Sohbet | Chat | Sohbet | Video | Haber | Mirc | Kadin | Cocuk |

Aylık Arşiv: Mayıs 2010

Çiftler arası uyum!

Bu makalede bir ilişki kurarak bir araya gelen kişilerin, ilişkilerinde tatmin olmadıkları yönleri tedavi etmede kullanabilecekleri bazı iletişim teknikleri anlatılmaktadır. Öncelikle bilinmesi gereken şey şudur: “İlişkinizi hoş tutabilmeniz için yeni bir dile ihtiyacınız yok. Sadece biraz beceri ve becerikli olmaya biraz istek.”

Beden Dili

İnsanlar birbirleri ile çok farklı yollarla bağlantı kurarlar. Bu yollar her zaman direk yollar değildir. Beden dili doğrudan iletişim kurulmayan yolların başında gelir. Çoğu zaman karşınızdaki insanın bedenine baktığınızda sesini duymasanız bile, ne demek istediğini, ne hissettiğini anlarsınız. Örneğin karşınızdaki insan kollarını ve bacaklarını çaprazlamasına birbirine bağladı ve sizin karşınızda duruyorsa, aranızdaki ilişkinin çok iyi olduğu söylenemez. Bu içgüdüsel bir şeydir. Olumlu bir örnek: karşınızdaki kişi bacağıyla sizin bacağınıza hafifçe çarpıyorsa, gözlerinizin içine bakıyorsa sizden hoşlandığı anlamına gelir. Ayrıca kolunuzu ve sırtınızı okşuyorsa, dokunuyorsa, espri yapıyorsa size karşı sıcak hissettiğini düşünebilirsiniz. Öğrencilik yıllarımda bir fizyoloji çalışması duymuştum; insanların bulundukları ortamda hoşlandıkları birisi varsa burunlarında hafif ( hissedilmesi biraz zor ) bir gıdıklanma oluyormuş, kalabalık bir ortamda dahi bu duyum oluşuyormuş. Eğer bu araştırma doğruysa bu bulguyu da beden dili iletişimine dahil edebiliriz. Burnunuz gıdıklandığında etrafınıza sessizce bir göz atın!

Daha Açık Konuşun

Çoğu zaman karşımızdaki insanın daha çok ne demediğine odaklanırız ve bu tahminlerimiz üzerinden tartışmayı sürdürürüz. Eğer eşler zihin okuyabiliyorlarsa bunda bir sorun yoktur. Ancak kesin olarak biliyoruz ki zihin okumak normal insan yetileriyle yapılamayacak olağanüstü bir şeydir. Bu nedenle ilişkide bir zihin okuyucu gibi davranmaya çalışan eş, problemin önemli noktalarını kaybedebilir. Bu tutum durumun daha da kötüleşmesine neden olabilmektedir. Önerimiz; ortada olan, görünen şeyler üzerinden birbirinizle iletişim kurun. Kişiliklerinizi itham etmeyin.

Elbette uzun süre bir arada yaşayan insanlar birbirlerinin tutumlarını davranışlarını tanırlar, ne anlama geldiğini bilirler. Ancak ilişkide kötü giden bir şey varsa bu birbirini tanıma pek de işe yaramamaktadır. Çift terapisindeki tecrübeler göstermektedir ki, eşler arasındaki iletişim bozulduğu zaman tutum ve davranışların anlamlarını yanlış yorumlama artmaktadır.

Derinliklerinize Gidin

İyi bir iletişim ilişki için hayatîdir. Eğer en içerinizde olan duygu ve düşüncelerinizi eşinizle paylaşmazsanız aranızdaki muhabbet çabuk yıpranabilir. Eşinizle duygusal paylaşımlarda bulunun. Onun davranışlarına – küçük şeyler dahi olsa – karşı hissettiklerinizi ifade edin. Söylesem ne olur, söylemesem ne olur düşüncesinin sizi engellemesine izin vermeyin. Bu tür düşünceler basit ve sıradan gibi görünebilir ancak bu ve bunun benzeri onlarca düşünce bir araya geldiğinde insan ruhunda önemli bir yer tutmakta ve kişinin tutumlarını, davranışlarını şekillendirmektedir. Ne yazık ki bu durum gündelik yaşantıda fark edilmez.

Net Olun

Anlatmak istediğiniz her şeyi bütün açıklığı ile anlatmak çok kolay değildir. Bunu denemeye kalktığınızda bir sürü içsel engellemeyle karşılaşırsınız. Ancak çözüm bulmak demek bütün komplekslere rağmen engelleri aşmak demektir. Eşlerden birinin canını sıkan bir durum olduğunda, bu can sıkıntısını yargılamayın ( – nasıl böyle düşünürsün, yanlış düşünüyorsun gibi…), nedenlerini bulmaya çalışın. Eleştirici olmayan bir tutumla yaklaşın birbirinize. Tıpkı bebeklerinize, çocuklarınıza yaklaştığınız gibi. Hatta bazen bir birinizi yalnız bırakın. Bütün sıkıntı veren konular çözülmek zorunda değildir. Ancak ortaya gelmeyen konunun sürekli bir sorun kaynağı olmasına izin vermeyin.

İyi Bir Dinleyici Olun

Ön yargılar insanların birbirlerini dinlemelerindeki en büyük engellerdir. Çift terapisindeki hemen hemen bütün çiftlerde gözlenen ortak davranış şudur; “dinlememe ne gerek var, ne diyeceğini biliyorum” davranışı. Çözümün ve ilerlemenin önündeki en büyük engel bu tutumdur. Karşınızdaki insanın dilinden çıkan kelimelere şefkatle yaklaşın, birbirinize saygı gösterin ve dinleyin. Sadece dinlemek bile insanlarda ciddi tutum değişikliklerine neden olmaktadır.

Bireysel Farklılıklarınıza Saygı Gösterin

Bütün konularda hemfikir olduğunuz bir ilişki çatışmadan uzak gibi görünse de çok sıkıcıdır. Her gün aynı elbiseyi giymeyi basitlik olarak gören insan, her konuda aynı fikirde olmayı ise çok önemsemektedir. Bu apaçık şekilde insanın çatışmadan uzak durma isteği ile ilgilidir ki insan bunu kaldıramayacağını, bu çatışmalı durumla baş edemeyeceğini düşünür. Sorun çözme becerisi gelişmemiş, yaşam becerileri zayıf olan bir insanın isteğidir bu. Çatışma ilerleme için gerekli olan bir durumdur. Değerlerinizi zorlamayan, yaşantınızı ciddi anlamda zora sokmayan farklılıkları kabul etmeye çalışın.

Bütün bu becerileri bir anda edinmek mümkün değildir. Bu becerilerin sınırı yoktur ve geliştirilebilirler. Önemli olan başlamak için ertelememektir. Yinede unutulmamalıdır ki, başka derin psikolojik sorunlar varsa, kişilik ile ilgili daha derin çatışmalar varsa bu becerileri geliştirmek hiç de kolay olmayacaktır. Hatta bazı durumlarda bunu kendi kendine yapmak hiç mümkün olmayacaktır. Bu durumda bireysel ya da çift psikoterapisi danışanlara yardımcı olabilmektedir.

İlişkiniz kötüye gittiğinde Psikoterapiste gelmeden önce yapabilecekleriniz:

- Hiçbir zaman önemli bir tartışmayı akşam ya da gece saatlerinde yapmayın. Çünkü çok yorgun olacaksınız. Vücudunuz halsiz ve gergin olacak. Rahatsız olunan konuyu daha rahat ve dinlenmiş olduğunuz bir zamanda konuşun. Özellikle alkol ve benzeri maddelerin etkisi altında iken kesinlikle tartışmayın.

- Eğer ilişkide olduğunuz erkek duygusal yönden açılmaktan nefret ediyorsa, veya konuşmakta iyi değilse, tartışma esnasında sık sık bağırıyorsa 10 dakika kuralını çalıştırabilirsiniz. Bu kural tartışma konusunu sakin bir şekilde, bir arada tartışmaya oturmanızı ifade eder. Bu kurala göre her birinizin duygu ve düşüncelerini savunması için yada birbirinizin davranışları hakkındaki hislerinizi paylaşmanız için 10 dakikanız vardır. Eşler konuşma süreleri içinde birbirlerinin sözünü kesmemeli, yemin etmemeli, bağırmamalı, küfür etmemeli veya hışımla ortamı terk edip gitmemeli. İki eşte 10 dakikayı kullandıktan sonra isterse başka bir 10 dakika daha kullanabilir. Ancak bu tartışmanın 10 dakikalar boyunca sürüp gitmesine yol açmamalısınız. Söylemek istedikleriniz bitmemiş olsa bile süreyi çok uzatmayın. Özellikle erkek eşler, duygusal yönden kapalıysa, kendini açmıyorsa lafın uzayıp gitmesi onları sıkacaktır ve sabretme imkânları kalmayacaktır. Bu nedenle duygularını açmakta zorlanan erkeğe onunla sadece toplam kaç dakika konuşacağınızı söyleyin ve bu süreye gerçekten uyun. Bu sürenin sonunda birlikte bir şeyler yiyebilirsiniz.

- Durumdan çok hoşnut olmasanız da, her şey çok iyi gitmiyor olsa da birbirinize daha saygılı ve en önemlisi hoşgörülü olun. Tıpkı bir anne-baba gibi. Daha sık teşekkür edin.

Ne zaman bir terapiste gitmeniz gereklidir?

- Eşlerden birinin çok emniyetsiz tutum ve davranışları varsa veya kıskançsa ve bu ilişkiyi yıkıyorsa;

- Eşlerden biri veya ikisi de aşırı kaprisli ise ( kapris: düşüncesizce aşırı isteklerde bulunarak şımarmak, huysuzluk etmek )

- Duygularınızı birbirinize açamıyorsanız, düşüncelerinizi kavgaya varmadan tartışamıyorsanız, kavgaya varsanız bile birbirinizi affedemiyorsanız,

- Aynı konular sürekli olarak aranızda tartışma konusu oluyorsa,

- Eşlerden biri sürekli mutsuzsa,

- Seks yapmayı bıraktıysanız ( hiç yapmıyorsanız veya sizi rahatsız edecek derecede ara verdiyseniz )

Saçlar neden beyazlar!

Bu gamla, kederle, stresle açıklanabilir mi? Yoksa daha derin, kişisel olarak müdahale edemeyeceğimiz süreçler mi rol oynuyor saç beyazlamasında?

Saçlarımıza rengini veren pigment hücreleri saçın rengi ne olursa olsun, yaş ilerledikçe azalmaya başlar. Bu da beyazlaşmaya neden olur. Bu süreç bir çoğumuzu, isyana sürükleyen bir noktadır. Çünkü; kimilerimizin 50 yaşına dek saçına tek ak düşmezken; kimilerimiz, ailemizin diğer fertlerinde olduğu gibi, çok genç yaşta ağarmış saçlara mahkum oluruz.

Saçlarda da; bedenimizin geri kalanında olduğu gibi genetik mirasımız belirleyici rol oynar. Irsi olarak bazı ailelerde erkenden saç beyazlaması görülür..

Bununla beraber, genetik faktörleri bir yana bırakırsak; ne yazık ki birçok başka etken ve bizlerin yanlış uygulamaları da saçlarımızın sağlığını olumsuz yönde etkileyebilir. Saçın erken ağarmasından matlığa, saç dökülmelerinden kelliğe varan bir sürece neden olabilir. Saçlarımızda gelişen bir olumsuzluk da bir çok hastalıkta olduğu gibi erken teşhis edildiğinde daha kolay çözülür ve geri dönüş sağlanır. Saç ve saçlı derimizdeki sorunları erken fark etmenin yolu bunun normalde nasıl olması gerektiğini bilmekten geçer.

Bebeklerde 5. ay gelişimi!

Beş ay sonunda bebeğiniz doğum kilosunun yaklaşık iki katına ulaşmıştır. Gelişimi normal devam eden bebekler bu ay bittiğinde bir ayağını göbeğine kadar kaldırabilir.

Bebeğiniz muhtemelen artık yüzükoyun durumdayken sırtüstü dönebiliyordur. Bu dönemde sakın onu yüksek yerlerde tek başına bırakmayın, düşüp kendine zarar verebilir.

Bir elindeki nesneyi diğerine geçirebilir veya iki eliyle kavrayabilir. Her şeyi ağzına götürüp çiğnemeye çalışır. Bazı bebekler bu dönemde el parmakları gibi ayak parmaklarını da emerler.

Düşen bir nesneyi gözleri ile arar, fakat bir nesneyi sakladığınızı görse bile isterse onu bulabileceğini düşünemez.

Artık dudaklarını büzer, tükürür, agu’lar yapar ve dilini çıkartır. Sanki soru sorarmış gibi, çıkardığı seslerin son hecesinde sesini yükseltir. Basit heceleri çıkartabilir. Hatta “da-da” gibi iki heceli kelimeler kurar.

Bebeğinizi yüzükoyun yatırıp göğsünü bir yastıkla destekleyin ve biraz uzağına oyuncak koyarak, uzanması için cesaretlendirebilirsiniz.

Vücudunun kıvrımlı bölgelerinde isilik olarak bilinen kırmızılıklar oluşabilir. Böyle durumlarda onu mümkün olduğunca hafif giydirin ve sık sık yıkayın.

Bu dönemde bebekler doğum öncesi anneden aldıkları demir stoğunu tüketirler. İlave demir almaları gerekebilir, bu konuda doktorunuza danışmalısınız.

5. Ay Dönüm noktaları

FİZİKSEL: Çok rahatça vücudunu döndürür. Ayağını ağzına götürür ve ayak parmaklarını emer tek veya iki eliyle biberonu kavrayabilir.

SOSYAL: Dikkat çekmek ve sosyalleşmek için güler, sesler çıkartır. Oyuncağını almaya çalışan birine direnir. Yüz ifadelerini taklit eder.

ZİHİNSEL: Sessiz harflerle sesli harfleri bir araya getirir. Düşen bir nesnenin arkasından eğilip bakar Nesneleri tutup sallamak ve ağzına götürmek ister.