Sohbet | Chat | Sohbet | Video | Haber | Mirc | Kadin | Cocuk |

Etiket Arşivi Kadın

Kadın Erkek Eşitliği

Kadın Erkek Eşitliği,Kadın, Erkek, Eşitliği, erkek kadın eşitliği, kadınlar ve erkekler, kadın erkek, kadın parkı,

Kadın Erkek Eşitliği

Günümüzde oldukça popüler olan “Kadın Erkek Eşit­liği” adı altında ileri sürülen görüşleri, tezleri veya önerileri dikkate aldığımız zaman, bu konuda birbirleriyle çelişen birçok görüşün olduğunu ve fikri bir anarşinin yaşandığını söyleyebiliriz.
Bu fikri anarşinin içine, bir başka fikir anarşisti ola­rak girmememi? için, meseleyi önyargılarla değil, önyargılardan uzak sağlıklı bir metod ile değerlendirmemiz gerek­mektedir. “Kadın Erkek Eşitliği” meselesini sağlıklı bir şekilde değerlendirebilmemiz ise, bu meselede yer alan “Kadın”, “Erkek” ve “Eşitlik” kavramlarına açıklık getirme­mizle mümkündür. Bu nedenle öncelikle eşitlik üzerinde durmamız, bu kavramı adil bir düzlemde ve doğru olarak tanımlamamız gerekecektir.
Adil bir düzlemde eşitlik nedir?
Bu soruyu sormamız, belki de bazı kimselerin gülme­sine neden olacaktır. Fakat yine de lütfedecekler ve bizlere dönerek “Eşitlik demek, iki unsur arasındaki dengenin sağ­lanması, her iki unsura da aynı muamelede bulunulması ve aynı hakların verilmesidir” diyeceklerdir.Yaşadığımız toplumda kendilerine aydın(!) denilen ke­sim arasında yaygınlaşan bu tanım, hiç şüphesiz ki gözlem ve düşünce fakirlerinin tanımıdır. Nitekim “Kadın Erkek Eşitliği” meselesinde eşitliği bu şekilde tanımlayan düşünce fakirleri, bu tanımdan hareket ederek birçok görüşler ileri sürmektedirler. Kadını ve erkeği kemiyet terazisinin birer kefesine oturtup; erkeğe verilen bir hak, kadına veya kadı­na verilen bir hak, erkeğe verilmediği zaman “Bu eşitlik değildir! Bu apaçık bir haksızlıktır” diyerek feveran eden­ler, yine bunlar, yine bu gözlem ve düşünce fakirleridir. Oysa bu kimselere “Eşitlik nedir?” sorusunu değil, “Adil bir düzlemde eşitlik nedir?” sorusunu yöneltmiştik. Belki de gülmeyi bırakarak şaşkınlıkla yüzümüze bakacak­lar ve “Aralarında ne fark var ki!” diyeceklerdir. Cevabımız gayet açık olacak ve bu kimselere “Zulüm ile adalet, hak ile haksızlık arasında ne fark var ise, o fark vardır.” diye­ceğiz.
Çünkü eşitliğin adil bir düzlemde tanımlanması de­mek, eşitliğe getirilecek olan tanımın teori ve pratikte adil olması, tatbik edildiği zaman tarafları haksızlığa değil, hak ve adalete götürmesidir. İşte mesele bu noktaya geldiği za­man, hak ile eşitliği veya haksızlık ile eşitsizliği birbirinden ayırmamız gerekir. Çünkü günümüzde yaygınlaşan anlayı­şın zannettiği gibi, her eşitlikte hak, her eşitsizlikte haksızlık yoktur. Aynı olan şeylere eşit davranmak hak ve adalet iken, aynı olmayan şeylere eşit davranmak hak ve adalet değil­dir. Dolayısıyla eşitliğin adil bir düzlemde tanımlanması de­mek, farklı olan şeyler arasında değil, aynı olan şeyler ara­sındaki dengesizliğin önlenmesi, aynı olan şeylere aynı değerin veya aynı ödev ve hakların verilmesidir.
Gerçi pratik yaşantının açık realitesinde, bunun böyle olduğunu kendileri de bilmektedir. Mesela düzenledikleri olimpiyat yarışlarında kadınlara ve erkeklere ayn davranmaktalar, yüz metreyi 11 saniyede koşan kadın atlete alün madalya verirken, aynı mesafeyi 10 saniyede koşan yüzlerce erkek atlete demir madalya bile vermemektedir­ler.
Bu durum, kadın ve erkek arasında bir eşitsizlik değil midir?
Ebetteki eşitsizliktir!.
Ancak bu eşitsizlikte bir haksızlık, bu eşitsizlikte bir adaletsizlik yoktur. Çünkü kadın ve erkeğin farklı özellikleri dikkate alınmakta ve dolayısıyle farklı düzlemlerde yarıştırılmaktadırlar. Kadın ve erkeğe bu konuda eşit davranma­malarının, onlan aynı düzlemde yarıştırmamalarının adil ve hak oluşu, kadın ve erkeğin bu konuda eşit olmadıkla dandır. Daha açık bir ifade ile, eşit olmayan şeylere eşit davranmamak, adalet ve hakkın bir gereği olmaktadır.
Peki, kadın ve erkeğin farklı düzlemlerde ele alınması gere­ken durumlar, sadece bu gibi müsabaka durumlan mıdır?
Kadın ve erkeğin farklı özelliklere sahip oluşunun, sosyal yaşantıya ve sosyal eylemlere yansıyan boyutları yok mudur?
İşte bu soruîan sağlıklı bir şekilde cevaplandırabilmemiz, kadını ve erkeği doğru tanımlayabilmemizle mümkündür. Eşitliğin adil düzlemdeki tanımını yaptığımız gibi, ka­dın ve erkeği de adil bir düzlemde tanımlamamız gerekecektir.
İnsanı yaratan ve yarattığı insanı hakkıyle bilen şanı yüce Rabbimizin, daha önce zikrettiğimiz bir ayet-i kerimede “Allah’ın kendisiyle kiminizi kiminize göre üstün kıldığı şeyi temenni etmeyin.”, buyurduğunu, bu üstünlüğün sadece erkeğin kadına veya kadının erkeğe üstünlüğü olmadığını belirtip “Nitekim fiziki güç, metanet, sabır, soğukkanlılık, adil ve itidalli davranmak gibi özelliklerde erkekler kadınlara nazaran daha üstün olmalarına karşın; fiziki zerafet, le­tafet, duygusallık, nezaket, incelik, merhamet ve şefkat gibi özelliklerde de kadınlar erkeklere nazaran daha üstün­dürler.” demiştik. Dolayısıyla kadın ve erkeğin adil bir düz­lemde tanımlanması, insani olarak aynı, cinsi olarak ise birbirlerinden farklı, birbirlerine nazaran üstün olabildikleri bir tanımlamadır.
“Allah’ın kendisiyle kiminizi kiminize göre üstün kıldığı şeyi temenni etmeyin”, buyruğuna dikkat edilirse, buradaki üstün kılınma vakıasında bir mukayese bulunmakta ve söz konusu üstünlük, mukayeseli bir üstünlük olmaktadır. Peki, bu mukayese doğru mudur? Kadını veya erkeği tanımlarken, her iki cinsin üstün veya zayıf yönlerini belirlerken, bu iki cinsin birbiriyle mu­kayesesi gerekli midir? Elbetteki gereklidir!.
Çünkü kadın ve erkek birbirinden ayrı, birbirinden müstakil canlılar değildir. Her ikisi de insan kavramı içersi­ne girmekte ve her ikisi de aynı yaşamı birlikte yaşamak, birlikte paylaşmak durumundadırlar. Dolayısıyla kadını veya erkeği tanımlarken, bunlara sosyal yaşantıda bir yer verirken, mutlaka ve mutlaka karşı cinsin dikkate alınması gerekmektedir. Birçok feministin yaptığı gibi erkeği dikka­te almadan kadını, kadını dikkate almadan erkeği tanımla­mak ve bu tanımlamaya göre onlara dünya yaşantısında bir yer vermeye çalışmak; hiç şüphesiz ki denizleri dikkate almadan karalan, karalan dikkate almadan denizleri ta­nımlamaya ve dünya haritasını, bu tek taraflı tanımlamaya göre çizmeye benzeyecektir!.
Oysa gözümüzün nuru İslam, kadını ve erkeği birbirinden ayrı, birbirinden müsta­kil, birbirinden bağımsız düşünmüyor. Kadını tanımlarken ve kadına sosyal yaşantıda yer verirken erkeği dikkate aldı­ğı gibi, erkeği tanımlarken ve erkeğe sosyal yaşantıda yer verirken de mutlaka kadını dikkate alıyor. Çünkü erkeğin erkek olarak varlığı, kadının varlığıyla anlam kazandığı gibi; kadının da kadın olarak varlığı, erkeğin varlığıyla an­lam kazanmaktadır. Kadının olmadığı bir dünyada erkekle­re özgü erkeksi özelliklerin önemli bir anlamı olmayacağı gibi, erkeğin olmadığı bir dünyada da kadınlara özgü ka­dınsı özelliklerin önemli bir anlamı olmayacaktır.
Kadın ve erkek, birbiriyle önem, birbiriyle anlam kazanan iki cinstir.Netice olarak erkeği dikkate almadan kadını tanımla­mamız, kadının hak ve ödevlerini belirleyebilmemiz müm­kün olmadığı gibi, kadını dikkate almadan da erkeği ta­nımlamamız, erkeğin hak ve ödevlerini belirleyeb ilmemiz mümkün değildir. Peki bu belirlemede, bir pastayı tam ortasından bölmek gibi bir eşitlik ola­cak mı?
Eşitliğin adii bir düzlemde tanımlamasını yaparken “Farklı olan şeyler arasında değil, aynı olan şeyier arasın­daki dengesizliğin önlenmesi, aynı olan şeylere aynı değe­rin veya aynı ödev ve hakların verilmesidir.” demiştik. Kadın ve erkek arasında aynı olan yönler olduğu gibi farklı olan yönler de bulunduğuna göre, kadın erkek eşitliğini konuşacağımız ve tartışacağımız zaman, aynı ve farklı olan bu yönleri mutlaka ve mutlaka dikkate almamız gerekecek­tir.
İşte bütün bu gerçekleri dikkate aldığımız zaman, ka­dın ve erkeğin bütün hak ve ödevlerini “İnsan hak ve ödevleri” gibi genel bir başlıkta ifade edebilmemiz müm­kün değildir. Çünkü daha önce de belirttiğimiz gibi kadın ve erkek insani düzlemde aynı olmasına rağmen, cinsi özellikler düzleminde birbirlerinden farklıdırlar. Dolayısıyla kadın veya erkeğin hak ve ödevlerini belirlerken, bu belir­lemede bütün insanların ortak özellik ve konumlarını dik­kate alarak “İnsan hak ve ödevleri” başlığına yer vermekle beraber, kadın ve erkek arasındaki farklı özellikleri dikkate alarak da “Erkek hak ve Ödevleri” ve “Kadın hak ve ödev­leri” olmak üzere iki ayrı yardımcı başlığa da yer verme­miz gerekecektir. Çünkü her iki cinsin, insan olarak ortak hak ve ödevleri olacağı gibi, farklılıklardan kaynaklanan, kendilerine veya cinslerine özgü özel hak ve ödevleri de bulunacaktır.İnsani düzlemde, insan olarak aynı olan kadın ve erkek, insanın sahip olması gereken can, mal, akıl, nesil ve din güvenliği gibi bütün haklara sahiptirler. Allah’a kulluk, İlahi ceza ve mü-kafaat meselesinde önemli bir ayırım olmadığı gibi, zalim­lik veya mazlumluk meselesinde de durum değişmez. İs­lam’a göre zulme uğrayan mazlumun veya zulüm yapan zalimin cinsiyetine bakılarak karar verilmez. Dolayısıyla İslami ve insani düzlemde belirlenecek olan “İnsan hak ve ödevleri” hukukunda kadın erkek ayırımı yoktur. Nitekim İslami anlayışa göre “İnsan hak ve ödevleri” denilirken, ka­dınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla bütün insanlar muha­tap alınmaktadır.Kadın ve erkeğin bazı farklı özelliklere sahip olduğu cinsiyet düzleminde ise her iki cinsin farklı durumlan ve sadece müslümanlan bağlayacak olan bazı farklı İslami ve­cibeleri dikkate alınarak bu hak ve ödevler belirlenir. Hak ve ödevleri birlikte zikretmemizin nedeni, bazı hakların ödevlerden ayrı düşünülemeyeceği içindir. Çünkü İslam’a göre erkek ve kadın arasındaki bazı farklı haklar, erkek ve kadının bu konulardaki farklı ödevlerinden kaynaklanmak­tadır. Meseleyi örneklendirmek gerekirse, İslam’daki miras hukukunu ele alabiliriz. Hiçbir sağlıklı ölçüye ve insafa sa­hip olmadan İslam’ı eleştirmeyi bir meslek haline getiren günümüzdeki birçok yazann sık sık gündeme getirdikleri gibi, İslam’daki miras hukukunda erkeğe iki, kadına bir pay verilmektedir.Bu durum eşitsizlik midir?
Tabi ki eşitsizliktir!. Ancak bu eşitsizlikte bir haksızlık, bu eşitsizlikte bir adaletsizlik yoktur. Çünkü aynı eşitsizlik bu konudaki ödevlerde de bulunmakta, kardeşlerinin, anne babasının ve ailesinin maddi ihtiyaçlannı karşılama ödevi, kadına değil erkeğe verilmektedir.Peki, “İslam’daki miras hukukunda erkeğe iki, kadına bir pay veriliyor! Bu nasıl adalet!.” diyerek fevaran edenler, erkeğe yüklenen farklı ödevler konusunu neden gözardı ediyorlar?
Objektif olmaktan anladıklan bu mu?
Oysa haklar konusundaki eşitsizliği dikkate aldıklan gibi, ödevler konusundaki eşitsizliği de dikkate alarak, bu konudaki farklı hak ve ödevleri birlikte değerlendirdikleri zaman, farklı hakların, farklı ödevlerden kaynaklandığını anlayacaklardır.
İslam’a göre kadın ve erkeğin hak ve ödevleri belirle­nirken, cinsiyet düzlemindeki fiziki ve psikolojik farklılıklar­la beraber, sadece müslümanlan bağlayacak olan bazı farklı İslami vecibelerin de dikkate alındığını belirtmiştik.
Feminizmi savunan bazı kimseler için kadınların hak ve ödevleri belirlenirken, kadının onuru, iffeti ve Allah’a kulluğu gibi vasıflan yeterince önemli olmasa da veya bazı vasıflara kendilerince bir anlam verip, bu anlamla yetinseler de; kadına gerçek manada değer veren İslam, kadına değer kazandıran bu vasıflara gerçeklik düzleminde önem vermekte ve yükleyeceği ödevlerde bu vasıflan korumayı gözetmektedir.
Nitekim bu kitap çalışmasında kadınla ilgili olarak iş­leyeceğimiz konular ve bu konulardaki İslami hükümler, meselenin İslam’a göre nasıl ele alındığını gösterecektir. İs­lam’ın hak ve adalet eksenindeki bu yaklaşımlardan herke­sin razı ve memnun olması tabi ki mümkün değildir.
An­cak şunu itiraf etmeleri gerekir ki, onların razı ve hoşnut olmadıkları şey, İslam’daki kadının durumu değil, İslam’ın ta kendisidir. İslam’a olan düşmanlıklarını, kadını kullana­rak gündeme getiren bu kimseler “İslam’da kadının özgür­lüğü yoktur!.” sloganı altında, bu düşmanlıklarını yürüt­mektedirler. Onların bu sloganını tekzip edecek ve bu sapıkların anlayışına göre başıboşluk veya başmabuyrukluk manasına gelen özgürlüğü kabullenerek “İslam’da kadın özgürdür!.” gibi bir safsatayı tabi ki savunmayacağız. Fakat bu şaşkınlara İslam’da kadının özgürlüğü olmadığı gibi, er­keğin de özgürlüğünün olmadığını belirtmek isteriz. Çünkü İslam, bunların anladığı manada bir özgürlük dini değil, Allah’a kulluk dinidir. Allah’a kul olan bütün müslümanlar ise hem kadınıyla ve hem de erkeğiyle İlahi hükümlerin bağla­yıcılığı altındadır. Kadın ve erkeğin hak ve ödevleri konu­sundaki farklılıklar, erkeği özgür, kadını köle durumuna getiren farklılıklar değildir. Aile yapısında kadına hakim gözüken koca dahi, başınabuyruk bir özgür(!) değil, İlahi hükümleri dikkate almak ve yaşamak zorunda olan bir kul durumundadır.
Meseleyi sonuca bağlayacak olursak, İslam dininde, bazı düşünce özürlü kimselerin ileri sürdükleri gibi yaşamın her boyutunda, bütün hak ve ödevlerde aynılık anlamına gelen kadın erkek eşitliği(!) gibi bir saçmalık yoktur. Çünkü hak ve adalet dini olan İslam, böyle bir eşitliğin hak ve adaletten uzak olduğunu, özellikle kadına zulmetmek anlamına geldiğini beyan etmektedir.
Dolayısıyla fıtri farklılıkların dikkate alınması gereken konularda, İslam bu farkhlıklan dikkate almakta ve kadını kadın olarak, erkeği de erkek olarak muhatap almaktadır. Nitekim İslam’ın erkeğe yüklediği özel ödevlerde, erkeğin özel durumu dikkate alındığı gibi, kadına yüklediği özel ödevlerde de kadının özel durumu dikkate alınmakta ve netice olarak yüklenen ödevlerde farklılık olduğu gibi, bu ödevlerden kaynaklanan haklarda da bazı farklılıklar ol­maktadır.
Ancak kadın ve erkek arasında farklı olan ve farklı olması gereken bütün bu haklar ve bütün bu ödevler mukayeseli olarak birlikte değerlendirildiği zaman, en ufak bir haksızlıkla değil apaçık bir adaletle karşılaşılacaktır. Eşitsizlik gibi gö­rülmesine rağmen sonucu hak ve adalet olan böylesi fark­lılıklar ise, gerçek manada eşitsizlik değil, eşitliğin, hak ve adalet karşısında gerçek eşitliğin ta kendisidir.

Mehmed Alagaş
Kadının Onuru
Selametle

Kürtler

Depremde; Anında Kürtlere Koşan Devlet Mi Zulmediyor? Uyanın Ey Şeh Saidlerin Torunları ! Uyanın Ey Bediüzzamanın Torunları

Dün, Van İlimizde 13.40′ta Bir Deprem Oldu.. Depremden Sadece Birkaç Saat Önce, Van Milletvekili Aysel Tuğluk’un, Şu Sözleri Ajanslara Geçiyordu: Gücümüz Yettiği Kadar Direneceğiz. Ortada Terör Yoktur. Ortada Bir İsyan Hareketi Vardır. Bizler Zulme Direniyoruz….”

BDP’nin Desteklediği PKK Sempatizanı Bu Milletvekilinin Bu Sözlerini Not Edip, Deprem Sonrası Van’da Yaşananlara Dönelim. .Helikopterler Uçuyor.. Ambulans Uçaklar İnip, Kalkıyor.. Başbakan’ın Van’a İnmek Üzere Olduğu Bildiriliyor. Bakanların Biri Karayolu İle, Diğeri Uçak İle Ardı Ardına Van’a Geliyor..

O Zaman, Tuğluk’un Sözlerini Hatırımızda Tutarak, Bir Muhasebe Yapalım..Bu Ülkede Helikopterler; Sadece Terörist Takibi İçin Miymiş? Bakın Deprem Sonrasına. Van’da Yaşayan, Çoğu Kürt Vatandaşlarımıza Yardım İçin, Helikopterler Anında Nasıl Harekete Geçti..

Bu Ülkede Uçaklar, Sadece Bomba Yağdırmak İçin Miymiş?.. Bakın Ambulans Uçaklara.. Deprem Olur Olmaz, Hemen Van’a Ulaşıp, Yaralıları Yakın Hastanelere Nasıl Ulaştırdı..

Başbakan Sadece Karakolları Ziyaret İçin Mi Gidermiş O Bölgeye?.. Bakın; Bölge İnsanının Yaşadığı Acıya Ortak Olmak, Çalışmaları Yerinde Görmek İçin Tatil Günü Olduğuna Bakmadan, Başbakan Atladı Uçağa, Hemen Birkaç Saat Sonrasında, Nasıl Geldi Van’a..

Bakanlar, Sadece “Teröre Karşı Önlemler Alındı Mı?” Amaçlı Tesbitler İçin Mi Gidermiş Doğu’ya, Güneydoğu’ya?.. Bakın; Bakanlar Kurulu’nun Yarıya Yakını, Depremden Sadece Birkaç Saat Sonrasında Van’da İdi.. Hatta Bakanlar Kurulu Bugün Van’da Toplanıyor…Dönelim Tekrar Tuğluk’un Sözlerine..

“Zulme Direniyoruz”.

Kürtlere Zulmeden Devlet, Bu Devlet Mi? Yardım Malzemesi Taşıyan Helikopterleri İle.. Ambulans Uçakları İle.. Aşevleri İle.. Çadırları İle.. Kurtarma Ekipleri İle.. Sağlık Görevlileri İle.. Depremin Hemen Birkaç Saat Sonrasında Teyakkuza Geçip, Anında Müdahalelere Başlayan Bu Devlet Mi, Zulmeden Devlet!

Var Mı Bir Devlet Yetkilisinde, “Orası Kürtlerin Yoğun Olarak Yaşadıkları Bir Bölge. Helikoptere De Gerek Yok, Ambulans Uçağa Da.. Sonra Bakarız, Çaresine.. Yırtınmanıza Gerek Yok..” Tavrı?

Yok Böyle Bir Tavır..

Öyle Ki, Deprem Haberi Geldiği Saatlerde, Hakkari’de Üç Askerimizin Daha Şehid Olduğu Bilgileri De Akıyordu, Ajanslara..Yine De Kimsenin Aklına, “Kürtlere Bir Ayrımcılık Yapmak/Kürtlere İlgisizlik” Gelmiyordu..

Çünkü “Kürtler” İle, “Terör” Arasındaki İlişki, BDP’liler Tarafından Ne Kadar Birbirine Yaklaştırılmaya Çalışılsa Da, Devletin Tepesindekiler, “Kürtler”İ Ayrı, “Terör”Ü Ayrı Görmeye Büyük Bir Özen Gösteriyorlardı..

PKK’lı Teröristlerin Şehid Ettiği Üç Askerimiz İçin Taziye Mesajı Yayınlayan Başbakan, Hemen Yarım Saat Sonrasında, Kürtlerin Şehri Van’a, Depremin Yaralarını Sarmak İçin Gidiyordu..

Haydi Aysel Tuğluk, Bir İzah Et Bakalım, Bu Tavrı..“Kürtlere Toplu Olarak Zulmediliyor” İddianı, Şu Deprem Sonrasında Yaşananlara Rağmen Bir İspat Et Bakalım..

Anlat Bakalım Aysel Hanım, “Senin Milletvekili Seçildiğin, Büyük Çoğunluğu Kürt Olan Bölgeye, Devletin Bu Denli Seferber Olmasının Anlamı Ne?”

Öyle Ya.. Eğer Siz Gerçekten Kürtleri Temsil Ediyorsanız.. Sizler Toplu Olarak İsyanda İseniz. Sizler Toplu Olarak, Bu Devletle Savaş Halinde İseniz.. İsyan Ettiğiniz/Savaş İlan Ettiğiniz Devlet, Size Yardıma Koşar Mı? Veya, Tersinden Bakalım. Siz, İsyan Ettiğiniz Devletten, Yardım Alır Mısınız?

Şunu Da Soralım, İdrak Edecek Aklınız Varsa: “Madem Bu Devlet Size Zulmediyor. İlahi Takdir Gereği Yaşanan Depremden Sonra, O Zulmeden Bu Devlet, Kürtlerin Yardımına Niye Koşuyor?.. Bıraksın Kendi Haline.. Gerçekten, Kürtlere Karşı Bir Zulüm Politikası Amaçlanıyorsa..”

Depremde Can Verenlere Allah’tan Rahmet Dilerken, Kapalı Gözlerin Bu Vesile İle Açılmasını Da, Yüce Allah’tan Niyaz Ederim.. Samimi Dindar Kürt Halkı, Kendilerine Karşı Bir Önyargı Olmadığının Günlük Hayatları İle Birebir Farkında..

Umarım, “Devlet Bize Zulmediyor” Aldatmasına Kapılarak, Kendi Kardeşine Kurşun Sıkanlar Da, Gerçeğin Farkına Varırlar.. Depremin Acısı, Kardeşlik Ruhu İle Atlatılır, Şerler Hayra Tebdil Olur; İnşaallah!

Etiketler: kürtler, kürtler ve türkler, türkler, türkler ve kürtler, van depremi, vandaki kürtler, kürt halkı, bilinçlendirme platformu, kadın, kadın blogu, kadınsal sorunlar, türkiye, türkiye cumhuriyeti,

Kadın 3 dakikada erkeğini seçebiliyor

Kadın 3 dakikada erkeğini seçebiliyor

İngiliz uzmanların 3 bin kişiyle yaptığı araştırma kadınlarla ilgili ilginç bir durumu ortaya çıkardı

İngiliz uzmanların 3 bin kişiyle yaptığı araştırma kadınlarla ilgili ilginç bir durumu ortaya çıkardı. İngiliz uzmanların 3 bin kişiyle yaptığı araştırmaya göre kadınlar; kıyafetine, genel görünüşüne, fiziğine, duruşuna, şivesine, konuşmasına, tavrına ve zerafetine bakarak, 3 dakikada o erkekten hoşlanıp hoşlanmadığını anlıyor.

Bu sürede, erkeğin arkadaş ilişkisi ve başarısı da sınava çekiliyor. Bu ilk karar çok nadir değişiyor.

Kadınları en çok iten erkeklerse, ‘kendini beğenmiş’ ya da ‘aciz’ görünenler

kadın, kadınlar, kadın haberleri, kadın aklı, kadın güvencesi, kadınsal haklar, kadınlarımız, bayan, bayanlar, kadın hakkı

Ağrılı cinsel ilişki

Ağrılı cinsel ilişki

Cinsel ilişki sırasında ağrı yaşıyorsanız bunun nedeni nedir? Belirtileri nasıldır? Doktora ne zaman gitmeli? Teşhis nasıl konur ve tedavisi nasıl yapılır? Hepsinin yanıtları pudra.com’da!

Her şeyden önce, insanlarda cinsel ilişkinin, üreme amacından daha çok tatmin olmak amacıyla yapılan bir iş olduğunu biliyoruz. Ancak kadınlar açısından cinsel ilişki her zaman zevk vermeyebilir. Hatta bazen acı verdiği bile olur. Cinsel ilişkinin ağrılı olmasını, konuşması zor bir konu olarak düşünebilirsiniz. Cinsel ilişki sırasında ağrı hissediyorsanız, bunun kafanızda yarattığınız bir soruna mı bağlı yoksa yatakta yapılan bir yanlışlığa mı bağlı olduğunu merak edebilirsiniz. Tüm bunların yanıtlarını Dr. Murat Emanetoğlu’nun web sitesinde bulduk ve hemen sizlerle paylaşıyoruz.

Belirtileri nelerdir?

Ağrılı cinsel ilişki diyebilmek için cinsel ilişkiden hemen önce, ilişki sırasında veya ilişkiden sonra sizi sıkıntıya sokan cinsel bölgede ağrı olması gereklidir. Bu ağrı her ilişki sırasında ya da ara sıra olabilir. Araştırmalar, kadınların %60 tan fazlasının bunu yaşadığını desteklemektedir. Ağrının yeri ve sıklığı oldukça değişiktir.

  • Bazı kadınların ağrısı tampon yerleştirirken bile olabilir.
  • Cinsel ilişkiye girdiği bazı erkeklerde ve bazı pozisyonlarda olabilir.
  • Cinsel ilişkiye girdikten sonraki ikinci ilişkide ağrı hissedebilir.
  • İlişkiye başlarken girişte ağrı hissedebilir.
  • İlişki sırasında ileri geri hareketlerde ağrı hissedilebilir.
  • Yanıcı bir ağrı veya ağrının yanında kaşıntı da olabilir.

Neden olur?
Ağrı bölgesine göre nedenler değişecektir. İlişkiye başlarken giriş bölgesinde ağrı hissedilmesinin nedenleri şunlardır;

  • Yeterince ıslanmama. Genelde ön sevişmenin kısa sürmesi nedeniyle olur. Menopozdan sonra, doğum yaptıktan sonra ve emzirme döneminde östrojen seviyesinin azalması nedeniyle de olur. Ayrıca cinsel isteği azaltan bazı ilaçlar( antidepresanlar, hipertansiyon ilaçları, bazı doğum kontrol hapları, uyuşturucu ilaçlar gibi) da ıslanmayı azaltarak ağrılı cinsel ilişkiye neden olabilirler.
  • Yaralanma, kaza veya tahrişler. Cinsel bölgede geçirilmiş ameliyatlar, zor doğum yapmak veya doğuştan olan bazı anormallikler nedeniyle ilişki sırasında rahatsızlık, ağrı hissedilebilir.
  • Enfeksiyon veya cilt bozuklukları. Cinsel bölgedeki veya idrar yollarındaki enfeksiyonlar da ağrılı cinsel ilişkiye neden olabilirler. Ayrıca bu bölgedeki egzema veya diğer cilt sorunları da ağrı yapabilirler.
  • Doğum kontrolu için kullanılan ürünlere karşı gelişen reaksiyon. Prezervatif, sperm öldürücü jel veya köpüklere karşı alerjik reaksiyon gelişebilir. Ayrıca iyi yerleşmemiş diyafram veya rahim ağzı başlıkları da ağrıya neden olabilirler.
  • Vajinismus. Vajina duvarlarındaki kasların istemsiz olarak kasılması olarak adlandırılan vajinismus da penis girişinin çok ağrı yapmasına neden olur.

Belli pozisyonlarda daha çok hissedilen derin ağrının nedenleri ise şunlardır;

  • Bazı hastalık ve durumlar. Endometriozis, rahim bölgesinde enfeksiyon, rahim sarkması, geriye dönük rahim olması, myom, sistit, bağırsak hastalıkları, basur ve yumurtalık kistleri ağrıya neden olabilirler.
  • Enfeksiyonlar. Yumurtalık kanalı, rahim ve rahim ağzı enfeksiyonları ağrı yaparlar.
  • Geçirilmiş bazı ameliyatlar veya tedaviler. Alt karın bölgesinde geçirilmiş ameliyatlar bazen ağrıya neden olabilirler. Ayrıca kanser nedeniyle yapılan kemoterapi ve radyoterapiler de ağrılı cinsel ilişkiye neden olabilirler.

Duygusal nedenler de ağrılı cinsel ilişkide önemli bir rol oynarlar. Bunları şöyle sıralayabiliriz;

  • Psikolojik sorunlar. Eğer sıkıntı, depresyon, görüntünüzden memnun olmama ve yakın ilişkiden korkma gibi problemleriniz varsa cinsel ilişki sırasında ağrı hissetmeniz daha kolaylaşır.
  • Stres. Cinsel bölgedeki kaslar, strese karşı oldukça hassastırlar. Bu yüzden stresli durumlarda ağrı hissedilmesi daha fazla olur.
  • Cinsel istismar geçmişin olması. Çoğu kadında böyle bir durum yoktur. Ancak varsa bunun da etkisi olabilir.

Bazen psikolojik faktörlerin ağrılı cinsel ilişkide neden mi yoksa sonuç mu olduğunu söylemek zor olur. Başta hissedilen ağrı, tekrarlanacağından korkulduğu için rahatlaması zor olur ve bu da ağrının artmasına neden olabilir.

Doktora ne zaman gitmeli?

Cinsel ilişki sırasında devamlı ağrı hisseden çoğu kadın asla tıbbi bir yardım almayı düşünmez. Lütfen onlardan biri olmayın. Eğer böyle bir durumunuz varsa doktorunuzla konuşun. Çözülen probleminiz sayesinde cinsel hayatınızın düzelmesi yanında, bedensel ve duygusal açıdan da daha iyi hissedeceksinizdir.

Teşhis nasıl konur?

İlk önce doktorunuzla konuşarak, ona bu konuda bilgi vermeniz gereklidir. Ağrının ne zaman başladığı, nerede ve nasıl olduğu, her cinsel ilişkide veya partnerde olup olmadığı öğrenilecektir. Cinsel hayatınızla ilgili geçmişiniz, geçirdiğiniz ameliyatlar, yaptığınız doğumlar da önemlidir. Lütfen bu soruları cevaplarken utanmayın. Çünkü vereceğiniz cevaplar, ağrınızı gidermek için gereken ipuçlarını sağlayacaktır.

Daha sonra jinekolojik muayene yapılacaktır. Bu sırada cilt hassasiyetine, enfeksiyon varlığına ve yapısal bir bozukluk olup olmadığına bakılır. Muayenenin kendisi de ağrınızın ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir. Siz de ağrıyan yerinizi daha kolay gösterebilirsiniz. Eğer dayanamayacak şiddette bir ağrı olursa doktorunuzdan durmasını istersiniz.

Bunun dışında ağrının nedenini tespit etmek için ultrasonografi ve laparoskopi de yapılabilir.

Tedavi nasıl yapılır?

Cinsel ilişkinin ağrılı olması, eskiden beri, daha çok psikolojik olarak düşünüldüğü için tedavide de psikolojik tedavi önerilirdi. Artık bu şekilde düşünülmemekte ve pek çok yaklaşım birden uygulanmaktadır. Tahrişe neden olabilecek duş jeli, doğal ıslatıcı gibi ürünlerden sakınılması gerekir. Cinsel ilişki sırasında değişik pozisyonları deneyebilirsiniz. Sizin üstte olduğunuz pozisyonlarda daha rahat edebilirsiniz. Ayrıca kontrol sizde olunca ağrıdığı anda durmak daha kolay olur. Eşinizle de konuşarak ne zaman durması, ne zaman devam etmesi konusunda yardımcı olun. Ön sevişmeyi uzun tutarak vajianınızın iyice ıslanmasını sağlayın ve siz istedikten sonra cinsel ilişkiye başlayın. Yumuşak masajlar ve uzun öpüşmeler işe yarayabilirler. Yine de yeterince ıslanmıyorsanız doktorunuza kullanabileceğiniz ürünleri sorun. Ayrıca doğum kontrolu için size en uygun yöntemi de danışın.

Ağrı duymanıza neden olacak herhangi bir hastalık tespit edildiyse bunun tedavisi yapılacaktır. Menopozdan sonraki dönemde östrojen azalmasına bağlı yetersiz ıslanma için östrojen içeren vajinal krem veya tabletler verilebilir. Bazen ağrının şiddetine göre ağrı kesiciler verilir. Ağrıyı azaltmak için vajinal gevşeme egzersizlerini öğrenebilirsiniz. Kegel egzersizleri ve diğer egzersizler cinsel ilişki sırasındaki ağrıyı azaltmada yardımcı olacaktır. Eğer uzun süredir devam eden ağrılı cinsel ilişki varsa ilişkiye girmek korkutucu gelebilir. Bu durumda eşinizle beraber bir seks terapistine gitmenizde fayda vardır.

Etiketler: ağrılı cinsel ilişki, cinsel ilişki, kadınların cinsel yaşamı, kadın sağlıgı, kadın hastalıkları, kadın, kadın chat sohbet, kadınsal sorunlar, kadın hormonları, kadın uzmanı, kadın uzman doktor.