Sohbet | Chat | Sohbet | Video | Haber | Mirc | Kadin | Cocuk |

Kategori Arşivi Anne ve Çocuk

Hamilemiyim

Dikkat: Aşağıdaki yazının tüm hakları basılı yayın olarak saklıdır (© 28 Gün / Kadın Olmak-2003). Yazıyı veya yazının herhangi bir kısmını herhangi bir iletişim ortamında (internet, basın veya yerel ortamlar) kullanmadan önce Dr. Kağan Kocatepe’den izin almanız önerilir. Aksi durumlar 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na muhalefet anlamına gelir.

İşte soru : “Acaba hamilemiyim??” ; :-)

Bu soruyu kendinize ne zaman sorarsanız sorun aklınızda bulunsun: cevap almak kolay, ancak bu cevabı almak için harekete geçilmeli.

Sorunun cevabını nasıl alacaksınız?

Bazı belirti ve bulgular size bu sorunun cevabının “evet” olma ihtimalinin yüksek olduğunu gösterir. Bunlar:

Beklenen adetin başlamaması

Görülen adetin niteliklerinin normalden farklı olması (miktarın, adet görme zamanının, beraberinde oluşan belirtilerin, öncesinde oluşan belirtilerin farklı olması)

Memelerde dolgunluk, hassasiyet, memeucunda koyulaşma, memebaşında karıncalanma hissi

Karnın alt kısmında dolgunluk, şişkinlik ve bazen hassasiyet

Bulantı ve bazen kusma

Yorgunluk, uykuya eğilim, başdönmesi

Sık idrara çıkma

Vajina salgılarının artması

Bu belirtiler muhtemel bir gebeliğin habercisidir. Kesin bir gebelik varlığını göstermezler, zira başka durumlara bağlı da ortaya çıkabilirler. Kesin tanı için gebelik testi yapılmalı ve ultrasonda gebelik gözlenmelidir.

Kesin cevabı nasıl alacaksınız?

GEBELİK TESTLERİ

Gebelik rahimde (dış gebelik durumunda tüplerde ya da karın boşluğu gibi bir yerde) yerleştiği andan itibaren trofoblast hücreleri tarafından HCG (Human chorionic gonadotropin) adı verilen bir hormon salgılanmaya başlanır. Normalde kanda ve idrarda eser miktarda bulunan bu hormonun arttığının çeşitli testlerle gösterilmesi (HCG salgılayan tümörlerin olduğu çok ender durumlar hariç) vücutta bir gebelik olduğunun kesin kanıtıdır.

Kandaki ve idrardaki HCG seviyesinin bu hormona yapısal olarak çok benzeyen luteinizan hormon (LH) adlı yumurtlamadan sorumlu hormon ile karışmasını önlemek için HCG hormonunun beta fraksiyonu yani ß-HCG ölçümü yapılır.

İdrar testleri:

Kanda ß-HCG belli bir eşik seviyesine ulaştığında idrara çıkmaya başlar ve gebeliğin ilerlemesiyle idrardaki seviye artar. İdrarla yapılan gebelik testlerinin esası bu ß-HCG’nin varlığının ya da yokluğunun saptanmasına dayanır. Çeşitli testlerin hassasiyeti arasındaki farklılıklar idrardaki seviyeyi tanıyıp tanıyamamalarına bağlıdır.

Eczanelerde ya da evlerde hazır test kitleri yardımıyla uygulanan idrarda gebelik testlerinin güvenilirliği üretici firma tarafından her ne kadar %99 olarak belirtilse de yapılan çalışmalar özellikle adet gecikmesinin 10 günden daha az olduğu durumlarda hata oranının %50′lerde olabileceğini göstermektedir (“Hata” genellikle testin hassasiyetinin düşük olması nedeniyle varolan bir gebeliği saptayamaması şeklinde olmaktadır. Ancak tam tersi de mümkündür).

Laboratuvarda uygulanan idrarda gebelik testleri ise adet gecikmesinin beşinci gününden itibaren güvenilir sonuç verebilmektedir. Bu testler daha düşük hormon seviyelerini tanıyabilen ve bu yüzden de hazır test kitlerine göre daha hassas olan testlerdir.

Kan testi (beta HCG):

İdrar testleri ß-HCG’nin varlığını ya da yokluğunu saptayabilirken kan testleri ß-HCG’nin kandaki seviyesini saptarlar. Böylece hormon salgısının başladığı en erken dönemlerde, henüz adet gecikmesi bile olmadan kanda ß-HCG seviyesi saptanarak gebeliğin tanısı konabilir, ya da gebelik oluşmadığı yönünde kesin karar verilebilir.

ULTRASONLA GEBELİK TANISI

Adet gecikmesi bir haftayı geçtiğinde gebelik testi yapılmaksızın vajinal ultrasonla gebelik tanısı konabilir. Abdominal (karından bakılan) ultrasonla ise adet gecikmesi en az 10 gün olmalıdır.

Eğer gebeyseniz size şimdiden iyi bir gebelik dönemi, iyi bir doğum ve oğlumuz Batuhan gibi güzel bir bebek (veya bebekler) dileriz.

Anahtar Kelimeler: Hamilemiyim, gebelik testi, bebek, bebek dogurma, gebelik testleri, cocuk dogumu, anne sancısı, anne olmak, kadın doğum, kadın hamilelik dönemi,

Kordon Kanı Bankacılığı

Kordon kanı saklama, kordon kanı bankası, kordon kanı bankacılığı, kordon kanı dondurma, kordon kan bankası, kan bankacılığı, kadınların dogum sonrası kordon kan bankacılıgı,

Kordon kanı bankacılığı

Son yıllarda doğumları takiben toplanan kordon kanları bu amaçla kurulan bankalarda saklanmaktadır. Gittikçe yaygınlık kazanan bu işlemi ülkemizde de bir kısım yabancı şirketlerin temsilcilerinin yapmaya çalıştıkları bilinmektedir.

Hücreler diğer hücrelere dönüşebilme kapasitesi açısından totipotent, multipotent yada pleuropotent hücreler olarak ayrılmaktadır. Totipotent hücreler her türlü hücreye dönüşebilme kapasitesini taşıyan hücreler olup kök hücreler (stem cell) bu özelliktedir.

Klonlamayla Kök Hücre elde edilmesi;

Kök Hücrelerden Diğer Dokuların Elde Edilmesi;

Kök hücreleri İVF laboratuarlarında kolayca zigottan, blastosistin iç hücre yumağından , fetustan yada nükleer transfer yapılan (klonlama) somatik insan hücrelerinden yapılacak hücre kültürlerinden elde edilebilirler. Kordon kanındada çok sayıda toti yada pleuropotent kök hücresi bulunmaktadır. Kordon kanında mevcut çekirdekli hücreler arasında daha az matur T lenfosit bulunur. Bu immünolojik immaturite kök hücreleri verildiğinde oluşacak akut ve kronik GVH reaksiyonlarını da azaltmaktadır. Kordon kanının içindeki kök hücrelerin hemen hazır olması, donör için bir risk taşımaması ve acısız biçimde kolayca alınması, düşük enfeksiyon oranı (% 1-2) ,bebeğin aile öyküsünün bilinmesi gibi nedenlerle bugüne kadar kök hücre elde etmede kullanılan kemik iliği örneklemesine göre önemli avantajlar taşımaktadır. Yine Kordon kanı kök hücreleri daha hızlı prolifere olup, hücre cycle oranları daha yüksektir yani Hematopoezi sağlamada yetişkin kanından daha etkindir. Kemik iliğine göre pek çok hastalıkta yaşam oranı daha yüksek, transplant komplikasyonları düşük, ikizler ve aile üyeleriyle HLA uyumu daha yüksektir. Kordon kanı kök hücreleri transplantasyon öncesi özel işlemler gerektirmez ve transplantasyonda başarı % 80 dir.

Kordon kesildikten sonra bir iğneyle vene girilip serbest akımla torba doldurulur. Serbest akımla ortalama 70 cc , şırıngayla çekilerek 85 cc kordon kanı elde edilmektedir. Kanın alınması ortalama 5-7 dakika sürmektedir. Term plasentadanda özel tekniklerle alınarak kök hücreler elde edilebilir . Alınan kordon kanı soğukta kordon kanı bankasına taşınır. Gelen kanda sırasıyla 1-Hacim tespiti 2- Çekirdekli hücre sayımı 3- Sterilizasyon 4- Annedeki enfeksiyonların taranması ( ABO/Rh , ALT, Chol, RPR , Antikor taraması , HIV-1/2, HTLV-I/II (Human T-Lymphotropic Virus Tip I & II), HbsAg ,HIV-1 p24, HBC ,HCV, CMV ,NAT-HCV ) 5-Kordon kanı özel tüpler içerisinde yada toplama torbaları içerisinde, sıvı nitrojen içinde dondurularak -196 derecede saklanır. Saklama süresi sonsuzdur

Kordon kanındaki kök hücrelerle aşağıdaki hastalıkların tedavisi mümkündür;

Akut lösemi (Acute Biphenotypic Leukemia,Acute Lymphocytic Leukemia (ALL), Acute Myelogenous Leukemia (AML), Acute Undifferentiated Leukemia )

Kronik lösemiler (Chronic Lymphocytic Leukemia (CLL), Chronic Myelogenous Leukemia (CML), Juvenile Chronic Myelogenous Leukemia (JCML) ,Juvenile Myelomonocytic Leukemia (JMML)

Myelodisplastik sendromlar (Amyloidosis, Chronic Myelomonocytic Leukemia Refractory Anemia (RA), Refractory Anemia with Excess Blasts, Refractory Anemia with Excess Blasts in Transformation (RAEB-T),Refractory Anemia with Ringed Sideroblasts (RARS))

Kök hücre hastalıkları (Aplastic Anemia (şiddetli) ,Konjenital sitopeni ,Dyskeratosis Congenita, Fanconi Anemisi ,Paroksismal Nocturnal Hemoglobinuria (PNH)

Myeloproliferatif hastalıklar (Akut Myelofibrosis ,Agnogenic Myeloid Metaplazi (Myelofibrosis), Esansiyel Thrombositemi ,Polisitemia Vera )

Lenfoproliferatif hastalıklar ( Hodgkin’s Disease, Non-Hodgkin’s Lymphoma , Prolymphocytic Leukemia )

Fagositik hastalıklar (Chediak-Higashi Syndrome , Chronic Granulomatous Hastalık , Neutrophil Actin Deficiency, Reticular Dysgenesis )

Konjenital immün sistem hastalıkları (T & B hücre yokluğu SCID , T hücre yokluğu, Normal B hücreleri SCID, Ataxia-Telangiectasia , Bare Lymphocyte Sendromu, Yaygın ,değişken Immun yetmezlik , DiGeorge Sendromu, Kostmann Sendromu , Leukocyte Adhesion eksikliği , Omenn’s Sendromu, Şiddetli kombine Immun yetmezlik (SCID) , Adenosine Deaminase eksikliğiyle giden SCID .Wiskott-Aldrich Sendromu, X-Linked Lenfoproliferatif hastalıklar )

Kalıtsal eritrosit bozuklukları ( Beta Thalassemia Major , Blackfan-Diamond Anemia, Pure Red Cell Aplasia, Sickle cell Disease )

Histiositik hastalıklar ( Familial Erythrophagocytic Lymphohistiocytosis, hemophagocytosis, Histiocytosis-X , Langerhans’ Cell Histiocytosis )

Lipid depo hastalıkları (Adrenoleukodystrophy, Gaucher’s Hastalığı , Hunter’s Sendromu (MPS-II), Hurler’s Sendromu (MPS-IH), Krabbe Hastalığı , Maroteaux-Lamy Sendromu (MPS-VI), Metachromatic Lökodistrofi, Wolman hastalığı ,Morquio Syndrome (MPS-IV), Mucolipidosis II (I-cell Disease), Mucopolysaccharidoses (MPS)

Niemann-Pick DiseaseSanfilippo Syndrome ,Scheie Syndrome (MPS-IS),Sly Syndrome, Beta-Glucuronidase Deficiency (MPS-VII) )

Kalıtsal trombosit bozuklukları (Amegakaryocytosis, Konjenital Thrombositopeni

Plazma hücres,i hastalıkları ( Multiple Myeloma, Plasma Cell Leukemia, Waldenstrom’s Macroglobulinemia )

Diğer kanserler ( Beyin tümörleri, Meme Kanserleri, Ewing Sarkomu, Neuroblastoma, Over kanserleri, Renal hücreli karsinoma, Küçük hücreli akciğer kanseri ,Testis kanseri )

Otoimmün hastalıklar (Evan Sendromu ,Multiple Sclerosis (deneysel), Rheumatoid Arthritis (deneysel) ,Sistemik Lupus Erythematosus (deneysel))

Diğer kalıtsal hastalıklar (Cartilage-Hair Hypoplasia,Ceroid Lipofuscinosis , Congenital Erythropoietic Porphyria, Glanzmann Thrombasthenia ,Lesch-Nyhan Syndrome, Osteopetrosis, Tay Sachs Disease )

İleride kök hücresi kullanımı ihtimali olanm hastalıklar (Alzheimer’s Disease Diabetes ,Kalp hastalıkları, Karaciğer hastalıkları, Muscular Distrofi ,Parkinson’s Hastalığı, Spinal Kord Yaralanması ve İnme )

Kordon kanı bankacılığı görüldüğü gibi önümüzdeki yıllarda büyük gelişmelere açık ,Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanlarının doğrudan içinde yer aldığı bir alandır.

Annelik hüznüBirçok kadın doğum yaptıktan sonra duygusal değişimler yaşar. Pekçok yeni annenin doğumdan sonraki 2 hafta içinde sık sık ağladığı, duygusal inişler çıkışlar yaşadığı, endişe hissettiği ya da karamsarlığa kapıldığı görülür. Bu duygular doğumdan sonra aniden meydana gelen hormonal değişimlerden kaynaklanır.

Annelik hüznüBirçok kadın doğum yaptıktan sonra duygusal değişimler yaşar. Pekçok yeni annenin doğumdan sonraki 2 hafta içinde sık sık ağladığı, duygusal inişler çıkışlar yaşadığı, endişe hissettiği ya da karamsarlığa kapıldığı görülür. Bu duygular doğumdan sonra aniden meydana gelen hormonal değişimlerden kaynaklanır.

Doğumun hemen ardından vücuttaki östrojen hızlı şekilde düşer. Bu durum ateş basması, depresif semptomlar ve konsantre olmakta zorlanma gibi etkiler yaratır. Hormonal değişimin yanında; doğumun getirdiği yorgunluk, bebekten kaynaklanan uykusuzluk, anne olma sorumluluğunun yarattığı gerginlik, bebeğin sağlığı hakkında duyulan endişeler ya da annelik duygularından emin olamamanın yarattığı sorgulama gibi faktörler de eklenince duygusal zorlanma artar. Bu nedenle yeni annelerin yüzde 80’i annelik rolünde uyumlanırken annelik hüznü denilen üzüntü durumunu yaşar. Bebek sahibi olmayı herkes bir kazanım olarak görürken, yeni annenin hissettiği kayıp duygusunu açığa vurması zordur. Ama bu duyguları saklaması, yeni annenin psikolojik sağlığı açısından risk faktörü oluşturur. Anne gerçekten bebekten sonra bazı kayıplar yaşar; önceden sahip olduğu kimlik algısına, bedenine, düzenli yaşamına, vaktine ve uykusuna artık sahip değildir. Bu sebeple belli bir oranda yaşanan üzüntü tepkisi normaldir ve beklenmelidir.

ANNELİK HÜZNÜ NE ZAMAN DOĞUM SONRASI DEPRESYONA DÖNÜŞÜR?
Ancak duygusal zorlanmalar ciddileşmeye başlar, doğumu takip eden 2 haftadan daha uzun sürer ya da daha geç ortaya çıkar ve 2 haftadan fazla sürerse; bu durum doğum sonrası depresyonun göstergesi olabilir.

Çoğu yeni anne, doğum sonrası hissettiği depresif durumdan söz ettiğinde ya çevresi tarafından hiç anlaşılmaz ya da bunun normal ve beklenen bir şey olduğu şeklindeki geçiştirmeyle karşılaşır. Her iki yaklaşım da yanlıştır. Maalesef doğum sonrası yaşanan duygusal bozukluklar, çoğu zaman aile, arkadaşlar ve sağlıkçılar tarafından farkedilmez.

Oysa bazı istatistiklere göre doğum sonrası depresyon her 10 anneden 1’inde görülüyor. Eğer anlam veremediğiniz ağlamalarınız, melankoli şeklinde sürekli bir duygu durumu haline gelmeye başlıyor, korku ve endişeleriniz artıyor, üzüntünüz ya da paniğiniz bebeğinize ve kendinize bakma becerinizi negatif etkiliyorsa, profesyonel yardım almanın zamanı gelmiş demektir. Özellikle doğum sonrası bozukluklar üzerinde uzmanlaşmış bir psikiyatriste başvurmalısınız. Terapi, destek grupları ve antidepresan ilaçlardan biri ya da birkaçı mutlaka işe yarayacaktır.

Doğum sonrası depresyonun ilerlemiş durumlarında aşırı korku hali, 48 saatten fazla süren uykusuzluk, bebeğe zarar verme endişesi ve intihar düşüncesi gibi semptomlar görülür. Annenin bu semptomlar karşısında hissettiği gerginlik, korku ve utanç duygusu yardım aramasına engel olabilir. Doğum sonrası depresyon ciddi bir konudur, ama tedavi edilemez değildir. Doğru tıbbi yardımla iyileşme sağlanacağı kesindir. Hem annenin hem çevrenin doğum sonrası depresyon hakkında önceden bilgi sahibi olup bilinçli davranması koruyucu bir faktör olacaktır.

BEDENİNİZİ SEVİN!
Çoğu kadın için bedeniyle barışmak ve onun için mutlu olmayı başarmak, yaşam boyunca karşılaşılan en büyük mücadelelerden biridir. Bebek sahibi olmak bedeninizin anlamını yeniden gözden geçirmek, değerini fark etmek ve bedeninize karşı eleştirel olmak yerine onunla barışıp ona saygı duymak için mükemmel bir fırsattır. Annelik oldukça fiziksel bir iştir. Hamile bir kadının vücudu bebeği besler, korur, onun yaşam alanı olur. Anne olunca vücut süt üretir, bebeği beslemeye, korumaya devam eder. Kollarınız, bebeğinizin kendini güvende hissedip sakinleşmesini sağlayan tek yer haline gelir. Bebeğiniz bedeninizin kokusunu bilir ve bu kokuya her şeyden çok ihtiyaç duyar. Aynı bebeğiniz gibi siz de bedeninizi sevmeyi ona hayranlık duymayı unutmayın.

Sevgilim evlenmek istemiyor mu?

Sevgilim evlenmek istemiyor mu?

İlk görüşte aşık olarak beş yıl önce başlayan çok güzel bir aşkımız var, birbirimizi ufak tefek şeyler dışında hiç kırmadık. O da bende çok seviyoruz birbirimizi, o 25 bense 24 yaşında olmamıza rağmen evlenmemiz nerdeyse hayal. Beni
benimsememiş belli ki, evliliğin hayalini nadir kurar, gelecekle ilgili hayal kurmaz ve bu konuyla ilgili konuşmayı sevmez. Ben konuşunca bütün güzel şeyleri içimde öldürür. Beş yıl oldu artık çevremde bekar kalmadı herkes ya evli ya da
nişanlı. Biz hala adı konmamış.. Ben onun nesiyim anlamadım. Daha önce bunun tarışmasını yaptım ve ağlaya ağlaya ona kendisine artık benimle gelecek kurmasını istemediğimi, kendisine başka yol çizmesini söyledim. Ağlaya ağlaya
gecenin bi yarısı kapıma geldi, bensiz olamayacağını, ne istersem yapacağını, bizim de nişanlanıp evleneceğimizi söyledi. Affettim, ama onun ailesinin yanına gittiğimde yine ne sıfatım belli ne bişey. Annesi beni gelini olarak kabul edemedi bi
türlü nedense, bana yaklaşımları çok iyi, hiçbi sorun yok, ilgili ve sevecenler ama iş adını koymaya gelince ne olduğum belli değil. Bu kadar rahat bi aile olamaz ya, çok şey mi istiyorum, bende kendi evim yuvam olsun, sevdiğim kişi eşim
olsun istiyorum. Bebek ve çocuklara içim gidiyo, bakıp kalıyorum, gözyaşlarım içimde donup kalıyor. Çünkü ben bırakın çocuğu, evlenmenin bile hayalini kuramıyorum. Herkes mutlu sanıyo, çünkü dışarıdan bakınca mükemmel bir ilişki, ama
öyle değil işte.. İçime atıyorum sürekli.. Bıktım artık, gemileri yakıp gidicem gibi görünüyo. Biliyorum ayrılık çok zor olacak, birbirimizi gerçekten seviyoruz biliyorum ama böyle beklemek beni öldürüyo. Çok şey mi yaa beni sahiplensin istiyorum
artık.. Sadece aşkı sevgilisi değil; nişanlısı, eşi olmak istiyorum.. Evlilik ne zaman diye soranlara yalan kıvırıp durmaktan bıktım.. Allahım napcam ben yaa.. Onu seviyorum o da beni seviyor ama nedense ileri adım atmaya cesaretsiz, isteksiz..
Oysa benim içim yaralı bu yüzden.. Ne yapayım ben şimdi yaa?????

Etiketler
evlenmek istemek,çekip gitme, emin olamamak