Sohbet | Chat | Sohbet | Video | Haber | Mirc | Kadin | Cocuk |

Kategori Arşivi Bebek saglıgı

Bebeklerde sarılık nasıl anlaşılır, belirtileri ?

Yeni doğan bebeklerde sarılık hastalığı nasıl anlaşılır, belirtileri nelerdir?  Yeni doğan bebekte sarılık bebeğin cildinin ve göz aklarının sarı olmasıdır. Bu sarı rengin sebebi kandaki bilirubin adı verilen sarı pigmentlerdir. Bilirubin vücut tarafından atılamaz ise kanda birikir ve bebeğin cildinde sararma görülür.

Yeni doğan bebekte sarılığın sebepleri nelerdir.

Bu konuda 4 ayrı sebep sayılabilir.

1- Fizyolojik sebepler: doğumdan hemen sonra bir iki gün içinde görülen sarılıktır. bebeklerde karaciğerin tam olgunlaşmamış olması nedeniyle bilirubinin yeterince atılmamasından kaynaklanır. bir hafta içinde kendiliğinden kaybolur. bebeğe her hangi bir zazarı yoktur.

2- Yetersiz anne sütü alımına bağlı sarılık: anne sütünü yetrsiz alan bebeklerde görülebilir ve biraz daha şiddetlidir. anne sütü artırılmalı bebek daha fazla emzirilmelidir.

3- Fazla anne sütü alımına bağlı sarılık: bu tip sarılık anne sütü alana bebeklerin yüzde 1-2 sinde görülebilmektedir. anne sütü içindeki özel bir maddeye bağlı olarak gelişir ileriki günlerde kendiliğinden kaybolur. genellikle zararsızdır.

4- Kan uyuşmazlığına bağlı sarılık:  kan uyuşmazlığına bağlı sarılık bebeklerde ölümle sonuçlanabilecek bir rahatsızlıktır. annenin kanı Rh neğatif bebeğinki Rh pozitif ise kan uyuşmazlığı vardır. Bu durum ilk yapılan doğumdan veya düşükten sonra gerekli müdaheleler y

Bayramda Ağır Yemeklerin Yanında Alkol Kullanmayın!

Bayramda Ağır Yemeklerin Yanında Alkol Kullanmayın!
Sağlığa negatif etkileri dışında, kilo artışına neden olabilen alkol hakkında tüm gerçekleri şimdiden inceleyelim.

Alkol, sağlığa negatif etkileri dışında kilo da aldırır.

Alkol merkezi sinir sistemini baskılayarak sakinleştirir ve bilinç durumunu da değiştirir. Çok fazla içildiğinde alkol öldürücü bir zehir olabilir.

Alkol, bir gram yağın içerdiği kaloriden biraz daha az kalori içerdiğinden teknik olarak bir besin maddesidir. Ne yazık ki milyonlarca insan aşırı miktarlarda alkol tüketmektedir.

İnsanların büyük çoğunluğu genç yaştan başlayarak alkol kullanmaktadır.

Alkolizm önemli bir sosyoekonomik ve halk sağlığı sorunudur.

Alkol nedeniyle oluşan üretim kaybı ve sağlık harcamaları milyarlarca lira tutmaktadır.

Kazalara bağlı ölümlerin, intiharların ve cinayetlerin yarısından fazlası ve trafik kazalarına bağlı ölümlerin yarısından biraz daha azı alkolle ilişkilidir.

Alkole bağlı iş kazaları, yaralanma ve hastalıklar nedeniyle oluşan iş günü kayıpları, mali kayıpların doğrudan görünmeyen bölümüdür.

Merkezi sinir sistemini baskılayan etil alkol sizi gevşetir ve beyindeki kontrol merkezlerini de baskıladığı için kendinizi kontrol etme yeteneğiniz azalır. Ne kadar çok içerseniz o kadar sakinleşirsiniz. Fazla alkol alırsanız konuşmanız ve kaslarınız arasındaki bütünlük bozulabilir.

Aşırı miktarda alınan alkol uykuya ve bazı durumlarda beyindeki yaşamsal merkezleri ileri derecede baskılayarak, yaşamı tehdit eden bir komaya neden olabilir.

Alkolün büyük bölümü ince bağırsaktan emilse de ağız, yemek borusu ve midede de az miktarda emilebilir. İnce bağırsaktan emilen alkol miktarı çeşitli faktörlere bağlıdır. Eğer mideniz boşsa alkolün büyük bir bölümü hızla emilerek kana geçer. Mide ve ince bağırsakta, özellikle büyük parçalı ve yağlı besinlerin bulunması mideden boşalmasını ve böylece alkolün emilmesini yavaşlatır.

Alkol kana geçtiğinde hızla bütün vücuda dağılarak, hücre içi de dahil su bulunan her yere taşınır. Alkolün zehirleyici etkisinden bu dağılım sorumludur. Alkol, hamile kadınlarda bebeğe ve emziren kadınlarda anne sütüne geçer. Alkol hemen hemen tümüyle vücudumuzda yakıt olarak kullanılsa da az miktarı idrar ve solunum yoluyla da atılır.

Vücudunuz alkolü diğer besinleri kullandığı gibi kullanır. Enerji sağlamak için alkol karaciğerde yakılır. Bir gram alkol yakıldığında 7 kalori oluşur. Alkol yüzdesi 2 olan 120 mi şarap, 360 ITII bira veya alkol derecesi (proof) 100 olan 30 mi içki sadece alkol içerikleriyle yaklaşık 80 kalori verir.

Bira ve tatlı şarabın şeker ve karbonhidrat içerikleri, ek kalori verir. Vitamin, mineral veya protein gibi önemli besin maddelerini içermediği için alkolün besin değeri çok azdır. Kronik (uzun süreli) alkoliklerin beslenmesi çoğu kez yetersizdir. En sık tiamin (B1 vitamini), riboflavin (B2 vitamini), niasin, Folik asit, pridoksin (B6 vitamini), magnezyum, potasyum ve çinko yetersizliği görülür.

Doktorlar bir zamanlar uzun süreli alkol kullananlarda sık görülen karaciğer hasarının (karaciğer yağlanması ve siroz) nedeninin alkolün beslenme üzerindeki etkisi olduğunu düşünüyorlardı.

(Karaciğer büyümesi ve siroz bölümlerine bakınız) Ancak bugün alkolün zehirleyici etkisinin doğrudan karaciğeri harap edebileceği bilinmektedir

Bıngıldak kapanması

Bıngıldak tedavisi, bıngıldak kapanması, bıngılsak, bıngıldak nedir, bıngıldak hastalıgı,

Memorial Suadiye Polikliniği Pediatri Bölümü’nden Uzman Dr. Selase Koç Sansar, “Çok sert bir darbe almadıkça bıngıldağa dokunmanın bebeğe hiçbir zararı yoktur. Bıngıldak sanıldığı kadar hassas ve az korunaklı bir bölge değildir.” diyerek bıngıldak konusunda bilgiler veriyor.

Bıngıldak nedir?
Uzm. Dr. Selase Koç Sansar: Beyin dokusu kendini saran beyin zarları (meninksler) ve kafatası ile korunur. Kafatası birden fazla kemikten oluşmuştur. anne karnındaki dönemde bu kemikler arasında birleştirici hatlar (suturlar) ve bıngıldak adı verilen baklava dilimi şeklinde bölgeler vardır. Kısacası bıngıldak kafa kemiklerinin birleşme noktalarının arasındaki bağ dokudan oluşmuş bölgedir. Doğumdan önce 6 tane olan bıngıldağın genelde doğum öncesi 5 tanesi kapanır. Doğum sonrası sadece ön bıngıldak mevcuttur.

Bıngıldak neden oluşur?
Uzm. Dr. Selase Koç Sansar: Kafa kemikleri arasındaki boşluk bıngıldak bağ dokusundan oluşur. Üstü saçlı deri ve deri altı yağ dokusu ile kaplıdır.
Bıngıldağın bebekteki işlevi nedir?
Uzm. Dr. Selase Koç Sansar: İlk 2 yılda çok hızlı olan beyin büyümesine kafa kemiklerinin büyümesi uyum sağlayamaz. Bu yüzden kemikler arası birleşme yerleri (suturalar) ve bıngıldak sayesinde kafa büyür ve beyin dokusuna zarar gelmez. Kafa içinde gelişebilecek ani basınç ve hacim değişimlerinde kafa kemikleri esnek olmadığı için genişleyemez. Bıngıldak sayesinde yan etkiler azalabilir.

Bıngıldağın ne kadar zamanda kapanması gerekir?
Uzm. Dr. Selase Koç Sansar: 12-18 ay civarında kapanır. Çok nadiren bazı çocuklarda arka bıngıldakta açıktır, en geç 3 ay içinde kapanmalıdır.Bıngıldağın erken kapandığı durumlarda genelde suturalar aracılığı ile baş büyümesi devam etmektedir.Böyle bir durumda sık aralıklarla baş çevresi ölçülmelidir.

Bıngıldağa dokunmak bebeğin beynine zarar verir mi?
Uzm. Dr. Selase Koç Sansar: Çok sert bir darbe almadıkça bıngıldağa dokunmanın bebeğe hiçbir zararı yoktur. Bıngıldak sanıldığı kadar hassas ve az korunaklı bir bölge değildir. Çok ağır bir darbe olmadıkça hafif çarpma türü darbelerde hasar görmez.bıngıldak kapanması Bıngıldak Kapanması, Bilgiler

Bıngıldakta hangi değişimler normaldir?
Uzm. Dr. Selase Koç Sansar: Nefes alıp verme ve ağlama sırasında bıngıldakta şişme normaldir.

Bıngıldakla ilgili tehlike sinyali veren durumlar nelerdir?
Uzm. Dr. Selase Koç Sansar: İshal, kusma gibi vücudun sıvı kaybına neden olan durumlarda bıngıldakta çökme meydana gelir. Bu sıvı kaybının ciddi olduğunu gösterir. Bıngıldakta şişme ise menenjit dediğimiz beyin zarı iltihapları ve kafa içine ait yer kaplayıcı lezyonlarda (tümör gibi) ve hisrosefali dediğimiz beyin omurilik sıvısının arttığı durumlarda olur. Mutlaka erken müdahale gerektiren bu durumlarda çocuklar zaten başka bulgular ile de sağlıksız görünürler, bu yüzden tamamen sağlıklı olan çocuklarda bu ihtimaller çok düşüktür.

Bıngıldak nasıl kontrol edilir?
Uzm. Dr. Selase Koç Sansar: Kemik doku çok sert bıngıldak daha yumuşak olduğu için baş bölgesini alından arkaya doğru normalden biraz daha fazla basınçla okşarsak saçlı deri altında bıngıldak hissedilebilir. Baklava dilimi gibidir. Yaş ilerledikçe küçülür. Bıngıldağın her aylık rutin hekim kontrolünde muayenesi yapıldığı için ateş, kusma, ishal vs gibi başka hastalık bulguları olmadığı sürece aile tarafından kontrol edilmesine gerek yoktur.

İLETİŞİM ÇAĞI, ASLINDA İLETİŞİMSİZLİK ÇAĞI MI

İLETİŞİM ÇAĞI, ASLINDA İLETİŞİMSİZLİK ÇAĞI MI?
Can kulağıyla dinlemek için karşımızdakini peşinen yargılamamalı, açık olmalıyız.

İletişim çağında yaşıyoruz.(!) Çocuklar bile yolda, sokakta karşılaştıkları, arkadaş olmak istedikleri insanlardan msn lerini istemekle başlıyorlar iletişime.
Evde iki lafımızı dinlemekten sıkılan, konuşmamasından yakındığımız kardeşlerimiz, çocuklarımız, arkadaşlarımız, internette msn, Facebook, forum sayfaları gibi her tür sanal ortamda bal gibi iletişim kuruyorlar. En asosyal tip dediğimiz insanlar bile internet dediğinizde iletişim profesörü kesiliyorlar adeta.

Peki, insanların sanal ortamda harika iletişim kurarken gerçek olan sosyal hayatta insanlardan bir merhabayı bile esirgemelerinin nedeni ne?
Neden hayattaki bütün rollerini unutup da yalnızca “internet insanı” olarak yaşayabilme arzusundalar?
Fazla düşünmeye hacet yok. Elbette gerçeklerden kaçmak, hayal âlemlerine sığınmak istedikleri için. Gerçekte iletişim kurmayı beceremeyen, iletişim kurmaktan korkan, kendilerine güvenleri olmayan, kendilerini sevmeyen tipler.
Peki, sanal âlem iletişimi, insanı gerçekten sosyal yapan, beceriler kazandıran, dinlemeyi öğreten, normal insan olmasını sağlayan bir iletişim midir?
Tabi ki hayır. Sanal dünyanın verdiği mutluluklar da, dostlar da, paylaşımlarda maalesef sanal olmak zorundadırlar.
Gerçek olan ise, iletişim kurmaktan kaçınan insanlar kendilerini ifade etmek, hep isteyip de olamadıkları kişi olabilmek ve ne yazık ki gerçeklerin dayanılmaz sorumluluğundan kaçıp, sanal dünyaya kilitlen sanal hayatları akabinde hayal kırıklıkları yaşayan insanlar.
Sağlıklı bir iletişim için gerekli olan becerileri geliştirmek bu kadar kolayken sanal dünyada saklanmamıza gerek yok aslında. İletişimin önündeki korkuları yenerek başlamalıyız belki de.( Korkular, önyargılar, duyarsızlık, isim takma merakı, kendine güvensizlik, alınganlık, sürekli kendini öne çıkarma vs.).

İtiraf edelim ki bir dostla yapılan samimi muhabbetin, dertleşmenin, eğlenmenin yerini hiçbir sanal muhabbet ortamının dolduramadığını hepimiz deneyimlerimizden biliyoruzdur.
Canımız sıkıldığında, derdimiz olduğunda, konuşup rahatlayacak bir dost ararız. Hep dinlesinler, anlatıyım rahatlayayım isteriz. Oysa dinlenmek kadar dinlemeyi bilmekte güzeldir. Paylaşımlarımız oldukça çoğalırız.
Eğer sizde dinlerken sıkılan insanlardansanız korkmayın, aşılamayacak bir sorununuz yok.
İşte size dinlemek, dinlenmek, kısacası iletişim kurmamıza engel olan en büyük problem kaynağı olan fiziksel engelimiz hakkında kısacık bir bilgi.
Umarım iletişim problemlerimizi en aza indirir, gerçek manada iletişim kurmaktan korkmayan insanlar haline gelmemize yardımcı olur.

Ortalama konuşan bir insan bir dakika içinde en fazla 150-200 kelime söyleyebilir. Oysa beynimiz bir dakika içinde yaklaşık 450 kelimeyi anlayacak kadar hızlı çalışır. Bir başka ifadeyle, beynimiz konuşanın söylediklerinin yaklaşık üç katı kadar sözü işleyebilecek kapasitededir. Bu durumda karşımızda ki konuşurken, beynimiz söylenen sözcükleri çoktan yutmuştur ve boş kalmamak içinde –bir sonraki randevuyu hayal etmek, çevreyi araştırmak, yarınki geziyi planlamak gibi- başka şeyler düşünmeye koyulur. Hele karşınızdaki kişi sıkıcı ya da ilginç olmayan bir konuda ya da tonda konuşuyorsa, beynimiz başka düşüncelere kaymaya daha eğilimlidir.

Dinlemek istememenin, ya da çabuk sıkılmanın başka sebepleri de vardır tabi ki:

Karşımızdakini kendimizle karşılaştırmak.
Karşımızdakinin düşüncelerini okumaya çalışmak.
Kendi söyleyeceklerimizi hazırlamak.
Söylenenleri filtreden geçirmek.
Söylenenlerin bitmesini beklemeden hüküm vermek ve ya yaftalamak.
Karşımızdaki konuşurken hayal kurmak.
Karşımızdakinin anlattıklarında yaşadıklarımıza benzer bir şey olduğunda kendi başımızdan geçeni düşünmeye koyulmak.
Kendi yaptığımız bir şeyin doğru olduğunu kabul etmek ve eleştirilere kulak kapamak istemek.
İşimize gelmediğinde konuyu değiştirmek.
Sürekli “evet, haklısın, bende öyle düşünüyorum, diyerek hoşa gitmeye çalışmak.

İletişim karşılıklı bir ilişki olduğuna göre, gerçekten dinlemek için mutlaka ağzımızı kapatmak, susup oturmak gerekmiyor.
Can kulağıyla dinlemek için bizde bu sürece katılmalı, bizde aktif olmalıyız.
Bunu da söylenenleri anlayıp anlamadığımızı karşımızdakine göstermek üzere kısa sorular sorarak ya da onun söylediklerini kendi kelimelerimizle tekrarlayarak yapabiliriz.

Mesela:
Arkadaşınız size amirinin kendisine yok yere kızdığını anlatıyor.
“Çok mu üzüldün” – “ Her zaman mı böyle yapar?” – O gün canı başka bir şeye sıkılmış olabilir mi?” gibi sorular sorabilirsiniz.

Ya da kızınız öğretmeninin kendisini tahtaya kaldırdığını, heyecandan bildiklerini unuttuğunu, kötü cevaplar verdiğini ve bütün sınıfın kendisiyle alay ettiğini anlatıyor.
“ Anlaşılan çok heyecanlanmışsın” – “Bütün sınıfın önünde konuşmak pek kolay olmasa gerek” – “Alay mı ettiler?” gibi kısa cümlelerden yararlanabilirsiniz.

Kısa sorular ve anlatılanları kendi kelimelerinizle tekrarlamanız, dikkatinizi söylenenlere vermenizi sağlar. Aynı zamanda karşınızda ki insana “Ben seni dinliyorum, sana değer veriyorum ve seni anlamaya çalışıyorum” mesajını verir.
Can kulağıyla dinlemek için kendimizi konuşanın yerine koymalı, empati göstermeliyiz. Bunun için konuştuğumuz kişinin görüşlerini paylaşmamız veya söylediklerini mutlaka doğru bulmamız gerekmez. Empatili dinlemek sadece konuşan kişiyi olduğu gibi kabul etmek ve dinlerken kendimize şunu sormaktır: “Onun yerinde ben olsaydım ne düşünürdüm, ne yapardım?” ya da “ Öfkesinin ardında acaba ne olabilir?” gibi.

Can kulağıyla dinlemek için karşımızdakini peşinen yargılamamalı, açık olmalıyız.
Örneğin Semiha Hanım çevrede kendini beğenmiş birisi olarak tanınıyor olabilir. Ama o gün bize karnıyarığı nasıl pişirdiğini anlatıyor. Belki de bizim bilmediğimiz bir şekilde pişiriyor olabilir. Ya da o gün bize firmasının yeni ürününü nasıl pazarladığını anlatıyor. Belki de bizim aklımıza hiç gelmemiş bir sunuş tarzı söz konusu olabilir. Anlattıklarından pekâlâ yararlanabiliriz.
Can kulağıyla dinlemek için kulaklarımızın yanı sıra gözlerimizi de kullanmalıyız.
Eşiniz o akşam içeriye asık bir yüzle girmiştir. “ Nasılsın?” sorunuza, kısaca, “iyiyim” diye cevap vermiştir. Eğer yüzüne dikkatle bakmaz, ellerini sinirli bir şekilde oynattığını fark etmezseniz, “Ben de” der içeri gidersiniz.
Ya da bir arkadaşınız size kızmıştır; sakin sakin konuşuyordur ama gözlerinden sanki alevler fışkırıyordur. Dikkat etmez, “Bugün canın bir şeye mi sıkıldı?” demezseniz, sizin kendisine ilgi göstermediğiniz sonunca varabilir.

Dinlerken:
Konuşan kişinin gözlerine bakın.
Konuşan kişiye doğru biraz eğilin.
Başınızı sallayarak veya anlattıklarını kendi kelimelerinizle tekrar ederek konuşanı cesaretlendirin.
Sorular sorarak konuya açıklık kazandırın.
Biri bir şey anlatırken başka bir şeyle meşgul olmayı, başka şeyler düşünmemeye çalışın.
Çok kızdığınız ya da şaşkınlığa uğradığınız durumlarda bile önce gerçekte ne söylediğini anlamaya çalışın.

Bütün bunlara dikkat ettiğimizde aslında dinlemenin, insanlarla etkin iletişim kurmanın hiçte zor olmadığını, aksine insanın ruhunu yücelten, keyif veren bir eylem olduğunu keşfetmiş olacağız. Mutlu kalın.

HİLAL GÖKÇE

Hilal Gökçe

2009-11-01 11:50:16

Arkadaşına gönder

Yorum ekleyin
Lütfen yorum, eleştiri ve beklentilerinizi bize iletin.

Adınız :
Emailiniz :
Yorumunuz :

Yorum sayısı : 2 Bütün yorumlar…
ferhunde İnce 2009-11-04 14:56:41 –
çok güzel detaylar verip, iyi tespitlerde bulunmuşsunuz. günümüzün en büyük problemide bu zaten. insanlar yönetici vasfına eğilmektense makinelere, kendi yönetebileceği aletlere kendini veriyor maalesef. aslına bakarsanız bence sanal sohbetteki maksat karşısındaki değil kullandığı araçtır. teşekkür ediyorum:)

——————————————————————————–

mehtap 2009-11-02 10:49:46 –
yine güzel bir yazı olmuş:)evet iletişimsizlik çağı.o kadar iletişim aleti içindeyiz ama ilişkilerimiz kopuk.bir sese bir yüze hasretiz neredeyse.hani bir reklam var sevimli amca şöyle diyor.konuştuğum insanı görme ihtiyacı bu.çokta tabii değilmi?evli bir arkadaşım anlatıyor: ”akşam eşimle karşılıklı oturuyoruz.ıkımızde de laptop ve msn lerimiz açık.eşim susamış msn den bana ”hayatım bir bardak su getirir misin?”diye mesaj yolluyor. durumun vehametine bakın.