Sohbet | Chat | Sohbet | Video | Haber | Mirc | Kadin | Cocuk |

Sec Beyen Al

Seç, Beğen, Al !

Gülo-Ölürüm de o uyuz Bilo’ya varmam haberiniz ola.
Gülo’nun annesi- Kız ocağıy bata. Ne zamandan adet oldu kızların koca seçmesi. Babay kimi münasip görürse o olur.
Gülo- Babam parayı münasip görüy. Beni mal kimin haraç mezat satiy.
Gülo’nun annesi-Ah bu töreler anan öle kızım, bu düzen durdukça heç davul dengi dengine çalar mı?
Kibar Feyzo-Gülommmm
Gülo-Feyzoommm. Babam yirmi binden aşağı vermiy.
Kibar Feyzo-Verdim verdim Gülom!
Gülo-E anay vermiy.
Anne- Ula gel buraya öküz olacağım o parayla
Kibar Feyzo- 20 bin kayme beş kısma senet verdin mi ha verdin mi?
Gülonun Babası- De al hayrını gör haaa hehehehehe.
Bilo- Vay babooo getti Gülo getti valla getti… (ağlar)
Zülfo (Gülo’nun Abisi)- Kızı verdin beni hemen everecahsan ha babo?
Arzuhalci- Mal 20binlira verilmiş olup 5 kısma senet, her altı ayda bir ödenmek üzere malın mülkiyeti babasına kullanma hakkı kocasına aittir.
Kibar Feyzo-Malı da ben kullanacam ama.
Gülo’nun babası- Senedi ödemezsen kızı alırım vermem.

Bu replikleri hatırladınız değil mi? Beynimize kazılan bir başyapıttır Kibar Feyzo. İronik bir şekilde kızların haraç maraç nasıl satıldığını anlatır. 70’li yılların sonunda çekilen film, düzene, ağalığa, halklar arasındaki ekonomik eşitsizliğe, kapitalizme, faşizme, sosyalizme bir köylünün gözünden değinerek toplumsal gerçeklikleri gözler önüne serer. Ama bu filmin üzerinden en az 25 yıl geçmiş olmasına rağmen aynı senaryo gerçek hayatlarda her gün defalarca oynanıyor.
2010 yılının Temmuz ayında ajanslara bomba gibi düşmüştü Suriye’den Türkiye’ye köle gibi satılan gelinlerin hikayeleri. Ancak son aldığım duyumlar durumun bundan da vahim bir tablosunu gözler önüne serecek. Sağlam kaynaklardan edindiğim bilgilere göre Suriye’den getirilen 13, 15, 17 yaşındaki bu çocuk gelinler, damat için istenirse bir geceliğine “deneme amaçlı (!)” verilebiliyormuş. Yani damat adayı gelin hanım kızdan memnun kalırsa onu nikahına almayı kabul ediyormuş, bu gelinler Türk kızları gibi ille de” iresmi nikah isterim” demedikleri için çok daha kabul görüyormuş. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde özelikle de Şanlıurfa ve Şırnak illerinde bu çeşit evlenmelerin(!) artması aslında büyük bir utancın tablosu.
Kızlarını satan şey pardon evlendiren kişiler babalar, ağabeyler, ailenin ileri gelen erkekleri, adını ne olarak koyarlarsa koysunlar tek bir gerçek var: kızlarını gerek hizmetçi, gerek kuma, gerek seks kölesi gerek gelin olarak her halükarda başlık parası karşılığı satıyorlar. Bedia adındaki bir Suriyeli gelin ki 12 yaşında daha çeşitli işkencelere maruz kaldığını ileri sürerek evine geri kaçmasıyla kamuoyu bu haberleri duymuştu. Şanlıurfa’da 18 suçtan sabıkası bulunan 35 yaşındaki Abdülhakim Tapan’ın, 32 bin TL başlık parasıyla aldığı Suriyeli Bedia Amori’nin, 20 gün sonra işkenceye uğradığını öne sürerek geri dönmüştü. Şehitlik Polis Merkezi’ne başvuran Suriyeli aile, Bedia Amori’nin kocasından işkence gördüğünü öne sürerek yardım istemiş, Tapan’ın evini basan jandarma küçük gelini kurtarmıştı. Bedia Amori ifadesinde, 20 gün önce evlendiği eşinin alkol aldığını, kendisine zorla esrar içirip porno film izlettirdiğini, karşı koyunca da dövdüğünü söylemişti. Ailesi de, doktor olduğunu söyleyen Halil Taş aracılığıyla tanıştıkları Tapan’ın namaz kıldığını görünce, başlık parası karşılığında kızlarını verdiklerini söylemişti. Uyuşturucu, adam yaralama, gasp ve hırsızlık gibi suçlardan 18 ayrı sabıkası bulunduğu belirlenen ve gözaltına alınan Tapan, savcılık tarafından serbest bırakılmış, Suriyeli aile de işlemlerinin tamamlanmasının ardından kızlarını alıp ülkelerine dönmüştü. Ancak kısa bir süre sonra Tapan bulaştığı pis işlerden hangisinden dolayı bilinmez, öldürülmüştü. Su testisi su yolunda kırılıp gitmişti işte. Peki Bedia’ya ne olacak diye soruyorsunuz, düşündüğünüz şeye bakın, bu da dert mi, bir başkasına daha makul bir fiyata ikinci el olarak satılır.
Yaptığım araştırmalarda yıllar öncesinde benzer bir trajedinin Kıbrıs Türkleri’nde yaşandığını öğrendim. Ahmet Tolgay’ın 30 Temmuz 2007 tarihli yazısı aynen şöyle;
“Toplumun bugün ulaştığı refah düzeyinden bakıldığında çoğu kişiye inanılmaz gelse de, yoksulluğun getirdiği çaresizlikten, 1920-60 yılları arasında yüzlerce Kıbrıslı Türk kızı, “başlık parası” karşılığında Araplara satılmıştı. O kızların kimileri iyi ailelere düşmüşse de, pek çoğu inanılmaz faciaların kurbanı olmaktan kurtulamadı. Baba evinden daha sefil evlere düşenlerin yanında; ikinci, hatta üçüncü eş olarak kuma muamelesi görenlerin, dahası seks kölesi olarak kullanılıp harcananların ona buna hizmetkâr olarak kiralananların sayısı az değildir. İçlerinde, Arap – Yahudi savaşları sırasında ölenlerin ve sakatlananların sayısı da az değildir. Çünkü bu kızların pek çoğu, Filistin’den gelen Araplara satılıyordu. Araplara satılan Türk kızlarının pek azı içine yuvarlandıkları felaketlerden ve mutsuzluklardan kurtarılıp ülkelerine getirilebildi. İkinci Dünya Savaşı sırasında, 1939-45 yılları arasında, yine yoksulluk yüzünden İngiliz ordusunda askerlik yapmak zorunda kalan Kıbrıslı Türkler, Filistin’e gittiklerinde, Kıbrıs’tan götürülen Türk kızlarının felaketlerine tanıklık ettiler. Gördüklerini ülkelerine yansıttılar. Kıbrıs Türk halkını, köleleştirilen kızlar gerçeğiyle yüz yüze getirdiler.
O günlerin gazete arşivlerini karıştıranlar, Araplara yoksulluk yüzünden satılan Türk kızlarının trajedisine ilişkin yığınla ipucuna ve objeye rastlarlar. Onlar, halkımızın yoksulluk günlerinin yürek sızlatan hüzünlü kahramanlarıdırlar. İçlerinden kiminin serüveni, romanlara konu olacak denli dramatiktir. Şimdi, toplumun ulaştığı bugünkü refah düzeyinde tarihimizin o acı kesitleri belki unutulmuştur ama, trajedinin yaşandığı günlerde köleleştirilen Türk kızlarına dair basınımızda yığınla haber, yorum ve açıklama yayımlanmıştı. Eski basın arşivleri incelendiğinde Filistin’den, Mısır’dan, Ürdün’den, Suriye’den ve Lübnan’dan akın eden Araplara kız satma eğiliminin özellikle 1930′lu yıllarda doruğa çıktığı görülür. Arka arkaya bastıran kurak yıllar, geçim alanı tarım olan Kıbrıslıları daha bir yoksullaştırır. Halk, açlık sınırının altına düşer. Köylü ailelerin pek çoğu, kızlarını ya kırsaldaki, ya da kentlerdeki sayılı zengin aileye “besleme” olarak vermeye başlar. Erkek çocuklar bile o zengin kapılara “uşak” olarak gitmekteydi. Ne ki, yoksul toplumun zenginleri de parmakla sayılacak denli azdı. İşte geçim zorluğunun ateşten gömleğe dönüştüğü o günlerde beslenemeyen kızların Araplara verilmesinin hazin bir seçeneğe dönüştüğünü eski basın arşivlerinde görürüz. Onların satışından elde edilen parayla da, yoksul aileler ekonomik sıkıntılarını bir süre için gidermeye bakıyorlardı. Bu talihsiz pazarın esas kaymağını Araplarla aileler arasında ilişkiyi sağlayan ve “simsar” diye anılan kişiler yiyordu. Köyleri dolaşıp kızlarını satmaya eğilimli aileleri bulan ve bunları alıcı Araplarla buluşturan simsarlar, kadın ya da erkek olabiliyordu.
En eski Türk gazetesi HALKIN SESİ’nde “Yavuz” takma adıyla yıllarca köşe yazarlığı yapan ve kendisi de Arap kökenli olan Mustafa Bedevi, 40′lı yılların ortasında, kampanya nitelikli seri yazılarında, köleleştirilen Türk kızlarına dair sarsıcı uyarılar yapmıştı.”
Giderek sapkınlaşan bu dönemde çocuk yaşta kızlara rağbet edenleri mi, çocuk yaşta kızlarını gelin edenleri mi kınayalım. Arz olmasa talep; talep olmasa arz olur mu? Peki bu talepleri körükleyenler kim? Cevabı ben vermeyeceğim, herkes elini yüreğine koysun düşünsün, bu mozaiğin hangi karesine hangi taşı ben koydum diye…
İşin daha farklı bir boyutu daha var, bizim akıllı Türk erkekleri, kelepir bu malları alırken, sonrasında çeşitli sebeplerle baba evine dönen bu kızlara taktıkları altınları verdikleri paraları da geri alamıyorlar. Çoğu zaman ava giderken avlanıyorlar. Belki de onları asıl kullanan uyanık Suriyeliler. Bu aşamada 5 bin liradan 35 bin liraya kadar fiyat biçilen bu ahu dilberlere para yatıranlara bir bardak soğuk su öneriyorum. Yarasın!

Neslihan Sultan PALA
neslisul07@hotmail.com

Neslihan Sultan Pala

Yorumlar …

ada_bori 2010-10-01 14:17:41 –
iyi günler neslihan hanımı yazısından dolayı tebrik ederim.yazısının ilk kıvılcımını bir telefon konuşmasında paylaşmıştı benimle, ben de urfadaki bazı yaşanan olayları anlattım ama bu kadar derinliği olduğunu ben de fark etmemiştim tebrikler.selma hanım “daha çok ağalar, zengin iş adamları rağbet ettiğine göre” demişsiniz sanırım bu önyargılı bir yaklaşımın sonucu çünkü yanılıyorsunuz suriyeli gelinlere rağbet edenler arasında sıradan insanlar da var.enazından benim önüme gelen iki davada da sıradan çiftçi veya esnaf insanlardı erkekler. fakat mağdure bayanlar (bu erkeklerin resmi eşleri) her ikisi de kocalarını şikayet etmekten kaçınıyor benim adım atmamı bekliyorlardı.yani mağdur heriki tarafta da kadınlar.saygılar

——————————————————————————–

Selma 2010-09-30 22:10:19 –
Yazıklar olsun.Eminim bir de resmi nikahlıdır bu kızları satın alanlar. Öyle ya daha çok ağalar, zengin iş adamları rağbet ettiğinine, birde resmi nihaha gerek olmadığına göre çocuklarının anasıda mağdur bu durumda.

——————————————————————————–

maximum manyaklık 2010-09-30 20:06:16 –
çok haklısınız neslihan hanım, resmen bu köle ticareti

Yorum Yap


Not - Bunları KullanabilirsinizHTML tags and attributes:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Spam Protection by WP-SpamFree