idrarla kaybına yol açar).
- Sigara içmek
İftarda aşırı yemek yeme (İftarda az miktarda karın doyurulduktan sonra yatmadan 1 saat önce meyve suları, yoğurt veya daha hafif yiyecekler alınması uygun olur).

Hurma, badem ve muz

Şeker, fibrin, karbonhidrat, potasyum ve magnezyum kaynağı hurma; protein ve fibrinden zengin badem ve yine potasyum, magnezyum ve karbonhidrattan zengin muz, Ramazan’da yenmesi tavsiye edilen besinlerdir. Ayrıca, iftar ve sahur arasında mümkün olduğu kadar sıvı ve meyve suları içilmelidir. Böylece vücudun su ve elektrolit dengesi muhafaza edilmiş olur.

Şeker hastaları doktora danışmadan oruç tutmamalı

Türkiye’de sayıları 2,5 milyonu bulan şeker hastaları için Ramazan ayının özellikle dikkat isteyen ayrı bir boyutu var. Ensülin bağımlısı olan şeker hastaları, sürekli diyet ve egzersiz isteyen bir yaşam sürdürüyorlar. Oruç tutmak sağlıklı insanın metabolik dengesini değiştirmez.

Şeker hastaları için ise oruç tutmak sakıncalı olabilir. Ensülin bağımlısı bir diyabetik, enjeksiyondan 30 dakika sonra bir şeyler yemek zorundadır. Yapılan ensülinin günlük dozuna göre en az 5-6 öğün yemesi şart. Bunu yapmazlarsa, şeker düşüklüğü sonucu hayati tehlike söz konusu olabilir, oruç zorunlu olarak bozulur.
Şeker hastalarının diyetleri, ‘çok öğünlü yemek’ esasına dayanır. Özellikle şeker hastalarına oruç kesinlikle tavsiye edilmemeli. Şeker hastalığı olup olmadığını bilmeyenler, tok karnına şeker tahlili yaptırmalı.

Oruç, bir kilo verme yöntemi değildir

Oruç tutmak, sağlıklı insanlar için farzdır. Kesinlikle kilo verme yöntemi değildir. Zayıflamak için diyet yapan insan, Ramazan ayında da devam eder, ama kilo vermek için oruç tutan insanların kilo veremedikleri biliniyor. Hareket azaldığı için kilo vermeleri de zorlaşıyor. Aç kalarak yaptığımız tek şey, metabolizmayı zayıflatmaktır. Bu da tam tersi, zayıflamayı zorlaştırır.

Oruç tutup zayıflamak isteyenler çok ağır beslenmesinler. Bir iftar yemeği en az yarım saat sürmeli ve aşırı yükleme önlenmeli. Çünkü mideyle beyin arasında, tokluk hissi veren bilgi alışverişi 20 dakikada gerçekleşiyor. Ağır yemenin faydası burada. Kesinlikle yiyeceklere saldırmayın. İftardan birkaç saat sonra meyve yenebilir. İftarda kahvaltılık yendiyse, birkaç saat sonra ana yemek alınabilir.
Öneriler

İftar ve sahur arasında bol su içilmeli. Mümkünse çay ve kahve, yemeklerden yarım saat sonra içilmeli; açık ve şekersiz olmasına dikkat edilmeli. Sahura kalkmak ihmal edilmemelidir. En azından gece geç saatte bir şeyler yenilmeli. Yemekler iyi hazmetmek için sakin sakin yenmeli.

Stres, sindirimin bir numaralı düşmanıdır. Yemek yerken işinize ara verin. Tartışmaktan ya da işleri düşünmekten kaçının.

Sindirim ağızdan başlar. Yediklerinizin iyi hazmedilmesi için öncelikle ağızda iyi çiğnenmesi gerekir. Lokmaları iyice öğütünceye kadar çiğneyin. Lokmaları iyi çiğnemek yeterince tokluk duygusu vereceğinden, daha az yemek yemenizi sağlar. (Yemek yerken konuşmamaya çalışın. Hava yutmak, mide ve bağırsaklarda gaz oluşmasına neden olur). Böylece yemek sonrası mide rahatsızlıklarından da kurtarır.

Yemek yerken dik oturun. Rahat bir şekilde oturun; sırtınız dik olsun, bacak bacak üstüne atmayın. Böylece sindirim sisteminin daha rahat çalışmasını ve iyi hazmetmesini sağlarsınız

Sağlık için iftar sofrasına dikkat

Orucun detoksikan, yani toksinlerden temizleyici etkisi olduğu biliniyor. Oruç tutan insanlar, belirli bir şekilde beslendikleri için, organizma 1 ay boyunca dinleniyor. Bir anlamda sağlığına kavuşuyor. Oruç tutan insanların dikkat edecekleri birkaç nokta var. En önemlisi, iftarda ve sahurda birdenbire ve çok fazla yemekle mideyi doldurmamak. Ani mide gerginliği, hem tansiyon yükselmesine hem de nörolojik hormonların hızlı salgılanmasına yol açar. Az ve sık aralıklarla yemek en idealidir. Yemeklerin seçiminde ise, çok yağlı, çok tuzlu ve aşırı tatlı gıdalardan kaçınmak gerekir. Bunların yerine hazmı kolay, mide bağırsak sisteminde uzun süre kalacak lifli ve selülozlu yiyecek tercih edilmeli. Maddi imkânlar

el verdiğince iftar sofraları zeytin, hurma, çorba, sebze yemeği, meyve ve tatlıyla donatılır. Ağır tatlılar, reçeller, pastırma, sucuk, zeytin gibi tuzlu gıdalar, 14 saat aç kalmış bir mideye ağır gelir.

İftar sofrasında tadımlık türden yiyecekler olmalı. En iyisi hafif bir çorba, bir sebze yemeği, etli de olabilir; ama fazla yağlı olmamalı. Mutlaka yoğurt ve meyve tüketilmeli. İftarda yemeğe başlangıç için beyne doygunluk hissi veren çorba çok uygun bir yiyecektir.

Ramazan aynı zamanda çeşit çeşit tatlıların sofralarda mutlaka yerini aldığı bir zamandır; ama çok ağır ve yağda kızartılmış tatlılar yerine sütlü tatlılar tercih edilmeli.

İftarda yenen ağır yemekler yağa dönüşür İftardan sonra az az ve sık yenilmeli. İftardan sahura kadar geçen vakitte bir öğün eklenip hafif gıdalar alınabilir.

Gece metabolizma hızı düştüğü için iftarda yenen ağır yemeklerin çoğunun yağa dönüşme ihtimali yüksektir. İftara peynir, zeytin gibi basit yiyeceklerle başlanması, normal yemeğe ise iftar saatinden 1-1.5 saat sonra geçilmesi daha iyi olur.
Normal bir insanın günlük su ihtiyacı 2-2,5 litredir. O nedenle mümkün olduğu kadar 6-8 bardak kadar su, gece boyunca mutlaka tüketilmeli. Bunun yanında meyve suyu, ayran gibi sıvı içecekler de alınabilir. Bir diğer önemli konu ise, iftardan sonra ve dolu mideyle kılınan teravih namazı.

20 rekatlık bu namazı kılanlar için hayati tehlike söz konusu olabiliyor. Benim tavsiyem, oruç tutanların, yiyeceklerinin bir kısmını teravih namazından sonraya bırakmaları.

Ağız kokusu nasıl giderilir

Anormal ağız kokusu, sebep olduğu sosyal problemler yanında biyolojik problemlere de neden olabilir.Sosyal problem yanında biyolojik sorunlara da sebep olur Memorial Hastanesi İç Hastalıkları Bölüm Koordinatörü Prof. Dr. Yavuz Baykal “Ağız kokusunun nedenleri ve önlemenin yolları” hakkında bilgi verdi. Sağlıklı bireylerde sabah uyandığında ağızda çirkin bir koku bulunabilir. Bu hoş olmayan ağız kokusu günümüzde gelişmiş toplumlar da dahil olmak üzere bireylerde oldukça sık rastlanılan bir durumdur. Anormal ağız kokusu, sebep olduğu sosyal problemler yanında biyolojik problemlere de neden olabilir. Anormal ağız kokusu bireylerin sosyal yaşantılarında kendilerine olan güvenlerinin kaybedilmesine yol

Ağız bakımınıza özen gösterin

En önemli neden ağız hijyeni olduğundan, dil sırtında yerleşik olan bakteriyel birikimleri ortadan kaldırmak önemlidir. Bu nedenle birikim gösteren bakterileri kazıyıcı bir alet ile dil sırtının kazınması oldukça önemlidir.

Ayrıca antiseptik gargaralar bakterilerin yeniden birikip çoğalmalarını engelleyebilir. Sakız çiğnemek salyanın debisini ve yapışkanlığını artırarak, dil sırtına yıkama etkisi oluşturur ve bakteri çoğalmasını kısmen engeller.Çinko içeren gargaralar daha fazla uçucu sülfür bileşikleri bağlar ve bu yüzden ağız kokusu tedavisinde faydalıdır.

Uçucu sülfür bileşiklerini bloke eden diğer bir madde sodyum bikarbonatlı diş macundur. Hasta her gün diş fırçalamaya ve bu sırada dilini de fırçalamaya alışmalıdır. Özellikle dil kökünün sert ve güzel olarak fırçalanması gerekir.

Kötü ağız kokusunun kaynağı genellikle uçucu sülfür bileşikleridir

Ağız kokusunda altta yatan sebep çoğunlukla dil çıkıntıları arasına yerleşen bakterilerin oluşturduğu uçucu sülfür bileşikleridir. Kötü ağız kokulu bireylerde bu miktarlar çok daha yüksektir. Dil ucundan, dil köküne doğru gidildikçe bu uçucu sülfür bileşiklerinin miktarı artar.

Ağızda yerleşmiş olan bu bakteriler ağız kokusunun oluşmasında önemli rol oynar. Özellikle dilin en arka bölgesinde yerleşen mikroplar daha fazla koku yapar. Diğer taraftan, fazla sayıda bakteri, kötü hijyen, alkali ortam ve ağızda protein artıklarının bulunması kokuyu daha da artırır.

Ağız kokuları 3 başlıkta incelenir ve hepsinin tedavileri birbirinden farklıdır.

1. Normal ağız kokusu: Her sağlıklı birey sabah uyandığında sindirim kanalında biriken gazlar veya dil sırtında çoğalan bakterilerin oluşturduğu uçucu sülfür bileşikleri sebebiyle ağız kokusu duyabilir. Özellikle proteinden zengin yiyecekler (et, balık, yumurta) daha fazla ağız kokusuna neden olmaktadır. Dil sırtını fırçalamak ve sürekli olmamak şartıyla klorheksidin veya çinko içeren ağız gargaraları kullanmak ve sakız çiğnemek bu durumu azaltabilir.

2. Anormal ağız kokusu: Ağız kokusu olan hastalar diş hekimine ağız kokusu şikayetiyle müracaat etmeyebilir. Ağızlarındaki çirkin kokunun ya farkında değil ya da tolere etmektedirler. Bu hastaların ancak yüzde 25’i diş hekimine müracaat eder. Genellikle ağızlarındaki kokuyu kabullenmişler ve anormal ağız kokusundan farklı bir şikayet ile diş hekimine müracaat ederler.

Diş hekiminin uyarısı ile tedavi edilirler. Bazı hastalarda ise kendisinin değil, yakınlarının tespiti söz konusudur. Anormal ağız kokusu ağız içi veya ağız dışı kaynaklı olabilir:

Ağız nedenli olanlar: Ağız kokusunun sebeplerinin %87 si ağız içi kaynaklıdır. Bunların %51’i dil, %32 si diş ve dişeti, %17’si ise bunların karışımına bağlıdır. Çeşitli hastalıklara bağlı oluşan ağız kuruluğu da kötü kokuya neden olabilmektedir.

Ağız dışı nedenler: Bu sebeplere bağlı ağız kokusunun görülme sıklığı %13 olup, bunların %7’si kulak-burun-boğaz kaynaklıdır. Sindirim sistemi kaynaklı olanlar %1 civarındadır. En sık sebepler;

- Kronik bademcik iltihapları,
- Kronik sinüzit, burun polipleri,
- Kronik faranjit,
- Sindirim sisteminde darlık,
- Mide ülseri, helikobakter plori varlığı,
- Reflü hastalığı
- Sindirim kanalındaki iltihabi hastalıklar,
- Karaciğer yetersizliği
- Şeker hastalığı,
- Böbrek yetmezliği, üremi
- Akciğerin iltihabi hastalıkları (bronşektazi, apseler),
- Böbrek yetmezliği
- Sigara kullanımı

3. Psikosomatik ağız kokusu: Böyle hastalarda yakınma olmasına rağmen aslında gerçek bir anormal ağız kokusu yoktur. Böyle hastaları patolojik anormal ağız kokusundan ayırmak zordur.

Tedavi: Tedavi esas olan;

- Ağız hijyenine dikkat
- Nedenin ortadan kaldırılması
- Tedavinin süresi
- Hastanın tedaviye uyumu
- Hastanın tercihidir.