Sohbet | Chat | Sohbet | Video | Haber | Mirc | Kadin | Cocuk |

Etiket Arşivi kadın dayanısması

Kadınlarla Sohbet

Türkiyenin En Büyük Kadınlara özel kurulan kadınsal chat sohbet odalarında sizlerde kendinize Uygun kadını bulmanız için yapmanız gereken tek şey Rumuz Yazarak, kadınsal chat sohbet odalarına giriş yapmanızdır.

Kadınlarla chat sohbet odalarında, tamamen kadınlara özel kadın muhabbetinin yapıldıgı, SohbetParki Ailesinin Kadın Odasıdır. Kadın Odasında sadece kadınlar Eğlenceli sohbetler eder ve dedikodu yaparak günlük Maceralarını olaylarını anlatarak zaman geçirirler.

Kadınların Chat sohbet odasında Kadın yönetici Arkadaşlarımızın, kadınsal sohbet olarak kadınsal sorunların, kadın hastalıklarının, ve kadın dayanışmasının önemi hakkında günün belirli saatlerinde paylaşımlar yaparak, kadınlarla chat sohbet muhabbet odalarında kadın, kullanıcılarını bilgilendirirler.

Sohbet Odalarımızdaki Kadın sohbet odasında, tamamen güvenilir, eğlenceli ve güzel bir vakit geçirmek için yapmanız gereken. sohbete giriş kısmından Rumuz Yazarak Kadınlarla sohbet odasına giriş yaomanızdır.

Bizlere Google üzerinden: kadınlarla sohbet, kadın sohbet, sohbet kadın, kadınların sohbet odası, olgun kadınlarla sohbet, kızlarla sohbet, kız sohbet, kadın sohbeti, kadın dayanışması, kadın dernekleri, kelimelerinden ulaşa bilirsiniz.

Eyvah Nerelere Gidiyoruz?

Eyvah Nerelere Gidiyoruz?

Kadın Düşüncesi,Günlük Düşünce,Kadın Hayatı,Kadın Hakları,Kadın Dayanışması,Kadınların Erkek Üzerindeki Hakları,Kadınsal Sorunlar,Kadın Hastalıkları,Kadınca,Kadın Dergileri,Kadın Görevleri,Moda,Bakım,Makyaj,

Buda nereden çıktı diyeceksiniz ? biliyorum …! Birkaç senedir tv deki diziler, filmler aldı başını gidiyor valla, çocukluk arkadaşlarının, can dostu olanların arasında yaşanan aşklar mı dersin, yoksa enişteye, yengeye duyulan aşklar mı dersiniz , birinin ayrıldığı kızla kardeşim dediği kişinin yaşamaya başladığı aşk mı dersiniz…
Aile yapımızda , örf ananelerimizde , yaşantımızda,çocuklarımızın ahlak, namus, arkadaşlık, dostluk , flört, nişanlılık , evlilik anlayışında geri dönüşü mümkün olmayan çöküntüler yaşanmaya başladı ne yazık ki…
Çocukluk arkadaşları arasında aşk filizleniyor, buna bir şey dediğim yok tabii ki ama gün geliyor ayrılıyorlar, bir bakıyorsun önceden sevdiği çocuğun kardeşim dediği kişiyle yani diğer arkadaşıyla çıkmaya başlıyor … Aynı evde enişte ,yenge olarak yaşayan insanlar arasında yasak aşk yaşanıyor…
Bunlar hayatımızda da yaşanan şeyler tabii ki ama çoğu ailelerin tek eğlencesi olan televizyon, bu diziler sayesinde, akşam olunca karşısına geçip izleyeceğimiz ve eğleneceğimiz televizyon olmaktan çıkıyor…
Bizim evlerimiz, temiz pak halıların serili olduğu rahatça temizliğinden emin olarak namazımızı kılabileceğimiz, yeri geldiğinde çocuklarımızla yerlere yatıp güreş tutabileceğimiz, aile filmlerinin gösterildiğinde görmeye alışık olduğumuz, misafirlerimiz yada evin babası geldiğinde, kapıda ev terliklerini ayağına uzattığımız, namusuyla, temizliğiyle ,çoluk çocuğumuzun ahlakı ile bizlerin mabedimiz saydığımız yerlerdir…
Ama artık bu mabedler, dizilerde, filmlerde yaşanan yasak aşklar, çirkin ilişkiler, çıkarsız olmayan dostlukların yaşandığı ve çocuklarımızın değişim yaşaması için gözüne gözüne sokulan, dışarıdan geldiğimizde ayakkabı ile girilen, yatağa ayakkabı, çizme ile uzanılan, alışık olduğumuz, çaylarımız yerine içkiler sunulan yerler oldu çıktı ne yazıktır ki…
Yuvalarımız artık, ayakkabı ile girilebilen, misafirlerimiz geldiğinde terlik uzatılan, ardından şeker kolonya tutulan, sıcak sohbetlerin arasına yerleşen, yüzük ,kızma birader oyunlarının oynandığı, tavşan kanı çayların yanında mis kokulu pastaların, kurabiyelerin yenildiği ,çıkarsız, önyargısız dostlukların,kardeşliklerin,komşulukların yaşandığı sıcacık temiz yuvalar olmaktan çıktı…
Evet… Evlerimiz artık Avrupa özentisi ile dayanıp döşenilen, bu özenti ile çocukların yetiştirildiği, eğitildiği,namusun hafife alındığı, ayakkabı ile girilen ,misafirlere çay yerine içki sunulan, evde yaşayan kişilerin birbirinden habersiz yaşadığı yerler oldu çıktı…. Ya da olmaya başladı…
Evimizin içine salonumuza, oturma odasına giren televizyonlar, bizim yazarlarımızın çok önceden yazdığı ama ne yazık ki senaryoya uyarlanırken Avrupa özentisi ile beyni yıkanmış senaristler sayesinde, (yeni yazılan senaryolarda da hakeza, ) bizim aile yapımıza, yaşantımıza uymayan , bunların olmaması için uğraşan kişiler de tu kaka gösterilmeye çalışılarak bizim aile yapımızı çökertmeye yönelik senaryolar oldu çıktı…
Oysa teknoloji harikası olan televizyonlar, bizler için olumlu kullanıldığında , eğitim, öğretim, gelişim için çok faydalı olacak araçlardır… Ne diyelim inşallah kaybetmeye başladığımız değerlerimiz , özümüzü tamamen yitirmeden fark edilir ve kazanma yoluna gidilir.
Benim tüm ümidim, geleceği yetiştiren anneler ve geleceğimizi eğiten eğitmenler, kurumlar olarak altın nesiller yetiştirip, çocuklarımızı eğitme adına doğru yatırımlar yaparak bizlere değerlerimizi unutturmaya çalışan, aile yapımızı, yaşantımızı kirletmeye bozmaya yönelik uğraşlar veren Avrupa özentisi kişilere, kurumlara, yapımlara dur diyebilecek duruma biran önce gelmemizdir… Allah yar ve yardımcımız olsun inşallah…
Sakine BAHADIR

İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ KADIN DANIŞMA MERKEZİ VE KADIN SIĞINMA EVİ

kadın sığınma evleri izmir,kadın sığınma evi,izmir,kadınlar için ev,sokak kadınlarını koruma, Kadın Dayanışması,Kadınlar Kulubü,Kadın,Kadınca, Kadın Hakları,Kadın Kolları,Sokakta Kalan kadınlar,Kadın Sıgınma Evleri,

İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ KADIN DANIŞMA MERKEZİ VE KADIN SIĞINMA EVİ

“Kadın ilerlemesi ve kadın-erkek eşitliğinin sağlanması bir insan hakları sorunudur ve sosyal adaletin şartıdır ve sadece bir kadın sorunu olarak görülmemelidir. Bunlar; sürdürülebilir, adil ve kalkınmış bir toplum inşa etmenin tek yoludur. Kadının güçlendirilmesi ve kadın-erkek eşitliği bütün insanlar için politik, sosyal, ekonomik, kültürel ve çevresel güvenliği başarmanın ön koşuludur”. (Pekin+5 Siyasi Deklarasyon ve Sonuç Belgesi)

  

Bununla mücadele etmek tüm toplumun görevidir. Yerel yönetimler ise bu görevi yerine getirecek önemli kurumlardan biridir.
Bunun yanı sıra, Yerel Yönetimlerin, işlevsel bir demokrasiye sahip olabilmek için politikalarında kurumsal yapılarında ve uygulamalarında toplumsal cinsiyet eşitliğine mutlaka kapsamlı yer vermeleri gerekmektedir.

Bu duyarlılıkla, İzmir Büyükşehir Belediyesi 10 Mart 2008 tarihinde Kadın Danışma Merkezi’ni, 01 Ocak 2009 tarihinde Kadın Sığınma Evi‘ni açtı.

  
 

Kadın Danışma Merkezi ve Kadın Sığınma Evi’ne,

SOSYAL PROJELER MERKEZİ
KÜLTÜRPARK
LOZAN KAPISI GİRİŞİ NO 50
adresinden
ve 445 56 17 nolu telefondan ulaşabilirsiniz.

 

Kadın Nedir?

Kadın,Kadınlar,Kadınca,Kadın nedir,Kadin,Kadinlar,Kadın sohbeti,kadınlarla sohbet,kadınsal sohbet,kadın kadına sohbet,canlı kadın sohbeti,odası,kadın nedemek,kadınsal sorunlar,kadın dunyası,kadın dayanışması,

Kadın Nedir?

Erkeğin tersine kadın, çalışmayan bir insandır. Aslında ona ilişkin söylenecekler bununla kalabilirdi, çünkü temel insan kavramı hem erkeği hem de kadını kapsayacak kadar çok genel, çok hatalı olmasaydı, kadın için söylenecek pek fazla bir şey kalmazdı.
Yaşam insanlara iki seçenek sunar: hayvansal bir varoluş -düşük bir yaşam düzeyi- ve manevi bir varoluş. Kadın kuşkusuz ilkini seçecek ve fiziksel refahı öne çıkaracak, kuluçkaya yatacak bir yer ve engellenmeksizin üreme alışkanlıklarıyla oyalanacak bir ortam arayışına koyulacaktır.

Erkekle kadının aynı zeka potansiyeliyle doğduğu ve cinsler arasında zeka açısından temel bir fark olmadığı kesin bir gerçek olarak kabul edilebilir. Ayrıca, körelmeye, kısırlaşmaya bırakılan her potansiyelin, işlevini yitireceği de çok iyi bilinmektedir. Kadınlar zihinsel kapasitelerini kullanmazlar. Aslında bilerek bu kapasitelerinin bozulmasına göz yumarlar. Birkaç yıllık aralıklı eğitimden sonra, tali (sonradan gelişen) ve geri döndürülemez bir aptallık durumuna yönelirler.

Neden kadınlar kendi zihinsel kapasitelerinden yararlanmıyor? Kadınların kendi beyinlerini kullanmamalarının tek bir nedeni vardır, o da ihtiyaç duymamalarıdır. Yaşamlarını sürdürmeleri için zihinsel kapasiteleri vazgeçilmez değildir.

Teorik olarak güzel bir kadın, bir şempanzeden daha az bir zekaya ihtiyaç duyar ve buna karşılık kimse onu topluma uymayan bir yaratık olarak değerlendirmez.

Olsa olsa en geç 12 yaşına kadar, kadınların çoğu fahişe olmaya karar vermiştir. Ya da başka bir deyişle, kendileri için, bir erkek seçip bütün işi onun yapmasını sağlamaktan oluşan bir gelecek tasarlamışlardır. Bu işlevlerine karşılık olarak kadınlar da erkeğin belli zamanlarda vajinalarını kullanmasını göz yummaya hazırdır. Bir kadın buna karar verdiği anda beynini geliştirmekten vaz geçer. Elbette çeşitli dereceler ve diplomalar alabilir. Bunlar onun erkeklerin gözündeki piyasa değerini arttırır, çünkü erkekler, birşeyleri ezbere bilen bir kadının, ayrıca erkekleri de tanıyıp anlayacağına inanır. Ama cinsler arasındaki iletişim olasılığı da işte bu noktada ortadan kalkar. Yolları sonsuza kadar ayrılır.

Erkeğin tekrar tekrar yaptığı en büyük hatalardan birisi, kadını kendi eşiti olarak, yani eşit zihinsel ve coşkusal kapasiteye sahip bir insan olarak değerlendirmesidir. Kadını gözleyebilir, dinleyebilir, tepkilerine bakarak duygularını yargılayabilir, ama her şeye karşın, kadını sadece yüzeysel belintilerle yargılamaktadır. Çünkü kendi değer ölçülerini kullanmaktadır.

Erkek, kadının yerinde olması halinde ne söyleyeceğini, düşüneceğini ya da yapacağını bilir. Can sıkıcı ilişkiler durumuna baktığı zaman, kadın görünürde amansız bir davranışa girmişse, onun yerinde olması halinde yapacağı şeyi kadının da yapmasına engel olan bir şey olması gerektiğini düşünür. Bu da erkeğin tarafında doğal bir tepkidir, çünkü insanların kendilerini soyut düşünme yetisi olan yaratıklar olarak değerlendirmesi durumunda kendini herşeyin ölçüsü saymaktadır, bunda da haklıdır.

Bir erkek bir kadının yemek pişirme, bulaşık yıkama ve temizlik işlerinde saatler harcadığını gördüğü zaman, bu işlerin onu belki de mutlu ettiği, çünkü tam da onun zeka seviyesine uygun işler aklına hiç gelmez. O anda, bütün bu ön angaryanın, kadını, bir erkek olarak önemli ve arzu edilir bulduğu onca şeyi yapmaktan alıkoyduğunu düşünür; bu nedenle kadının yaşamını kolaylaştırmak ve onu, erkeğin düşlediği yaşam biçimine sürüklemek için otomatik bulaşık makineleri, elektirikli süpürgeler, hazır yemekler icat eder.

Ama hayal kırıklığına uğrayacaktır. Kadın, kazandığı zamanı tarihle, politikayla ya da astronomiyle aktif bir biçimde ilgilenmek için kullanmak yerine, pasta yapar, iç çamaşırlarını ütüler ve oya yapar ya da özellikle maceracıysa banyo duvarını çiçek çıkartmalarıyla bezer. Bu nedenle erkek bu tür şeylerin, varlıklı yaşamın temel öğeleri olduğunu düşünür. Bu fikrin ona kadın tarafından aşılanmış olması gerekir, çünkü erkek, pastanın dışarıdan satın alınmasına da, iç çamaşırının ütüsüz olmasına da, banyo duvarlarında çiçek desenlerinin bulunmamasına da gerçekten aldırış etmez. Kadının bu amaca ulaşmasını kolaylaştırmak ve onu angaryadan kurtarmak için mikserler, mutfak robotları, ütüsüz giyilebilen çamaşırlar ve çiçek süslemeli tuvalet aletleri, fayansları icat eder; ama kadın hâlâ edebiyatla, politikayla ya da evrenin fethiyle aktif ve ciddi bir şekilde ilgilenmez. Onun için yeni bulunan bu boş zaman tam zamanında imdada yetişmiştir. Artık kendisiyle ilgilenebilir; ve elbette entelektüel başarı özlemi ona yabancı olduğu için, o da dış görünüşü üzerine odaklaşır.

Bu aşama bile, erkek açısından kabul edilebilir. Karısını gerçekten sever, onun mutluluğunu dünyada başka her şeyden çok ister: bu nedenle akmayan rujlar, su geçirmez maskara, ütü gerektirmeyen gömlekler, kullanılıp atılan alt bezleri, vb. Geliştirir; hepsinin tek bir amacı vardır. İhtiyaçları bu kadar duyarlı, bu kadar arı olan bu yaratığın sonunda özgürleşmesini umar. Bu özgürlük, kadının, erkeğin düşlediği yaşam düzeyine ulaşması -özgür bir erkeğin hayatını yaşaması- için gereklidir.

Sonra da oturup bekler. Sonunda kadın ona kendi iradesiyle gelmediği için, onu kendi dünyasına çekmeye çalışır. Erkeğin yaşam biçimine alışması için çocukluktan karma eğitimi getirir. Her türden bahaneyi kullanarak, kadını üniversitelere çeker ve yaşamın harikalarına ilgisini uyandırma umuduyla, onu kendi buluşlarının gizemlerine çekmeye çalışır. Kadının, en son erkek kalelerine girmesini sağlar, böylece böylesine emekle kurmayı başardığı yönetim sistemini değiştireceği umuduyla oy hakkını kullanarak gelenekleri kendi görüşleri doğrultusunda değiştirmesi için kadını özendirir, kendi değerlerinden vazgeçer. Belki de kadının dünyaya barış getireceğini de umar, çünkü ona göre kadınlar, başarıdan yana bir güçtür.

Bütün bunlarda öylesine kararlı ve inatçıdır ki, kendini aptal yerine koyduğunu (elbette kendi standartlarıyla) göremeyecek duruma gelir. Kadınlar, olaylara belli bir mesafeden bakma yetisinden yoksundur, bunun sonucu olarak da mizah duygusundan tamame nyoksun kalmaktadırlar.

Hayır, kadın erkeğe gülmez. Olsa olsa sinirlenir. Eski ev ve yuva kurumları, kadının entelektüel arayışların tamamından ve daha iyi iş iddialarından vaz geçmesini haklı çıkarmayacak kadar çağdışı değildir. Ancak ev işleri daha çok mekanize olduğu, yeterince anaokulları açıldığı, ya da erkekler çocukların vazgeçilmez olmadığını anladığı (ki daha önce anlamış olmaları gerekirdi) zaman ne olacağını insan merak ediyor.

Erkek, amansız ilerleme koşusunda bir an durup bu ilişkiler durumunu düşünecek olursa, kaçınılmaz olarak, kadınlara bir zihinsel uyarım duygusu verme çabalarının tamamen boşuna olduğunu görecektir. Kadınların daha zevkli, daha çekici, daha “kültürlü” olduğu doğrudur, ama yaşam beklentileri dahe entelektüel değil, hep maddeci olacaktır.

Kadın, erkeğin üniversitelerinde kendi teorilerini geliştirmesi için öğretilen zihinsel işlemlerden hiç yararlandı mı? Kendine ait orijinal bireysel araştırmalar yapması için ardına kadar açılan araştırma kurumlarından hiç yararlandı mı? Kadınların, kütüphaneleri dolduran o harika kitapları okumadığı erkeklerin kafasına dank etmeyecek mi? Kadın, müzelerde erkeklerin yarattığı harika sanat eserlerine hayranlık duyabilse de, kendisi hiç bir zaman yaratmayacak, sadece kopye edecektir. Kendini özgürleştirmesi için kadınlara yönelik olarak hazırlanan oyunlar, filmler ve görsel gösteriler bile taşıdıkları eğlendirici değeriyle yargılanmaktadır. Devrime giden ilk adımı asla kadınlar atmayacaktır.

Kadını kendi eşiti olarak gören bir erkek, kadının yaşam biçiminin boşunalığını kavradığı zaman, doğal olarak, bunun erkeğin hatası olduğunu, kadının erkek tarafından baskı altına alındığını düşünme eğilimi gösterir. Ama çağımızda kadınlar artık erkeklerin iradesine tabi değildir. Aslında tam tersine. Kadına, özgürleşmesi için her türlü fırsat tanınmıştır ve bunca olandan sonra eğer hâlâ zincirlerini kırmamışsa, bundan tek sonuç çıkar: aslında kırılacak bir zincir yoktur.

Erkeklerin kadınları sevdiği, ama ayrıca küçümsediği doğrudur. Hayatını kazanmak zorunda olduğu için sabah erken kalkıp yeni dünyalar fethetmeye giden (ve ender olarak başarılı olan) bir insan, bu tür arayışlarla ilgilenmeyen bir başkasını mutlaka küçümseyecektir. Bu aşağılama, kadınların zihinsel gelişimini sağlamak için erkeğin giriştiği çabaların temel nedenlerinden birisi bile olabilir. Erkek, kadınlardan utanır ve onların da kendilerinden utanmaları gerektiğini düşünür. Bu nedenle, bir centilmen olduğu için de yardım etmeye çalışır.

Erkekler, kadınların hiçbir hırs taşımadığı, bilgi arzisi, kendini kanıtlama ihtiyaçı hissetmediğihi kavramaktan acizdir; oysa bütün bunlar onun için hayati bir öneme sahiptir. Kadınlar, erkeklerin ayrı bir dünyada yaşamalarına göz yumarlar, çünkü o dünyaya katılmak istemezler. Neden katılsınlar ki? Erkeğin bağımsızlığı onlar için hiçbir anlam ifade etmez, çünkü kendilerini bağımlı hissetmezler. Hatta hiçbir entelektüel hırsları olmadığı için erkeğin zihinsel üstünlüğü karşısında utanma bile hissetmezler.

Kadının erkek karşısında büyük bir avantajı vardır: kadının seçme özgürlüğü vardır: bağımsız bir yaşamla, aptalca, şımarıkça, asalakça bir yaşam arasında seçme yapabilirler. Bu sonuncusunu tercih etmeyen kadınların sayısı çok azdır. Erkeklerinse elbette tercih şansı yoktur.

Eğer kadınlar gerçekten de erkeklerin baskısı altında olduğunu hissetseydi, tıpkı buyurganlardan korkulup nefret edilmesi gibi onlar da erkeklerden korkup nefret ederdi. Erkeğin zihinsel üstünlüğü karşısında utansalardı, durumu değiştirmek için her çareye başvururlardı. Kadınlar gerçekten bağımlı ve kelepçeli olsaydı, elbette tarihin bu en elverişli döneminde kelepçelerini çoktan kırmış olmazlar mıydı?

Dünyanın en gelişmiş ülkelerinden biri olan İsviçre’de (ki son zamanlara kadar kadınların oy kullanma hakkı yoktu), kantonlardan birisinde kadınların oy kullanmak isteyip istemediklerini belirlemek için bir araştırma yapılır. Kadınların çoğunun kadınların oy kullanmasına karşı olduğu ortaya çıkar. Erkekler şoke olur, çünkü dünyalık olmayan bu tutum, yüzyıllar süren erkek egemenliğinin bir başka kanıtı olarak değerlendirilir!

Oysa ne kadar yanılıyorlar! Kadının hissettiği en son şey baskı altında olmaktır. Tersine, cinsler arası ilişkideki en can sıkıcı gerçeklerden birisi, kadının dünyasında erkeğin olmadığıdır: bu nedenle kadının kendini aşağılık ve dolayısıyla isyankar hissetmesine nasıl yol açmış olabilir ki? Her şey bir yana onun erkeğe bağımlılığı sadece, tıpkı bir turistin uçağa, bir café sahibinin kahve makinasına, bir arabanın benzine, bir televizyonun elektiriğe bağlı olması gibi nesnel, “fiziksel” bir bağımlılıktır. Bu tür bir ilişkide can sıkıcı hiç birşey olamaz.

Diğer erkeklerle aynı yanılgıya düşen Ibsen, Doll’s House adlı oyununun, kadın özgürlüğü için bir manifesto olmasını ister. 1880 yılındaki gala gecesi erkekleri gerçekten şoke eder ve erkekler, kadının durumunu düzeltme yönünde daha keskin bir mücadele vermeye and içerler. Bu moda sürerken kadınlar kendilerini özgürleşme mücadelesine kaptırır ve kadına seçme ve seçilme hakkı için hakkı için mücadele eden kadınlar olarak yeni oyunlarının tadını çıkarırlar.

Sartre da daha sonra kadınlar üzerinde derin bir etki bırakmıştır. Kadınlar, Sartre’ın felsefesini ne kadar iyi anladıklarının bir kanıtı olarak saçlarını bele kadar uzatıp siyah süveter ve pantolon giyerler
Çin komünist lideri Mao Tse-tung bile başarılıydı: Mao modası bütün bir sezon sürmüştü.