SEVDİKLERİNİZİ DİNLEYİN ÇOK GEÇ OLMADAN!
İnsanlarla öylesine yüzeysel ilişkiler kuruyoruz ki; kimsenin birbirini anlamamasına şaşırmamalı.
Eş, iş, aile… Yakınlık dereceleri hiç fark etmiyor. İlişkilerimiz asla derin değil. Sığ, yüzeysel.
Sorulan sorulara, öylesine cevaplar veriyoruz. Karşımızdaki derdini anlatırken Öylesine dinliyoruz. Derdini anlatan taraf kendimiz olduğunda ise çocuksu bir saflıkla bekliyoruz, bizi “can kulağıyla” dinlemesini, anlamasını ve beklide bir şeyler söylemesini.
Oysa dedim ya; öylesine yüzeysel ki ilişkilerimiz, derdini anlatan taraf anlaşılma isteğiyle karşısındakine dertlenirken, karşısındakiler de çabucak lafını bitirse de kendi derdimi anlatabilsem heyecanıyla dinliyor(!) muhatabını.
Ne kadar bencilleştiğimizi varın siz düşünün artık.
Oysa Mü’min kardeşinin derdiyle dertlenen kişilerden olmak ne kadar da övülüyor dinimizde. Ve Allah her birimizi öylesine sarıp sarmalıyor ki; birimiz sıkıntıda olduğunda onun sıkıntısını hafifletecek kişiye “ Bende senin sıkıntını gideririm” diyor.
“Yeter ki sen kardeşine yardım et. Merhametim ikinizin de üzerinde” diyor adeta.
Ve gerçek manada dinlemesini bilip, karşısındakini ferahlatan kişinin daha o anda içini rahatlatıyor Allah.
Belki “dinleyenin de derdi var, fakat kardeşinin yarasını sardığında kendi ruhuna(da) pansuman yapmış oluyor.
Çok tanıdık geldi değil mi bu duygu?
Rabbim doğru söylüyor (Amenna ve saddakna) ve vaadinde duruyor.
Bu güzel duyguyu yaşamak istemez misiniz?
Mübarek Ramazan ayını vesile kılın ve bir kez olsun kendi derdinizi yutup(içinize gömüp) karşınızdakinin derdiyle dertlenin. Dinleyin. Sadece dinleyin.
Başka bir şey yapmamıza gerek yok Yalnız dinleyin (ama can kulağı ile) ve ara sıra başınızla onaylayıp, tebessüm ederek Ruhuna dokunun muhatabınızın. İnanın bana anında alacaksınız karşılığınızı. İçinize Huzur dolacak, gözleriniz başka bakacak ve keşke hep “dinleseydim” diyeceksiniz. Tabii öte taraftaki mükâfatlarınızdan bahsetmiyorum bile…
Arkadaşlarım bilirler. Bebeğim doğmadan önce iyi bir dinleyiciydim. Uzun uzun muhabbetler yapar, hem kendim hem arkadaşlarım ferahlardık. Geçmiş zaman kullanıyorum çünkü artık minik bir bebeğim var ve çok istememe rağmen “eskisi gibi” dinleyemiyorum dostlarımı.
Kısa zamanlara hapsedilmiş görüşmelerimizin ardından; Keşke şöyle söyleseydim, keşke daha çok konuşabilseydik, daha çok dinleyebilseydim, biraz daha zamanım olsaydı diye hayıflanıyorum.
Bunda da bir hayır vardır diyorum. Kim bilir? Geçen haftalarda Almanya’dan gelen ve sadece bir kez görüşme imkânı bulduğum sevgili Dayım, sevgili kuzenlerim Tahacığım Tuğbacığım…
Emin olun gönlüm hep sizlerleydi. Hep oturup uzun uzun konuşmak, hayat nasıl gidiyor, Keyfiniz yerinde mi yeğenler? Diye sormak istedim, fakat zaman her zamanki azizliğiyle akıp gitti. Yenibahara kaldı görüşme ümitleri. Ve inanın bana ömür dediğimiz şeyin ne zaman sona ereceğini bilmememize rağmen bunca sorumsuzluk çok tuhaf. Olması gereken bu değil biliyorum. Yetişebildiğimiz güzellikleri yakalamalıyız. Sonrasında keşke dememek için, Ne çabuk geçti gitti ömür dememek için.
Ve nihayet,
Zamanın birinde;
“Bugün de bitti. Zamanı nasıl bu kadar çabuk tüketiyoruz hala anlayabilmiş değilim.
Günlük telaşlar, hep bir şeyleri ertelemeler, sonraya bırakmalarla geçiyor ömrümüz.
Ertelediğimiz o kadar çok şey var ki;
En güzeller, en özeller, en değerliler…
Belki de en iyi zamanı beklemek hatamız.
“Sonra canım, şimdi işim var, biraz rahatlayayım geleceğim”
Oysa beklediğimiz “En iyi An” hiçbir zaman gelmeyecek…”
Sözleriyle ifade etmiştim üzgünlüğümü.
Ve;
“Neler kaybediyoruz peki ertelemelerle? Sonra, sonra diye itelediğimiz, yaşayamadıklarımız, kayıplara dönüşüyor zamanla.
“Sonra görüşürsüzler” e hapsettiğimiz sevdiklerimizin sonralarının olduğunu nereden biliyoruz?
Ya kendimiz… Daha ne kadar sonramız var?
Biliyor muyuz?”
Diyerek sorulara boğmuştum pişmanlıklarımı.
Tüm ertelediğim dostlarım, kendi adıma özür diliyorum hepinizden ve tabii helallik istiyorum.
Sevgili Hümeyra, sevgili Havva, sevgilili Ablam nisa…
Seda, Fatma, Mehtap ve diğerleri…
Ve belki Annem, Babam, Eşim hepiniz affedin. Hepinizi çok seviyorum.
Fazla mı duygusalım bu aralar ne? Havalar‘a atmak isterdim suçu oysa Ölüm/tefekkür gibi kavramlar daha gerçekçi duruyor suçlu aramak hususunda.
Bu yazının üstüne Mirkelam’ın Hatıralar şarkısını dolandı dilime. Dinledim… İyi geldi bana.
Size de tavsiye ederim. Dinleyin. Sonra ölümü hatırlayın ve sonra dostlarınızı ve sonra sevdiklerinizi ve sonra tekrar tavsiyeme uyun yine dinleyin. Bu kez can kulağıyla sevdiklerinizi dinleyin.
Hayat kısa…
Hatıralar
Geçip giden zamanları
Bir yerlerde bulsam
Sonra üzülsem
Üzüldüğüme üzülsem
Gözyaşıma dalıp dalıp
Seni hatırlarım
Gittin şimdi sen
Yoksun yanımda
Bir şey istemem
Neye yarar hatıralar
Mirkelam