Sohbet | Chat | Sohbet | Video | Haber | Mirc | Kadin | Cocuk |

Etiket Arşivi DOĞUM

Doğum kontrol haplarının kulanımı

Doğum kontrol haplarının kulanımı,Doğum, kontrol, haplarının, kulanımı,doğum kontrol, haplarının kullanımı, ilişki sırasında dogum kontrol hapı, doğum kontrol hapı kullanmak,kadın parkı, dogum kontrol hapının yan etkileri, dogum kontrol hapının ters etkisi, dogum kontrol hapının zararları, dogum kontrol hapının faydası,

Doğum kontrol ilaçları 21 tane hap içeren kutular şeklinde satılır. Monofazik haplarda ilaç paketinin arka yüzünde her hap için haftanın bir günü yazar. İlk ilaç genelde adet kanamasının başladığı ilk gün alınır. Ancak kanamanın ilk 5 günü içinde alınmaya başlanması durumunda da etkisinden birşey yitirmez. Eğer hap almaya başlarken paketin arkasında yazan günden başlarsanız bu sayede hap atlayıp atlamadığınızı daha kolay kontrol edebilirsiniz. Örneğin adet kanamanız Çarşamba günü başlamışsa paketin arkasında Çarşamba yazan haplardan birini alarak başlamalı ve daha sonra sırayı izlemelisiniz. Eğer multifazik hap kullanıyorsanız mutlaka arkasında 1 yazan haptan başlamalısınız.

21 hap hergün bir tane olacak şekilde alınır. Hapları kullanırken günün hemen hemen aynı saatlerinde almaya dikkat edilmelidir. Ancak burada çok katı olmak gereksizdir. Gün içinde hap alımında yaşanan 3-4 saatlik farklar bir problem yaratmaz. Hapların tok karnına alınması bulantı riskini azaltmakla birlikte aç ya da tok kanına alınması etkinliğini değiştirmez.

21 gün boyunca kullanılan haplar bittiğinde ilaç alımına bir hafta ara verilir. Bir haftalık aranın sonunda yeni bir kutuya başlanır. Son hapın alımını takiben 3-4 gün içinde adet kanaması başlar. Yeni bir kutuya başlamak için adet kanamasının bitmesini beklemeye gerek yoktur. Kanama bitmiş olsa da olmasa da önceki kutunun bitiminden 7 gün sonra sekizinci günde yeni bir kutuya başlanır.

Yeniden özetleyecek olursak sadece ilk kutuya başlarken adet kanamasının ilk 5 günü içinde hap alımına başlanır. Daha sonra sürekli bir kutu kullanıp bir hafta ara vermek şeklinde kullanılır. Bu şekilde adet kanamaları düzenli olarak 28 günde bir olur. İlaç kullanılan dönemde kanama olmaz.

Kullanımın özellikle ilk 3 ayı içerisinde ilaç almaya devam ederken lekelenme şeklide kanamalar olabilir. Bu kısmen beklenen bir durumdur ve zaman içerisinde geçecektir. Nadiren ilaç içerisindeki östrojen dozu kişiye az geldiğinden bu durum uzayabilir ve başka bir ilaca geçme gereksinimi doğabilir. Böyle bir olay başınıza geldiği taktirde jinekoloğunuzla irtibata geçiniz.

Yapılan araştırmalarda kadınların %16′sında hap alımında düzensizikler yaşandığı saptanmıştır. Bu nedenle ilaç almayı unutmamak için belirli bir düzen oluşturmak yararlıdır. Örneğin gece yatmadan önce düzenli olarak dişlerini fırçalama alışkanlığı olan bir kişi OK kutusunu diş fırçasının yanına koyabilir. Benzer şekilde her sabah düzenli olarak makyaj yapıyorsanız kutuyu makyaj malzemelerinizin yanına koyabilirsiniz.

Düzensizlik ve karışıklık en fazla 7 gün ara verilen dönemde yaşanmaktadır. Kişi yeni kutuya hangi gün başlaması gerektiğini şaşırabilir. Bu riski ortadan kaldırmak ve hergün hiç ara vermeden düzenli olarak hap alma alışkanlığını oturtmak için bazı markalarda 21 değil 28 tane hap bulunur. Bu markalarda ilk 21 hap östrojen ve progesteron içerirken son 7 hap aktif madde içermez ve renkleri diğerlerinden farklıdır (genelde kahverengi). Bu hapların içinde çoğunlukla demir bulunur. 28 hap içeren ilaçlar kullanılırken hiç ara verilmez ve kutu bitince hemen yeni bir kutuya başlanır. Aktif madde içermeyen son 7 hap alınırken adet kanaması başlar. Bu tür 28 hap içeren ilaçlar ülkemizde nadiren bulunmaktadır.

DOĞUM KONTROL HAPLARININ KORUYUCULUĞU NE ZAMAN BAŞLAR?
İlk kutuya adet kanamasının ilk beş günü içinde başlandığı ve hiç hap unutulup atlanmadan kullanıldığı taktirde koruyuculuk ilk hapın alımıyla birlikte başlar. İlk kutu kullanılırken ek bir korunma uygulamak gerekmez. Hap alımına ara verilen 7 günlük zaman diliminde koruyuculuğun devam edip etmediği e-posta ile gelen sorular arasında sıkça yer almaktadır. Böyle bir koruyuculuk azalması söz konusu değildir ve ara verilen yedi günlük sürede ilişkiden kaçınmak ya da ek korunma uygulamak gereksizdir. Ancak yedi günün sonunda yeni bir kutuya başlanmadığı taktirde teorik olarak ilacın koruyuculuğu sona erer ve hamile kalma riski doğar.

DOĞUM KONTROL HAPLARININ KORUYUCULUĞU NE KADARDIR?
Doğum kontrol hapı etkinliği çok yüksek bir yöntemdir. Tüm yöntemlere bakıldığında en etkili geri dönebilen korunma yöntemi haplardır.

Bütün doğum kontrol yöntemlerinin teorik ve pratik koruyuculukları vardır. Aradaki fark kişisel farklılıklar ve kullanıcı hatalarından kaynaklanmaktadır. Usulüne uygun kullanıldığında oral kontraseptiflerin koruyuculuğu %99.96′dır. Başarısızlık şansı yani hap kullanımına rağmen hamilelik oluşması 1.000′de birden daha az görülen bir durumdur. Buna karşın pratik koruyuculuk oranı %97 civarındadır. Bu oran bile diğer pekçok yöntemin teorik koruyuculuğundan daha yüksektir.

DOĞUM KONTROL HAPLARI EN FAZLA NE KADAR KULLANILABİLİR?
VÜCUDU DİNLENDİRMEYE GEREK VAR MI?
Doğum kontrol hapları ile ilgili bilinen en büyük yanlışlardan birisi belirli aralıklarla hap kullanımına ara vererek vücudu dinlendirmenin gerekli olduğudur. Bu hurafenin kaynağı belli değildir. Büyük olasılıkla eski kuşak hapların kullanımı ile yaşanan bazı yan etkileri azaltmak ve hastanın hap kullanımından kaçmasını engellemek amacıyla eskiden yapılan bir öneriyken giderek alışkanlık haline gelmiştir. Bu yanlış inanış sadece ülkemizde değil pek çok gelişmiş ülkede de mevcuttur. Yapılan araştırmalar bu tür bir “ara”nın gerekli olmadığını ortaya koymuştur. Vücudu dinlendirmek amacıyla hap kullanımına ara vermenin tek bir etkisi vardır o da istenmeyen bir gebelik ortaya çıkmasıdır.

Eski kuşak yüksek miktarlarda östrojen içeren doğum kontrol hapları hayati tehlike doğurabilen yan etki görülme riskindeki artış nedeni ile 35 yaş üzerindeki kadınlarda kullanılmaz.

Yeni yapılan çalışmalar düşük doz hapların uzun süreler güvenle kullanılabileceğini ortaya koymuştur. Bu nedenle yeni kuşak düşük dozlarda östrojen içeren oral kontraseptifler menopoza kadar kullanılabilir.

Oral kontraseptif ile korunan bir kadın çocuk sahibi olmaya karar verene kadar hiç ara vermeden kullanmaya devam edebilir.

HAP ALIMI UNUTULURSA NE YAPMAK GEREKİR?
Kadınların pek çoğu hap almayı zaman zaman unutmaktadır. Bu durumda hapın koruyuculuğu azalabilmekte ve istenmeyen gebelikler görülebilmektedir.

Eğer doğum kontrol hapınızı almayı unuttuğunuzu fark ederseniz unuttuğunuz hap sayısı ve bulunduğunuz döneme göre ek önlemler alarak istenmeyen bir gebeliğin önüne geçebilirsiniz.

.

Ne yapmalı ?

Ek korunma

1 hap unutulursa Akla geldiği anda o hap alınır ve bir sonraki hap normal şekilde kullanılır Gerekmez
İlk 2 haftada 2 hap unutulursa Takip eden 2 günde ikişer hap alınır Şart olmamakla beraber 7 gün ek korunma uygulanabilir.
Eğer 3. haftada 2 hap ya da herhangi bir zamanda ikiden fazla hap unutulursa Kalan haplar bırakılıp yeni bir kutuya başlanır Hemen ek bir korunma uygulanmalı ve 7 gün sürdürülmelidir.
KİMLER DOĞUM KONTROL HAPI KULLANAMAZ?
Tüm ilaçlarda olduğu gibi doğum kontrol haplarının da kullanılmaması gereken durumlar vardır. Bunlardan bazılarında kullanıma kesinlikle izin verilmezken bazı durumlarda kontrol altında kullanıma onay verilebilir.

Doğum kontrol haplarının kesinlikle kullanılamayacağı durumlar

Bilinen ya da şüphe edilen gebelik varlığı: Adet gecikmesi olduğunda bu durumun altında yatan sebep aydınlatılmadan OK kullanımına başlanmamalıdır
Trombofilebit: Damar iltihabı olan trombofilebit varlığında ya da daha önceden bu tür bir hastalık geçirmiş kişiler doğum kontrol hapı kullanamazlar. Oral kontraseptiflerin içinde bulunan östrojen hormonu kanın pıhtılaşmaya olan eğilimini arttırmaktadır. Damar içindeki kan pıhtılaştığında damarda yıkanma meydana gelmekte ve o damarı kanlandıırdığı alanda beslenme ve oksijenlenme bozukluğu ortaya çıkmaktadır. Bu olay hayati organlardan birinde ortaya çıktığında ölüme kadar uzanan etkiler görülebilir.
Tromboembolik bozukluk, serebrovasküler hastalık varlığı ya da daha önceden geçirilmiş olması da benzer risk taşıdığından OK kullanımı kesinlikle sakıncalıdır. Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılan yeni bir çalışmada düşük doz östrojen içeren doğum kontrol haplarının gelişmiş ülkelerdeki sigara içmeyen kadınlarda inme riskinde bir artışa neden olmadığı ancak gelişmekte olan ülkelerde bir risk artışının söz konusu olduğu bulunmuştur. Bu farkın nedeni büyük olasılıkla genel sağlık durumlarındaki farklılıklardır.
Koroner arter hastalığı ya da iskemik kalp hastalığı öyküsü
Belirgin karaciğer bozukluğu: Östrojen hormonu vücutta karaciğer tarafından yıkılır ve atılır. Eğer karaciğer tam olarak işlev göremiyorsa östrojen yıkılamaz ve istenmeyen etkiler ortaya çıkabilir. Bu nedenle hepatit ya da başka bir nedenle karaciğer sorunu yaşayan kişiler doğum kontrol hapı kullanmamalıdırlar. Yapılan kan incelemelerinde karaciğer fonksiyon testleri normale dönene kadar OK kullanılmaz.
Bilinen ya da şüphe edilen meme kanseri: Östrojen hormonunun kanserli meme dokusu üzerindeki etkisi belli değildir. Bu nedenle meme kanseri ya da kuşkusu durumunda kullanılmaz.
Tanısı konmamış anormal kanamalar: Anormal vajinal kanamalar pek çok hastalığın belirtisi olabilir. Bu hastalıkların bazıları doğum kontrol haplarından olumsuz şekilde etkilenebilir. Bu nedenle anormal vajinal kanaması olanlarda tanı konana kadar OK kullanılmaz.
35 yaş üzeri sigara içenler.
Klinik değerlendirme sonrası hastanın onayı ile dikkatli şekilde kullanılabilecek olan durumlar

Migren: Doğum kontrol hapları içerdikleri hormonların etkisi ile migren ağrılarını tetikleyebilir. Bazı kişilerde var olan migren daha da şiddetlenebilirken diğerlerinde ağrıların sıklığı ve şiddeti azalabilir. Bazı kişilerde ise daha önceden migren öyküsü olmamasına rağmen hap kullanmaya başladıktan sonra migren ortaya çıkabilir. Bu etki özellikle yüksek doz içeren haplarda belirginidir. Migren problemi olanların başka bir yöntem kullanması daha uygun olur.
Yüksek tansiyon: 35 yaşından genç olan kadınlar herhangi ek bir sorunları yoksa tansiyonları ilaçlarla kontrol altına alındıktan sonra düşük doz oral kontraseptifleri kullanabilirler.
Myomlar: Myom ile doğum kontrol hapları arasındaki ilişki tartışmalıdır. Eskiden bu ilaçların içerdikleri östrojen nedeni ile myomlarda büyümeye neden olacağı düşünülmekteydi. Ancak yapılan çalışmalarda bu tür bir etki saptanamamıştır. Myomu bulunan kadınlar düşük doz doğum kontrol haplarını güvenle kullanabilirler.
Gebeliğe bağlı şeker hastalığı: Gestasyonel diabet adı verilen bu durum gebelikte salgılanan hormonların etkileri sonucu vücudun şekeri metabolize etme yeteneğinde bozulmaya bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Önceki gebeliklerinde şeker hastalığı ortaya çıkan kadınlar yılda en az bir kez kan şekeri kontrolü yaptırmak şartıyla düşük doz östrojen içeren hapları kullanabilirler.
Şeker hastalığı: 35 yaşından genç şeker hastaları kan şekeri düzeyleri kontrol altında olmak şartıyla OK kullanabilirler
Epilepsi (sara): Oral kontraseptifler epilepsi ataklarını tetiklemezler hatta bazı kadınlarda epilepsi krizlerinin sıklık ve şideetinde azalmalar rapor edilmektedir. Epileptik hastaların dikkat etmesi gereken durum kullandıkları ilaçların, doğum kontrol haplarının etkisini azaltabilmesidir. Bu nedenle daha etkin bir korunma sağlanması için başka bir yöntem tercih edilebilir.
Gebelikte görülen tıkanma sarılığı: Gebelikleri sırasında safra yollarında tıkanma ve buna bağlı sarılık geçiren kadınlarda doğum kontrol hapı kullanımı sırasında da benzer etkiler görülebileceğinden dikkatli olunmalıdır. Düşük doz içeren ilaçların bu tür tıkanma etkisi yaratması beklenmez.
Orak hücreli anemi: Taşıyıcı olan kadınlar düşük doz hapları kullanabilir. Orak hücreli anemi hastası olanlarda ise teorik olarak damar tıkanıklığı riski mevcuttur.
Safra kesesi hastalığı ya da sarılık ile birlikte seyreden hastalıklar
Kan lipide değerlerinin yüksekliği: Kan lipidleri yüksek olanlar ya da ailevi lipid yüksekliği bulunanlar yakın tkip altında kullanmalıdır
AMELİYAT ÖNCESİ OK KULLANIMI
Oral kontraseptifler kanın pıhtılaşma mekanizmasında değişikliğe neden olabildiği için herhangi bir nedenden dolayı ameliyat planlanan hastaların bu ameliyattan en az 4 hafta önce ilaç kullanımını bırakmaları önerilmektedir. Ancak bu öneri yüksek doz içeren haplar için geçerlidir. Bu öneriye uyulması yerinde olur ancak düşük doz hap kullananların bu kadar dikkatli olmaları gerekmez. Özellikle büyük cerrahi girişim geçirecek olanlarda ya da ameliyat sonrası damar tıkanıklığı geçirme riski normalden yüksek hastalarda ise her türlü doğum kontrol hapının kesilmesi yerinde olur.

EMZİRME DÖNEMİNDE KULLANIM
Doğum sonrası oral kontraseptif kullanımı sütün hem miktarını hem de kalitesini azaltmaktadır. Bu nedenle emziren annelerde 3 aydan önce doğum kontrol haplarının kullanılması önerilmez. Emzirmeyen ya da düzensiz emziren anneler ise doğumu takip eden 6. haftadan başlayarak düşük doz doğum kontrol haplarını kullanabilirler.

DÜŞÜK YA DA KÜRTAJ SONRASI KULLANIM
12. haftadan daha erken bir dönemde gebelik düşük ya da kürtaj ile sonlanırsa zaman kaybetmeden hemen aynı gün doğum kontrol hapına başlanabilir.

12 haftadan daha büyük gebelikler söz konusu olduğunda ise yüksek doz ilaçların kullanılması planlanıyorsa geleneksel olarak 2 hafta beklemek gereklidir. Bu teorik uygulamanın amacı dmar tıkanıklığı riskini azaltmaktır. Düşük doz ilaçların ortaya çıkması bu uygulamayı da gereksiz kılmıştır.

Gebelik haftası ne olursa olsun kürtaj, düşük ya da erken doğumu takiben düşük dozlu oral kontraseptifler hemen kullanılmaya başlanabilir.

BAŞKA İLAÇLARLA BİRLİKTE DOĞUM KONTROL HAPI KULLANIMI
Halk arasında bazı antibiyotiklerin kullanımının doğum kontrol hapının etkisini azalttığı ve hamileliklere yol açtığına dair hikayeler anlatılır. Bunlar doğru değildir. Temel olarak karaciğerin çalışmasını etkileyen ilaçların doğum kontrol hapının metabolizmasını değiştirerek etkinliğini azaltabileceği kabul edilir. Aşağıdaki ilaçları kullananlarda bu tür bir sorun yaşanabileceğinden başka bir doğum kontrol yöntemi seçilmesi uygun olur:

Rifampin
Fenobarbital
Fenitoin
Primidon
Karbamezepin
Primidon
Etosüksimid
Griseofulvin
Tam olarak ortaya konmamış olmakla birlikte doğum kontrol hapları aşağıdaki ilaçların etkisini arttırabilir ve bu ilaçlar doğum kontrol hapıyla birlikte alınırken dozlarının düşürülmesi gerekebilir:

Diazepam
Klordiazepoksit
Teofilin
Trisiklik antidepresanlar
Tam tersi olarak parasetamol ve aspirin kullanırken daha yüksek doz almak gerekebilir.

C vitamini kan östrojen düzeylerini arttırarak ara kanamalara neden olabilir Bu nedenle günde 500 miligramdan fazla C vitamini alınıyorsa vitamin hapı ile doğum kontrol hapı alımı arasında en az 4 saat ara olmalıdır.

Yeni nesil düşük doz oral kontraseptiflerin ise bu tür etkileri son derece düşüktür.

DOĞUM KONTROL HAPI KULLANAN HASTALARIN TAKİBİ
Genç, sağlıklı ve risk faktörü içermeyen ve yeni nesil düşük doz doğum kontrol hapı kullanan kadınlar yılda bir kez muayene edilmelidirler. Bu muayenelerde;

Öykü
Tansiyon kontrolü
Meme muayenesi
Karaciğer muayenesi
Jinekolojik muayene
PAP smear testi yapılır
Yüksek doz kullanan ya da yüksek risk grubunda olan kadınlar ile yukarıda belirtilen rölatif kontraendikasyonları taşıyan kadınlar ise tercihan 6 ayda bir kontrol edilmelidir.

İlk kez doğum kontrol hapı kulllananlar ise olası yan etkilerin saptanması ve kullanımda hata olup olmadığının değerlendirilmesi amacıyla jinekologları ile görüşmelidirler. Bu görüşmede muayeneje gitmek şart değildir. Telefon ya da e-posta ile yapılan görüşmeler yeterli olur.

Doğum kontrol hapları ilk zamanlarda zannedilenden çok daha güvenli bulunmuştur. Doğum kontrol hapını bırakmanın en önemli nedeni yan etkilerden duyulan korkudur. Oysa yan etkiler hem son derece nadirdir hem de halk arasında sıkça söz edilen kısırlık yapar, kilo aldırır, düzeni bozar gibi hikayelerin gerçekle uzaktan ya da yakından ilgisi yoktur. Üstelik doğum kontrol haplarının istenmeyen gebeliklerden korunmanın yanısıra kadın sağlığı açısından pek çok ek yararı vardır.

Doğum kontrol hapı kullanmaya başlamadan ya da kullanırken kontroller sırasında rutin laboratuvar incelemesi yapılması çoğu zaman gereksizdir. Bazı grup hastalarda ise kan şekeri ve kan lipid profillerinin kontrol edilmesinde yarar vardır. Bunlar:

35 yaş üzeri kadınlar
Ailede kalp hastalığı, şeker hastalığı ve yüksek tansiyon öyküsü olanlar
Gebeliğe bağlı şeker hastalığı öyküsü olanlar
Şeker hastalığı olanlar
Kilo problemi olanlar
DOĞUM KONTROL HAPININ KESİLMESİ GEREKEN DURUMLAR
Aşağıdaki durumlar ortaya çıktığında doğum kontrol hapına hemen ara vermeli ve zaman kaybetmeden jinekoloğunuzla görüşmelisiniz.

Uzun süren başağrısı
Başağrısı ile birlikte görülen başdönmesi, bulantı ve kusma
Bulanık görme
Ani görme kayıpları, geçici körlük
Tek taraflı ve kesilmeyen başağrısı
Tedaviye cevap vermeyen başağrısı
Bacaklarda kızarıklık ve ağrı
İnme ya da felç
Şiddetli karın ağrısı
Şiddetli göğüs ağrısı ve nefes almada güçlük
Kan basıncında yükselme

Sezaryenla doğum yerine normal doğum

Sezaryenla doğum yerine normal doğum

Uzmanlar sezaryenle doğum yapmak isteyen kadınları uyardı. Sezaryenle doğumda öldürücü yenidoğan sorunlarının iki kat arttığı belirtildi

Uzmanlar sezaryenle doğum yapmak isteyen kadınları uyardı. Sezaryenle doğumda öldürücü yenidoğan sorunlarının iki kat arttığı belirtildi. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Ali Çetin, zorunluluk gerekmedikçe her anne adayının normal doğum yapması gerektiğini belirterek, normal doğumun hem anne hem de bebek sağlığı açısından çok faydalı olduğunu söyledi.

Son yıllarda doğumlarda cerrahi girişim olan sezaryenin tercih edildiğini ifade eden Çetin, Türkiye’de doğumların yaklaşık yüzde 50′sinin sezaryenle yapıldığını ve sezaryen oranlarının da her geçen yıl artış gösterdiğini belirtti. Bu artışın tıbbi, yasal, sosyal ve mali etkenlere bağlı olduğunu belirten Çetin, şunları söyledi:

“Sağlık çalışanlarının yasal açıdan kendilerini daha fazla emniyete almak istemeleri ve anne adaylarının yeteri kadar bilgilendirilememesi, doğum yapılan kurumların sezaryene hoşgörülü tutumları oranları artırıyor” dedi. Sezaryen doğumun bazı özel durumlarda anne veya bebek için hayat kurtarıcı olduğunu dile getiren Çetin, şöyle devam etti:

”Bebeğin eşinin önde gelmesi, bebek eşinin erken ayrılması, bebek kalp hızının çok düşük olması, bebeğin yan durması, bebeğin uzun süreli oksijen sıkıntısı içinde olması, bebeğin normalden büyük olması, bebeğin kalça kısmının doğum yoluna yakın olması, gebelik zehirlenmesi grubu hastalıklar ve annenin normal doğum pozisyonu sağlayamayacak kadar kemik ve eklem hastalığı olması gibi durumlarda sezaryen doğum çok yararlıdır.” Tüm doğum kliniklerinin, acil sezaryen doğumu gerçekleştirebilecek özelliklerle donatılmış olması gerektiğini vurgulayan Çetin, normal doğum sırasında beklenmeyen komplikasyonların yaşanabileceğini de belirtti. Çetin, zorunlu haller dışında normal doğumun uygulanması gerektiğini ifade ederek, gebelik sırasında ya da normal doğum anında ortaya çıkan bazı durumların da sezaryeni zorunlu hale getirebileceğini söyledi.

”SEZARYENDE, HAYATİ RİSK OLUŞTURMAYAN SORUNLAR 3 KAT ARTAR”

Çetin, sezaryenle doğumun, annenin hayati tehlikesi bulunduğu durumlarda kurtarıcı olarak yapılan acil bir ameliyat olduğunu belirterek, sezaryenin karın açılarak yapılan ameliyatlarda oluşabilen her türlü riski taşıdığını ifade etti.

”Hayati risk oluşturmayan sağlık sorunları genelleme yapıldığında sezaryen doğumda üç kat daha yüksek bulunmaktadır” diyen Çetin, annenin karşılaşabileceği riskleri şöyle sıraladı: ”Karın kesi yerinde, rahimde, diğer mesane gibi leğen kemiği bölgesi organlarında enfeksiyon görülebilir. Fazla kan kaybı olabilir. Annelerin yüzde 2′sinde mesane ve bağırsak gibi organ yaralanmaları gelişebilir. Kişisel ve cerrahi etkenlere bağlı rahim, mesane, bağırsak, karın zarları ve karın duvarı arasında yapışıklıklar oluşabilir. Loğusalık sonunda annelerin ağrı ölçümleri yapıldığında hissettikleri ağrı açısından normal ve sezaryen doğum şekilleri arasında bir fark bulunmamaktadır.

Sezaryen doğum sonrasında kadınlar, doğum tecrübesini daha negatif olarak algılayabilir ve bebeklerine bağlanma sıkıntısı yaşayabilir. Sezaryen sırasında anestezi ve iyileşme aşamasında kullanılan ilaç sayısının fazla olmasından dolayı ilaç alerjileri de fazla görülebilir. Normale göre sezaryen doğumda hastanede yatış süresi iki kat daha fazla olur. İyileşme süresi, sezaryende en az iki hafta daha uzun olur. Rahim alınması, mesane tamiri, leğen kemiği bölgesinde yapılan diğer ameliyatlarda yapışıklıklara bağlı sorunlarla karşılaşılması ve yeni doğumların sezaryenle yapılması gibi durumlar oluşabilir.”

”SEZARYEN DOĞUM SONRASI ÇOCUKLARDA DAHA FAZLA ASTIM HASTALIĞI GELİŞİYOR”

Sezaryenin bebek için de riskleri bulunduğunu vurgulayan Çetin, şöyle devam etti: ”Hamileliğin kaç aylık olduğu iyi hesaplanamadan ve doğum ağrıları başlamadan yapılan sezaryenlerde, erken doğuma bağlı yenidoğan bakımı gereksinimi doğabilir. Planlı bir sezaryen sonrası solunum sıkıntısı ve yenidoğan sık solunumu hastalıklarının oranları, normal doğuma göre yedi kat fazladır. Sezaryen doğum sonrası çocuklarda daha fazla astım gelişmektedir. Genel anesteziyle yapılan sezaryen doğumlarda yenidoğan bebeklerin normal yaşama dönmesi gecikebilir. Öldürücü yenidoğan sorunları, sezaryen doğum sonrası genel olarak iki kat kadar daha yüksektir. Sezaryen doğumda rahim duvarı kesilirken bebekte küçük kesiler olabilir.”

Çetin, ”Ayrıca, bebek eşi rahim ağzını kapatabilir ve rahim duvarına sıkı yapışabilir. Doğum sonrası belirgin şekilde artan bu durumlar, rahimin tamamen çıkartılmasını gerektirebilir. Rahim yırtılabilir. İdrar yolu, mesane ve bağırsak yaralanmaları görülebilir” diye konuştu.

Hamilelik, kadınların hamilelik dönemi, doğum, dogum sancıları, Doğum yabıcaklar, Hamile kadınlar, hamile, gebe, Dogum sancısı, En iyi dogum, Suda dogum, sezeryan dogum, normal dogum,

Kadın Hastalıkları

Rahim Urları;Myomlar”
Düzensiz kanamaların diger bir önemli nedeni myomlardır. Myomlar rahimi olusturan kas dokusunun tümörleridir. 35 yasın üzerindeki her 4 kadından birinde belirgin myoma rastlanır. Myom olusmasında estrojen hormonunun etkisi vardır. Menopoz döneminde hormon kullanmayanlarda myomlar büzülür, kücülür. Ayrıca estrojeni azaltan GnRH analogu denilen ilaclar da myomları kücültür. Myomların %99 dan fazlası iyi huyludur. Ancak cok degisik büyüklükte olabilirler ve cok cesitli rahatsızlıklara neden olabilirler. Yerlestikleri yere göre etkileri farklı olur. Bazan saplı olarak uterusa birlesir. Özellikle rahimin ic kısmında yerlesen myomlar düzensiz ve bol kanamalara neden olur. Kanama yanında agrı ve kasıklara basınc hissi yaratırlar. İri myomlar sık sık idrara ve kabızlıga neden olabilir.

Tedavinin ne sekilde olacagına kadın-dogum uzmanı ile tartısmak gerekir. cocuk istemiyen kadınlarda histerektomi en cok uygulanan tedavi seklidir.

Myomlarda hangi durumlarda ameliyat gerekir?:

Tedavi ile gecmeyen düzensiz kanamalar

3 aylık gebelikten daha büyük myom

iyilesmiyen kasık ve bel agrısı

Büyüyen myom

Menopozda hormon tedavisi gerekliligi

Sayfa Bası

DÜZENSIZ KANAMALAR…
Menopoza yakın zamanlarda düzensiz kanamalar sık görülür. Bu kanamalar genelde hormonal düzensizlige baglıdır. Ancak bazan bazı hastalıkların belirtisi de olabilir.

Inceleme gerektiren haller:

21 günden daha sık aralıklarla olan kanama

8 günden daha fazla ve bol olarak süren kanama,

6 aydan sonra tekrar baslayan kanama

Hiperplazi…

Hiperplazi rahim ici örtüsünün hormonal düzensizlik nedeniyle kalınlasmasıdır. Bu kalınlasma zaman zaman dökülür ve düzensiz kanamalara neden olur. Teshis icin küretajla tüm rahim icinin alınması ve patolojik inceleme yapılması gerekir. cünkü bu kanamalar aynı zamanda gizli bir rahim ici kanserinin belirtisi olabilir ve ancak bu sekilde teshis edilebilir.

Diger Düzensiz Kanama Nedenleri…

Uterus, tüp veya rahim agzı iltihapları.

Agır hastalıklar. Karaciger ve kan pıhtılasma hastalıkları.

Polip

Rahim icinde yerlesmis kücük ve saplı urlara polip denir. Bu polipler ancak histeroskopi denilen bir teshis yöntem ile ortaya cıkarılabilirler. Ayrıca vijinal ultrason sırasında rahim icine sıvı verilerek de ortaya cıkarılabilir.

Hormonal Düzensizlige Baglı Kanamalar:

Yas İlerledikce yumurtlama düzeni bozulur. Progesteron üretimi yeterli olmaz. Rahim icinde sürekli olarak estrojen etkisi vardır. Bu sürekli estrojen etkisi rahim ici endometriumda kalınlasmaya neden olur. Bu kalınlasan hücreler bir süre sonra kanamayla dökülür.

Sayfa Bası

Yumurtalık kistleri:
35 yas sonrası kasık bölgesinde kitlelere rastlama sansı artar. Bu kitleler bazan belirti verir. Ancak genelde tesadüfi olarak ortaya cıkarılır. Belli tetkikler yapılmadan bu kitlenin ciddiyetini hakkında karar vermek güctür.

Menopoz dönemindeki kadınlarda yumurtalık kistlerine sıkca rastlanır. Kesin tanı ultrasonla konur. Bir kist ne kadar yuvarlak ve düzgünse, ici ne kadar temizse ve sıvı dolu ise o kadar az tehlikelidir. 6-7 cmden kücük ve tehlikesiz gibi görülen kistlerde önce 1-2 ay ilac tedavisi yapılır. Ilac tedavisi netice vermezse operasyonla kistin cıkarılması ve ameliyat anında patolojik incelemenin yaptırılması gerekir. Bir kadın icin en tehlikeli hastalık yumurtalık kanseridir. cünkü teshisi güc konur ve kondugu zamanda genellikle kanser ilerlemistir. Bu nedenle özellikle 40 yasın üzerindeki kistlerde cok uyanık davranılmalı ve yakından takip edilmelidir.

Sayfa Bası

Akıntının nedenleri

Bir kadını kadın hastalıkları doktoruna getiren en sık nedenlerden biri vajenden gelen akıntılardır. Bazan akıntılar artar, kokulu olur, kasıntılı olur.

Bu nedenle normal akıntı ile anormal akıntıyı birbirinden ayırmak gerekir.

Estrojen hormonunun azalması vajende salgının azalmasına ve dogal korunma ortamının bozulmasına neden olur. Vajenin dogal korunma ortamı asitdir. Hormon azaldıkca bu asitlik azalır ve mikropların yerlesmesi kolaylasır. Özellikle mantarların yerlesmesi kolaylasır. Tüm bunlar kokulu ve kasıntılı akıntılara neden olur. Bu hallerde kadın dogum uzmanının muayenesi ve tedavisi gereklidir.

Normal vajinal akıntının özellikleri nelerdir?

Vajinal akıntının icinde, salgı bezlerinden olusan sıvı, dökülen hücreler, ve normal vajen mikropları bulunur. Normal bir vajinal akıntı beyaz, saydam ve kokusuzdur. Kasınma, yanma veya herhangi bir rahatsızlıga neden olmaz. Adet gününe göre akıntının miktarı degisebilir. Örnegin yumurtlama günlerinde artar.

Anormal Akıntının Nedenleri Nelerdir?
Mikroplar vajen ve vulvanın iltihaplanmasına neden olur. Kasıntı, yanma hissi, anormal kötü koku, akıntıda belirgin artıs bu iltihabın belirtileridir.

Menopoz sonrası mikrop olmadanda, estrojen eksikligi aynı belirtileri ortaya cıkarır.

En cok mantar denilen mikroplar enfeksiyona neden olur. Bunun dısında trikomonas denilen parazitler ve bakteryel mikroplar akıntı nedenidir.

Sayfa Bası

Mantar Akıntıları
Mantarlar oldukca karmasık bir yasam sekline sahiptir. Dogada bitki ve hayvanların üzerlerinde ve insan vücudunda yasayabilir. nemli ortamlar mantarlar icin ideal mekandır. Bircok mantar cesidi arasında vajende rahatsızlıga neden olan candida albicans denen türdür. Bu tür ılık, nemli, ısıksız ortamda hızla ürer.

Kasıntılıdır. Süt kesigi görünümünde beyaz akıntılardır. Kokusuzdur. Tedavisi kolaydır. Ancak seker hastalıgı varsa ilaclar yetersiz kalır.

Kesin tanı icin akıntının mikroskop altında incelenmesi gerekir.

Kadınların %75′i hayatında enaz bir kez vajinal mantar hastalıgına yakalanır. Tedavi olmazsa hastalık kalıcı olur. Bazıları da doktora gider ama tedavileri eksik ya da yetersiz kalır. Eski tedaviler gercekten uzun ve zorlu idi. Aynı zamanda ilaclar etkisiz kalabiliyordu. Tedavinin basarılı olması icin ilacların 7 ila 14 gün kullanılması gerekiyordu. Halbuki belirtiler 2 günde kesildiginden kadın iyilestim deyip tedaviyi yarım bırakıyordu. Mikropda kısa sürede daha güclü olarak tekrar ortaya cıkıyordu. Böyle ilaca alısmıs mikrobu yine aynı ilacla yok etmek artık mümkün degildi.

Ancak son yıllarda gerek vajinal yoldan, gerekse hap olarak agızdan kullanılan yeni ilaclar cıktı. Bu ilacların üstünlügü hem güclü olmaları hem de cok kolay kullanılmaları. Genelde tek bir hap veya fitil ile tedavi basarılıyor.

Sayfa Bası

Kadında diger vajinal enfeksiyonlar…
Trikomonas, bakteriyel vajinozis adlı mikrobik hastalıklar. Gerek mantar, gerekse bu mikroorganizmalar normal vajenin icinde de bulunur. Ancak zararsız halde dururlar. Ya da kadının savunma mekanizmaları bu mikropların zararlı olmasını engeller. Bu savunma mekanizması zedelendiginde veya zayıfladıgında, bagısıklık sistemi cöker, ve mikroplar hastalık üretmeye baslar. Mantarı digerinden ayıran özellik kasıntı olmasıdır. Idrar yaparken ve cinsel iliski sırasında agrı görülür. Akıntı koyu ve beyaz renktedir. Icinde süt kesigi manzarası olabilir.

Bakteriyel Vaginozis…

Akıntı, hafif kasıntı ve yanma olur. Akıntı koyu, kıvamlı ve kötü kokuludur. Rengi yesil ve sarı olabilir.

Trikomonas…

Bulasma cinsel iliski ile olabilir. Banyolar, umumi tuvaletler bulasma yeri olabilir. Genc kızlarda ve dogurganlık cagında daha sık görülür. Akıntı cok fazladır. Köpüklüdür. İdrar yaparken ve cinsel iliski sırasında agrıya neden olur.

cogu zaman bu üc mikrop birarada hastalık yapar.

Mikroplar nasıl hastalık yapar…

Mikropların hastalık yapması icin önce üremesi gerekir. Belli bir sayıya ulastıktan sonra bir takım zararlı ürünler salgılayarak hastalık üretir. Iltihap belirtileri ortaya cıkar. Iltihap bedenin bu zararlı etkilere karsı verdigi savas sonucu ortaya cıkan bir durumdur. Vajinal akıntılarda böyle reaksiyonlardır.

Mikrobik akıntı tedavi olmazsa…

Akıntı devam eder. mikroplar gittikce derine yerlesmeye baslar. Özellikle uterusun vajen icine bakan agız kısmında yaralara neden olur. (servisit). Akıntı cinsel organın giris kısmında da sisme ve agrıya neden olur.

Sayfa Bası

Akıntıya neden olan haller…
Antibiyotikler..

Sık sık antibiyotik kullanlması vajenin savunma mekanizması olan yararlı mikropları öldürerek zararlı mikropların ortaya cıkmasına neden olurlar. Bu nedenle gerekli olmadıkca antibiyotik kullanmamak gerekir.

Dogum kontrol hapları..

Hormonal baskı vajende asiditiyi etkileyerek mantar olusumunu arttırır. Ancak estrojeni düsük hap kullanıldıgında bu etki azalır.

seker hastaları…

Vajene gecen fazla seker mantarı azdırır. Bu mantarlar tedaviye direnclidir. Yani sık sık tekrarlar. Vücut direncini kıran agır hastalıklar.

Asırı temizlik tutukusu…

Özellikle deodorantlı sabun, parfüm ve spreyler vajen asitligini bozar. Vücudu sıkı saran pantolon ve camasırlar.

Etiketler: kadın hastalıkları, kadın saglıgı, kadın özel, kadınca, kadın hastalıkları uzmanı, kadınsal sorunlar, kadınsal hastalık, kanama, adet, mantar, kaşıntı, gebelik, hamilelik, dogum, sağlıklı beslenme, adet kanaması,

Sağlıklı Yaşam

Kadın cinsel organları erkektekinden daha karmaşıktır. İçte karnın alt bö­lümünde rahim ya da dölyatağı (uterus) ile sağda ve solda yumurta kanalları (fallop borusu) ve yumurta­lıklar yer alır. Rahmin alt ucu bir bo­yun oluşturarak vajinanın içine doğ­ru uzanır (serviks). Vajina dış cinsel organlara açılır; bunlar idrar yolu (üretra), klitoris (bızır) ve vulvadan oluşur.

Klitoris
Halk dilinde bızır adı verilen klitoris birçok bakımdan küçük bir penis gi­bidir. İçinde boylu boyunca uzanan aynı türden üç tüp vardır ve kadın uyarılınca klitoris de şişer ve sertle­şir. Sinir uçlarıyla dolu olduğu için, dokunmaya son derece duyarlıdır ve klitorisin uyarılmasıyla kadında cinsel uyarılma sağlanır ama şiddet­li ya da sert hareketler ağrıya neden olabilir.

Vulva
Vulvada iki deri tabakası vardır: dış­taki daha kalın olana dış dudaklar, içteki daha ince olana da küçük du­daklar adı verilir. Normalde bunlar üst üste gelerek vajina ağzını sıkıca kapatır, ama ayrılırlarsa vajina ağzı görülebilir. Daha önce hiç cinsel iliş­kiye girmemiş ya da tampon kullan­mamış bir kadında vajina ağzını çevreleyen ve himen (“kızlık zan”) adı verilen ince bir zar bu girişi daha da daraltır. Çok seyrek olarak hi­men vajina ağzını bütünüyle kapa­tarak âdet kanamaları başlayınca ka­nın içerde toplanmasına neden olur. Bu durumda küçük bir ameli­yatla himeni kesmek gerekir. Bazı kadınlarda ise himen yırtılır ve ka­lıntıları vajina girişine hafif girintili çıkıntılı bir görünüm kazandırır. Kü­çük dudakların içinde, vajina ağzı­nın hemen üzerinde küçük bir doku tomurcuğunda üretranın (idrar yolu) ağzı yer alır.

Vajina ağzının alt bölümünde iki tarafta birer Bartholin bezi bulunur. Bunların ürettiği sıvı cinsel birleşme sırasında vajinanın kayganlaşmasını sağlar. Bazen bu bezler enfekte olur ya da bir kist nedeniyle şişer ve an­tibiyotik kullanmak ya da küçük bir ameliyat yapmak gerekebilir.

Vajina
Vajina tüp şeklindedir ve normalde yaklaşık 10 cm uzunluğundadır. Va­jinanın vulvaya yakın alt bölümü güçlü kaslarla çevrilidir ve penisin vajinaya rahatça girebilmesi için bu kasların gevşemesi gerekir. Öte yandan, bu kaslar çok gevşerse (bel­ki çocuk doğurduktan sonra) cinsel ilişki hem erkek hem de kadın için daha az haz verici olabilir ve kasların güçlenmesi için özel bazı egzersiz­lerin yapılması gerekir.

Üstte rahim boynu (serviks) vaji­na içine doğru girer. Servikal sürüntü testi ya da “smear” yapılacağı zaman spekulum adı verilen bir alet yardımıyla vajina açılır ve rahim boynu görünür hale getirilir; bura­dan yavaşça biraz doku ve salgı ör­neği alınarak bir lama yayılır ve mik­roskopta incelenir. Kadınların çoğu, cinsel birleşme sırasında penisin tekrarlanan darbelerinden olduğu gibi, rahim boynuna doğrudan ba­sınç yapılmasından rahatsız olur.

Vajina duvarları kıvrımlıdır. Kadın cinsel olarak uyarılınca vajinanın üst üçte ikilik bölümü uzayarak penise bütünüyle uygun hale gelir.

Rahim
Rahim ya da döl yatağı, ucu (rahim boynu) aşağıya doğru bakan bir üç­gen biçimindedir. Rahim boynu ise vajinaya açılır. Kadınların çoğunda rahmin gövdesi hafifçe öne eğiktir ve önünde yer alan idrar kesesinin üzerine doğru yatmıştır. Bazı kadın­larda da rahim arkaya doğru yatmıştır; genellikle bunun herhangi bir sa­kıncası yoktur, ama doktor servikal sürüntü örneği almak için rahim boynunu bulmakta biraz zorlanabilir! Üst köşelerin her ikisinde de yanlara açılan kısa iki kol şeklinde yumurta kanalları (fallop boruları) vardır. Yu­murta kanallarının uçlarındaki par­mak benzeri doku her iki tarafta da yumurtalıkları kuşatır. Kadında kısır­laştırma ameliyatı sırasında bu yu­murta kanalları kesilerek bağlanır ya da bir mandalla kapatılır.

Rahim esas olarak kaslardan olu­şur ve görevi gebelik sırasında bü­yüyen fetüsü barındırmak ve doğum sırasında kasılmalarda bebeğin dışa­rı çıkmasını sağlamaktır. Gebelik sı­rasındaki genişleme yeteneği olağa­nüstüdür; hacmi altı mililitreden do­kuzuncu ayda dört litreye kadar çı­kar. Normalde boyu yaklaşık yedi santim kadardır.

Rahmi kaplayan örtü, hormonların etkisi altında her ay yenilenir. Gebelik gerçekleşmezse, bu örtü oluşma sürecinin sonunda, ortalama 28. günde bir âdet kanamasıyla (regl, aybaşı) atılır. Bununla birlikte âdet döngüsü çok değişken olabilir ve birçok kadında âdetler çok dü­zenli değildir.

Gebelik gerçekleşirse, fetüs için hazırlanan rahmin örtüsü oluşumu­nu sürdürür; fetüs bu örtüye bağla­narak gelişmeye başlar. Bu nedenle âdetin gecikmesi bir kadına gebe kalmış olabileceğini düşündüren ilk işarettir.

Yumurtalık
Yumurtalıklarda yumurtalar vardır. Her yumurta bir hücre kümesiyle çevrilmiştir. Her ay bir yumurta “ol­gunlaşır” ve çevresindeki hücre kü­mesi büyür. Sonunda bu yumurta yumurtalığın yüzeyinden kopar ve yumurta kanallarının parmaksı uzan­tıları tarafından kanala çekilir. Bu olaya ovülasyon ya da yumurtlama adı verilir. Kanalda ilerleyen yumur­ta hücresi spermle karşılaşırsa, ora­da döllenir. Normalde ovülasyon âdet kanamasının ilk gününden yak­laşık 14 gün sonra gerçekleşir.

Etiketler: adet kanaması, aybaşı, üretra, üretranın ağzı, Bartholin bezi, bızır, döl yatağı, dogum, doktor, fallop boruları, fallop borusu, idrar yolu, iyot, kan, klitoris, klitoris sertleşir, klitoris şişme, kızlık zan, organlari, ovülasyon, rahim, rahim boynu, regl, Servikal sürüntü testi, serviks, smear, vajina, vulva, yumurta, yumurtalık