Sohbet | Chat | Sohbet | Video | Haber | Mirc | Kadin | Cocuk |

Kategori Arşivi magazin

Bülent Ersoy’un Almanya’daki konserinde koruma krizi yaşandı

Bülent Ersoy’un Almanya’daki konserinde koruma krizi yaşandı
05 Nisan 2011 Salı, 11:04:18
Ersoy, korumasının sahneye çıkmasına sinirlendiği Frankfurt Konsolosu ile tartıştı. Olay, konsolosun konser salonunu terk etmesiyle sona erdi.

Bülent Ersoy, Almanya’nın Hanau Kenti’ndeki Türk Müziği Derneği’nin daveti üzerine, önceki akşam Frankfurt yakınındaki Neu-Isenburg Kasabası’nda konser verdi. Hürriyet’tin haberine göre, Hugenotten Salonu’nda sahneye çıkan Ersoy’u izleyenler arasında Frankfurt Konsolosu Refik Başdere de vardı. Saat 19.00’da başlayan konserin birinci bölümünün sonunda Ersoy, oturmak üzere saz heyetinin yanına gitti. Sanatçı, bu sırada sahnede yürüdüğünü fark ettiği kişiye “Gel buraya, sen kimsin, ne yapıyorsun sahnede” diye seslendi. Sahneye çıkan kişi sanatçının yanına giderek, konsolosluk koruması olduğunu ve sahne önünde fotoğraf çeken vatandaşlar yüzünden ön sıralarda oturanların görüş alanının kapandığını söyledi.

SAHNEME KİMSE KIZAMAZ
Sinirlenen Ersoy, “Kendisi güvenlik görevlisiymiş. Konsolos Bey gelmiş. Konsolos Bey’in önünü kapatanları uyarıyormuş ve önünü açıyormuş. Benim sahneme, cumhurbaşkanı bile gelse, kimse çıkamaz. Ben buraya vatandaşla bütünleşmeye geldim” diyerek tepki gösterdi. Bunun üzerine Refik Başdere ayağa kalkıp, “Sayın Ersoy, ben kimseye önümü açın diye talimat vermedim. Cumhurbaşkanını adını niye bu işe karıştırıyorsunuz? Ben burada devleti temsil ediyorum” dedi. “Ben size ve makamınıza hakaret etmedim. O makama siz buradaki insanların oylarıyla geliyorsunuz” diyen Ersoy, seyircilerin alkışlamasından sonra ekibine dönerek “Çalmaya devam edin” dedi. Konsolos da sözlerini tamamlamasına izin vermeden programına devam eden Ersoy’a tepki göstermek için salonu terk etti.

HAKARET ETTİ
Frankfurt Başkonsolosluğu’nda görevli Konsolos Refik Başdere, olayla ilgili olarak şunları söyledi: “Korumayı ben göndermedim. Ön sıralarda oturanların sürekli olarak sahne önüne dolması vatandaşları sinirlendirdi. Koruma da bunu dile getirme gereği hissetti. Konsolosluğa ve cumhurbaşkanına yapılan hakareti kaldıramayacağımı belirttim. Bülent Hanım bunun üzerine, ‘Hadi be oradan, hem halkın yanında olduğunuzu söylüyorsunuz, hem de halkı engelliyorsunuz’ dedi. Bunun üzerine salonu terk ettim” dedi.

Anahtar Kelimeler
Bülent Ersoy, konsolos, refik başdere, Hugenotten Salonu

Zamanla cilveleşme cüreti ve hayatın kara delikleri

Zamanla cilveleşme cüreti ve hayatın kara delikleri
* Yasemin Çongar’ın bu yazısı YA DA köşesinde değil, EX LIBRIS / DÜNYA BUNLARI OKUYOR adlı köşede yayımlanmıştır.

***

Trenlerde ters oturan çocukların geçmişle ilişkisini seviyorum ben. Gözümün arkada kalmasını seviyorum. Hayatın içine doğru gerisin geri gitmeyi, makiniste sırtımı dönerek oturmayı seviyorum. Manzaranın benim de az sonra bir parçası haline geleceğim karelerini son âna kadar müphem kılıyor bu duruş; içinden geçip gitmekte olduğum resimlerse sanki daha yavaş eksiliyor penceremden, onları daha çok seyredebiliyorum. Bir yöne giderken mütemadiyen ters yöne bakarak, varmaktan ziyade ayrılmaya odaklanarak, “ileri” ile “geri” arasındaki duruşumu bir tren seferinin kısacık ömrünce olsun değiştirerek, ilerinin aslında “ileri,” gerinin de illa ki “geri” olmayabileceğini kendime hatırlatmayı seviyorum. Zamanla basbayağı cilveleşiyormuşum duygusu veriyor bu bana ve, bütün cilveleşmelerde olduğu gibi, uzak ihtimallere dokunmanın hazzını hissediyorum. Hatta bu ters duruşun, “gözler ileri, başlar yukarı” şiarıyla “uygun adım marş” çekilerek büyütülmüş “Türk çocukları” olarak cümlemizin tedavisi için mütevazı bir başlangıç olabileceğini bile düşünüyorum bazen. Küçükken yaptığım gibi şimdi de ters oturuyorum trenlerde. Dün, mesela, bütün bir günü, İngiltere’nin bağrına doğru gerisin geri giderek geçirdim ben. Başım da dönmedi üstelik; kendime geldim.

İngiltere’nin bağrı dediysem, iflah olmaz bir tembellik içinde ve belki biraz da kendi ayıbımızı sinsice başkasına yansıtma güdüsüyle, ekseriya “İngiltere” diye damgalayıp etnik açıdan tektipleştiriverdiğimiz o büyük krallığın herhangi bir yerinde değil, gerçekten “İngiltere”nin bağrında; İskoç değil, Galli değil, İrlandalı değil, öyle “Britanya” deyip genelleştirilebilecek topraklarda değil, hakikaten adamakıllı “İngiliz” olan bir diyarda, bir kentten diğerine, trenlere binip hep ters oturdum. Sussex’te, Essex’te, Kent’te ve, adı üstünde, Doğu “Anglia” diye topluca vaftiz edilmiş olan Cambridgeshire’da, Norfolk’da, Suffolk’da dolaştım.

Günboyu penceremden eksile eksile hafızamda çoğalan o İngiltere resmine, içinde beyaz huzmeler saklayan kurşuni bir gökyüzüyle ıslak yeşil toprakların arasına sıkışmış bir sükûnet hâkimdi. Sükûnetin içinde, başka bir mevsimi bekleyen üşümüş ağaçlar gördüm. Dişbudaklar, atkestaneleri, söğütler ve adlarını, yıllar önce şimdi bana çocukluğumdan da eski gelen yirmili yaşlarda, Londra’da çalışırken öğrendiğim akçaağaçlar, huşlar, porsukağaçları, birbirinden çıplak, birbirinden gri, belki biraz hüzünlü ama onları gizli bir müzikle topluca dans etmeye hazır iskeletler gibi görebilen bir çocuğun gözünde doğrusu biraz da komiktiler. Buralara adanın kuzeyinden indiği anlatılan İskoç çamlarıyla, en azından bazı türleri yapraklarını kışa teslim etmemiş olan meşelerin koyu yeşil himayesiydi belki de bu iskelet güruhunu böyle tekin ve huzurlu kılan; bilemiyorum. Karnı tok tahıl siloları, uykudan uyandırmaya henüz kıyamadıkları tarlaların kenarında pinekleyen traktörler, otlakların mevsimsizliğine şükreden koyunlar ve kime ait olurlarsa olsunlar ruhları sahipsiz atlar gördüm.

Kendisi minnacık ama bu toprakların Hıristiyanlaşmasının simgesi sayılan bin yıllık katedrali sayesinde ünü büyük olan Ely şehrinden geçerken, tren istasyonunun iki yanına sıralanmış evlerden birinin arka bahçesinde, boşalmış çiğneme tütünü tenekelerinin içinde mor beyaz sümbüller yetiştiren şişman kadının, soğuğa da, geçip giden trene de hiç aldırmaksızın çayını yudumlarkenki hali, o çok eski, çok rüyalı “çuf çuf” gecelerin sabahında, İstanbul’un arka bahçelerine uyanmayı, Haydarpaşa’ya varmayı hiç istemeyecek kadar seven bir çocuğun, burnunu trenin camına dayayıp seyrettiği tombul teyzelerin paslanmış Vita yağı tenekelerinden sarkan sakız sardunyalarından ve börekli çay saatlerinden başka hiçbir şeye fazla düşkün görünmeyen durgun çehrelerini hatırlattı bana… Arka bahçelerinden tren geçen evlerin dünyanın her yerinde aynı olduklarını düşündüm.

Ölünce başlayan bir hayat hikâyesi
Katherine Mansfield trenlerde ters oturur muydu bilmiyorum. Onun tek nefeste hem kudreti hem kırılganlığı soluyan cümlelerinin azımsanmayacak bir bölümünün trenlerde yazıldığını biliyorum ama. Her okuduğumda, bende, geçmişe uzanıp onu yakalamak, sımsıkı tutmak, burada bizimle biraz daha kalması, bizim için başka cümleler de kurması için yalvarmak isteği uyandıran bu Yeni Zelandalı yazarın, İngiltere’nin bağrını trenlerle az deşmediğini biliyorum. Mansfield’ın hayatının içine doğru, “gerisin geri” ilerleyen bir kitap sayesinde biliyorum bunu. Bu yolculuktaki tek refakatçim o kitap; içinden rengârenk damarlar geçen bir mermer parçası; zamanla cilveleşme cüreti itibariyle bugüne dek okuduğum en çarpıcı biyografi belki… Adı, Katherine Mansfield: The Story-Teller (Katherine Mansfield: Hikâye Anlatıcısı): yazarı, daha önce de özellikle az tanınan kadın edebiyatçıların biyografilerini kaleme almış olan bir İngiliz şair: Kathleen Jones.

Emre Aydın Konserleri listesi

Emre Aydın Hakkında Bilgi

2 Şubat 1981″de Isparta”da doğdu. İlk öğretimi Isparta”da tamamladı. Antalya Anadolu Lisesi”nden mezun olduktan sonra Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi İktisat bölümünde öğrenim gördü.
2002 yılında adlarını Sing Your Song yarışmasında elde ettikleri birincilikle duyuran 6.cadde, Emre Aydın ve Onur Ela adında iki Antalya”lı gençten oluşuyordu. Siemens Mobile”ın ana sponsorluğunda düzenlenen “Sing Your Song” adlı beste yarışmasına “Dönersen” isimli şarkılarıyla katılan ve 1574 aday arasından “Türkiye Birincisi” seçilen 6.Cadde 2003 senesinde ilk albümünü çıkardı. Stüdyo aşaması 6 ay süren albümün prodüktörlüğü ve eserlerin tümünün düzenlemeleri Haluk Kurosman”ın imzasını taşıyor. 11 şarkının yer aldığı albümde, 9 şarkının söz ve müzikleri Emre Aydın”a ait. 6.Cadde”nin yepyeni bir kimlik kazandırdığı, senelerdir İbrahim Tatlıses”in güçlü yorumuyla hafızalara kazınan “Sabuha” isimli şarkıya yeniden renk getirdiler.
Onur Elanın profosyonel müzik hayatını bırakma kararı alıp gruptan ayrılması ve 6.Cadde”nin dağılmasıyla birlikte, yoluna tek başına devam eden Emre Aydın, yeni albüm hazırlıklarını tamamladı. GRGDN yapımı olan, “Afili Yalnızlık” isimli bu yeni albümde, şarkıların tamamına yakını Emre Aydın”a ait. 6.Cadde albümünde yer alan ve 6.Cadde hayranları tarafından çok sevilerek dinlenen, hala daha popülerliğini koruyan “Git” isimli şarkıyı da bu albüme dahil eden Emre Aydın, aynı zamanda bir zamanlar Umay Umay”dan dinlediğimiz,söz ve müziği Barlas Erinç”e ait “Hareket Vakti” ni de kendine özgü yorumuyla seslendiriyor.
Ayrıca Emre Aydın”ın bu yeni yeni albümünde yer alan “Belki Birgün Özlersin” adlı şarkı, resmi sitede yayınlanmasından sonra internette fırtınalar estiriyor.En çok dinlenen parçalar listesinde bir numaraya kadar yükselen “Belki Bir Gün Özlersin” şimdiden hit olma yolunda kendini gösteriyor.
İki hafta önce müzik kanallarında yayına giren Afili Yalnızlık Tvdede fırtınalar estiriyor. Klibi youtube.com, emreaydin.org, Kral tv, Dream tv, Dream Türk, Powerturk tv de izlemek mümkün.
Emre Aydın”ın “Afili Yalnızlık” albümü 10 Ekim Salı piyasada çıktı ve ençok albümü satan 2. sanatçı ünvanını elde etti.
Dream dergisinin düzenlediği 2006, yılın en iyileri anketinde En iyi yerli erkek şarkıcı, En iyi yerli yeni şarkıcı, En iyi yerli albüm, En iyi yerli şarkı, En iyi yerli video dallarında birinciliği elde etti.
Ayrıca Blue Jean dergisinin düzenlediği ve büyük ilgi gören 2006 yılının en iyileri anketinde aday olduğu her dalda birinci oldu. En iyi çıkış, En iyi şarkı, En iyi video klip dalında birinci olan emreaydın rakiplerine büyük fark attı. emreaydının prodüktörü Haluk Kurosmanda Afili Yalnızlık albümü ile yılın en iyi prodüktör ödülünü kazandı.

Emre Aydın Konserleri
Emre Aydın İstanbul da
Sanatçı: Emre Aydın
Yer : Jolly Joker Balans – Balo Sk. No: 22 – Taksim – Beyoğlu / İstanbul
Tarih: 11 Mart 2011 Cuma 22:30
Fiyat : Ayakta: 50,00 TL VIP: 100,00 TL
Konser’e 3 gün kaldı

——————————————————————————–

Emre Aydın Kocaeli de
Sanatçı: Emre Aydın
Yer : Kocaeli Atatürk Spor Salonu – Kozluk Mah. – İzmit / Kocaeli
Tarih: 18 Mart 2011 Cuma 20:00
Fiyat : 25,00 TL
Konser’e 10 gün kaldı

——————————————————————————–

Emre Aydın Bursa da
Sanatçı: Emre Aydın
Yer : Bursa Atatürk Spor Salonu – Karacabey – Osmangazi / Bursa
Tarih: 24 Mart 2011 Persembe 20:30
Fiyat : 25,00 TL
Konser’e 16 gün kaldı

——————————————————————————–

Emre Aydın İzmir de
Sanatçı: Emre Aydın
Yer : Ooze Venue – Kazım Karabekir Cad. No:46 – Bornova / İzmir
Tarih: 25 Subat 2011 Cuma 23:00
Fiyat : Ayakta: 30,00 TL
Konser’e 17 gün kaldı

——————————————————————————–

Emre Aydın Ankara da
Sanatçı: Emre Aydın
Yer : MEB Şura Salonu – Gazi Üniversitesi Kampüsü Yanı – Beşevler / Ankara
Tarih: 02 Nisan 2011 Cumartesi 20:00
Fiyat : Tam: 40,00 TL, Öğrenci: 35,00 TL
Konser’e 25 gün kaldı

——————————————————————————–

Emre Aydın İstanbul da
Sanatçı: Emre Aydın
Yer : Bostancı Gösteri Merkezi – Mehmet Şevki Paşa Cad. Lunapark Yanı / İstanbul
Tarih: 17 Nisan 2011 Pazar 15:00
Fiyat : Kavram Dersaneleri
Konser’e 40 gün kaldı

Alman modeller kaplıca keyfine geliyor GALERİ

Alman modeller kaplıca keyfine geliyor GALERİ
Almanya’da bağlı bulundukları Türk ajansı aracılığı ile modeller Bursa kaplıcalarına geliyor
26 Ocak 2011 Çarşamba, 11:46:25
Alman modeller kaplıca keyfine geliyor GALERİ