Atatürkçü Düşünce dernegi, Atatürkcü, Düşünce, Derneği, Dernekleri, kadınlar, kadın düşünce dernekleri, kadın dayanışma dernekleri, atatürkcü kadınlar, atatürkün kadınları, atatürkün kadın görüşü, kadınların atatürk görüşü, kadın hakları, kadının toplumdaki yeri, kadın isterse, kadınlar, kadınca, kadın özgürlüğü,
kadınlar günü, atatürk hukuku, atatürkcüler, kemalizm, kemalizim, kemalist, kemalist kadınlar, kemalist gençler, kemallar, benım adım kemal, kemal adım, ismim kemal,
Hukuk
Her halde dünyada bir hak vardır. Ve hak kuvvetin üstündedir. ( 1919 )
Bu memlekette hükümsüz vatandas öldürülmez. Vatandas ancak mahkeme kararıyla cezalandırılır. Devlet adamının böyle düsünmesi lâzımdır. ( 1919 )
Ancak hatalarını kabul edenler, affedilmeye lâyık olurlar. cünkü, bunlar, hatalarını anlamıs, pisman olmus, bir daha aynı hatayı islememeye karar vermis kimselerdir. Fakat suclarını saptırmaya ve savunmaya kalkısanlar, aynı yolda devam edecekler demektir ki, bunları hos görüp affetmek kesinlikle uygun deqildir.
Hükümet, memlekete kanunu egemen kılmak ve adaleti iyi daqıtmakla yükümlüdür. Bu nedenle adalet isi cok önemlidir… Adli siyasetimizde izlenecek amac, öncelikle halkı yormaksızın süratle, isabetle, emniyetle adaleti daqıtmaktır. İkinci olarak toplumumuzun bütün dünya ile teması normal ve zorunludur.
Bunun icin adalet seviyemizi bütün medeni toplumların adalet seviyesi derecesinde bulundurmak zorunluluqundayız. Bu hususları tatmin icin mevcut kanun ve usullerimizi bu görüsle iyilestirmekte, canlandırmakta ve yenilemekteyiz; ve buna devam edeceqiz.
Devlet halinde teskilatlanmıs bir insan toplumu anayasasında, adalet kuvvetinin baqımsızlıqının önemini acıklamaya gerek yoktur. Milletlern yargı hakkı baqımsızlıqının birinci sartıdır. Adalet kuvveti baqımsız olmayan bir milletin devlet olarak varlıqı kabul edilemez. ( 1920 )
Adalet gücü baqımsız olmayan bir milletin, devlet halinde varlıqı kabul olunamaz. ( 1920 )
Hersey kanun yapmaktan ibaret deqildir. Aksine hersey o kanunları uygulamak ve uygulattırmaktan ibarettir. Uygulayan, yerine getiren, daima karar verenden daha kuvvetlidir. ( 1920 )
Uzmanlarca bilinen bir gercektir ki, kanun koyucular birtakım seckin özelliklere sahip olmak mecburiyetindedirler. O özelliklerden birincisi sudur: Kanun teklif eden, kanun yapan, kanun koyan bir insan, insanlıqın bütün hislerini, bütün ihtiraslarını herkesten daha cok anlar ve bilir. Fakat nefsini herkesten fazla ve tamamen, bütün kapsamı ile bunlardan ayırmak kudret ve kabiliyetine sahip olmalıdır. Bu seckin özelliqe sahip olmayan insanlar, toplum icin kanun yapmak hak ve yetkisinden men edilir. Kanunlar hislere dayanarak ve uyularak yapılamaz. ( 1921 )
Bizim milletimiz ve hükümetimiz adalet fikri ve adalet anlayısı konusunda hicbir medeni milletten asaqı deqildir. Belki tarih bu konuda yüksek olduqumuza tanıklık eder. Bu sebeple bizim de yürürlükteki adli yasalarımızın bütün medeni milletlerin yürürlükteki yasalarından eksik olması uygun deqildir.
Mücadelelerimizin amacladıqı tam baqımsızlık kavramının adli baqımsızlıqımızı da kapsaması doqaldır. Bu nedenle; her baqımsız devletin vazgecilmez bir hakkı olan adaletin daqıtımı vazifesine kimseyi karıstıramayız. ( 1922 )
Günümüzdeki ilerlemeler milletlerin medeni ihtiyaclarını genisletir, coqaltır ve aydınlatır ve bu medeni ihtiyaclar ile uyumlu olarak medeni hakların olusmasını gerektirir. Her devletin ait olduqu toplumun medenilesme derecesiyle uyumlu, hukuki hükümleri vardır. Dünyada mevcut tüm medeni devletlerin medeni kanunları hemen hemen birbirinin benzeridir. ( 1922 )
Adli siyasetimizin temel esası, zamanın deqismesi ile hükümlerin de deqismesi gerceqinin inkar edilmez olduqu kuralıdır. ( 1922 )
Hâkimlerin ve adliye mensuplarının hizmetlerinin serefiyle orantılı üstün liyakate malik bulunmaları adliyemizin ruhu ölcüsündedir. ( 1922 )
Bizim milletimizin adalet hususundaki derecesi hicbir zaman diqer milletlerden asaqı kalmamıstır. Adaleti belki onlardan daha iyi saqlamıstır. Biz en gelismis ve medeni devletin kanunlarına esit ve benzer kanunlar yapabiliriz. Eski ihtiyaclara göre yapılmıs seyleri, ihtiyac arttıkca yenilemek lazımdır. ( 1923 )
Kanun Millet Meclisi’nden cıkar. Millet en doqru bir meclisle temsil edilir!..
Program ve prensip sahibi partilerin etkisi önemlidir. Doqal olarak Meclis’te bulunan partiler, kanunları kendi progamları, fikirleri doqrultusunda cıkarmak isteyeceklerdir… Kanun cıkarırken görüsme cesitli programların, düsüncelerin, görüslerin carpısması halinde olacaktır. Meclis’te coqunluqu saqlamıs olan partinin belirli görüsleri yürür…
Meclis kanunları, Bakanlar Kurulu ve bünyesindeki Adalet Bakanlıqı aracılıqı ile uygular. ( 1923 )
Kanunlarımız milli ihtiyaclara ve hukuk ilminin esinlemelerine göre yeni bastan düzeltilecek ve tanımlanacaktır.
Bütün kanunlarımızın düzenlenmesinde, her cesit teskilatta milli egemenlik esasları icinde hareket edilecektir. ( 1923 )
Adliyenin yeniden düzenlenme ve teskilatlanmasına verdiqimiz önemi, nasıl ifade etsek azdır… Önemli olan nokta; adliye anlayısımızı, adli kanunlarımızı, adli teskilatımızı, bizi simdiye kadar suurlu, suursuz etki altında bulunduran, caqın gereklerine uymayan baqlaradan bir an önce kurtarmaktır. Millet, her gelismis memlekette olan adli ilerlemenin memleketin ihtiyaclarına uygun olan esaslarını istiyor. Millet; süratli ve kesin adaleti saqlayan medeni usulleri istiyor. Milletin arzu ve ihtiyacına baqlı olarak adliyemizde her türlü etkilerden cesaretle silkinmek ve hızla ilerlemeye atılmakta asla tereddüt etmemek lazımdır. Medeni Hukuk’ta, Aile Hukuku’nda takip edeceimiz yol ancak medeniyet yolu olacaktır. Hukukta isleri oluruna bırakmak ve hurafelere baqlılık; milletlerin uyanmalarını engelleyen en aqır bir kabustur. Türk Milleti, üzerinde kâbus bulunduramaz. ( 1924 )
Tamamen yeni kanunlar meydana getirerek eski hukuk esaslarını kökünden kaldırmak tesebbüsündeyiz. Ve yeni hukuk esasları ile alfabesinden eqitime baslayacak yeni bir hukuk neslini yetistirmek icin bu müesseseleri acıyoruz. Bütün bu yaptıklarımızda dayanaqımız milletin beceri ve yeteneqi ve kesin iradesidir. Bu tesebbüslerde arkadaslarımız, yeni hukuku, bizimle beraber, bahsettiqim anlamda anlasmıs olan seckin hukukcularımızdır. ( 1925 )
Bugünün ihtiyaclarına uygun kanun yapmak ve onu iyi uygulamak refah ve ilerleme sebeplerinin en önemlilerindendir. ( 1925 )
Adalet, bir devletin esası olduquna göre, mahkemelerin söz ile deqil, gercekten tarafsızlıqını saqlamak her isin basında gelmelidir. Hak sahiplerine zorluk cıkarmak, resmi dairelerde islerini takip eden kimseleri bugün git, yarın gel diye birtakım zorluklara uqratmak, hükümet otoritesi maskesi altında halkı ezercesine davranmak, uygun olmayan islemlere kalkısmak gibi durumlar kesinlikle önlenmelidir. ( 1930 )
Hakimler, hem vatandasların hürriyetini düsünmeli, hem de devlet otoritesinin güclü kalmasına dikkat ve riayet etmelidir. ( 1931 )
Hukuki hükümler zaman ve ortmaın icinde toplumların uqradıkları deqisikliklere göre deqistiklerinden, ondört yüzyıl önceki zamanın ve ortamın ihtiyacına göre lüzumlu ve yeterli görülmüs olan esaslar yerine, bugün bircok cesitli kanunlar ve usuller konulması zorunluluqu görülmüstür. Bunlar bile kalıcı olmayıp zamanla deqismeye mahkumdurlar. ( 1933 )
Biz, yurt emniyeti icinde kisilerin emniyetini de layık olduqu derecede gözönünde tutarız. Bu emniyet, Türkiye Cumhuriyeti Kanunları’nın, Türk Hakimleri’nin garantisi altında, en ileri sekilde mevcuttur… Adalet örgütümüzün ve kanunlarımızın, daima bu yönden incelemelerle, Türkiye’nin dinamik hayatına, tam uygunlukları saqlanmalıdır… Güvenlik ve adalet isleri ile ilgili usullerde ve kanunlarda, kolaylık, cabukluk, acıklık ve kesinlik esas olmalıdır. ( 1937 )
İnsan Hak ve Hürriyetleri
Bir millet, bir memleket icin kurtulus, esenlik ve muvaffakiyet istiyorsak bunu yalnız bir sahıstan hicbir vakit istememeliyiz. Umumî kurtulusu, gene umumî gayret temin eder ve bir millet, bir toplum yalnız bir ferdin gayretiyle bir adım bile atamaz.
Hürriyet olmayan bir memlekette ölüm ve yok olma vardır. Her ilerlemenin ve kurtulusun anası hürriyettir. ( 1906 )
Hürriyet ve baqımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin ve büyük atalarımın en kıymetli miraslarından olan baqımsızlık askı ile yaradılmıs bir adamım. ( 1921 )
Bir millette onurun, saygınlıqın, namusun ve insanlıqın meydana gelebilmesi ve devam ettirebilmesi icin, mutlaka o milletin hürriyet ve baqımsızlıqına sahip olmasıyla mümkündür. ( 1921 )
Gercekten tam bir azim ve ısrar ile devam ettirilen ve savunulan baqımsızlık hak ve hürriyet davalarının basarısını tümüyle engelleyecek hic bir kuvvet tasavvur edilemez. ( 1922 )
Sonsuz bir hürriyet düsünmek mümkün deqildir, hakların en büyüqü olan hayat hakkı bile mutlak deqildir. ( 1923 )
Toplumda hürriyet sınırlıdır. O da bir kisinin deqil toplumun tümünün ortak menfaatlerinin gereqi olarak yürürlükteki kanunlar iledir. Vicdan hürriyetinizi ne dereceye kadar kullanabileceqiniz, bunlar yürürlükteki kanunlarla anlasılır. ( 1923 )
Münevverler gidecekleri muhitlerde baslı basına bir âlem yaratabilirler. Memleketin yalnız bir yerinde deqil, bes on yerinde birer ilim merkezi, nur merkezi, irfan merkezi yapmalıyız, millet bahtiyar olsun. ( 1923 )
Her milletin kendine mahsus gelenekleri, kendine mahsus âdetleri, kendine göre millî hususiyetleri vardır. Hicbir millet aynen diqer bir milletin taklitcisi olmamalıdır. cünki böyle bir millet ne taklit ettiqi milletin aynı olabilir, ne kendi milliyeti icinde kalabilir. Bunun neticesi süphesiz ki acıdır. ( 1923 )
Bir milletin yaslı vatandaslarına ve emeklilerine karsı tutumu, o milletin yasama kudretinin en önemli ölcüsüdür. Gecmiste güclü iken, bütün kuvvetiyle calısmıs olanlara karsı minnet hissi duymayan bir milletin geleceqe güvenle bakmaya hakkı yoktur. Böyle bir toplumda adalet, sefkat hissi, icgüdü kaybolmus demektir. ( 1925 )
Biz Türkler tarihimiz boyunca hürriyet ve baqımsızlıqa sembol olmus milletiz. ( 1927 )
Hürriyet, insanın, düsündüqü ve dilideqini tam olarak yapabilmesidir.
Bu tanım, hürriyet kelimesinin genis anlamıdır. ( 1930 )
Artık, Türkiye’de “Her Türk hür doqar, hür yasar” ( 1930 )
Türk, kisisel hürriyetinden ve cıkarlarından, Anayasada tesbit edildiqi kadarını Cumhuriyete bırakmıstır. Cumhuriyet kisinin, ona bıraktıqı bir kısım hürriyeti, kisinin ve Türk milletinin, icte hürriyetini ve dısa karsı da baqımsızlıqını saqlamak icin kullanır. ( 1930 )
Hürriyetten doqan bunalımlar ne kadar büyük olursa olsun, hic bir zaman fazla baskının saqladıqı sahte güvenlikten daha tehlikeli deqildir. ( 1930 )
Hürriyet, Türk’ün hayatıdır. ( 1930 )
Kisisel hürriyetler kutsaldır. Bunların korunmasına daima calısılır, devletin kuvveti, otoritesi hice sayılırsa, – olacak bir sey deqil ama belki hice indirilebilir -, ancak bu takdirde bu gibi insanların sonunda mutlaka baska bir devletin otoritesi altına girme asaqılıqına düseceklerini, yabancı bir devlet otoritesinin esaret zincirlerini kendi elleri ile boyunlarına takmaya mecbur olacaklarını hatırdan cıkarmamak lazımdır.
Vatandas olan kisiler kendi hürriyetlerinin bir kısmını seve seve gerekli görerek devlete zaten devretmislerdir. Devlet kendine özgü iradesi ile kisisel hürriyetlerin bir kısmına gene o hürriyetlerin saqlanması icin sahip olur. Yeter ki devlet hakimiyeti, milletin refahına, genel mutluluquna ve vatandas hürriyetlerinin saqlanmasına kullanılsın. ( 1931 )
İnsan İliskileri, İnsan Sevgisi, Evrensellik :
Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın topraqındasınız. Huzur ve sessizlik icinde uyuyunuz. Sizler Mehmetciklerle yanyana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Göz yaslarınızı dindiriniz. Evlatlarınız, bizim baqrımızdadır. Huzur icindedirler ve huzur icinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuslardır.
En iyi kisi kendinden cok ait olduqu sosyal toplumu düsünen, onun varlıqının ve mutluluqunun korunmasına kendini adayan insandır.
Milletler yerlestikleri arazinin gercek sahibi olmakla beraber, insanlıqın vekilleri olarak da o arazide bulunurlar. O arazinin servet kaynaklarından hem kendileri faydalanırlar ve hem de bütün insanlıqı faydalandırmakla yükümlüdürler. Bu kurala göre bunu yapamayan milletlerin yasama hakkına ve baqımsızlıqa layık olmamaları gerekir.
Neseli olmayan insanlardan iki türlü süphe edilir; ya hastadır, veyahut o insanın baskalarına bildirmek istemediqi bir kuruntusu, bir derdi vardır.
Büyüklük odur ki, hic kimseye iltifat etmeyeceksin, hic kimseyi aldatmayacaksın, memleket icin gercek ülkü neyse onu görecek, o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır. Herkes seni yolundan cevirmeye calısacaktır. Önüne sayılamayacak güclükler yıqacaklardır, kendini büyük deqil kücük, zayıf, vasıtasız, hic telâkki ederek, kimseden yardım gelmeyeceqine inanarak bu güclükleri asacaksın. Ondan sonra sana büyüksün derlerse, bunu diyenlere de güleceksin. ( 1908 )
İnsanların saygı ve serefinin, itaat ve uyumunun kendinden maddeten deqil, manen yüksek olanlar icin gösterilmesi insan ruhunun gereklerindendir. ( 1914 )
Yemin kutsal bir söz vermek demektir. Namus sahibi olan kimse verdiqi sözden dönmez. ( 1919 )
Gerek askeri birlikler ve gerekse milli kuvvetler tarafından esir edilen düsman askerlerinin hayatlarının korunmasına olaqanüstü özen gösterilmesi gerekir. Milletimizin fertlerine en aqır saldırılarda bulunan katiller bile esir edildiqi zaman öc alma duygusuna kapılmayarak hayatlarının korunmasını nasıl olursa olsun saqlamalarını bütün amirlerden diler esirlerin hastalık sebebiyle olsun elimizde ölmeleri, dini ve milli ahlâkımıza uygun düsmedikten baska vatani cıkarlarımızı da gercek bicimde yaralar. ( 1920 )
İnsanlar daima, yüksek, asil ve kutsal hedeflere yürümelidirler. Bu hareket seklidir ki, insan olanın vicdanını, beynini ve bütün insanlık anlayısını tatmin eder. Bu sekilde yürüyenler, ne kadar büyük fedakârlık yaparlarsa, o kadar yükselirler ve bu hareket sekli mutlaka acık olur. ( 1926 )
Bilerek veya bilmyerek, isteyerek veya istemeyerek kendisine zarar verenlere karsı kırgınlıqı derin olan milletimizin kendi uqrunda esaslı ve hayırlı hizmet verenlere karsı da sonsuz bir baqlılık ve kıymetbilirlik gösterdiqi gercektir. Bu büyük millet, arzu ve kabiliyetinin yönelmis olduqu istikametleri görmeye calısan ve görebilen evlâdını daima takdir etmis ve korumustur. ( 1926 )
Artık insanlık kavramı, vicdanlarımızı arıtmaya ve hislerimizi yücelestirmeye yardım edecek kadar yükselmistir…
İnsanları mutlu edeceqim diyen onları birbirine boqazlatmak insani olmayan ve son derece üzücü olan bir sistemdir.
İnsanları mutlu edecek tek vasıta, onları birbilerine yaklastırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karsılıklı maddi ve manevi ihtiyaclarını karsılamaya yarayan hareket ve enerjidir.
Dünyanın barısı icinde insanlıqın gercek mutluluqu, ancak bu yüksek ideal yolcularının coqalması ve basarılı olmasıyla mümkün olacaktır. ( 1931 )
Biz kimsenin düsmanı deqiliz! Yalnız insanlıqın düsmanı olanların düsmanıyız. ( 1936 )
Bir toplumda kıymet ve kuvvet, onu olusturan kisilerin kendilerini bir kıymet ve kuvvet olarak kabul etmelerindendir. Ancak, bu gibi kisilerden meydana gelmis sosyal toplumlar tam bir bütün olarak kıymet ve kudret görünümü arz edebilir. ( 1937)
Bütün insanlıqın varlıqını kendi sahıslarında gören adamlar mutsuzdurlar. Apacıktır ki, o adam insan olarak yok olacaktır. Herhangi bir sahsın, yasadıkca memnun ve mutlu olması icin lazım gelen sey, kendisi icin deqil, kendisinden sonra gelecekler icin calısmaktır. Olumlu düsünen bir adam, ancak bu sekilde hareket edebilir. Hayatta tam zevk ve mutluluk, ancak gelecek nesillerin serefi, varlıqı, mutluluqu icin calısmakta bulunabilir. Bir insan böyle hareket ederken, “Benden sonra gelecekler acaba böyle bir ruhla calıstıqımı farkedeceler mi?” diye bile düsünmemelidir. Hatta en mutlu olanlar, hizmetlerinin bütün nesillerce bilinmemesini tercih edecek karakterde bulunanlardır…
Bir adam ki; memleketin ve milletin mutluluqunu düsünmekten cok kendini düsünür, o adamın deqeri ikinci derecedir. Esas kıymeti kendine veren ve mensup olduqu millet ve memleketi ancak kendi kisiliqi ile ayakta tuttuqunu zanneden adamlar, milletlerinin mutluluquna hizmet etmis sayılmazlar. Ancak kendilerinden sonrakileri düsünebilenler, milletlerini yasamak ve ilerlemek imkânlarına kavustururlar. Kendi gidince ilerleme ve hareket durur zannetmek bir gaflettir. ( 1937 )
Hatırlarsınız, Türk Köylüsü’nün Türk’ün efendisi olduqunu söylediqim zamanı. Ben o efendinin arzu ve iradesi altında senelerden beri calısmıs olan bir kisiyim. simdi beni cok heyecana getiren olay Türk Köylüsü’ne nacizane ( önemsiz ) olsa da kücük bir vazife yapmıs olduqumdur. Milletin yüksek temsilcileri bunu iyi görmüs ve kabul etmisler ise benim icin ne unutulmaz bir mutluluk hatırasını bana vermislerdir. Bundan dolayı cok büyük bir zevkle millet, memleket ve Cumhuriyet Hükümeti’ne yapmaya mecbur olduqum vazifelerden en basiti karsısında gösterilmis olan iyi dilekten, takdirden ne kadar duygulandıqımı ifade edemiyorum. Söz konusu olan hediyenin yüksek Türk Milleti’ne benim asıl vermeyi düsündüqüm hediye karsısında hicbir kıymeti yoktur. Ben gerektiqi zaman en büyük hediyem olmak üzere Türk Milleti’ne canımı vereceqim. ( 1937 )
İs Bölümü ve calısma
1. İs Bölümü:
İnsanların; maddi, fikri, hayati birtakım ihtiyacları vadır. Bir toplumun da, ortak hitiyacları vardır. Herkes kisisel ihtiyaclarını, tek basına karsılayamaz. Toplum üyelerinden her biri, bir is, bir sey yapar. Bütün bu isler ve seyler, her insanın ve toplumun ihtiyaclarını karsılar. Demek oluyor ki, bir toplumun ve onun üyelerinin isleri, kisiler arasında bölünmüstür. Buna, is bölümü derler.
İs bölümü, medeniyetin her safhasında görülmüstür. İlkel kavimlerde, esaslı olarak isler, kadınla erkek arasında bölünmüstü. Erkek, av gibi hayvani besinleri, kadın da meyve toplamak, tarımla uqrasmak gibi bitkisel besinleri temin etmek islerini yaparlardı. İslerin böyle bölünmüs olması, kadınla erkeqin özelliklerine göre deqildi. Bunun esası düsünce sekliydi, birtakım bos inanclar, bugün bile Afrika vahsilerinde vardır. Mesela, kadının ineqe teması haramdır. Kadınlar fıstık yaqı cıkarırken erkeklerin orada bulunması günahtır.
İlkel insan topluluklarında, su türlü de bir is bölümü oldu. Mesela bazı asiretler yalnız cömlekcilik yaparlardı, bazıları yalnız silahlar yaparlardı. Esnaf toplulukları devrinde, is bölümü coqaldı. cünkü, her esnaf topluluqu bir is görür. Bazen aynı san’at dalına iat isler, ayrı ayrı adamlara gördürülür. Mesela odun, evvela oduncular, sonra bıckıcılar sonra kerestecilerden gecer.
Bugünkü büyük sanayi devrinde ise, is bölümü cok ileri gitmistir. Her memlekette, binlerce faaliyet dalı vardır.
İs bölümü, maddi islerde olduqu gibi, fikri, siyasi, idari islerde de coqalmıstır. Mesela, ilim, herbiri bir konu ve metoda sahip, bircok kısımlara ayrıldı. Bir adamın, bir ilmi tamamen kavramasına imkan kalmadı.
İs bölümü gelistiren sebepler, nüfus cokluqudur. San’at ve mesleklerin cokluqu ve bunların ayrı ayrı kisiler tarafından yapılması, yani is bölümü sayesinde hayat sartları dayanılır bir halde tutulabilmektedir.
Aynı zamanda, büyük uzmanlasmalar, icatlar, ilerlemeler bu sayede olmaktadır. İs bölümü, insanlar arasında mevcut olan doqal ve tarihi baqlara, yeni bir cok kuvvetli baqlar ilâve etmistir. Bu yeni baqlar, insanlara birbirlerinin eksiklerini tamamlatan, yalnız bugünü deqil, yarını da saqlamaya calısan baqlardır.
2. calısma:
calısma, kisisel ve sosyal bir zorunluluktur.
a. Maddi Servetin Lüzumu:
Maddi servet;
( I ) İnsanın kendisi icin lazımdır. cünkü, insanın maddi ihtiyacları da vardır. Bunlar karsılanmadıkca, insan yasaymaz. İnsanın; fikri, ahlâki ihtiyacları da vadır. Bunlar karsılanmadıkca, insanlık ve ahlâk baqımsızlıqı korunamaz, insan gibi yasanamaz, insanın morali bozulur.
( II ) Servet, aile acısından da lazımdır. cünkü yarından emin olmayan bir insan, bir aile kurmayı düsünemez, yahut yasama vasıtasından yoksun aileler kurulur.
Yasama vasıtaları olmayan ailelerden olusan bir devlet varlıqı da saqlam olmaz.
Bir insan icin mutluluk denilen sey, bu saydıqımız sartların tamamındadır. İnsan; maddi, fikri, sosyal hayat vasıtalarından yoksun, caresizlikler icinde kalırsa, hayatta ümitsizliqe düser, gözlerini geleceqe cevirmeksizin yasar. İnceleme ve arastırma icin vakit bulamaz. Kendisinde fikir hayatı durur. Hayat, onun icin bir esaret olur. İradesinden bile vazgecmeye mecbur olabilir. Anlasılıyor ki, insanın servet edinebilmesi icin, calısması zorunludur. Fakat insan yalnız hürriyet vasıtası olarak, servet sahibi olmalıdır. Yoksa servete esir olmak icin deqil.
süphesiz, herkes aynı saqlık, aynı karakter ve kabiliyette deqildir. Fakat, herkes aynı hayat kanununa tabidir. calısmadan hicbir sey kazanılmaz. Herkes, belirli bir sekil ve sınır icinde, bir taraftan yeteneqinin, gücünün, kaynak ve cevresinin etkisi altındadır. Diqer taraftan da ihtiyaclarının esiridir. iste insan, bu zıt sartlar icinde, faydalı bir sonuc elde etmeye calısmak zorundadır. Faydalı bir sonuctan söz ediyoruz. Evet cünkü, sonucsuz uqrasmak uqrasmak calısma sayılmaz. Hicbir sey yapmamak veyahut sonucsuz, manasız seyler yapmak, calısma kanununa karsı büyük kabahattir.
b. Doqa, birsey vermez, hersey kazanmak lazımdır. Kazanmanın yolları hangileridir?
Tip olarak en ilkel, cıplak ve herseyden yoksun bir insanı ele alalım. Bu türlü bir insan ici mirastan söz edemeyiz. cünkü aldıqımız örnek, ailesiz, sabit meskensiz ilkel bir insandır. BU noktada kazanmanın doqal kanunlarını arayacak olursak, yalnız tek bir esas görülür. calısmak. Bundan baska care yoktur. İnsan, doqal olarak, kisiliqine sahiptir. Bu özellik, insanı bütün dünyaya sahip kılabilir. Yani, insan, zekası, san’atı, iradesi sayesinde, bütün unsurları kontrolü altına alabilir. Bu, bize, calısmanınyüksek kıymetini, ahlaki özelliqini ve herseyden kutsal olan bir hakkı, calısmak hakkını gösterir. calısma, insanların bedensel kuvvetlerini gelistirir ve hayat icin sart olan seyleri saqlar. calısmaksızın, fikri gelisme ve ahlaki olgunlasma da mümkün deqildir. “Tembellik, bütünkötülüklerin anasıdır.”
c. calısmak, bir cezalandırma deqildir :
calısmaktan; gayret sarfından, bir cezadan, bir sıkıntıdan, bir kötülükten kacar gibi kacınmak, cok kötü ve tedbirsizce bir harekettir. calısmak, aslında, zahmetli deqildir. Yalnız, tutulan isin cinsi ile, kisinin kabiliyetleri ve zevkleri arasında uygunluk olmalıdır. calısmak, ilk sıkıntılara ve isteksizliklere üstün geldikten sonra, en siddetli bir zevktir. calısmayı ceza saymak, onun güzelliqini ve iyiliklerini tanımamak, doqaya karsı haksızlık olur.
İnsan, calıstıqı isin, eli altında veyahut kafasının icinde eserini büyütmekte ve yükseltmekte gördüqü zaman, ne büyük zevk duyar. Bu eser, ister ciftcinin hasadı, ister mimarın evi veyahut heykeltırasın heykeli, ister bir alimin veya sanatkârın kesfi, kitabı olsun zevk birdir. Bu zevk bütün zahmetleri; saban arkasında dökülen terleri, sanatkârın, düsünürün bazen pek acılı olan yorgunluklarını derhal unutturur.
d. calısmak, sosyal bir vazifedir:
İnsan calısır, fakat, isini, ancak toplum sayesinde gelistirebilir, faydalı, kıymetli bir duruma getirebilir. Ancak toplum sayesindedir ki, kendisiyle her isci arasında devamlı bir alısveris meydana gelir.
Yapılan isin, kimseye faydası yok ise onun icin calısmak verimsiz bir uqrası olarak kalır. Bu nedenle, topluma faydalı bir is yapmak lazımdır; bu durm, calısmayı sosyal bir vazife hükmü haline koyar.
calısmak, genel kanundur, gelir sahipleri zenginler bile, bu kanunun dısında kalamazlar; mevcut servetini milli servetin artmasına yardım edecek sekilde kullanmalıdır. Bir zengin, bedeni calısma yapmaya bilir; fakat, bu takdirde, faaliyetini fikir uqraslarına yöneltmelidir. ( 1930 )
e. Meslek nasıl secilir ve yapılır:
( I ) Meslek Secimi:
Her zoraki calısma, sert ve aqır gelir. İnsanın calısmaktan hoslanması ve zevk duyması icin, mesleqini, yeteneklerine uygun ve kuvveti ile uyumlu olarak secmis olması lazımdır. Bu nedenle, genclikte en önemli mesele meslek secimidir. Kisisel mutluluk ve aynı zamanda sosyal cıkar, buna baqlıdır. Herkes, yeteneqi ile uyumlu bir mevkide bulunmalıdır. Genellikle, bir mesleqin görünüsteki faydalarına kapılan bir genc o vazifenin zorluklarıyla uyumlu bir sekilde yeteneklerini gelistirememis ise, cok fazla ve faydasız calısmaya mecbur olur. Ya hic basarılı olamaz veya asaqı bir derecede kalır ve kendinden de memnun olmaz. Bundan fazla olarak, baskasının daha yararlı olacaqı bir mevkii tutmakla, haksızlık etmis olur. Gencler, kıskanclıktan ve baskalarının elde ettikleri parlak sonuclar hayalinden sakınılmalıdır. Tedbirli olma ve sosyal vazife kaygusu bunu gerektirir.
Biri subay üniformasının sırmaları hosuna gittiqi icin asker olmak ister, bir diqeri de, bir yazarın veya bir ressamın kazandıqı servet ve söhret gözlerini kamastırdıqından, zeka ve öqrenimini gözönüne almadan, yazar veya sanatkâr olmak isterse, bu gibi hareketlerin sonucu genellikle hayal kırıklıqıdır. Diqer bir görüsle bu gibiler, toplum icin kaybolmus kuvvetlerdir. Bunlar daha iyi idare olunsalardı, kendilerinin hayatı kurtarılmıs ve insanlıqın mutluluqu arttırılmıs olurdu. Her halde mantıklı ve doqal olan sudur. Herkes, kendi yeteneqine göre bir is tutmalıdır. Her iste insanın kıymeti belli olur. İsini iyi yapmanın bulunduqu durum ne olursa olsun, o iyi bir adam olabilir. İnsan, kendine göre bir mesleqe girmeyip de diqerine girmekle, hürriyetini kısıtlar ve sanıldıqından fazla geleceqini yanlıs tesbit eder. Zira, sapılan bir yol kolayca terk edilemez. Her mesleqin gerekleri, âdetleri ve inancları vardır. Bunlara, insan zorunlu olarak baqımlı olur.
( II ) Meslek Faziletleri :
Her meslek, bazı yetenekler ve özel nitelikler ister. Bu süphesizdir. Fakat, bazı ortak faziletler vardır ki, bunlar aynı zamanda kisinin basarısı ve kendisine verilen islerin iyi gitmesi icin lazımdır. En ast dereceden, en yukarıya kadar, genel kosullar aynıdır.
Üstlere karsı özenle is görme, doqruluk, saygılı olma, astlara karsı, iyi niyet ve kabul edilen iste gayret, istikamet, aqızsıkılıqı, bu gibi faziletler olmaksızın ne arkadaslar arasında iyi iliskiler olur ve ne de is basarılı olur. Meslek vazifesi, yalnız kisinin basarı ve güvenliqini deqil, belki daha cok toplumun refahını ilgilendirir.
Vatan bütün evlatlarının calısması ile ve yardımı ile yasar ve bundan baska toplumunu mekanizmasında faydasız hicbir parca yoktur. Devleti idare eden bakanla, vatanın refahına elinin isi ile yardım eden sanatkâr arasında, yalnız kücük bir fark vardır, o mda sudur. Birinin vazifesi, bir diqerininkinden daha önemlidir. Fakat her ikisinde de iyi yapılmak sartıyla, ahlaki deqer aynıdır.
Bundan dolayı, herkes kendisine düsen isten memnun olmalıdır. Mesleqi ne olursa olsun, bir fayda saqlayacak ve bir vazife görecektir. İnsan, vazifesini cesaret, cüret, baqlılık ve namuslu olarak yapınca, elindn geleni yapmıs olur. Aynı zamanda, bu vazifeyi diqerlerine karsı kıskanmadan yapmalıdır. Yolunda yalnız olmayacaksın, orada aynı hedefi takip eden baskaları ile beraber yürüyeceksin. Bu hayat yarısında diqerleri yetenekleri itibarıyla sizi gecebilirler.
Bir basarı, elinizden kacabilir. Bundan dolayı onlara kızmayınız ve elinizden geleni yapmıssanız, kendi kendinize de kızmayınız. Asıl önemli olan, basarı deqil gayrettir. İnsan elinde olan ve onu memnun eden, ancak gayrettir.
( III ) Tesebbüs Fikri :
Bir tembellik veya ahlâki gevseklik, genellikle, insanı atalarının yasadıkları aynı iste ve aynı noktada tutar. “Babam, Büyükbabam böyle yaptılar. Ben nicin baska türlü yapayım.” derler. Nesilden nesile, dıs hayatın genel sartları deqisir. Yeni sartlara uymayan ve geleneklerde ısrar eden, yalnız kalmaya, zayıf düsmeye, yıkılmaya ve ölüme mahkûmdur. Bugün iddia edilemez ki, bir gezinti icin, yavas giden eski bir araba, yolun güzelliklerinden istifadeye uygun iyi bir ulasım vasıtasıdır. Bir iste, ekspres treni ile giden bir rakiple rekabet söz konusu olunca, araba ile gitmek, gec kalmak icin en emin bir vasıtadır. Hersey böyledir.
Her seyde en iyi ve kuvvetiyle uyumlu olanı aramalıdır. İnsan cesaret edebilmeli ve tehilikeyi göze alabilmelidir. İnsan, yeni bir tesebbüste, özel bir zevk duyar; kuvvetini ve deqerini anlar; o zaman, kendi kendini daha iyi takdir eder ve baskalarına takdir ettirir. Yalnız kalınca, kendi kudretsizliqinin acısını hisseder. ( 1930 )
Kültür – Medeniyet
Gecmiste sayısız medeniyet kurmus bir ırkın ve milletin cocukları olduqumuzu ispat etmek icin yapmamız lâzım gelen seylerin hepsini yaptıqımızı ileri süremeyiz; bugüne ve yarına bırakılmıs daha bircok büyük islerimiz vardır.
Medeniyet demek, af ve hosgörü demektir.
Biz, batı medeniyetini bir taklitcilik yapalım diye almıyoruz. Onda iyi olarak gördüklerimizi, kendi bünyemize uygun bulduqumuz icin, dünya medeniyet seviyesi icinde benimsiyoruz.
Memleketler cesitlidir. Fakat medeniyet birdir. Ve bir milletin ilerlemesi icin debu tek medeniyete ortak olması lazımdır. Osmanlı İmparatorluqu’nun düsüsü batıya karsı elde ettiqi basarılardan cok, bos bir gururla kendisini Avrupa milletlerine baqlayan baqları kestiqi gün baslamıstır. Bu bir hata idi, bunu tekrar etmeyeceqiz. ( 1923 )
Memleket kesinlikle caqdas, medeni ve yenilenmis olacaktır. Bizim icin bu, hayat davasıdır. Bütün fedakârlıqımızın verimli olması buna baqlıdır.
Türkiye, ya yeni fikirle donatılmıs, namuslu bir idare olacaktır, veyahut olmayacaktır. Halk ile cok iliskim vardır. O temiz kitle, bilmezsiniz, ne kadar yenilik taraftarıdır. Faaliyetlerimizde hicbir zaman engellet bu yoqun tabakadan gelmeyecektir. ( 1923 )
Memleketimizi caqdaslastırmak istiyoruz. Bütün calısmamız Türkiye’de caqdas, yani batılı bir hükümet meydana getirmektir. ( 1923 )
Milletimizin hedefi, milletimizin ideali bütün dünyada tam manasıyla medeni bir toplum olmaktır. ( 1924 )
Milletimiz bundan sonraki calısmalarında da basarılı olabilmek icin, milli hedefini bütün acıklık ve kesinliqi ile, bütün vatandasların nazarında ve vicdanında bütün parlaklıqı ile belirlemis bulunuyor. İsterseniz benim burada hedef dediqim seyi, siz milletin ideali olarak kabul ediniz. Fakat bu deqerlendirmeyi yaparken dikkat ediniz ki, hayali bir anlama kendimizi kaptırmayalım.
Milletimizin hedefi, milletimizin ideali bütün dünyada tam anlamı ile medeni bir sosyal toplum olmaktır. Bilirsiniz ki, dünyada her kavmin varlıqı, kıymeti, hürriyet ve baqımsızlık hakkı, sahip olduqu ve yapacaqı medeni eserlerle uyumludur. Medeni eser meydana getirmek kabiliyetinden yoksun olan kavimler, hürriyet ve baqımsızlıklarından ayrı tutulmaya mahkûmdurlar. İnsanlık tarihi bastan basa bu dediqimi doqrulamaktadır. Medeniyet yolunda yürümek ve basarılı olmak, hayatın sartıdır. Bu yol üzerinde duraksayanlar veyahut bu yol üzerinde ileri deqil geriye bakmak cahilliqi ve tedbirsizliqinde bulunanlar, medeniyetin coskun seli altında boqulmaya mahkûmdurlar. Medeniyet yolunda basarı yenilesmeye baqlıdır. Sosyal hayatta, ekonomik hayatta, ilim ve fen sahasında basarılı olmak icin tek gelisme ve ilerleme yolu budur. Hayat ve gecime egemen olan kuralların zaman ile deqisme, gelisme ve yenilenmesi zorunludur. Medeniyetin buluslarının, tekniqin harikalarının, dünyayı deqisiklikten deqisikliqe uqrattıqı bir devirde, asırlık köhne zihniyetlerle, gecmise baqlılıkla varlıqın korunması mümkün deqildir. ( 1924 )
Ben sizin öz kardesiniz, arkadasınız, babanız gibi medeniyim diyen Türkiye Cumhuriyeti halkı; fikriyle, zihniyetiyle medeni olduqunu ispat etmek ve göstermek mecburiyetindedir. Medeniyim diyen Türkiye Cumhuriyeti halkı aile hayatıyla, yasayıs sekliyle medeni olduqunu göstermek mecburiyetindedir. Sonuc olarak medeniyim diyen Türkiye’nin, hakikaten medeni olan halkı bastan asaqıya dıs görünüsüyle bile medeni ve olgun insanlar olduqunu fiilen göstermeye mecburdurlar. ( 1925 )
Artık duramayız, kesinlikle ileri gideceqiz. Geriye ise hic gidemeyiz. cünkü ileri gitmeye mecburuz. Millet acıkca bilmelidir. Medeniyet öyle kuvvetli bir atestir ki, ona ilgisiz kalanları yakar ve yok eder.
İcinde bulunduqumuz medeniyet ailesinde layık olduqumuz yeri alacaqız, onu koruyacaqız ve ilan edeceqiz. Refah, mutluluk ve insanlık bundadır. ( 1925 )
Medeniyetin coskun seli karsısında direnmek bosunadır ve o, gafil itaatsizlere karsı cok amansızdır. Daqları delen, göklere ucan, göze görünmeyen zerrelerden yıldızlara kadar herseyi gören, aydınlatan, inceleyen medeniyetin kudret ve yüceliqi karsısında caqdısı kalmıs zihniyetlerle, ilkel, bos inanclarla yürümeye calısan milletler yok olmaya veya hic olmazsa esir olmaya ve asaqılanmaya mahkumdurlar. ( 1925 )
Türkiye Cumhuriyeti, seyhler, dervisler, müritler ve mensuplar memleketi olamaz; en doqru, en hakiki yol, medeniyet yoludur. Medeniyetin emir ve isteklerini yapmak, insan olmak icin yeterlidir. ( 1925 )
Medeni dünya cok ilerdedir. Buna yetismek, o medeniyet cemberine girmek mecburiyetindeyiz…
Medeni olmayan insanlar, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdurlar. ( 1925 )
Ben ölürsem asil milletimizin beraber yürüdüqümüz yoldan asla ayrılmayacaqına eminim; bununla rahatım. ( 1926 )
Biz her vasıtadan, yalnız ve ancak, bir görüs acısından faydalanırız. O görüs sudur: Türk milletini, medeni dünyada layık olduqu yere ulastırmak ve Türkiye Cumhuriyeti’in sarsılmaz temelleri üzerinde, her gün, daha fazla kuvvetlendirmek… Ve bunun icin de, keyfi yönetim fikrini öldürmek… ( 1927 )
“caqdas uygarlıqı” anlayabilmek, kavrayabilmek, dünya yüzünde eski uygarlıkları, bütün insanlıqın ilk uygarlıklarına doqru tanıyabilmekle mümkündür. ( 1930 )
Medeniyetin ne olduqunu baska baska tarif edenler vardır. Bence medeniyeti kültürden ayırmak güctür ve lüzumsuzdur. Bu görüsümü acıklamak icin kültür ne demektir tarif edeyim.
Bir insan toplumunun;
a – Devlet hayatında,
b – Fikir hayatında yani ilimde, toplum biliminde ve güzel sanatlarda,
c – Ekonomik hayatta yani tarımda, sanatta, ticarette, kara, deniz ve hava ulastırmacılıqında yapabildiqi seylerin ortak sonucudur.
Bir milletin medeniyeti dendiqi zaman kültür adı altında asydıqımız üc cesit faaliyetin ortak sonuclarının dısında ve baska birsey olamayacaqını zannederim. süphesiz her insan toplumunun kültür, yani medeniyet derecesi bir olamaz. Bu farklar devlet, fikir, ekonomik hayatların her birinde ayrı ayrı göze carptıqı gibi bu fark ücünün ortak toplamı üzerinde de görülür. Önemli olan ortak sonuclar arasındaki farktır. Yüksek bir kültür, onun sahibi olan millete kalmaz, diqer milletleri de etkiler. Büyük kıt’aları kapsar.
Belki bu nedenle olacak, bazı milletler yüksek ve genis kapsamlı kültüre medeniyet diyorlar. Avrupa medeiyeti, caqımız medeniyeti gibi. ( 1930 )
Milli kültürün her alanda acılarak yükselmesini Türkiye Cumhuriyeti’nin temel dileqi olarak saqlayacaqız. ( 1932 )
Asıl uqrasmaya mecbur olduqumuz sey, analarımızın ve atalarımızın oldukları gibi, yüksek kültürde ve yüksek fazilette dünya birinciliqini tutmaktır. ( 1932 )
Yüksek ve inkılâpcı bir kültür seviyesine varmak icin, önümüzdeki yıllarda daha cok emek vereceqiz. Müsbet bilimlerin temellerine dayanan, güzel sanatları seven, fikir terbiyesinde olduqu kadar beden terbiyesinde de kabiliyeti artmıs ve yükselmis olan erdemli, kudretli bir nesil yetistirmek, ana siyasetimizin acık dileqidir. ( 1935 )
Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür. Bu sözü burada ayrıca acıklamaya lüzum görmüyorum. cünkü bu, Türkiye Cumhuriyeti’nin okullarında bircok sebeplerle eser halinde tespit edilmistir.
Kültür, okumak, anlamak, görebilmek, görebildiqinden anlam cıkarmak, ders almak, düsünmek, zekâyı eqitmektir.
Yine insan, enerjisiyle ve fakat doqanın kendine deqer verildikce tükenmez yardımıyla, yükselen, genisleyen insan zekâsı sınırsız kavrayıs anlamında “insanım” diyen özel bir neitelik kazanır.
İnsan, hareket ve faaliyetin, yani dinamizmin ifadesidir. Bu böyle olunca kültür, yukarda isaret ettiqimiz insanlık niteliqinde insan olabilmek icin, esas unsurdur. Bunu kısaca acıklayalım: Kültür, doqanın yüksek verimlilikleriyle mutlu olmaktır. Bu ifade icerisinde cok sey saklıdır. Temizlik, saflık, yükseklik, insanlık vs… Bunların hepsi insanlık niteliklerindedir. İste kültür sözcüqünü mastar sekline soktuqumuz zaman, doqanın insanlara verdiqi yüksek nitelikleri kendi cocuklarına, torunlarına ve gelecek nesillere vermesi demektir.
Buraya kadar anlatmak istediqimiz; bugünkü Türkiye Cumhuriyeti cocukları, kültürel insanlardır. Yani hem kendileri kültür sahibidirler, hem de bu özelliqi cevrelerine ve bütün Türk milletine yaymakta olduklarına inanmıslardır. ( 1936 )
Dünyada, simdiye kadar, baska baska milletlerin birlik kurdukları ve asırlarca berabe yasadıkları, tarihte görülmüstür. Bizim kurmak istediqimiz birliqin tarihte gecmis olan birliklerin cok üstünde olmasını isteriz.
Tarihi bu kadar yüksek bir idealin esas temel tası, yalnız gecici politika esaslarında kalmaz. Bunun esas temel tasları lazımdır ki, kültür ve ekonomi cevherleriyle dolu olsun. cünkü kültür ve ekonomi her türlü siayasete yön veren temel esaslardır. ( 1937 )
Milli Dıs Siyaset ve Barıscılık
“YURTTA SULH, CİHANDA SULH” icin calısıyoruz. ( 1931 )
Milletler arası anlasmazlıklar, ancak iyi niyetle ve genel cıkarlar adına karsılıklı fedakârlık yolu ile halledilebilir.
Bayrak, bir milletin baqımsızlık alâmetidir. Düsmanın da olsa hürmet etmek lâzımdır.
Milletimiz, insancıl, caqdas gayelere deqer verir ve teknolojik, endüstriyel ve ekonomik durum ve ihtiyacımızı takdir eder. Bunun icin devlet ve milletimizin ic ve dıs baqımsızlıqı ve vatanımızın bütünlüqü saklı kalmak kaydıyla… milliyet esaslarına uymakta olan ve memleketimize karsı saldırgan emel beslemeyen herhangi devletin teknolojik, ekonomik, endüstriyel yardımını memnuniyetle karsılarız… ( 1919 )
Dıs siyasetimizde baska bir devletin hukukuna tecavüz yoktur. Ancak hakkımızı, hayatımızı, memleketimizi, namusumuzu, savunuyoruz ve savunacaqız. ( 1921 )
Büyük hayaller pesinde kosan, yapamayacaqımız seyleri yapar gibi görünen sahtekâr insanlardan deqiliz. Efendiler; büyük ve hayali seyleri yapmaktan yapmıs gibi görünmek yüzünden bütün dünyanın düsmanlıqını, kinini bu memleketin ve bu milletin üzerine cektik. Biz Panislamizm yapmakdık. Belki “yapıyoruz, yapacaqız” dedik. Düsmanlar da “yaptırmamak icin bir an önce öldürelim!” dediler. Panturanizm yapmadık! “Yaparız, yapıyoruz dedik, yapacaqız dedik” ve yine “öldürelim” dediler! Bütün dava bundan ibarettir. Efendiler; bütün dünyaya korku ve telas veren kavram bundan ibarettir. Biz böyle yapmadıqımız ve yapamadıqımız kavramlar pesinde kosarak düsmanlarımızın adedini ve üzerimize olan baskılarını arttırmaktansa tabii halimize, asıl durumumuza gecerli olan durumumuza dönelim. Kendimizi bilelim. Bu nedenle efendiler, biz hayat ve baqımsızlık isteyen milletiz. Ve yalnız ve ancak bunun icin hayatımızı feda ederiz. ( 1921 )
Milli baqımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin cıkarları gerektirdiqi takdirde, insanlıqı meydana getiren milletlerden her biriyle medeniyet gereklerinden olan dostluk ve siyaset iliskilerini büyük bir dikkatle takdir ederim. Ancak benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin de, bu arzusundan vazgecinceye kadar amansız düsmanıyım. ( 1921 )
Askerî hareket, siyasî faaliyetin ümitsiz olduqu noktada baslar. Ümidin güven verici bir sekilde geri gelmesi orduların hareketinden daha hızlı, hedeflere varısı temin edilebilir. ( 1922 )
Dıs siyaset bir toplumun ic bünyesi ile sıkı sekilde ilgilidir. cünkü ic bünyeye dayanmayan dıs siyasetler daima mahkûm kalırlar. Bir toplumun ic bünyesi ne kadar kuvvetli, metin olursa, dıs siyaseti de o oranda saqlam ve dayanıklı olur. ( 1923 )
Dıs siyaset, ic kurulus ve ic siyasete dayandırılmak zorundadır, yani ic teskilatın dayanamayacaqı genislikte olmamalıdır. Yoksa hayalî dıs siyasetler pesinde dolasanlar, dayanak noktalarını kendiliqinden kaybederler. ( 1923 )
Arzumuz dısarda baqımsızlık, icerde kayıtsız ve sartsız milli egemenliqi korumaktan ibarettir. ( 1923 )
( Hatay davası ) Kırk asırlık Türk Yurdu düsman elinde kalamaz. ( 1923 )
Dıs siyasette kuvvetli olabilmek icin kuvvetli bir ic siyaset lâzımdır… Ancak bir siyaset, bir devlet ve millet siyaseti olmadıkca yasayamaz. İnsanların hayatı kısadır…
Takip olunması akla uygun olan siyaset milletin doqal kabiliyet ve ihtiyacına uygun olanıdır. Bizim icin ne İslam birliqi ve ne de Turanizm mantıkî bir siyasi prensip olamaz inancındayım.
Artık Türkiye’nin devlet siyaseti milli sınırları icinde egemenliqine dayalı baqımsız yasamaktır. Bugünkü milli hükümetimizin hareket kuralı budur. ( 1923 )
Bizim intikamımız, zalimlerin zulmüne karsıdır. Onlarda zulüm hissi yasadıkca bizde de intikam hissi devam edecektir. ( 1923 )
Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetler gibi harita üzerinde mütalâa ederim ( 1924)
Son yılların hep harice âlet olan muharebelerini ispat etti ki Balkanların yekdireqiyle carpısmaları kadar mânasız ve acınacak az macera bulunur.
Bu kardes muharebelerinde ve milletler kendi aralarında bos yere yıpranmıslardır ve bir caresi bulunmazsa bu kardes boqusmaları daha devam edebilir.Yetmedi mi, devam etsin? ( 1924 )
Türk ulusu, iki köklü nitelikle uluslararası iliskilerde kendini göstermektedir. Bunlardan biri ulusumuzun kendini savunmak icin sarsılmaz bir azim sahibi olarak saygı duyulmaya deqer bir gücte olması, diqeri, ulusumuzun dostluklarına ve antlasmalarına, durum ne olursa olsun, deqismez bir baqlılıkla uyacaqına inanılmasıdır. Türk vatanı, ulusun bu yüksek niteliklerinin güvenine dayanarak ilerlemektedir. ( 1925 )
Biz, uluslararası iliskilerde karsılıklı güven ve saygıyı amaclayan acık ve samimi politikanın en atesli taraftarıyız. Hassasiyetimiz, bu alanda ortaya cıkan durum ve yükümlülüklere karsı, bunların bizim icin de gecerli ve gercek bir güven saqlayıp saqlamayacaqı noktasındadır. ( 1926 )
Dıs siyasetimizde dürüstlük, ülkemizin güvenliqine ve gelismesinin korunmasına dikkat etmek prensibi hareketimize klavuz olmaktadır. Köklü yenilesme ve gelismeler icinde bulunan bir ülkenin hem kendisinde, hem kosullarında barıs ve huzuru ciddi olarak arzu etmesinden daha kolay acıklanabilecek bir durum olamaz. Bu samimi arzudan esinlenen dıs siyasetimizde ülkenin korunmasını, güvenliqini, vatandaslarının haklarını herhangi bir saldırıya karsı bizzat savunacaqı güc de özellikle önem verdiqimiz noktadır. Kara, Deniz ve Hava Kuvvetlerimizi bu ülkede barıs ve güvenliqi koruyacak bir bir gücte bulundurmaya bunun icin cok önem veriyoruz. ( 1928 )
Dıs islerinde dürüst ve acık olan siyasetimiz bilhassa barıs fikrine dayalıdır. Uluslararası herhangi bir meselemizi barıscı yollarla cözümlemeyi aramak bizim cıkar ve anlayısımıza uyan bir yoldur. Bu yol dısında bir teklif karsısında kalmamak icindir ki, güvenlik prensibine onun vasıtalarına cok önem veriyoruz. Uluslararası barıs havasının korunması icin Türkiye Cumhuriyeti yapabileceqi herhangi bir hizmetten geri kalmayacaktır. ( 1929 )
Komsuları ile ve bütün devletlerle iyi gecinmek Türkiye siyasetinin esasıdır. ( 1930 )
Barıs prensibi insanlıqın ilerlemesiyle paralel olarak kuvvetlenmektedir. Harpten büyük zararlar görmüs milletlerin bu prensibe daha büyük bir sadakat ve samimiyetle baqlı olacakları doqaldır… Bu prensibin bütün devletlerce temel siyaset sayılmasıyladır ki, medeniyet icin ve milletlerin mutluluk ve refahı icin en gerekli olan barıs yerlesmis olur. ( 1930 )
Türkiye’nin güvenliqini gaye tutan, hicbir milletin aleyhinde olmayan bir barıs istikameti bizim daima prensibimiz olacaktır. ( 1931 )
Avrupa devlet adamları, baslıca anlasmazlık konusu olan mühim siyasi meseleleri, her türlü milli egoizmlerden uzak ve yalnız umumun yararına olarak, son bir gayret ve tam bir iyi niyetle ele almazlarsa, korkarım ki felâketin önü alınmayacaktır. Zira, Avrupa meselesi İngiltere, Fransa ve Almanya arasındaki anlasmazlıklar meselesi olmaktan artık cıkmıstır. Bugün Avrupa’nın doqusunda bütün medeniyeti ve hattâ, bütün insanlıqı tehdid eden yeni bir kuvvet belirmistir. Bütün maddi ve manevi imkânlarını, topyekûn bir sekilde, dünya ihtilâli gayesi uqruna sefeber eden bu korkunc kuvvet üstelik Avrupalılar ve Amerikalılarca henüz malûm olmayan yepyeni siyasi metodlar uygulanmakta ve rakiplerinin en kücük hatalarından bile mükemmel istifade etmesini bilmektedir. Avrupa’da vukubulacak bir harbin baslıca galibi ne İngiltere, ne Fransa, ne de Almanya’dır. Sadece Bolsevizm’dir. Rusya’nın yakın komsusu ve bu memleketle en cok harbetmis bir millet olarak, biz Türkler, orada cereyan eden hâdiseleri yakından takip ediyor ve tehlikeyi bütün cıplaklıqıyla görüyoruz. Uyanan Doqu milletlerinin zihniyetlerini mükemmelen istismar eden, onların milli ihtiraslarını oksayan ve kinleri tahrik etmesini bilen Bolsevikler, yalnız Avrupa’yı deqil, Asya’yı da tehdid eden baslıca kuvvet halini almıslardır. (1932 )
İtalya, Mussoli’nin idaresi altında süphesiz büyük bir kalkınmaya ve gelismeye erismistir. Eqer Mussolini, gelecekteki bir harbe İtalya’nın görünürdeki heybet ve azametini, harb haricinde kalmak suretiyle, gerektiqi sekilde istismar edebilirse, barıs masasında baslıca rollerden birini oynayabilir. Fakat korkarım ki, italya’nın bugünkü sefi, Sezar rolünü oynamak hevesinden kendisini kurtaramayacak ve İtalya’nın askeri bir kuvvet yaratmaktan henüz cok uzak olduqunu derhal gösterecektir. ( 1932 )
Bence, dün olduqu gibi yarın da Avrupa’nın mukadderatı Almanya’nın alacaqı vaziyete baqlı bulunacaktır. Fevkalâde bir dinamizme sahip olan bu yetmis milyonluk calıskan ve disiplinli millet, üstelik milli ihtiraslarını kamcılayabilecek siyasi bir cereyana kendisini kaptırdı mı, ergec Versay Antlasması’nın tasfiyesine girisecektir. (1932 )
Bizim düsüncemize göre uluslararası siyasi güven ortamının gelisimi icin, ilk ve en önemli sart milletlerin hic olmazsa barısı koruma fikrinde, samimi olarak birlesmesidir. ( 1932 )
Dıs siyasetimiz, baslangıcta kendisine cizdiqi hareket seklinden asla sapmamıstır. Dıs siyasetimizin daima milletlerin refahına sebep olan barıs icinde, memleketin gelismesini amac edinmistir. Bu gelismeyi, tam ve mutlak olarak, bütün milletlere de dileriz. ( 1933 )
Türkiye Cumhuriyeti’nin en esaslı prensiplerinden biri olan yurtta barıs, dünyada barıs gayesi, insaniyetin refah ve ilerlemesinde en esaslı etken olsa gerektir. Buna elimizden geldiqi kadar hizmet etmis ve etmekte bulunmus olmak bizim icin övünülecek bir harekettir. ( 1933 )
Milletimizin, savunma vasıta ve kuvvetlerine özel önem vermesi gerektiqini söylemek vazifemdir. Bizim icinde bulunduqumuz yakın cevrede barıs idealinin memnuniyet verici ilerlemeler kaydetmis olmasından teselli duyabiliriz. Türkiye Cumhuriyeti, uluslararası barısı ve onun önemini kuvvetlendirmek icin, kendi etki ve gücünün olduqu sahada aynı arzuda olanlarla beraber, hayırlı faaliyetlerde bulunmustur. (1933)
Eqer harp bir bombanın patlaması gibi, birdenbire cıkarsa, milletler harbe mani olmak icin silahlı mukavemetlerini ve mali güclerini, saldırgana karsı birlestirmekte kararsızlık göstermemelidir. En süratli ve en etkili tedbir; muhtemel bir saldırgana , taarruzunun yanına kâr kalmayacaqını acıkca anlatacak, milletlerarası teskilatın kurulmasıdır. ( 1935 )
Eqer devamlı barıs isteniyorsa kitlelerin durumları iyilestirecek uluslararası tedbirler alınmalıdır. Tüm insanlıqın refahı, aclık ve baskının yerine gecmelidir. Dünya vatandasları kıskanclık, acgözlülük ve kinden uzaklasacak sekilde eqitilmelidir. ( 1935 )
Coqrafi durumları ne olursa olsun, milletler birbirine bir cok baqlarla baqlıdırlar. ( Dünyada milletler bir apartmanın sakinleri gibi kabul edilir. ) Eqer apartman, sakinlerinden bazıları tarafından atese verilirse, diqerlerinin yangının etkisinden kurtarılmasına imkan yoktur. ( 1935 )
Bu sırada, milletimizi gece gündüz mesgul eden baslıca büyük bir mesele, hakikî sahibi öz Türk olan “İskenderun – Antakya” ve cevresinin mukadderatıdır. Bunun üzerinde, ciddiyet ve kesinlikle durmaya mecburuz. Daima kendisi ile dostluqa cok ehemmiyet verdiqimiz Fransa ile aramızda, tek ve büyük mesele budur. Bu isin hakikatını bilenler ve hakkı sevenler, alâkamızın siddetini ve samimiyetini iyi anlarlar ve tabiî görürler. ( 1936 )
( Fransız Büyük Elcisi’ne sohbet esnasında söylenmistir: ) Ben toprak büyütme dileklisi deqilim; barıs bozma alıskanlıqım yoktur; ancak antlasmaya dayanan hakkımızın isteyicisiyim. Onu almasam, edemem. Büyük Meclis’in kürsüsünden milletime söz verdim: Hatay’ı alacaqım… Milletim benim dediqime inanır. Sözümü yerine getirmezsem onun huzuruna cıkamam, yerimde kalamam. Ben simdiye kadar yenilmedim, yenilmem; yenilirsem bir dakika yasayamam. Bunu bilerek ve sözümü mutlaka yerine getireceqimi düsünerek benim dostluqumu lûtfen bildiriniz ve doqrulayınız, Ekselâns Ambasadör… ( 1937 )
Bu benim sahsî meselemdir. Durumu Büyük Elci’ye daha baslangıcta acıkca ifade ettim. Dünyanın bu durumunda, böyle bir meselenin Türkiye ile Fransa arasında silahlı bir anlasmazlıqa sürüklenmesi kesinlikle mümkün deqildir. Fakat ben, bunu da hesaba kattım ve kararımı vermis bulunuyorum. sayet ufukta, bu yolda binde bir ihtimal bile belirirse, Türkiye Cumhurreisliqi’nden ve hattâ Büyük Millet Meclisi âzalıqından cekileceqim ve bir fert olarak bana katılacak birkac arkadasla beraber Hatay’a gireceqim. Oradakilerle elele verip mücadeleye devam edeceqim. ( 1937 )
Yarın sabah bir tümen asker yollasam, Hatay’ı alabilirim. Renani icin harekete gecmeyen Fransızlar icin bir Suriye sancaqı icin bizimle harbe girmezler. Bunu da bilirim. Fakat ya bu sefer seref ve namus meselesi yaparlarsa? Milletler belli olur mu? Ben bir sancak icin Türkiye’yi harb tehlikesine sokmam. ( 1937 )
Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti aldatılır bir varlık deqildir. Onu, aldatabilirim düsüncesinde bulunanların, iste asıl onların kendileri icin telâfisi cok güc olacak derecede aldanmıs olduklarına ve olacaklarına süphe edilmemelidir. ( 1937 )
Barıs yolunda nereden bir caqrı geliyorsa, Türkiye onu, gönülden karsıladı ve yardımlarını esirgemedi. ( 1937 )
Dünyada simdiye kadar, baska baska milletlerin birlik yaptıkları ve asrılarca beraber yasadıkları , tarihte görülmüstür. Bizim kurmak istediqimiz birliqin tarihte gecmis olan birliklerin cok üstünde olmasını isteriz.
Tarihi bu kadar yüksek bir idealin esas temel tası, yalnız gecici politika esaslarında kalmaz. Bunun esas temel tasları lâzımdır ki, kültür ve ekonomi cevheriyle dolu olsun. cünkü kültür ve ekonomi her türlü siyasete yön veren esaslardır. ( 1937 ) – ( Balkan Antantı hakkında )
Milletleri antlasmalardan ziyade hisler baqlar. ( 20 Mart 1937, Ulus Gazetesi )
Barıs milletleri refah ve mutluluqa eristiren en iyi yoldur. Fakat bu kavram, bir defa ele gecirilince devamlı bir özen ve dikkatli her milletin ayrı ayrı hazırlıqını gerektirir. ( 1938 )
cok zaman gecmeden Avrupa’da bir fırtına kopacak, bu müthis kasırga dünyanın her tarafına yayılacak ve insanlık umumî bir harb felâketinin bütün kötülükleri ile bir kere daha karsılasacak! Bu kanlı, tehlikeli durumda tarafsız kalmak, harbe katılmamak ve devlet gemisini bu fırtına ortasında hicbir âniaya carptırmadan yöneterek harb dısında ve barıs icinde yasamaya cabalamak bizim icin hayatî ehemmiyeti hâizdir. ( 1938 )
Milli Egemenlik ve Baqımsızlık
Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karsısında zincirler erir, tac ve tahtlar yanar, yok olur. Milletlerin esareti üzerine kurulmus müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkûmdurlar.
Bir millet, varlıqı ve hukuku icin bütün kuvvetiyle, bütün fikrî ve maddî gücleriyle alâkadar olmazsa, bir millet kendi kuvvetine dayanarak varlıqını ve baqımsızlıqını temin etmezse sunun, bunun oyuncaqı olmaktan kurtulamaz. Millî hayatımız, tarihimiz ve son devirde idare tarzımız, buna pek güzel delildir. Bu sebeple teskilâtımızda millî güclerin etken ve millî iradenin hâkim olması esası kabul edilmistir. Bugün bütün cihanın milletleri yalnız bir egemenlik tanırlar: Millî egemenlik…
Benim bütün hayatımda güttüqüm gaye hicbir vakit kisisel olmamıstır. Her ne düsünmüs ve her neye girismis isem daima memleketin, milletin ve ordunun adına ve yararına olmustur. Hicbir zaman sahsımın sivrilmesi ve yükselmesini göz önüne almamısımdır. ( 1914 )
Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti bir halk hükûmetidir. Memleket menfaatlerine ait hususlarda millet fertleriyle hükûmet arasında vazife itibariyle istirak vardır. ( 1921 )
Milletimiz hic kimsenin iznine gerek görmeden ve müsaade etmeyenlere karsı isyan ve ederek milli egemenliqini almıs ve öylece kullanmıstır. ( 1921 )
Egemenlik, hicbir mâna, hicbir sekil ve hicbir renkte ve isarette ortaklık kabul etmez. ( 1922 )
Milli irade ve isteqine uymayanların sonu yokluktur, yok olmaktır. ( 1923 )
Milli egemenlik düsmanlıqı, üstün bir yeri deqeri ve serefi olan bir milletin her seyini bir anda yok etmeyi amaclayan suctan baska birsey deqildir. ( 1923 )
Milli emeller, milli irade yalnız bir sahsın düsünmesinden deqil bütün millet fertlerinin arzularının, emellerinin bileskesinden ibarettir. ( 1923 )
Dünyanın belli baslı milletlerini esaretten kurtarmak icin egemenliklerine kavusturan büyük fikir akımları, köhne müesseselere ümit baqlayanların, cürümüs idare usullerinde kurtulus kuvveti arayanların amansız düsmanıdır. ( 1923 )
Millet önünde, onun baqımsızlıqının temini önünde onun liyakat, ilerleme ve yenilesmesi önünde her kuvvet, ancak milletin irade ve emeline uymayanların talihi acıdır, yok olmaktır. ( 1923 )
Arkadaslar! Türkiye Devleti’nde ve Türkiye Devleti’ni kuran Türkiye Halkı’nda tacidar yoktur, diktatör yoktur! Tacidar yoktur ve olmayacaktır. cünkü olamaz. Bütün cihan bilmelidir ki artık bu devletin ve bu milletin basında hicbir kuvvet yoktur, hicbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da milli egemenliktir. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve mevcudiyetidir. ( 1923 )
Egemenliqine doqrudan doqruya sahip olmanın kıymetini pek iyi anlayan ve pek iyi bilen millet, bu mukaddes egemenliqine karsı basgösterecek her tehlikeyi kahredecektir. ( 1923 )
Millî egemenlik uqrunda canımı vermek, benim icin vicdan ve namus borcu olsun. ( 1923 )
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bütün programlarının temel ilkesi su iki esastır. Tam baqımsızlık, kayıtsız sartsız milli egemenlik. ( 1923 )
Halk, milli egemenliqi benimsemeli ve memlekette tek egemen ve etkenin kendisinden ibaret olduqununu unutmamalıdır. ( 1923 )
Kuvvetliyiz, Ordularımız kuvvetlidir. Ordularımızı yaratan ordularımızı vücuda getiren milletimizi kuvvetlidir. Bu milleti yasatan bu vatan sonsuz doqal zenginliklere v verimliliqe sahiptir, kuvvetlidir. Fakat Efendiler, bütün bu kuvvetlerin üstünde baska bir kuvvetimiz vardır ki, o da milli egemenliqimizi idrak etmis ve onu doqrudan halkın eline vermis, halkın elinde tutumus ve tutabileceqimizi gercekten ispat etmis olmaktır. ( 1923 )
Biz bu kadar engin, kıymetli ve sonsuz cesitli hazineleri olan bu memleketin sahibi oldukca ve milletimiz gayet kıskanc bir sekilde milli egemenliqini elinde tutarak, geleceqini bizzat iradeye devam ettikce sermaye de, müesseler de bulur, uzmanlasır da! Hersey bulur… ( 1923 )
Toplumda en yüksek hürriyetin, en yüksek esitlik ve adaletin saqlanması istikrarı ve korunması, ancak ve ancak tam ve kesin anlamı ile milli egemenliqi saqlamıs bulunması ile devamlılık kazanır. Bundan dolayı; hürriyetin de, esitliqin de, adaletin de dayanak noktası milli egemenliktir. ( 1923 )
Türk milleti yeni bir iman ve kesin bir milli azim ile yeni bir devlet kurmustur. Bu devletin dayandıqı esaslar esaslar “Tam Baqımsızlık” ve “Kayıtsız sartsız Milli Egemenlik”ten ibarettir. Millet bu egemenlikten en kücük bir parcasını bile feda edemeyecektir; gözünü acmıstır. ( 1923 )
Kayıtsız sartsız tabiriyle acıkca ifade edilen egemenliqi, milletin sorumluluqunda tutmak demek, bu egemenliqin en kücük bir parcasını; sıfatı, ismi ne olursa olsun, hicbir makama vermemek, verdirmemek demektir. ( 1923 )
Bütün dünya bilmelidir ki, artık bu devletin ve bu milletin basında hicbir kuvvet yoktur, hicbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da milli egemenliktir. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve varlıqıdır. ( 1923 )
Yeni Türkiye Devleti’nin yapısının ruhu milli egemenliktir. Milletin kayıtsız sartsız egemenliqidir. ( 1923 )
Nihayetsiz bir hürriyet düsünülemez. Hakların en büyüqü olan hayat hakkı bile mutlak deqildir; intihara karar veren bir kimsenin cürmünün neticesi, hududu yalnız sahsına ait olduqu halde polis onu men ile görevlidir. Aynı kimsenin aynı hareketini biraz daha büyük ölcüde tasavvur eder ve düsündüqümüz zaman cürmü bir sahısa, br aileye kadar uzatırsak mütesebbisin durumu derhal zalim bir cani manzarası gösterir. Bu sebeple millî egemenlik düsmanlıqı, müstesna bir saygı ve seref mevkiine sahip bulunan bir milletin her seyine bir anda kasdetmek cürmünden baska birsey deqildir. ( 1923 )
Egemenlik hicbir sebep ve sekilde terk ve iade edilemez, emanet edilemez! (bırakılamaz)
Bu egemenliqi tekrar geri alabilmek icin, almak icin kullanılmıs olan aracları kullanmak gereklidir. ( 1923 )
Kurtulus kuralımız olan Misak-ı Millî’yi tarih sayfasına yazan, milletin demir elidir. Elde edilecek neticeye de milletin kendisi gözcü olacaktır.
Millet yalnızkendi kolları ve kendi kanıyla deqil, aynı zamanda kendi bası ve kendi dimaqıyla kazandıqı egemenlik ve baqımsızlık cevherini, son felâkete kadar büyük bir saflık ve dalgınlıkla kendisine rehber tanıdıqı ve derin bir teslimiyetle hayatını koruyucu saydıqı sahıs ve sekillere artık emniyet edemez. Millet, bundan sonra, hayatına, baqımsızlıqına ve bütün varlıqına bizzat kendisi gözcü olcak ve vatanın her tarafında yine yalnız kendisi ve kendi iradesi egemen olacaktır. ( 1923 )
Bence, kamuoyunu aydınlatmada ve doqru yolu göstermede bir program yapmak lazımdır. Meselâ egemenlik nedir? Ve bu millet egemenliqini kendisinde mi tutmalı, yoksa baska birine verip, onun yol göstermesi ile mi hareket etmeli? Bunu tarihin yardımı ile cok kuvvetli ifade edebilirsiniz. Gecirdiqiniz felaketleri birer birer saymalı. Milletin geleceqinin sorumluluqunu üzerinde bulunduran insanların bu millete yaptıqı her cesit kötülüqü saymalı. Sonra hükümet seklinin niteliqini anlatmak lazımdır…
Kuvvetlerin ayrımı düsüncesi, esastan yoksundur. Kuvvetler ayrımı esasını ortaya koymus olan isanlar bile aslında kuvvetler birliqine inanmaktadırlar. Fakat kuvvetler birliqini saqlamaktan aciz oldukları icin mevcut sekilleri esas kabul ederek, zorbalarla zulüm altındaki milletlerin yaptıkları pazarlık sonucunda ortaya atılmıs bir görüstür. Gercekte kuvvetler birliqi vardır ve bu kuvvetin asıl kaynaqı millettir. Bu nedenle bunun asıl sahibi de millettir.
Millet bu kuvvetini en iyi, en zararsız nasıl kullanabilir? Gercekte kuvvet sahibi olan bütün kisilerin bir araya gelip, o kuvveti kullanması gerekir. Ancak bu maddeten mümkün deqildir. O halde en az ve cok da fazla olmayan Meclis aracılıqıyla bunu uygulamaktan daha pratik bir care yoktur. ( 1923 )
Milli egemenliqi kayıtsız sartsız elinde tutmayı kendi vicdanına karsı söz verip yemin ettikten sonra, sunun ve bunun gereqidir diye suna veya buna verilebilecek en basit bir hak bulunuz, vazife bulunuz ve yetki bulunuz. Kimse bulamaz!…
Ondan sonrası idare usulü, halkın geleceqini sahsen ve fiili olarak idare etmesi esasına dayanır. Bildiqiniz gibi bir idare ve bir de egemenlik vardır. İdare, kalp ve vicdanın eqili mi ve isteqidir. Bir insanda olduqu gibi, insanlardan olusan sosyal toplumda da irade mevcuttur. İrade alınamaz ve irade verilemez. Fakat iradenin uygulama vasıtası olan egemenliqi verebilen bir insan veyahut egemenliqini kaybeden bir insan veyahutbir toplum egemenlikten yoksun olunca ( ki egemenlik iradenin göründüqü ve belirdiqi yerdir ) o halde iradesi felc olur. Bundan dolayı egemenliqini verebilmek icin iradesinin felc olmasına razı olmak gerekir.
Bundan dolayı veremez. Egemenliqini verebilmek icin, iradesinin, arzusunun, eqilimlerinin felcli kalmasını kabul etmek lazımdır. Ölmeyi kabul etmek demektir. Bundan dolayı bir millet egemenliqini veremez. Yalnız alınır ve zorla alınır. Millet egemenliqini elinde tutuyor ve ancak egemenliqinden gerektiqi kadarını uygulamak üzere Millet Meclisi’nin tümünü görevlendiriyor. Fakat bir tek adama bu yetki verilemez. ( 1923 )
Milletler egemenliklerini gecici olarak da olsa verecekleri meclislere dahi lüzumundan fazla güvenmemelidir. cünkü meclisler bile istibdat ( keyfi hareket ) edebilirler. Ve bu istibdat, sahsi sitibdattan daha öldürücü olabilir. Bunun icin meclisler belirli zamanlarda yenilenir. Bu sayede milli egemenlik daha daha emniyetli, esas ve sartlara baqlanmıs olur. Meclisler uygun görülenden fazla uzun süre devam ederse, bu takdirde vekillerle temsil edilenler arasındaki görüsler birbirinden ayrılmaya ve baqlar cözülmeye baslar. Nihayet vekiller baska sey, temsil edilenler baska sey düsünmeye baslarlar.
Efendiler! Meclisler belirli devre icinde vazife yaparken dahi vekillerle temsil edilenler arasında önemli konularda da anlasmazlık meydana gelemez mi? Bu da olmayacak sey deqildir. Meclislerin öyle kararları olabilir ki, kararlar gercekten milletin hayatında tedavisi mümkün olmayan zararlar meydana getirebilir. Bu da baslı basına bir sorundur. Bu hususta da yasal önlemler lazımdır. Millet her ihtimale karsı egemenliqini korumak zorundadır. Bu hususta yapılagelen sey tekrar milletin genel oyuna basvurmaktır. Bugünkü meclisimiz milli egemenliqin âsıqıdır. Bundan sonrakilerin de öyle olcaqına süphem yoktur. Bunlar elbette bu gibi önlemleri tam olarak bilirler. ( 1923 )
Bizim hükümetimizin seklini ve esasını anlamayanlar veya anlamak istemeyenler vardır. Bu tereddütü gidermek icin Anayasanın ruhunu iyi incelemek lazımdır. Gercekte, Anayasanın özellikle bazı maddelerinin bilimesi gereklidir. Meselâ birinci maddeyi beraber inceleyelim. Madde, iki fıkrayı kapsıyor. Egemenlik kayıtsız sartsız milletindir. Bu, birinci fıkradır. Efendiler! Bilirsiniz ki irade denilen bir sey vardır.Bir insanın iradesi olduqu gibi, insanlardan olusan herhangi bir sosyal toplumun da iradesi vardır. İrade vicdanın eqilimi, arzusu demektir. Yani bu manevî bir seydir. Tanrı’nın isteqini Tanrı’ya bırakarak seriat dili ile ifade etmek isterseniz buna insanın sahip olduqu irade deyiniz! Bu manevî olan iradenin meydana cıkması ve görünmesi icin bir arac gereklidir ve vardır ki, ona egemenlik derler! Egemenliqe sahip olmayan bir insan ve veya bir toplum hic bir zaman iradesini kullanamaz! Egemenliqini herhangi birisine bırakan bir insan kendi iradesinin kullanılacaqından ve uygulanacaqından emin olamaz. Bunun icin insanlar, milletler kendi iradelerini, kendi vicdanlarının eqilimini yapmak ve uygulamak isterlerse egemenliklerini mutlaka ellerinde tutmak mecburiyetindedirler. simdiye kadar milletimizin basına gelen bütün felâketler kendi talih ve geleceklerini baska birisinin eline terk etmesinden kaynaklanmıstır.
En yakın bir örneqi hatırlayalım! Meselâ Birinci Dünya Savası’na girmek milletin iradesi ile mi olmustur? Milletin Birinci Dünya Savası’na girmek icin icten gelen bir isteqi varmıydı? Ben zannediyorum ki yoktu. cünkü Birinci Dünya Savası’na girmeden önceki devirlerin her biri felâket ile sonuclanan safhalar ile dolu idi. Kesin zorunluluk olmadıkca millet harp olsun istemezdi. Öyle olmakla beraber harbe girmis ise, kabahat kendisinin deqildir, diyebilir miyiz? Hayır. Kabahat maalesef kendisindedir. cünkü egemenliqini baska ellere vermistir.
Muharebeye girdikten sonra da ordularımızın Romanya’da, Makedonya’da oyalandırılmasını İran vahalarında ve Kafkas daqlarında perisan edilmesini milletin iradesi uygun görüyor muydu? Elbette hayır! Fakat bunlar hep meydana geliyordu! cünkü millet egemenliqini kendi elinde bulundurmuyordu. Birinci Dünya Savası’ndan sonra iyi kötü bir ateskes yapıldı ve bu sekilde milli onur az cok kurtarıldı sanılıyordu. Fakat sonra Kilikya düsman tarafından isgal edildi. canakkale ve İstanbul’a düsman girdi. İzmir Yunanlıların hücumuna uqradı. Bu nasıl oldu? su sekilde oldu; Millet egemenliqine sahip deqildi ve milletin egemenliqini zorla alanlar milletin iradesini deqil, kendi iradelerini uyguluyorlardı. Düsmala beraber hareket ediyorlardı!
Pekâlâ biliyorsunuz ki mücadelemizin baslangıcında millet birbiriyle boqazlastı. Kan döküldü. İstanbul’dan Ayas’a kadar yerlerde, Konya’da,Yozgat’ta bircok yerlerde feci sahneler oldu. Bu vurdumduymazlık nereden geliyordu? Yıllarca ve yüzyıllarca egemenliqini kullanmaktan ve egemenliqini kullananların aldatmalarına alısagelmekten ileri geliyordu.
Bu kadar acı tecrübeler geciren milletin ( ki artık namus ve hayatını korumaya karar vermistir. ) bundan sonra egemenliqini bir kisiye vermesi kesinlikle mümkün olmayacaktır.
Egemenlik kayıtsız sartsız milletindir ve milletin kalacaktır! Sonraki cümelde; idare usulü halıkn geleceqini bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına dayanır denilmetedir. Bundan bütün milletin isini gücünü brakıp devlet idaresiyle uqrasacaktır anlamı cıkarılmasın! Bu elbette fiilen mümkün deqildir. Gercekten bugünkü sosyal hayatın, vatanlarının genisliqi ve hayatın devamının saqlanmasındaki mesguliyetin cokluqu gözönüne alınırsa, buna hem imkân hem de lüzum yoktur. Maddedeki ikinci fıkra yönetim usulündeki prensibimizi ifâde emektedir. Buna göre milletin geleceqine yalnız ve ancak millet egemen olacaktır. Milleti temsil eden milli iradeyi millet namına sınırlı ve belirli bir zaman icin manevi sahsiyetinde toplayan Millet Meclisi bile en sonunda millet tarafından yenilenebilir. Esas olan millettir. Egemenlik onun olduqu gibi idare hakkı da onundur. ( 1923 )
Mahkûm olmak istemeyen bir milleti, esareti altında tutmaya gücü yetecek kadar kuvvetli müstebitler arrtık dünya yüzeyinde kalmamıstır. ( 1924 )
Devletin sahip olduqu kuvveti ifade ederken, bu kuvveti kendine özgü diye niteliyoruz. Gercekten de, devleti olusturan milletin üzerinde etkisini sürdüren kuvvet, kisi olarak hic kimse tarafından verilmis deqildir. O, bir siyasi nüfuzdur ki devlet kavramının özünde vardır ve devlet onu halk üzerinde uygulamak ve milleti dısa ve diqer milletlere karsı savunmak yetkisine sahiptir. Bu siyasi nüfuz ve kudrete “İrade veya Egemenlik” denir. ( 1929 )
Korku üzerine egemenlik kurulamaz. ( 1930 )
Benim gayem Türkiye’de, yeni Türkiye Cumhuriyeti’nde millet egemenliqini güclendirmek ve ebedilestirmektir. ( 1930 )
Kuvvet birdir ve o milletindir. ( 1937 )
Büyük Millet Meclisi, Türk Milleti’nin asırlar süren aramalarının özeti ve onun bizzat kendisini idare etmek suurunun canlı bir timsalidir. Türk Milleti mukadderatını Büyük Millet Meclisi’nin kifayetli ve vatanperver eline tevdi ettiqi günden itibaren karanlıkları sıyırıp kaldırmıs ve ümitleri boqan felaketlerden milletin gözlerini kamastıran günesler ve zaferler cıkarmıstır. ( 1938 )
Halbuki Türk’ün haysiyet ve izzetinefis ve kabiliyeti cok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yasamaktansa yok olsun daha iyidir. Bundan ötürü, YA İSTİKLÂL, YA ÖLÜM!.. ( 1919 )
Ne kadar zengin ve refaha kavusturulmus olursa olsun, baqımsızlıktan mahrum bir millet, medeni insanlık karsısında usak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık olamaz. ( 1919 )
Esas Türk Milleti’nin haysiyetli ve serefli bir millet olarak yasamasıdır. Bu esas ancak tam baqımsızlıqa sahip olmakla temin olunabilir. ( 1919 )
Hürriyet ve baqımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin ve büyük ecdadımın en kıymetli mirasından olan baqımsızlık askı ile yaratılmıs bir adamım. cocukluqumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından tanıyanlarca bu askım bilinir. Bence bir millete serefin, haysiyetin, namusun ve insanlıqın yerlesmesi ve yasaması mutlak o milletin hürriyet ve baqımsızlıqına sahip olmasına baqlıdır. Ben sahsen bu saydıqım özelliklere cok ehemmiyet veririm ve bu özelliklerin kendimde varlıqını iddia edebilmek icin milletimin de aynı özellikleri tasımasını sart ve esas bilirim. Ben yasayabilmek icin mutlaka baqımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli baqımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri gerektirdiqi takdirde insanlıqı teskil eden milletlerden her biriyle uygarlık gereqi olan dostluk ve siyaset iliskilerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin de bu arzusundan vazgecinceye kadar amansız düsmanıyım. ( 1921 )
Tam baqımsızlık, bizim bugün üzerimize aldıqımız vazifenin temel ruhudur. ( 1921 )
Türkiye Halkı, asırlardan beri hür ve baqımsız yasamıs ve baqımsızlıqı bir yasama gereqi saymıs bir kavmin kahraman evlatlarıdır. Bu millet, baqımsızlıktan uzak yasamamıstır. Yasayamaz ve yasamayacaktır. ( 1922 )
Vatanımıza ve baqımsızlıqımıza göz dikenlere yalnız askeri yönden üstün gelmek yeterli deqildir. Memleketimiz hakkında saldırgan emeller besleyecek olanların her türlü ümitlerini kıracak sekilde siyasi, idari ve ekonomik yönden kuvvetli olmak lazımdır… Kurtulus ve baqımsızlık icin yaptıqımız mücadeleyi tanımlamak ve Tanrı’nın milletimize yaradılıstan verdiqi beceri ve yetenekleri en üst derecede gelistirmek ve memleketimize baqısladıqı bütün kuvvet ve servet kaynaklarından en iyi bicimde faydalanarak zayıflık nedenlerimizi ortadan kaldırmak icin bundan böyle hic bir fırsat ve zamanı bosa harcamayarak calısmaya mecburuz. ( 1922 )
Arzumuz dısarıda baqımsızlık, icerde kayıtsız ve sartsız milli egemenliqi korumadan ibarettir. Milli egemenliqimizin hatta bir zerresini bozmak niyetinde bulunanların kafalarını parcalayacaqınızdan eminim. ( 1923 )
“Biz barıs istiyoruz” dediqimiz zaman “tam baqımsızlık istiyoruz” dediqimizi herkesin bilmesi lâzımdır. Bunu istemeye hakkımız ve kudretimiz vardır. On sene, yirmi sene sonra asaqılasarak ölmekten ise simdiden seref ve haysiyetle ölmeyi üstün tutmalıyız. ( 1923 )
Baqımsızlıqı icin ölümü göze alan millet, insanlık haysiyet ve serefinin icabı olan bütün fedakârlıqı yapmakla teselli bulur ve elbette esaret zincirini kendi eliyle boynuna geciren miskin, haysiyetsiz bir millete nazaran dost ve düsman nazarındaki mevkii farklı olur. ( 1927 )
Baqımsızlık ve hürriyetlerini her ne bahasına ve her ne karsılıqında olursa olsun zedeleme ve kayıtlamaya asla müsamaha etmemek; baqımsızlık ve hürriyetlerini bütün mânasiyle koruyabilmek ve bunun icin gerekirse, son ferdinin, son damla kanını akıtarak, insanlık tarihini sanlı örnek ile süslemek; iste baqımsız ve hürriyetin hakiki mahiyetini, genis mânasını, yüksek kıymetini, vicdanında kavramıs milletler icin temel ve ölmez prensip… Ancak bu prensip uqrunda her türü fedakarlıqı, her an yapmaya hazır milletlerdir ki, devamlı olarak insanlıqın hürmet ve saygısına lâyık bir topluluk olarak düsünülebilirler. ( 1928 )
Milli Mücadele ve Kurtulus Savası
Biz maqlûbiyetimizin bahasını cok aqır ödedik. Elimizden köyler, vilayetler deqil, ülkeler alındı. Fakat son lokmasını da aqzından kapmak icin bir milletin hayatına kıymak canice bir harekettir. öldürülen bir adamınsa kendini son nefesine kadar cesaretle, mertlikle müdafaa etmesi tabiî ve zarurîdir. ( 1919 )
Milletimiz cok büyüktür. Hic korkmayalım. O esaret ve asaqılıqı kabul etmez. Fakat onu bir araya toplamak ve kendisine: “Ey millet! Sen esaret ve asaqılıqı kabul eder misin?” diye sormak lâzımdır. Ben, milletin vereceqi cevabı biliyorum. Ben, milletin büyüklüqünü biliyor vebu sual karsısında, onun, o suali soran cocuklarını canı gibi seveceqini ve alınlarından öpeceqini biliyorum. Ben biliyorum ki bu millet, kendisine bu suali soran cocuklarının, hep o esasa müstenit care ve hazırlıklarını canla, basla kabul edecektir. Onun icin iste ben simdi bu yoldayım, onun cok saqlam bir yol olduquna kani olarak… ( 1919 )
Baqımsızlık gayesinin elde edilisine kadar tamamiyle milletle birlikte, fedakârane calısacaqıma mukaddesatım namına yemin ettim. Artık benim icin Anadolu’dan hicbir yere gitmemek katidir. ( 1919 )
Milli irade kendi istikametinde bir nehir gibi cosup akacaktır. Mücadeleyi her noktasından düsünerek kabul etmis bulunuyoruz. Memlekette umduqumuz milli uyanıs ve coskunluk hasıl olmustur. Sadece dayanıklı olmak ve vazifede kusur etmemek temel sarttır. ( 1919 )
Milli dâva ancak bu inan, bu irade ve azimle gerceklestirilecektir. Yasaması ve muzaffer olması gereken deqersiz sahıslarımız deqil, milli kurtulusu temin edecek olan fikirlerdir. ( 1919 )
Aziz ve mübarek vatanımızı kurtarmak icin bütün aydınların, herkesin hazır olması lâzımdır. İstanbul’a gitmeyeceqiz. Anadolu, en büyük hazinedir. Vatanın sinesinde kurtulus carelerini beraberce ölünceye kadar aramaya, temin etmeye calısacaqız. ( 1919 )
Milletin baqımsızlıqını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. (1919 )
Memleketimizin ellide biri deqil, her tarafı tahribedilse, her tarafı atesler icinde bırakılsa, biz bu toprakların üstünde bir tepeye cıkacaqız ve oradan savunma ile mesgul olacaqız. ( 1920 )
Efendiler; memleketimizin ellide biri deqil, her tarafı tahribedilse, her tarafı atesler icinde bırakılsa, biz bu toprakların üstünde bir tepeye cıkacaqız ve oradan savunma ile mesgul olacaqız. Bundan dolayı iki karıs yer isgal edilmis, üc bes köy tahrip edilmis diye burada feryada lüzum yoktur. Ben size acık söyleyeyim; efendiler bazı yerler isgal edilmistir ve bunun üc misli daha isgal olunabilir. Fakat bu isgal hicbir vakitte bizim imanımızı sarsmayacaktır. ( 1920 )
( Birinci Büyük Millet Meclisi’nin bir gizli celsesinde söylenmistir. )
Bazı arkadasların yoksulluk icinde bu büyük davanın basarılamayacaqını zannederek, memleketlerine dönmek arzusunda olduklarını duydum. Arkadaslar! Ben sizleri bu milli davaya silah zoruyla davet etmedim, görüyorsunuz ki sizi burada tutmak icin de silahım yoktur. Dilediqiniz gibi memleketlerinize dönebilirsiniz. Fakat sunu biliniz ki, bütün arkadaslarım beni yalnız bırakıp gitseler, ben bu Meclis-i Âli’de tek basıma kalsam da, mücadeleye ahdettim. Düsman adım adım her tarafı isgal ederek Ankara’ya kadar gelecek olursa, ben bir elime silahımı, bir elime de Türk Bayraqı’nı alıp Elma Daqı’na cıkacaqım. Burada tek basıma son kursunuma kadar düsmanla carpısacaqım. Sonra da bu mukaddes bayraqı göqsüme sarıp sehit olacaqım. Bu bayrak kanımı sindire sindire emerken, ben de milletim uqruna hayata veda edeceqim. Huzurunuzda buna and iciyorum. ( 1920, Enver Benhan sapolyo, Türk Kültürü Dergisi, Sayı 49, S. 29 )
Karsı koymakta sona kalanlarımız, bir tepede hayatlarına son verirler. Gelecekte “Burada yatanlar vatanlarını kurtarmaya calısanlardır.” diye bir yazılı tasa sahibolabilirlerse mükâfatları, bu olur. ( 1920 )
Milli müdafamızı; düsmanların bayrakları, babalarımızın ocakları üstünden cekilinceye kadar terkedemeyiz. İstanbul mabedleri etrafında düsman askerleri gezdikce, öz vatan toprakları üstünden yabancı adamların ayakları cekilmedikce biz mücadelemizde devam etmeye mecburuz. Kendi hükümetimizin idaresi altında bedbaht ve fakir yasamak, yabancı esareti bahasına nail olacaqımız huzur ve mutluluqa bin kerre üstündür. ( 1920 )
Ne vakit basladıqı bilinmeyen zamanlardan beri baqımsızlıqın serefi ile yasayan milletimiz en feci bir cökmeyle nihayet buluyor gibi görünmüsken esaret kaydına karsı evladını ayaklanmaya davet eden ecdat sesi kalplerimiz icinde yükseldi ve bizi son kurtulus mücadelesine davet etti. ( 1921 )
Bizi imha etmek görüsü karsısında mevcudiyetimizi silahla muhafaza ve müdafaa etmek pek tabiîdir. Bundan daha tabiî ve daha mesru bir hareket olamaz. ( 1921 )
Bütün cihanın bilmesi lâzımdır ki: Türkiye Halkı, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve onun Hükûmeti, usak muamelesine tahammül edemez. Her medeni millet ve hükûmet gibi varlıqının, hürriyet ve baqımsızlıqının tanınması isteqinde kesin olarak direnmektedir. Ve bütün davası da bundan ibarettir. Biz cenkci deqiliz. Barısseveriz. Ve biran evvel barısın gerceklesmesini görmek ve ona yardım ve hizmet etmek isteriz. ( 1921 )
Türkiye Büyük Millet Meclisi Ordusu’nun Sakarya’da kazanmıs olduqu meydan muharebesi pek büyük bir meydan muharebesidir. Harp tarihinde benzeri belki olmayan bir meydan muharebesidir. Büyük meydan muharebelerinden biri olan Mukden Meydan Muharebesi dahi yirmibir gün devam etmemistir. ( 1921 )
Düsmanın pek büyük gayretlerle, fedakârlıklarla vücuda getirdiqi ve diqer bazı devletlerin de büyük yardımlarıyla takviye ettikleri hakikaten mükemmel ve kuvvetli ordularını maqlup etmek icin kendimizde bulduqumuz kuvvet ve kudret, dâvamızın mesruiyetindedir. Gercekten biz milli hududumuz dahilinde hür ve müstakil yasamaktan baska birsey istemiyoruz. Biz, Avrupa’nın diqer milletlerinden esirgenmeyen, haklarımıza tecavüz edilmemesini istiyoruz. ( 1921 )
Bütün arkadaslarımın Anadolu’da daha baska meydan muharebeleri verileceqini gözönüne alarak ilerlemesini ve herkesin fikri güclerini ve kahramanlık ve vatanseverlik kaynaklarını yarısırcasına göstermeye devam etmesini isterim.
Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri! ( 1922 )
Amerika, Avrupa ve bütün medeniyet dünyası bilmelidir ki, Türkiye Halkı her medeni ve kaabiliyetli millet gibi, kayıtsız sartsız hür ve müstakil yasamaya kesin karar vermistir. Bu mesru kararı bozmaya yönelen her kuvvet, Türkiye’nin ebedi düsmanı kalır. Bu hususta insaniyet ve medeniyet aleminin temiz vicdanı muhakkak Türkiye ile beraberdir. ( 1922 )
Bizim mühim ve asıl olan vazifemiz, siyaset yapmak deqildir. Bizim ve bütün memleket ve milletin, bugün yegâne vazifesi, topraklarımızda bulunan düsmanı süngülerimizle püskürtmektir. Bunu yapmadıkca, siyaset manasız bir sözden ibaret kalır.
Ben, milli maksadın temini icin, yegâne carenin, muharebe ve muharebede muvaffakiyet olduqunu söylüyorum. Bütün kudretimizi, bütün kaynaklarımızı, bütün varlıqımızı orduya vereceqiz. Gücümüzü dünyaya tanıtacaqız ve ancak ondan sonra, milleti insan gibi yasatmak mümkün olacaktır diyorum. ( 1922 )
Sinir gevsetici sözlere, telkinlere, ehemmiyet ve itimat gösterilmemelidir. Osmanlı tarzı idare ve siyasetin yarattıqı bu nevi zihniyetler reddedilmelidir. Ordu ile, muharebe ile, inat ile bu isin icinden cıkılmaz tarzındaki, kaynaqı haricte bulunan öqütlere uymakla, bir vatan, bir millet baqımsızlıqı kurtulamaz. Tarih böyle bir hadise kaydetmemistir. Bunun aksini düsünerek hareket edeceklerin acı neticelerle karsılasacaklarına, süphe yoktur. Türkiye, iste, bu yoldaki yanlıs fikirlere.. yanlıs zihniyetlere sahip olanlar yüzünden, her asır, her gün, her saat biraz daha gerilemis, biraz daha cökmüstür. Bu cöküs, yalnız maddiyatta olsaydı, hicbir ehemmiyeti yoktu. Ne yazık ki cöküs, ahlak ve manevî deqerleri de icine almıs görünüyor. Hic süphe yok ki, bu büyük memleketi bu koca milleti yok olma ucurumuna sevk eden baslıca sebep, bu olmustur. ( 1922 )
Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti’nin Ordusu, istilalar yapmak veya saltanatlar yıkmak veya saltanatlar kurmak icin sunun bunun elinde ihtiras aleti olmaktan uzaktır. İnsanca ve müstakil yasamaktan baska gayesi olmayan milletin aynı ülkü ile duygulanmıs ve yalnız onun emrine tâbi ve sadık öz evltlarından ^mürekkep muhterem ve kuvvetli bir topluluktur. ( 1922 )
Türk Kumandanları, kumanda etmesini, Türk Askeri ölmesini bildi. Harbi kazanısımızın sırrı bundan ibarettir. ( 1922 )
Vatanın kurtulusu, milletin görüs ve idaresi kendi alınyazısı üzerinde kayıtsız sartsız hakim olduqu zaman baslamıs ve ancak milletin vicdanından doqan ordularla olumlu ve kesin neticelere ermistir. ( 1922 )
Memleketimizi hicbir hak ve adalete dayanmayarak ciqnemek ve ciqnetmek tesebbüsü, muzaffer ordumuzun fedakârane ve cansiperane gayeretiyle lâyık olduqu basarısızlıqa uqratılmıs ve milletimiz, tarihin nadir kaydettiqi bir zafer kazanarak sevgili yurdumuzu kurtarmıstır. ( 1923 )
Dünyanın hicbir yerinde, hicbir milletinde, Anadolu köylü kadınının üstünde kadın mesaisi zikretmek imkânı yoktur ve dünyada hicbir milletin kadını “Ben, Anadolu kadınından daha fazla calıstım, milletimi kurtulusa ve zafere götürmekte Anadolu kadınından daha fazla calıstım, milletimi kurtulusa ve zafere götürmkete Anadolu kadını kadar emek verdim” diyemez. ( 1923 )
sunu bir gercek olarak biliniz ki, seref hicbir vakit bir adamın deqil, bütün milletindir. Eqer yapılan isler mühimse, gösterilen muvaffakiyetler belli ise, inkılâplar dikkati cekici ise her fert kendini tebrik etmelidir. cünkü böyle büyük seyleri ancak cok kabiliyetli olan büyük milletler yapabilir ve bu milletin her ferdi böyle en kabiliyetli ve büyük bir millete mensup olduqunu düsünerek kendini tebrik etsin. ( 1923 )
Gecirdiqimiz buhranlı günlerin serefli kahramanlarını hep beraber kutlayalım. Onlar arasında muharebe meydanlarında düsman silahıyla göqüsleri delinmis bahtiyarlar olduqu gibi yangınlarda, ateslerde yakılmıs bedbaht cocuklar, kadınlar ve ihtiyarlar vardır. Onlar arasında namuslarına tecavüz edilmis, ebediyen aqlamaya mahkûm genc kızlar da vardır. Onlar arasında yurtlarını kaybetmis aileler, evlâtlarını gömmüs analar vardır ve yine onlar arasında muharebedeki namus vazifesini serefle yaparak bugün memleketlerine dönmüs gaziler vardır. Onlardan sehitlik sarabını icmis olanların ruhlarına Fatihalar sunalım. ( 1923 )
Her safhası vatan icin, evlâtlarımızın torunları icin serefli hâdiselerle dolu büyük bir kahramanlık menkıbesi teskil eden Anadolu muharebelerinin heyecan veren tafsilâtını tarihin diline terkediyorum. Millet; milletin ruh sanatı, musikisi, edebiyatı ve bütün estetiqi, bu kutsal mücadelenin ilâhî naqmelerini sonsuz bir vatan askının coskun heyecanlarıyla daima sakımalıdır. ( 1923 )
Afyonkarahisar – Dumlupınar meydan muharebesi ve onun son devresi olan 30 Aqustos, Türk Tarihi’nin en büyük bir dönüm noktasını teskil eder. Milli tarihimiz cok büyük ve cok parlak zaferlerle doludur. Fakat Türk Milleti’nin burada kazandıqı zafer kadar kesin neticeli ve bütün tarihte, yalnız bizim tarihimizde deqil, dünya tarihinde yeni yön vermekte kesin tesirli böyle bir meydan muharebesi hatırlamıyorum. ( 1924 )
Milli mücadeleyi yapan, doqrudan doqruya milletin kendisidir, milletin evlatlarıdır. ( 1925 )
Birinci İnönü Meydan Muharebesi, inkılâp tarihimizin cok mühim, cok verimli bir sayfasıdır. Gelecek nesiller ve bütün dünya bu sayfayı arastırıp inceledikce Türk İnkılâbı’nı yapan bugünki Türk Ordusu’nu ve bu orduyu baqrından cıkaran bugünkü Türk Topluluqu’nu, elbette saygı ile anacak ve takdir edecektir. ( 1925 )
Birinci İnönü muharebe meydanının ufuklarında yükselen zafer günesi, Türk Milleti’nin yüksek fazilet ve mâneviyatının belirtisidir. Bu doqus karsısında büyük bozgunlar oldu…
Birinci İnönü Zaferi, İkinci İnönü Zaferi’nin, Sakarya büyük kanlı savasının ve en nihayet Türk Vatanı’nın; Türk baqımsızlıqının ilk zafer müjdecisi olmustur. Bu sebeple Birinci İnönü Meydan Muharebesi’ni kazanan Türk Ordusu’nun bütün mensupları, dünya tarihinde unutulmaz sanlı bir menkibe sahibi olarak ebediyen yasayacaklardır. ( 1925 )
Osmanlı Devleti’nin temelleri cökmüs, ömrü tamam olmustu. Osmanlı memleketleri tamamen parcalanmıstı. Ortada bir avuc Türk’ün barındıqı bir ata yurdu kalmıstı. Son mesele bunun da taksimini teminle uqrasmaktan ibaretti. Osmanlı Devleti, onun baqımsızlıqı, padisah, halife, hükûmet, bunlar hepsi anlamı kalmamıs birtakım mânasız sözlerden ibaretti. O halde ciddi ve hakiki karar ne olabilirdi?
Bu vaziyet karsısında bir tek karar vardı. O da milli egemenliqe dayanan, kayıtsız ve sartsız müstakil yeni bir Türk Devleti tesis etmek!
İste, daha İstanbul’dan cıkmadan evvel düsündüqümüz ve Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamaya basladıqımız karar, bu karar olmustur. ( 1927 )
Lozan Barıs Antlasması’nın icine aldıqı esasları, diqer barıs teklifleriyle daha fazla karsılastırmaya lüzum olmadıqı fikrindeyim. Bu antlasma, Türk Milleti aleyhine, asırlardan beri hazırlanmıs ve Sévres Antlasması ile tamamlandıqı zannedilmis büyük bir suikastin yıkılısını ifade eder bir vesikadır. Osmanlı devrine ait tarihte benzeri görülmemis bir siyasî zafer eseridir. ( 1927 )
Memleketimizde bulunan düsmanları silah kuvvetiyle cıkarmadıkca, cıkarabilecek milli varlıqımızı ve kudretimizi eserlerle ispat etmedikce diplomasi sahasında ümide kapılmanın yeri olmadıqı hakkındaki kanaatimiz kat’i ve daimî idi. En doqru kanaatin bu olduqunu, bu olacaqını, tabiî olarak kabul etmek uygundur. Gercekten bugünün hayat sartları icinde bir fert icin olduqu gibi, bir millet icin dahi kudret ve kabiliyetini, fiilî eseriyle gösterip ispat etmedikce itibar ve ehemmiyet beklemek beyhudedir. Kudret ve kabiliyetten mahrum olanlara iltifat olunmaz. İnsanlık, adalet, yiqitlik gereklerini, bütün bu vasıfların kendilerinde bulunduqunu gösterenler isteyebilirler. ( 1927 )
Kahraman Türk Orduları’nın kazandıkları büyük zaferlerde sahsıma düsmüs olan vazifeleri yapabilmissem cok bahtiyarım. Yalnız bu noktada bir gerceqi acıklamak icin söyleyeyim ki, benim, ordularımızı yönelttiqim hedefler, esasen ordularımın her erinin, bütün subaylarının ve kumandanlarının görüslerinin, vicdanlarının, azimlerinin, ülkülerinin yönelmis olduqu hedeflerdi. ( 1928 )
( 30 Aqustos Bayramı’nda tebrikleri kabul ederken )
Bu zaferi kazanan ben deiqlim. Bunu, asıl, tel örgüleri hice sayarak atlayan, savas meydanında can veren, yaralanan, kendini esirgemeden düsmanın üzerine atılarak Akdeniz yolunu Türk süngülerine acan kahraman askerler kazanmıstır. Ne yazık ki onların herbirinin adını Kocatepe’nin sırtlarına yazmak mümkün deqildir. Fakat, hepsinin ortak bir adı vardır: Türk Askeri!.. Tebriklerinizi onların namına kabul ediyorum. ( 1928 )
Bütün bu muvaffakiyet yalnız benim eserim deqildir ve olamaz. Bütün muvaffakiyet, bütün milletin azim ve imanıyla calısmasını birlestirmesi neticesidir. Kahraman milletimizin ve seckin ordumuzun kazandıqı basarı ve zaferlerdir. ( 1928 )
Ben 1919 senesi Mayıs’ı icinde Samsun’a cıktıqım gün elimde, maddi hicbir kuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk Milleti’nin asaletinden doqan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve maevi bir kuvvet vardı. İste ben bu ulusal kuvvetle, bu Türk Milleti’ne güvenerek ise basladım.
Ben Türk ufuklarından birgün mutlaka bir günes doqacaqına, bunun hararet ve kuvvetinin bizi ısıtacaqına, bundan bize bir güc cıkacaqına o kadaremindim ki, bunu adeta gözlerimle görüyordum. ( 1 Nisan 1937, Cumhuriyet Gazetesi )
Sanat
Sanat güzelliqin ifadesidir. Bu ifade sözle olursa siir, naqme olursa musiki, resim ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltraslık, bina ile olursa mimarlık… olur.
Sanatkâr da, toplum da uzun mücadele ve gayretten sonra alnında ısıqı ilk hisseden insandır.
Biz, cok defa, bu musikinin tam haysiyetini bulamıyoruz. İste bu dinlediqimiz, hakiki Türk Musikisi’dir ve hic süphesiz, yüksek bir medeniyetin musikisidir. Bu musikiyi, bütün dünyanın anlaması lâzımdır. Fakat, onu bütün dünyaya anlatabilmek icin, bizim milletce, bugünki medenî dünyanın seviyesine yükselmemiz lâzımdır.
Dünyada medeni olmak, ilerlemek ve olgunlasmak isteyen herhangi bir millet mutlaka heykel yapacak ve heykeltras yetistirecektir. Abidelerin suraya buraya tarihi hatıralar olarak dikilmesinin dine aykırı olduqunu iddia edenler, din hükümlerini gereqi gibi arastırıp incelememis olanlardır. ( 1923 )
Aydın ve dindar olan milletimiz, ilerlemenin sebeplerinden biri olan heykeltraslıqı en üst derecede ilerletecek ve memleketimizin her kösesinde atalarımızın ve bunlardan sonra yetisecek evlatlarımızın hatıralarını güzel heykellerle dünyaya ilan edecektir. ( 1923 )
İnsanlar olgunlasmak icin bazı seylere muhtactır. Bir millet ki, resim yapmaz, bir millet ki, heykel yapmaz, bir millet ki tekniqin getirdiqi seyleri yapmaz; itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur. Halbuki bizim milletimiz, gercek nitelikleriyle medeni ve ileri olmaya lâyıktır ve olacaktır. ( 1923 )
Bir milleti yasatmak icin birtakım temeller lazımdır ve bilirsiniz ki, bu temellerin en önemlilerinden biri sanattır. Bir millet sanattan ve sanatkârdan yoksunsa tam bir hayata sahip olamaz. Böyle bir millet bir ayaqı topal, bir kolu colak, sakat ve hasta bir kimse gibidir. Hatta kasdettiqim manayı bu söz de ifadeye yeterli deqildir. Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmus olur… Bir millet sanata önem vermedikce büyük bir felakete mahkumdur. Bircok unsurlar o felaketin derecesini farketmez. Farkettiqi gün de ne kadar müthis bir etkinlikle calısmak gerektiqini tahmin edemez. ( 1923 )
Hayatta musiki lâzım mıdır? Hayatta musiki lâzım deqildir. cünkü hayat musikidir. Musiki ile alâkası olmayan yaratıklar insan deqildirler. Eqer söz konusu olan hayat insan hayatı ise musiki mutlaka vardır. Musikisiz hayat zaten mevcut olamaz. Musiki hayatın nesesi, ruhu, sevinci ve herseyidir. Yalınz musikinin nev’i, üzerinde düsünmeye deqer. ( 1925 )
İnsanlarda birtakım ince, yüksek ve temiz duygular vardır ki insan onlarla yasar. İste ince, yüksek, derin ve temiz duyguları en ziyade duyabilen ve diqer insanlara duyurabilen sairdir. ( 1928 )
Efendiler.. Hepiniz mebus olabilirsiniz, vekil olabilirsiniz; hattâ reisicumhur olabilirsiniz. Fakat bir sanatkâr olamazsınız. Hayatlarını büyük bir sanata vakfeden bu cocukları sevelim… ( 1930 )
Bizim hakikî musikimiz Anadolu Halkı’nda isitilebilir. ( 1930 )
Vatan bütün evlatlarının calısması ile ve yardımı ile yasar ve bundan baska toplumunu mekanizmasında faydasız hicbir parca yoktur. Devleti idare eden bakanla, vatanın refahına elinin isi ile yardım eden sanatkâr arasında, yalnız kücük bir fark vardır, o mda sudur. Birinin vazifesi, bir diqerininkinden daha önemlidir. Fakat her ikisinde de iyi yapılmak sartıyla, ahlaki deqer aynıdır. ( 1930 )
Yüksek bir insan toplumu olan Türk Milleti’nin tarihi bir özelliqi de güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun icindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz calıskanlıqını, doqustan gelen zekâsını, ilme baqlılıqını, güzel sanatlar sevgisini ve milli birlik duygusunu devamlı olarak ve her türlü vasıta ve önlemlerle besleyerek gelistirmek milli idealimizdir. ( 1933 )
Güzel sanatların hepsinde, ulus gencliqinin ne türlü ilerletmesini istediqinizi bilirim. Bu yapılmaktadır. Ancak bunda en cabuk, en önde götürülmesi gerekli olan Türk Müziqi’dir. Bir ulusun yeni deqisikliqine ölcü, müzikte deqisikliqi alabilmesi, kavrayabilmesidir… Ulusal; ince duyguları, düsünceleri anlatan; yüksek deyisleri, söyleyisleri toplamak, onları bir an önce, modern müzik kurallarına göre islemek gerekir. Ancak bu düzeyde Türk ulusal müziqi yükselip, evrensel müzikte yerini alabilir. ( 1934 )
Sinan’ın heykelini yapınız. ( 1935 )
Güzel sanatların her dalı icin, Kamutay’ın ( TBMM’nin ) ilgi ve emek, milletin insani ve medeni hayatı ve calıskanlık veriminin artması icin cok etkilidir. ( 1936 )
Güzel sanatlarda basarı; bütün inkılâpların basarılı olduqunun en kesin delilidir. Bunda basarılı olamayan milletlere ne yazıktır. Onlar, bütün basarılarına raqmen medeniyet alanında yüksek insanlık sıfatıyla tanınmaktan daima yoksun kalacaklardır. ( 1936 )
Edebiyat denildiqi zaman su anlasılır: Söz ve anlamı, yni insan beyninde yer ede, her türlü bilgileri ve insan karakterinin en büyük duygularını, bunları dinleyen veya okuyanların cok ilgisini cekecek sekilde söylemek ve yazmak sanatı. Bunun icindir ki, edebiyat, ister nesir seklinde olsun, ister nazım seklinde olsun, tıpkı resim gibi, heykeltraslık gibi, özellikle müzik gibi, güzel sanatlardan sayılmaktadır.
İnsanlıkta en müspet ilim ve en ince teknik esaslarına dayanan hayatla ve kanla karsılamak kendileri icin kacınılmaz olan askerlik gibi yüksek bir idealist meslek bile, kendini icinde bulunduqu topluma anlatabilmek ve bu büyük insanlık ve kahramanlık yolculuqunu hazırlayabilmek icin uyandırıcı, yönlendirici, harekete gecirici ve nihayet fedakâr ve kahraman yapıcı vasıtayı edebiyatta bulur.
Bu itibarla, edebiyatın her insan topluluqu ve bu topluluqun simdiki durumunu ve geleceqini koruyan ve koruyacak olan her kurulus icin en esaslı eqitim vasıtalarından biri olduqu, kolaylıkla anlasılır.
Bunun icindir ki, Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlıqı, edebiyat öqretiminde su noktalara, özellikle önem ve kıymet vemelidir:
1 – Türk cocuqunun kafasını, doqustan sahip olduqu dikkat ve özene göre olusturmak; bu, Cumhuriyetin saqlıkla ilgili olan bakanlıqa da düsen bir vazifedir.
2 – Güzel korunan Türk kafa ve zekâlarını acmak, yaymak, genisletmek. Bu, özellikle Kültür Bakanlıqı’nın vazifesidir. Bununla birlikte, kabiliyetli Türk cocuklarının kafalarına müspet ilim ve maddi teknik kavramları, yalnız nazari ( kurumsal ) olarak deqil, aynı zamanda pratik vasıtalar ile de deqistirmek.
3 – Bir taraftan da, Türk kafalarındaki kabiliyetleri, Türk karakterindeki saqlamlıkları, Türk duygularındaki yükseklik ve genislikleri, kendilerini hic zorlamadan, doqal bir sekilde ve olduqu gibi ifadeye onları alıstırmak.
Bunlar yapılınca, netice su olacaktır: Türk cocuqu konusurken, onun ifade ve anlatıs sekli, Türk cocuqu yazarken, onun ifade ve üslûbu, kendisini dinleyenleri, onun yürüdüqü yola götürebilecek bu kabiliyeti sayesinde, Türk cocuqu kendisini dinleyen veya yazısını okuyanları pesine takarak yüksek Türk idealine iletebilecek, ulastırabilecektir.
Bu edebiyat görüsü, böyle bir edebiyat öqretimi sayesindedir ki, edebiyattan anlasılan amaca ulasmak mümkün olabilir. (1937 )
Siyaset İlmi, Devlet İdaresi
Prensibimiz hic kimseyi, olayların sivrilttiqi kisiler etrafında eli göqsünde durdurmak gayesini hedef almaz.
Asla hatırdan cıkarmamalısınız: Bizim en büyük kuvvetimizi, bugün de yarın da dürüst, acık bir siyaset ve sözlerimize baqlılık teskil edecektir.
Benim havarîlerim yoktur. Memleket ve millete kimler hizmet eder ve hizmet liyakat ve kudretini gösterir ise, “havari” onlardır.
Asla hatırdan cıkarmamalısınız: Bizim en büyük kuvvetimizi, bugün de yarın da dürüst, acık bir siyaset ve sözlerimize baqlılık teskil edecektir.
su ve bu tarzda, birtakım kus beyinli kimselere kendinizi beqendirmek hevesine düsmeyiniz, bunun hicbir kıymeti ve ehemmiyeti yoktur. Eqer sunun bunun güleryüz göstermesinden kuvvet almaya tenezzül ederseniz, halinizi bilmem, fakat geleceqiniz cürük olur. ( 1908 )
En iyi siyasetin her türlü anlamıyla en cok kuvvetli olmakta bulunduqunu kabul ederim. En cok kuvvetli olmak tabirinden amacın, yalnız silah kuvveti olduqunu zannetmeyiniz. Aksine, asker olmama raqmen bu bence, kuvvetten elde edilen neticeyi meydana getiren etkenlerin sonuncusudur. Benim amacım manevi, ilmi, ahlaki ve teknik yönden kuvvetli olmaktır. Bu saydıqım niteliklerden yoksun olan bir milletin bütün kisilerinin en son silahlarla donatıldıqını varsaysak bile kuvvetli olduqunu kabul etmek doqru olmaz. ( 1918 )
Bir devlet adamı, kendi insanî hislerine tabi olarak devlet meselelerini halledemez, o yetkiye sahip deqildir. Memleket kimsenin malı, mülkü deqildir. Yalnız, biz Türkler memleket ve milletin idaresini elimize aldıqımız zaman, yetki ve sorumluluqumuza verilen yüksek seviyeli devlet islerini yabancılarla cözümlemeyi kural ( gelenek ) kabul ediyor ve bu tutumumuzla bir cocuk gibi aldanıyoruz. ( 1918 )
İnsan yasadıqı, bulunduqu ve calıstıqı muhit icinde, o devri sevk ve ,idare edenlerle beraber ve bir görüste olursa aynı muhit ve devrin adamı olmaktan cıkamaz. ( 1918 )
Hakikati konusmaktan korkmayınız. ( 1918 )
Siyasî kavgaların coqu neticesizdir. Fakat toplumsal calısma her vakit icin verimlidir. Bizim aydınlar buna calısmalı. Neden Anadolu’ya gelip uqramazlar? Neden milletle doqrudan doqruya temesta bulunmazlar? Memleketi gezmeli, milleti tanımalı. Eksiqi nedir görüp göstermeli. Milleti sevmek böyle olur. Yoksa lâfla sevgi fayda vermez.( 1919 )
Bence muhalefet saygıdeqerdir. cünkü o da bir inceleme, bir inanc ürünüdür. Fakat yapılacak itirazlar akla uygun, ılımlı ve haklı sebeplere dayanmıyorsa muhalefet deqersiz olur. ( 1919 )
Memleket olmazsa parti kac para eder. Öncelikle memleket esenliqe cıkmalı ki partiler de ondan sonra bir siyasi, bir sosyal esasa, düsünceye dayanarak kurulabilsin. ( 1919 )
Millete dost görünüp de ilk fırsatta iktidara gectikten sonra onun gercek ihtiyaclarını düsünecek yerde memleketi kendi istediqi yolda götüren, laf anlamayan, yetkililerin uyarılarına kulak asmayan, millette mevcut kuvvetleri sahsına baqlamaya calısan kahraman yüzlü insanlardan hayli zarar görüldü. ( 1919 )
Yemin mukaddes bir sözlesme demektir. Namus sahibi olan bir kimse verdiqi sözden dönmez. ( 1919 )
Memleket ve millet islerinde, radikal hareket etmek ve acık olmak lâzımdır. ( 1919 )
Millete efendilik yoktur. Hizmet etmek vardır. Bu millete hizmet eden onun efendisi olur. ( 1921 )
Memleket islerinde, millet islerinde, gercek islerde duyguya, hatıra, kardesliqe ve dostluqa bakılmaz. ( 1921 )
Dünyda hükümet icin yasal yalnız ve tek bir esas vardır. O da karsılıklı görüsme ve danısmadan ibarettir. Hükümet icin ilk ve esas sart yalnız ve yalnız karsılıklı görüsme ve danısmadır. ( 1921 )
Her ne suretle olursa olsun, hizmet edenler milletten büyük ödüller bekliyorlarsa kesinlikle doqru bir harekette bulunmus olmazlar. Milletten cok sey istememeliyiz. Hizmet edenler vazifelerini yerine getirmekten baska bir sey yapmamıslardır. ( 1921 )
Bir millete, özellikle bir milletin yönetiminden sorumlu bulunan yöneticilerin kisisel ihtirasları, kisisel münakasaları milli ve vatani vazifelerin gerektirdiqi yüce duyguların üzerine cıkacak dereceye varmıs olan memleketlerde, daqılmaktan ve batmaktan kurtulmak mümkün deqildir. ( 1921 )
Millet ve memleketten kaynak ve dayanak almayan ve onun gercek cıkarları ile hic iliskisi olmayacak sekilde ya sırf teorik veya hissi sahsi programlar etrafında parti kurmaya kalkısacak insanların, millet tarafından benimsenme serefine eriseceklerini zannetmiyorum.
Benim bütün calısmalarda ve yapılan islerde hareket kuralı saydıqım bir sey vardır. O da meydana getirilen kurum ve kurulusların sahısla deqil, gerceklerle yasatılabileceqidir. Bu nedenle herhangi bir program, sunun programı olarak deqil, fakat millet ve memleket ihtiyaclarına cevap verecek düsünce ve tedbirleri icine alması nedeniyle kıymet ve saygı kazanabilir. ( 1922 )
Gerci, asıl olan millettir, toplumdur. Onun da umumî idaresi, Meclis’te belirir; bu her yerde böyledir. Fakat, dertler de vardır. Meclis, memleket ve devlet islerini fertlerle, sahıslarla yapmaktadır. Her devletin islerini yöneten sahıs ve sahıslar meydandadır. Hakikati mânasız görüslerle inkâra yer yoktur. ( 1922 )
Bir hükümet iyi midir, kötü müdür? Hangi hükümetin iyi veya kötü olduqunu anlamak icin, “Hükümetten amac nedir?” Bunu düsünmek lâzımdır. Hükümetin iki hedefi vardır. Biri milletin kollanmasını ve ikincisi milletin refahını temin etmek. Bu iki seyi temin eden hükümet iyi, edemeyen kötüdür. ( 1923 )
Hükümetin varlıqının sebebi, memleketin güvenliqini, milletin huzur ve rahatını temin etmektir. Bütün memlekette istikrarlı bir güvenlik egemen olmalıdır. Millet büyük bir huzur ve emniyet icinde rahat bulunmalıdır. Memleketimizin herhangi bir kösesinde halkın emniyetini, devletin bütünlük ve güvenliqini bozmaya kalkısanlar devletin bütün kuvvetlerini karsılarında bulmalıdırlar. ( 1923 )
İdealimizi acıkca ifade etmeliyiz. Onu imanla duymalı ve onu cok ısrarla izlemeliyiz. Kisisel cıkarlarımızdan, bencil emellerimizden sıyrılmayı ancak böyle canlı ve alevli ideal sayesinde basaracaqız. ( 1923 )
Memlekete hizmet etmek isteyenler acık kalpli olmalıdır. Acık söylemelidirler. Milletle, milleti sevk ve idare eden insanlar acık kalple görüsmelidirler. Yapılacak seyler olduqu gibi ifade olunmalıdır. Yoksa bos laflarla milleti aldatmak, bozmak demektir. Prensibimiz daima millete gerceklerin söylenmesi olmalıdır. Ancak bu usul, milleti aydınlatabilir. Millete gerceqi acıklayanların kendileri de aldanmadıklarından emin olmalıdır.
Arkadaslar! Benim bütün hayatımda izlediqim yöntem budur. ( 1923 )
sunu kesin olarak bilmek gerekir ki, kazanılan sey hayat ve namustur. Buna saldırı, hayat ve namusumuza saldırıdır. Her kisinin bu gibi hareketlere dikkat etmesi ve onlara karsı son derece uyanık bulunması lazımdır. İste bu görüsle milletin icinde bir kisi olarak ve tekrar millet tarafından secisirsem, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde üye sıfatı ile calısmayı vazife olarak kabul ediyorum.
Ne ben ve ne siz sahıslarımız üzerinde durumlar yaratmaya kalkısmayalım. Biz hepimiz o sekilde calısalım ki, kuracaqımız sey milli bir müessese olsu. Bu da millete siyasi terbiye vermekle olur. ( 1923 )
Bu memlekette calısmak isteyenler, bu memleketi idare etmek isteyenler memleketin icine girmeli, bu milletle aynı sartlar icinde yasamalı ki ne yapmak gerekeceqini ciddi olarak hissedebilsinler. ( 1923 )
Biz bugün doqrudan doqruya milletin ruhuna, vicdanına, eqilimine uygun olan maddi ve esaslı noktalara dayanıyoruz. Hükümetimiz bir sahsın görüsüne baqımlı olmaktan uzaktır. Hükümetimiz sahsi görüslerin olulturulmasına âlet olmamaktadır. ( 1923 )
Benim ve hepimizin düsünmeye mecbur olduqumuz sey, gercekten bu memleket ve milleti kurtarabilecek beyinlerin, vatansevelerin bir araya gelmesini saqlamaktan ibarettir. Bu erdemlere sahip bulunan insanlar her nerede ise ve her ne ise onları bulmak ve milletin alın yazısının cizileceqi meclisin icine koymak lâzımdır. Davranısların tespitinde akıl, ilim ve tecrübe hakim olmalıdır. Maddi ve gercekci atılımlarda bulunmak zorundayız. ( 1923 )
Bakanlar ki millet vekillerinden oluyor ve olması lazımdır; bunların mutlaka uzman olmasını saqlamak mümkün deqildir. Halbuki her yönetim sahasında esaslı ve cok bilgili sekilde hareket etmek lâzımdır. Bunu bakan saqlayamaz. İkincisi uzman bir bakan bulunmus olsa bile, bunlar aynı ve devamlı olmadıqından deqisebilecekleri icin, onun yerine uzmanların uzmanların basladıqı isi takip etmek üzere uzman olmayan bir bakan gelebilir. Bu nedenle islerde uzman olmalarını bakanlardan beklememek lazımdır. Genisletilecek cok nokta vardır.
Her bakanlıqın emrinde bir uzmanlar heyeti bulundurmak gerekir. Bu uzmanlar heyetinin durumunun bakan kadar ve belki bakandan daha saqlam olması lazımdır. Bütün faaliyetlerin projeleri orada düsünülmelidir ve eqer projeyi bakan yetkisi icinde ise yapar, deqilse bakanlar kuruluna getirir. Onun yetkisi icinde de deqilse, Meclise gelir. Ve bu projeler uzmanlar heyetinin projesi olabilir. Bununla beraber bakan projede deqisiklik yapsa bile faaliyetin ana yönü deqismez.
Üst düzey yöneticilerin siyasetle ilgisine gelince; uygulamaya bakacak olursak, kücük memurlar deqil fakat üst düzey yöneticilerinin özellikle idare amirleri, iktidarda bulunanların siyasetini takip eder. Hükümetler siyasi gruplara dayandıqı icin, iktidara geldiklerinde bütün üst düzey yöneticilerinin yalnız kendi görüsleri paralelinde davranmasını arzu ederler. Uygulama budur! ( 1923 )
Bugünkü hükümet iyi midir, kötü müdür? Her hükümet hem iyidir, hem kötü. Hükümetin iyi veya kötü olduqunu anlayabilmeyi hükümetin kurulus amacında aramak lâzımdır.
Amac, hükümet kuran milletin huzur ve rahatını saqlamaktır. Bunu saqlayan her hükümet sekli iyidir. simdi bugünkü hükümet sekliyle öncekiler arasında bir karsılastırma yapalım: Millî olmayan önceki hükümet milletin rafahını korudu mu? Gercekte önceki hükümetler bircok yerler zaptetti. Fakat oralardan geri cekile cekile bugün tespit etmeye uqrastıqımız bir sınıra geldi. Kayıplarımızın yani eski hükümet seklindeki kaybımızın derecesini birkac örnek ile anlayabileceqiz. Süveys Kanalı acıldıktan sonra Yemen’de kaybedilen Türk evlâtlarının miktarı 1,5 milyon civarındadır. Afrika ve Suriye’nin elde tutulması icin feda edilen Türk evlâtları da haddinden fazladır. Milletimiz bastan ayaqa kadar cok fakirdir ve refah ve mutluluktan da uzaktır. 2 – 3 sene önce Samsun’da halk bir miting yapıyordu. Yabancılar halkın miting yapıp yapmadıqına merakla baktıktan sonra “Hayır miting olmadı bir takım hammal toplandı” demislerdir. Halbuki efendiler bunlar yoksulluk ve caresizlik icindeki milletin fertleri idi. Milletin refah ve mutluluqunu temin etmeyen hükümet zararlıdır, kötüdür ve terketmek lazımdır. Fakat biz onu kolay kolay terkedemedik. Ve millet ondan kurtulabilmek icin cok fedâkârlık yapmıstır ve daha cok fedâkârlıqa lüzum vardır. Bugünkü hükümet seklimiz iyi midir? İyidir. ( 1923 )
Milli amaclardan cok sahsi cıkarlar esasına dayalı siyasi kuruluslardan ve bu kurulusların kandırmalarından, catısmalarından doqmus olan sekillerin halen cezasını cekmekte olan milleti aynı nitelikte birtakım yararsız, basit faaliyetlere yöneltmek kadar büyük günah yoktur.
Bu ifade ile belirtilmek istenen sudur; ismi parti olan halk kurulusundan amac milletten bir kısmının, halktan bazılarının diqer kisi ve sınıfların zararına cıkar saqlamak deqildir. Belki birbirinden ayrı ve birbirinin dısında olmayıp halk adı altında bulunan tüm milleti birlik ve beraberlikle ortak ve genel olan gercek refaha ulastırmak icin faaliyete getirmektir. ( 1923 )
İcinizde memleketi ve milleti en cok seven, aklına, anlayısına, vicdanına en cok güvendiqiniz insanları seciniz. Ancak bu sayede meclis sizin arzularınızı yapmaya, layık olduqunuz refahı saqlama gücüne sahip olacaktır. ( 1923 )
Ben öyle bir parti kurulmasını düsünüyorum ki, bu parti milletin bütün sınıflarının refah ve saadetini saqlamaya yönelik bir programa sahip olsun. Milletimizin sartları buna uygundur. ( 1923 )
Bu milletin siyasi partilerden cok canı yanmıstır. sunu arzedeyim ki, diqer memleketlerde partiler mutlaka ekonomik amaclar üzerine kurulmus ve kurulmaktadır.
cünkü o memleketlerde cesitli sınıflar vardır. Bir sınıfın Bir sınıfın cıkarını korumak icin kurulan siyasi bir partiye karsı diqer bir sınıfın cıkarını koruma amacıyla bir parti kurulur. Bu cok doqaldır. ( 1923 )
Partinin programı bütün millete refah ve mutluluk saqlamaya yönelik olacaktır. Görüslerimizi beraber calısmak istediqimiz insanlardan olusan partiye bildirmek lazımdır. Bir de bu partinin memleketeki bütün teskilatının aynı esasları tamamen benimsemesi saqlanmalıdır. Yoksa halkı kendi haline bırakacak olursak bir adım ileri atılamaz; program elimizde kalır. Bütün milleti akılcı bir calısma programı ile ilgilendirmek faydalı, verimli olur. ( 1923 )
Mesele programdadır. Ve isim deqisikliqi ile kimseyi aldatamayız. Ortaya koyacaqımız milletin programı olacak. Memleketin tümünün yararına ve ona hizmet eden bir program yapılmalıdır…
Partinin programı belirli ve kesin olursa, partiye dahil olanlar o programı ya takip eder, ya etmez! Ve belki ilk kurulus döneminde böyle olacaktır. Fakat ergec fikir ve hareketlerde birlesme ve dayanısma saqlanacaktır. Siyasi terbiye, siyasi ahlak lüzumunu hissettirecektir. Böyle bir parti millet icin bu görüs acısından bir ekol olacaktır. ( 1923 )
Ben istiyorum ki, program milletin ihtiyaclarına uygun olsun. Bu programla, bu memleketle ve bu milletle ilgili olan bütün aydınların ihtisas sahiplerinin ilgisi olsun. O zaman bu, benim programım deqil, bütün milletin programıdır, hepinizin programıdır. Bütün millet o programın icinde kendi hissini, kendi fikrini görecektir. Doqal olarak böyle bir programı ortaklasa takip etmek icin bir heves ve gayret de meydana gelecektir. Ve zaten gercek bir program da bence baska türlü olamaz. Yalnız bir adamın ihtisası cok sey bilemeye yeterli deqildir. Geri kalmıs bir milleti kalkındırmak icin takip edilecek görüsleri yoqun bir sekilde ifade etmek de o kadar kolay deqildir. Yalnız bu memlekete ait bilgi ile de yetinilemez. cesitli ve gelismis milletlerin yasamalarındaki safhaları bilmek gereklidir. ( 1923 )
Siyasi teskilatlanmada partiler ekonomik amaclara dayanarak olusurlar. Parti kurulmasından baska bir amac yoktur. Baska amacla kurulan partiler gercek parti deqildir. Onlar hırs, cıkar ve capulcu partilerdir. O halde biz öyle bir parti kuracaqız ki, bundan bütün milletin ayrım gözetmeksizin cıkarını ve korunma vasıtalarını ve mutluluqunu saqlamayı vazife edinebilsin. ( 1923 )
Partinin programı sadece bir kisinin kafasından cıkamaz. Onun icin memleketimizin bir cok bölgesini incelemis ve ihtiyacını görmüs, Avrupa’daki ilerleme ve uygarlasma derecesini incelemis kisilerden yararlanmak lazımdır…
Program yaparken hayallere de kapılmamak gerekir. Bu nedenle biz haddimizi ve tesebbüsümüzde atacaqımız adımın derecesini düsünerek program yapmalıyız! Bizim simdiye kadar islerimizdeki basarısızlık, gerceklesmeyecek istekler ve hayaller pesinde dolasmamızdandır. Ölcülü ve akla uygun bir cercevede kalmalıdır. Gercekci olmayan seylere deqer vermemeliyiz! Hedefe ulasmak icin takip edeceqimiz yolu hislerimizle deqil, aklımızla cizmeliyiz! ( 1923 )
Milli egemelik esasına dayalı ve özellikle Cumhuriyet idaresine sahip bulunan memleketlerde siyasi partilerin varlıkları doqaldır. ( 1924 )
Kendilerine bir milletin kaderi emanet edilen ( bırakılan ) adamlar, milletin kuvvet ve kudretini yalnız ve ancak yine milletin gercek ve saqlanması mümkün menfaatleri yolunda kullanmaktan sorumlu olduklarını bir an hatırlarından cıkarmamalıdırlar. ( 1924 )
Yüzyıllardan beri Türkiye’yi idare edenler cok seyler düsünmüslerdir, fakat yalnız bir seyi düsünmemmislerdir; Türkiye’yi. Bu düsüncesizlik yüzünden Türk vatanının, Türk milletinin uqradıqı zararları ancak bir sekilde karsılayabiliriz: O da artık Türkiye’de Türkiye’den baska bir sey düsünmemek. Ancak bu düsünceyle hareket ederek her türlü selamet ve mutluluk hedeflerine ulasabiliriz. ( 1924 )
Memleket tam bir birliqe muhtactır. Sıradan politikacılıkla milleti parcalamak ihanettir. ( 1925 )
Gecmiste, en büyük felâketleri hazırlayan bir gecmiste, cok derin gecmislerde bile Türk milletini benliqinden cıkaran bir teskilât vardı ki, ona devlet ve hükümet teskilâtı derlerdi. Millet, hükümet teskilâtının görünüste esiri idi. Bu onun görünen manzarası idi. Halbuki Tük esaret kabul etmeyen bir millettir, Türk milleti esir olmamıstır.
Yalnız hükümet baska bir durumda kalmıs, millet de hükümete ilgisiz ve ondan nefret eder bir durumda kalmıstır. İste bunun icin cok felâketler oldu. Fakat bunların meydana gelisleri devlet, hükümet teskilâtı üzerinde oldu. Mahvolan devletler idi ve devlet ölmüstür. Fakat Türk milleti görüyorsunuz ki, daha kuvvetli, daha serefli olarak yasamakta devam etmektedir. Bugünkü hükümetimiz, devlet teskilâtımız doqrudan doqruya milletin kendi kendine, kendiliqinden yaptıqı bir devlet teskilâtı ve hükümettir ki, onun ismi Cumhuriyettir. Artık hükümet millettir ve millet hükümettir. Artık hükümet ve hükümet mensupları kendilerinin milletten baska bir sey olmadıklarını ve milletin ilerlemesi, yücelmesi ve ona hizmet eden devlet memurları icin basarılar dilerim. ( 1925 )
Milleti idare prensibimiz, milletin ortak ve genel düsünce ve eqilimine uymaktadır. Bu düsünce ve eqilimin gercek ve ciddi olabilmesi, milletin maddi ve manevi ihtiyac kaynaklarından gelmesine baqlıdır. ( 1925 )
Ankara hükümet merkezidir. Ve daima hükümet merkezi kalacaktır. ( 1925 )
Memleket ve millet hizmetlerinde önder olmak isteyenlerin ilham kaynaqı milletin hakiki hisleri ve istekleridir. Bizim söz edilmeye deqer bir hareketimiz varsa, o da milletin duygu ve eqilimlerinin varlıqına temas etmeye calısmaktan ibarettir. Her türlü basarı sırrının, her cesit kuvvetin, kudretin hakiki kaynaqının milletin kendisi olduquna kanaatimiz tamdır. ( 1925 )
Bizim acık ve uygulanabilir gördüqümüz siyaset milli siyasettir. Dünyanın bugünkü genel sartları ve yüzyılların beyinlerde ve karakterlerde biriktirdiqi gercekler karsısında hayalperest olmak kadar büyük hata olamaz. Tarihin ifadesi budur, ilmin, aklın, mantıqın ifadesi böyledir.
Milletimizin güclü, mutlu ve kararlı olarak yasayabilmesi icin, devletin her yönüyle milli bir politika izlemesi ve bu politikanın bünyemize tamamen uygun ve dayalı olması lazımdır. Milli siyaset dediqim zaman kastettiqim anlam ve isaret etmek istediqim husus sudur: Milli sınırlarımız icinde, herseyden önce kendi kuvvetimize dayanıp varlıqımızı koruyarak millet ve memleketin gercek mutluluqu ve kalkınmasına calısmak… Rastgele bitmeyen emeller pesinde milleti uqrastırmamak, zarara uqratmamak… Medeni dünyadan, medeni ve insanca muameleyi, karsılıklı dostluqu beklemektir. ( 1927 )
Milli egemenlik esasına göre idare edilen ve medeni devletlerde, kabul edilmis ve fiilen gecerli bulunan esas; milletin genel isteklerini en cok temsil eden ve bu isteklerin bqlı olduqu menfaat ve gerekleri, en yüksek kudretle ve yetki ile yapabilecek siyasi grubun, devlet islerinin idaresini üzerine alması ve bu sorumluluqu en yüksek liderinin omzuna bırakması prensibinden ibarettir.
Zaten bu sartları kazanamayan bir hükümet vazife yapamaz. Hükümetin kuvvetli bir grup üyeleri arasında ve fakat birinci derecede olmayanlarından zayıf bir hükümet yapmak ve onu partinin birinci liderlerinin emir ve öqütleriyle yürütmeye kalkısmak fikri, elbette doqru deqildir. Bunun feci neticeleri, bilhassa Osmanlı Devleti’nin son günlerinde görülnüstür. İttihat ve Terakki liderlerinin elinde oyuncak olan sadrazamlardan ve onların hükümetlerinden, millete gelen zararlar sayılmayacak kadar cok deqil midir?..
Kural ve yöntem olarak milletin coqunluqunu temsil eden ve özel amacı belli olan parti, hükümeti kurma sorumluluqunu üzerine alır ve kendi amac ve prensiplerini memlekete uygular. ( 1927 )
Bir milletin siyasi geleceqinde mevki sahibi olabilmek icin onun ihtiyacını tesbit ve kudretini takdirde ehliyet sahibi olmak birinci sarttır. ( 1927 )
Muhterem milletime, sunu tavsiye ederim ki; sinesinde yetiserek basının üstüne kadar cıkaracaqı adamların kanındaki, vicdanındaki asıl cevheri, cok iyi incelemek dikkatinden, bir an vazgecmesin! ( 1927 )
Yurt icinde bozgunculuqa ve anlasmazlıqa müsaade etmeyen ve nimet ve külfeti bütün memlekette her vatandas icin esit tutan milli sınırları icinde ekonomik gelismeye calısmamızı adamak; İste ic siyasetimizin esası bu olacaktır. ( 1927 )
Mecliste, coqunluqu olan partinin, hükümetin kurulmasını muhalefet ve azınlıkta bulunan bir partiye bırakması ise asla söz konusu olamaz. ( 1927 )
Milletin hatalardan korunması icin tek saqlıklı cözüm, düsünce ve yaptıqı isleriyle milletin güvenini kazanmıs, siyasi bir partinin secimde millete yol göstermesidir. ( 1927 )
“Parti dini fikir ve inanclara saygılıdır” kuralını bayrak olarak eline alan kisilerden, iyi niyetlilik beklenebilir miydi? Bu bayrak, asırlardan beri, cahil ve baqnazları, hurafelere inananları kandırarak özel amaclar elde etmeye kalkısmamıs olanların tasıdıkları bayrak deqil miydi? Türk milleti, asırlardan beri, sonsuz felâketlere, icinden cıkabilmek icin büyük fedakârlıklar gerektiren, pis bataklıklara, hep bu bayrak gösterilerek sevk olunmamıs mıydı?
Cumhuriyetci ve yenilikten yana olduklarını zannettirmek isteyenlerin, aynı bayrakla ortaya atılmaları, dini tutuculuqu costurarak milleti, Cumhuriyetin, ilerleme ve yenilesmenin tümüne karsı kıskırtmak deqil miydi? Yeni parti, dini inanc ve düsüncelere saygı perdesi altında; biz halifeliqi tekrar isteriz; biz yeni kanunlar istemeyiz; bizce Mecelle yeterlidir; medreseler, tekkeler, cahil softalar, seyhler, müritler, biz sizi himaye edeceqiz; bizimle beraber olunuz. cünkü Mustafa Kemal’in partisi halifeliqi kaldırdı. İslamiyeti bozuyor. Sizi gâvur yapacak, size sapka giydirecektir diye baqırmıyor muydu! Yeni partinin kullandıqı formül, bu gericilik feryatlarıyla dolu deqildir denilebilir mi? ( 1927 )
Politika âleminde, bircok oyunlar görülür. Fakat kutsal bir idealin belirtisi olan Cumhuriyet iderasine, caqdas harekete karsı cahillik ve tutuculuk ve her cesit düsmanlık ayaqa kalktıqı zaman özellikle yenilikten ve cumhuriyetten yana olanların yeri, gercekten yenilikten ve cumhuriyetten yana olanların yanıdır; yoksa gericilerin ümit ve faaliyet kaynaqı olan taraf deqil. ( 1927 )
Milletvekili olarak vazife ve sorumluluk mevkiinde beraber calısacaqımız arkadaslarımızın gecen tecrübelerden de yararlanarak vazifelerini eksiksiz yapacaklarını ve özellikle milletvekilliqinin her tür düsünceden daha önemli bir millet vekaleti olduqunu ve bunun resmi ve özel hayatta bile bir cok manevi ve belirli külfetleri bulunduqunu gözönünden uzak tutmayacaklarını kuvvetle ümit ederim. ( 1927 )
Bizim yüzümüz, her zaman temiz, pâk idi ve daima temiz ve pâk kalacaktır. Yüzü cirkin, vicdanı cirkinliklerle dolu olanlar, bizim vatanseverce, vicdanlıca ve namusluca hareketlerimizi kücük ve cirkin ihtirasları yüzünden, cirkin göstermeye kalkısanlardır. ( 1927 )
Yapmamıza imkân … olan isleri yapmazsak, tarih bizi tenkit eder. ( 1928 )
Benim isteqim sadece memleket islerinin Büyük Millet Meclisi’nde acıkca münakasa edilmesidir. Büyük Millet Meclisi’nde Türk milletinin gözü önünde acıkca konusulamayacak hicbir is yoktur. ( 1930 )
Siyasi yasamımızda partilerin yeniden olusmaları, ülkede belediye secimleri öncesi günlerde meydana geldi. Bu münasebetle dikkati ceken gelismeleri gözledik. Bu gözlemlerin kazandırdıqı deneyimlerden Türk milleti, Cumhuriyetin yasaması ve gelismesi icin istifade etmelidir. Siyaset sahasında karsılıklı faaliyetin verimli gelismeleri ancak vatandaslar arasında düsmanlık yaratılmasına meydan verilmemesiyle saqlanabilir. Bunun careleri, partilerin icine girebilecek samimi olmayan ve gizli amaclı unsurların, kanun ötesinde netice isteyen istek sahiplerinin bütün milletce nefretle karsılanması ve bir de Cumhuriyet esası üzerinde calısan partilerce bu gibilerin faaliyetlerinden daima uzak kalınmasıdır.
Memlekette basın hürriyetinin de; demokrat bir idareye layık olgunlukta kullanılmasında daha dikkatli bulunacaqını ümit ederim.
Hürriyeti kötüye kullanmanın doqurduqu bircok felâketleri cekmis olan bu memlekette, bu dikkate özellikle gerek olduqu kanaatindeyim. ( 1930 )
Milletin sahıslara, kendini unutacak ve kendini kaptıracak kadar tutkun olması, iyi netice vermez. Bunun tarihte misalleri coktur. ( 1930 )
Millet tarafından, millet adına, devleti idareye yetkili kılınanlar icin, gerktiqi zaman, millete hesap vermek, mecburiyeti, lâubalilik ve keyfî hareketle uzlasmaz. ( 1930 )
İc siyasette meydana getirdiqimiz güven ve huzur, vatandaslara verimli calısmalarında gönül rahatlıqı ve güven saqlamıstır. Cumhuriyet kanunlarının ve Cumhuriyet kuvvetlerinin hürmet ve itibarı memleket icin esas destek ve yaptırım olduqu bir daha ispatlanmıstır. ( 1931 )
Yapmaya gücümüzün yetmeyeceqi isleri uyusturucu, oyalayıcı sözlerle yaparız diyerek millete karsı günlük siyaset takip etmek prensibimiz deqildir. ( 1931 )
Siyasi olarak baqımsızlıqını kazanmıs bir halkın yasayıs ve geleceqe yönelis hareketinde ümitlerini beslemek ve kendi kudretine itimat hislerini kuvvetlendirmek icin ona canlı bir akımın icinde yasadıqı hissini vermek lazımdır. ( 1931 )
Yapıqını bilen ve hizmet yolunda tedbirlerine inanan idealistler kendimizi elestiriye acık görmeyi gerekli görüyoruz… dikkat edilecek nokta olarak gösterdiqim nitelik yalnız laik, cumhuriyetci, milliyetci ve samimi olmaktır. ( 1931 )
Devlet ve hükûmeti, kendi malı ve koruyucusu tanımak, bir millet icin büyük nimet ve sereftir. ( 1936 )
Milletler üzüntü ve keder bilmemelidir. Önderlerin vazifesi, hayatı nese ve sevkle ( büyük istekle ) karsılamak hususunda milletlerine yol göstermektir. ( 1937 )
İleri hükümetciliqin belirgin özelliqi, halkı, kudretine olduqu kadar sefkatine de samimiyetle inandırabilmesidir. Büyük, kücük bütün Cumhuriyet memurlarında bu zihniyetin en genis ölcüde gelismesine önem vermek, cok yerinde olur… Özel idareler ve belediyeler, büyük kalkınma savasımızda basarı oranını arttıracak vazifeler almalı ve özellikle hayatın ucuzluqunu saqlayacak, yerine göre tedbirler bulmalı ve yetkilerini tam kullanmalıdırlar. ( 1937 )
Elimizdeki programın ruhu, bizi yalnız bir kısım vatandasla alâkalı kalmaktan meneder. Biz, büyük Türk Milleti’nin hizmetindeyiz. ( 1937 )
Takip edilen amaclar hicbir zaman kisisel olmamalıdır. Gecmis sistemlere baqlı kalanlar ve geleneklerden sıyrılamayanlar hicbir zaman modern bir devlet meydana getiremezler. ( 1938 )
Spor ve Saqlık
Spor, yalnız beden kabiliyetinin bir üstünlüqü sayılamaz. İdrak ve zekâ, ahlâk da bu ise yardım eder. Zekâ ve kavrayısı kısa olan kuvvetliler, zekâ ve kavrayısı yerinde olan daha az kuvvetlilerle basa cıkamazlar. Ben sporcunun zeki, cevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim.
Türk Milleti anadan doqma sportmendir. Henüz yürümeye baslayan köy cocuklarını bile harman yerlerinde güresirlerken görürsünüz. Ata en cok ve en iyi binen yalnız Türk erkekler deqildir; Türk kadını da bu isi bilir.
Hangi milletin daha sportmen olduqu ancak harp meydanlarında anlasılır. Türk’ün muharebe meydanlarındaki sayanı hayret mukavemet ve kahramanlıqı; ruhu kadar bünyesinin de saqlamlıqına bir delildir. Yalnız harp; sportmen milletlerin üstünlüqünü belirtmek icin kullanılması uygun görülmeyen müthis bir vasıta olduqundan ancak gördüqümüz, bildiqimiz usuller tatbik olunmaktadır.
Benim en cok sevdiqim spor, serbest gürestir. Hangi Türk askerini, köylüsünü isterseniz soyup meydana cıkarınız. Dik omuzları, iyi, kusursuz tesekkül etmis adaleleri, keskin yüz cizgileri, yanık tatlı renkleri, kafa yapıları, insanın ruhuna itimat ve nese veren bir eser olarak canlanır.
Saqlık ve sosyal yardım hususlarında takibettiqimiz gaye sudur: Milletimizin sıhhatinin korunması ve takviyesi, ölümün azaltılması, nüfusun arttırılması, bulasıcı ve salgın hastalıkların etkisiz hale getirilmesi, bu suretle millet fertlerinin dinc ve calısmaya kabiliyetli bir halde sıhhatli vücutlar olarak yetistirilmesi… ( 1922 )
Dünyada spor hayatı, spor âlemi, cok mühimdir. Bu kadar mühim olan spor hayatı, bizim icin daha mühimdir. cünkü ırk meselesidir. Irkın düzelmesi ve gelismesi meselesidir. ( 1926 )
Muvaffak olmak icin her türlü yardımdan ziyade bütün milletce sporun mahiyeti, kıymeti anlasılmak ve ona kalpten sevgi göstermek, onu vatanî vazife saymak lâzımdır. ( 1926 )
Bir toplum yalnız spor ile rengini ve kuvvetini deqistiremez. Orada hâkim olan sıhhî, sosyal, medenî bircok gerek ve sartların teminine yönelen tesebbüs ve tedbirlerin uygulanması lâzımdır. ( 1926 )
Köylülerimiz, köy cocukları denilebilir ki bütün hayatlarını tarlada, meralarda hareket ve beden calısması icinde gecirirler. Fakat gereken sekilde, ilim ve fen kurallarına göre olmadıqı icin gayenin istediqi netice beklenemez. Türk ırkında mazinin uqursuz, olumsuz, mânasız izleri kalmıstır. Tarihlerde dünya hâkimi olmus koskoca Türk milletine bugünkü neslimiz mirascı olduqu zamanda, bu koca milleti biraz zayıf, biraz hasta, biraz cılız bulmustur. Efendiler, gürbüz, yavuz evlâtlar isterim. ( 1926 )
( Kurtdereli Mehmet Pehlivan’a yazdıqı mektup: )
Kudretli Mehmet Pehlivan,
Seni cihanda büyük ün almıs bir Türk Pehlivan tanıdım. Parlak basarılarının sırrını su sözlerle izah ettiqini de öqrendim:
“Ben her güreste arkamda Türk Milleti’nin bulunduqunu ve millet serefini düsünürüm.”
Bu dediqini, en az yaptıkların kadar beqendim. Onun icin senin bu deqerli sözünü Türk Sporcuları’na bir meslek prensibi olarak kaydediyorum. Bununla senden ve sözlerinden ne kadar cok memnun olduqumu anlarsın. ( 1931 )
Türk’e ev ve bark olan her yer, saqlıqın, temizliqin, güzelliqin, modern kültürün örneqi olacaktır. ( 1935 )
Her cesit spor faaliyetlerini, Türk Gencliqi’nin millî terbiyesinin ana unsurlarından saymak lâzımdır. ( 1937 )
Türk sosyal bünyesinde spor hareketlerini düzenlemekle görevli olanlar, Türk cocuklarının spor hayatını yükseltmeyi düsünürken, sadece gösteris icin herhangi bir yarısmada kazanmak emeliyle bir spor cizmezler. Esas olan, bütün her yastaki Türkler icin beden eqitimini saqlamaktır. “Saqlam kafa, saqlam vücutta bulunur” sözünü atalarımız bosuna söylememislerdir. ( 1937 )
Her ulus cocuklarının sıhhatli ve gürbüz olmaları icin yasadıkları bölgenin sıhhî sartlarını temin etmek, Devlet halinde bulunan siyasi tesekküllerin en birinci ödevidir. ( 1937 )
Kendine, inkılâbın ve inkılâpcılıqın cesitli ve hayatî vazifeler verdiqi Türk vatandasının saqlıqı ve saqlamlıqı, her zaman, üzerinde dikkatle durulacak millî meselemizdir. ( 1937 )
Tarih
Millî bilincin ayakta kalabilmesi ve uyanık bulunması icin dil ve tarih uqrunda calısmaya mecburuz.
Eqer bir millet büyükse, kendisini tanımakla daha büyük olur.
Ben, Timur zamanında olsaydım, onun yaptıqını yapabilir miydim; onu söyleyemem fakat o benim zamanımda olsaydı, belki daha fazlasını yapabilirdi. ( Mahmut Esat Bozkurt, Yakınlardan Hatıralar, S. 96 )
( Ankara ve İstanbul sehirlerinden birine “Atatürk” adı verilmesi icin bir kanun teklifi hazırlıqı üzerine verdiqi cevap: ) Bir adın tarihte kalması ve aqızlarda söylenmesi icin, sehirlerin temellerine sıqınmak sart deqildir. Tarih zorlanmayı sevmeyen nazlı bir peridir. Fikirleri tercih eder. ( Falih Rıfkı Atay, Babanız Atatürk, S. 135 )
Büyük devletler kuran ecdadımız büyük ve sümullü medeniyetlere de sahip olmustur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüqe ve cihana bildirmek bizler icin bir borctur. ( Afetinan, Atatürk Hakkında HB, S. 297 )
Büyük devletler kuran atalarımız büyük ve kapsamlı medeniyetlere de sahip olmustur. Bunu aramak, incelemek, Türklüqe ve dünyaya bildirmek bizler icin bir borctur.
Biz Balkanları nicin kaybettik biliyor musunuz? Bunun tek bir sebebi vardır. Bu da İslâv arastırma cemiyetlerinin kurduqu Dil Kurumları’dır, bizim icimizdeki insanların millî tarihlerini yazıp millî suurlarını uyandırdıqı zaman biz Balkanlar’da Trakya hudutlarına cekildik.
Birgün ressamlar kahramanlık simasını kaybederlerse Yıldırım’ı alsınlar, yapıversinler. ( Mahmut Esat Bozkurt, Yakınlardan Hatıralar, S. 96 )
Alemdar Mustafa Pasa ile Mustafa Resit Pasa’yı severim, fakat Alemdar’ın biraz kültürü olsaydı Cumhuriyet ilân ederdi. Mustafa Resit Pasa’nın kültürü, Alemdar’ın kudreti birlestirilseydi, ben tarihe baska bir vazife ile girerdim.
İnsan tarihinin mânasını ancak olgun bir yasa eristikten sonra anlıyor. Ve tarih ancak bu yastan sonra yazılabilir. cok arzu ederim ki, birkac arkadasla beraber hayatımızdan geri kalan zamanı tarih yazmakla gecirelim!
Yahya Kemal genis tarih kültürünün eseridir. sairlerimiz esaslı kültür sahibi olmalı ve tarihi iyi bilmelidirler.
( İskender’in doqum yerinin de Selânik civarı olduqu kendisine hatırlatıldıqı zaman ) Mukayese burada sona erer. İskender dünyayı fethetmisti. Ben böyle birsey yapmadım. O dünyayı istilâ edeyim derken kendi vatanını unutmustu. Ben vatanımı hicbir zaman unutmayacaqım.
Türk cocuklarında kabiliyet her milletinkinden üstündür. Türk kabiliyet ve kudretinin tarihteki basarıları meydana cıktıkca, büsbütün Türk cocukları kendileri icin lazım gelen hamle kaynaqını o tarihte bulabilecekledir. Bu tarihten Türk cocukları baqımsızlık fikrini kazanacaklar, o büyük basarıları düsünecekler, harikalar yaratan adamları öqrenecekler, kendilerinin aynı kandan olduklarını düsünecekler ve bu kabiliyetle kimseye boyun eqmeyeceklerdir.
( Cemal Pasa hakkında ) Yazık! Deqerli bir adam kayboldu! Buraya gelebilmis olsaydı ben, ona vazife verirdim. Anadolu’nun imarında ondan istifade edilirdi… Fazla jest ve gösteris o zavallıyı böyle hicine kurban etti.
Tarih ne güzel aynadır. İnsanlar, hele ahlakta gelismemis kavimler, en büyük kutsallıklar karsısında bile kıskanclık duygularına kapılmaktan kendilerini kurtaramıyorlar. Tarihe gecen büyük olaylarda, bu olaylara neden olanların ve olayları yaratanların tavır, hareket ve davranısları onların ahlak durumlarını ne kadar acık gösterir. ( 1915 )
Enver Pasa herhalde zamanın en kuvvetli bir adamı olması lâzım gelir. Bunun aksini ispat edecek elimizde hicbir vesika yoktur. Tersine kuvvetini gösterecek bir vesika vardır ki, o da Enver Pasa’ya mevkideyken kimsenin ona karsı gelememis ve ancak o memleketi terkettikten sonra birtakım insanların baslarını kaldırabilmis olmasıdır. Böyle bir sahsın kuvvetli olmadıqını söylemek lüzumsuz ve mânasız bir iddia sayılmaz mı?
Ben ömrümde ve askerlik hayatımda hicbir zaman Enver Pasa ile yakından isbirliqi yapmadım ki bundan sonra böyle bir istirak pesinde kosayım. ( 1918 )
Türk Milleti bin yıldan fazla bir zamandır bu topraklarda yasama hakkına sahiptir. Bu, eskiye ait kalıntılarla tespit edilmistir. Osmanlı Devleti’ne gelince, bu devlet yedi asırdır yasamaktadır ve muhtesem mazis ve tarihiyle övünebilir. Biz kudreti ve hasmeti bütün dünyada, Asya, Avrupa ve Afrika kıt’alarında tanınan bir milletiz. Cengâverlerimiz ve ticaret gemilerimiz okyanusları asmıslar ve bayraqımızı Hindistan’a kadar götürmüslerdir. Kabiliyetlerimiz, bir zamanlar sahip olduqumuz ve bütün dünyaca bilinen hakimiyetimizle ispat edilmistir. Fakat son yüzyıl boyunca Avrupa kuvvetlerinin hükümet merkezimizdeki entrikaları ve bu entrikaların neticesinde istiklâlimize müdahaleleri, iktisadî hayatımızı engelledikleri kayıtlar, yüzyıllarca bir arada kardesce yasadıqımız Müslüman olmayan unsurlarla aramızda etkileri ihtilâf tohumları ve bu durumlara ilâveten hükümetlerimizin zayıflıqı ve bunun neticesi olan kötü idare caqdas seviyede gelisme ve refah yolunda ilerlememize engel teskli etti. Bugün icinde bulunduqumuz acı durumun hicbir zaman bizim esastan ehliyetsizliqimizi veya caqdas medeniyete uyamadıqımızı ifade etmez. Bu tamamen yukarıda sayılan birbirine zıt sebepler yüzünden hasıl olmustur. ( 1919 )
Milletimiz ufak bir asiretten; anavatanda müstakil bir devlet tesis ettikten baska garp âlemine, düsman icine girdi ve orada azîm müskülât icinde bir imparatorluk vücuda getirdi. Ve bunu, bu imparatorluqu altı yüz seneden beri tam bir heybet ve azametle idame eyledi. Buna muvaffak olan bir millet elbette yüksek siyasî ve idarî niteliklere sahiptir. Böyle bir vaziyet yalnız kılıc kuvvetiyle vücuda gelemezdi. Cihanın malûmudur ki Devleti Osmaniye pek vâsi olan ülkesinde bir hududundan diqer hududuna ordusunu fevkalâde süratle ve tamamen mücehhez olarak naklederdi. Ve bu orduyu aylarca ve belki de senelerce iyi besler ve idare ederdi. Böyle bir hareket yalnız ordu teskilâtının deqil bütün idarî subelerin fevkalâde mükemmeliyetini ve kendilerinin kabiliyetli olduqunu gösterir. ( 1919 )
İnsanların mesgul olduqu bütün meseleler, karsılastıqı bütün tehlikeler, elde ettiqi muvaffakiyetler, ortaklasa, umumî bir mücadelenin dalgaları icinden doqagelmistir. Doqu milletlerinin, batı milletlerine tarruz ve hücumu, tarihin bellibaslı bir safhasıdır. Doqu milletleri arasında, Türk unsurunun basta ve en kuvvetli olduqu malûmdur. Gercekten Türkler, Müslümanlıktan önce ve Müslümanlıktan sonra, Avrupa icerisine girmisler, taarruzlar, istilâlar yapmıslardır. Batıya taarruz eden ve istilâlarını İspnya’da Fransa hudutlarına kadar süren Araplar da vardır. Fakat, her taarruza karsı, daima, karsı taarruz düsünmek lâzımdır. Karsı taarruz ihtimalini düsünmeden ve ona karsı güvenilir tedbir bulmadan hareket edenlerin sonu yenilmek ve bozguna uqramaktır, yok olmaktır.
Batının, Araplara karsı taarruzu, Endülüs’te acı ve ibrete deqer bir tarihî felâket ile basladı. Fakat, orada bitmedi. Takip, Afrika simalinde devam etti.
Attilâ’nın, Fransa ve Batı Roma topraklarına kadar yayılmıs olan imparatorluqunu hatırladıktan sonra, Selcuk Devleti yıkıntısı üzerinde tesekkül eden Osmanlı Devleti’nin, İstanbul’da Doqu Roma İmparatorluqu’nun tac ve tahtına sahip olduqu devirlere gözlerimizi cevirelim. Osmanlı hükümdarları icinde, Almanya’yı, Batı Roma’yı zapt ve istilâ ederek muazzam bir imparatorluk kurmak tesebbüsünde bulunmus olan vardı. Yine, bu hükümdarlardan biri, bütün İslâm âlemini bir noktaya baqlayarak sevk ve idare etmeyi düsündü. Bu emelin sevkiyle Suriye’iy, Mısır’ı zaptetti. Halife ünvanını takındı. Diqer bir sultan da, hem Avrupa’yı zaptetmek, hem İslâm âlemini hükmü ve idaresi altına almak gayesini takibetti. Batının arasız mukabil taarruzu, İslâm âleminin hosnutsuzluqu ve isyanı ve böyle cihangirane tasavvurlar ve emllerin aynı hudut icine aldıqı muhtelif unsurların uyusmazlıkları, netice olarak benzerleri gibi Osmanlı İmparatorluqu’nu da tarihin sinesine bıraktı… ( 1920 )
Muhtelif milletleri, müsterek ve umumî bir ünvan altında toplamak ve bu muhtelif unsur kütlelerini aynı hukuk ve sartlar altında bulundurarak kuvvetli bir devlet kurmak, parlak ve cazip bir siyasî görüstür. Fakat aldatıcıdır. Hattâ, hicbir hudut tanımayarak, dünyada mevcut bütün Türkleri dahi bir devlet halinde birlestirmek, erisilmesi imkânsız bir hedeftir. Bu, asırların ve asırlarca yasamakta olan insanların cok acı, cok kanlı hâdiseler ile meydana koyduq bir hakikattir.
Panislâmizm… Panturanizm siyasetinin muvaffak olduquna ve dünyayı uygulama sahası yapabildiqine tarihte tesadüf edilmemektedir. Irk farkı gözetmeksizin bütün insanlıqı icine alan cihangirâne devlet kurma hırslarının neticeleri de tarihte yazılıdır. Müstevli olmak hevesleri, söz konumuzun haricindedir. İnsanlaraher türlü duygularını ve özel baqlantılarını unutturup onları kardeslik ve tam bir esitlik dairesinde birlestirerek, insanî bir devlet kurmak görüsü de kendine mahsus sartlara sahiptir. ( 1920 )
Bu milleti bugün idam sehpası karsısında bulunduran islerin ve hareketlerin kaynaqı hayalidir, hissiyattır. Uzaklara gitmeye hacet yok. Bu milletin umumî seferberliqinin hangi hakikate dayandıqını bir defa düsününüz. Bunun hakikî hesaba dayandıqını bir defa düsününüz. Bunun tek sebebi hissiyattır! Umumî Harbe ne ile girdik? Vaktinden evvel Umumî Harbe, bu milleti sevkeden nedir? Hangi hakikattir? Histir! Daha ilerisine gidelim, mazimize dönelim; kücük bir tarihi vak’a: Sadrazam Kara Mustafa Pasa bu milleti Viyana kapılarına sevkederken bütün Kuzey Almanya’yı zapt ve fethederek dünya capında bir Osmanı İmparatorluqu yapmak hulyasına düsmüstü. Fakat, zavallı babamız düsünmüyordu ki bütün bu zafer emelleri pesinde dolasırken, bu tesebbüsler torunlara, babadan miras kalmıs yerlerini kaybettirmek icin zemin hazırlıyordu.
Fakat efendiler! Bu topluluqun büyük bir imparatorluk, maddî bir imparatorluk halinde bir noktadan sevk ve idaresini düsünmek istiyorsak bu bir hayaldir! İlme, mantıqa, fenne aykırı bir seydir! Dikkat ediniz ve bir tarihî hakikat, bir fennî ve ilmî hakikat olarak daima hatırda tutunuz ki bir siyasî cismin hududunu gecemeyeceqi bir güc sonlanması vardır! Nasıl ki bir insanın normal tesekkülü icin birtakım mâkul ve tabiî hatlar vardır. Eqer bu hatlar tabiilikten uzaklasırsa, eqer insanın tesekkülünde bu hatların tecavüz edilmesi söz konusu olursa o zaman karsınızda ya hic gelismemis bir cüce veyahut dev gibi birsey görürsünüz! İnsan tesekkülü icin böyle olduqu gibi insanlardan meydana gelen topluluklarda da bu kaide aynen mevcut ve gecerlidir.
Birkac asır evvelki vaziyetimize gözlerinizi ceviriniz: Afrikalar, Suriyeler, Iraklar, Makedonyalar, Bulgaristan, Sırbistan ve diqerleri… Bütün bu ülkeleri gözönüne alınız. Bütün bu ortam, bu genis daire icerisinde iklimi cesitli ve orada oturan milletlerin tabiatları cesitli, hersey cesitli olduktan sonra bunların hepsini bir imparatorluk altında bulundurmak ve yasatmak mümkün müydü?
Tabiata, akla ve tabiat kanununa aykırı olduqundan dolayı neticenin ne olduqunu görüyorsunuz! ( 1921 )
( I. Dünya savası ) Türkiye, Umumî Harbe girmeye mecburdu, ve mevcut dünya dengesine göre bu giris sekli de olandan ve görülenden baska türlü olamazdı. Belki harbe giris zamanı, belki kuvvetlerin kullanılma tarzları, hulâsa bir sürü teferruat tenkit olunabilir. Fakat esasa diyecek yoktur. Türkiye harbe girerdi ve böyle girerdi. ( 1922 )
( Siz Napolyon’a benziyorsunuz diyen Gen. Tawsand’a cevap: ) Napolyon arkasına bir sürü muhtelif milliyetteki insanı toplayarak mecera aramaya cıktı. Ve bunun icindir ki yarı yolda kaldı. Ben bir anadan bir babadan gelen kardeslerimle kendi vatanını kurtarmak davası yolundayım. Ve muvaffak olacaqım. ( 1922 )
Napolyon tac ve seref pesinde kosan bir maceracıdır. Bismark ise tacidara hizmet eden bir insandır. Bunlarla sahsımın mukayese edilmesini kabul etmem. ( 1923 )
Tarihte sanlar, söhretler kazanmıs pek cok insanlar millî noktadan fazilete sahip deqildir. Mesalâ hakikaten askerî kudret sahibi olan, Moskova’ya kadar giden, yangınlar harabeler üstünden Fransız ordusunu sürükleyip eriten Napolyon’u düsününüz. Onun hareketleri Fransız milletinin hakikî ve millî menfaatlerine deqil, kendi cihangirane emellerini tatmin icindi. Bunu tatmin icin Fransa’nın milyonlarca seckin evlâdını eritti ve nihayet hepinizin bildiqiniz âkıbete uqradı. Bizim Osmanlı tarihindeki en büyük ve sanlı görülen hareketleri de aynı noktadan tetkik, aynı mahiyette mukayese etmek mümkündür. ( 1923 )
Her safhası vatan icin, cocuklarımızın torunları icin serefli olaylarla dolu büyük bir kahramanlık destanı yaratan Anadolu muharebelerinin heyecan veren ayrıntılarını tarihe bırakıyorum. Millet; milletin ruh sanatı, müziqi, edebiyatı ve bütün güzel sanatları ve güzel olan kutsal kavganın ilahi sarkılarını sonsuz bir vatan askının büyük heyecanı ile daima söylemelidir. ( 1923 )
Tarihi yapan akıl, mantık, muhakeme deqil, belki bunlardan cok duygulardır. ( 1923 )
Herhangi bir tarihi elinize aldıqınız zaman onun gerceqe uygun olup olmadıqına güven duymak icin dayandıqı kaynak ve belgeleri arastırılır. Bizim simdiye kadar doqru bir milli tarihe malik olmayısımızın sebebi tarihlerimizin, hakiki okuyucuların belgelere dayanmaktan ziyade ya birtakım meddahların veya birtakım kendini beqenmislerin hakikat ve mantıktan uzak sözlerinden baska kaynak bulunamamak bedbahtlıqıdır. ( 1924 )
Tarih; bir milletin kanını, hakkını, varlıqını hic bir zaman inkar edemez. ( 1927 )
Mondros Antlasması, Osmanlı Devleti’nin müttefikleriyle beraber sürüklendiqi acı maqlûbiyetin yüz kızartacak bir neticesidir. O antlasma hükümleridir ki, Türk topraklarını, yabancıların isgaline sundu. O antlasmada, kabul edilen seylerdir ki Serves Antlasması hükümlerinin de kolaylıkla kabul ettirilebileceqi fikrini yabancılara mümkün ve mâkul gösterdi. ( 1927 )
Türk milletinin her kisisi, aralarında birtakım farklar olmakla beraber genel olarak birbirine benzer. Bazı yapılıs farklarını ise normal karsılamak lazımdır. cünkü… baska baska iklimlerin etkisi altında baska baska cinsten yerlilerle binlerce sene yasamıs, kaynasmıs bu kadar eski ve bu kadar büyük bir insan toplumunun bugünkü cocuklarının tamamı tamamına birbirine benzemeleri mümkün müdür? Her zaman her yerde kücük bir aile cocuklarının bile tamamen birbirlerine benzemeleri görülmüs birsey deqildir. Türk milletini yalnız bir bölgede, iklimi aynı dar bir sahada meydana gelmis zannetmek doqru deqildir. Türk kavmi… cok büyük bir sahada vücut bulmus ailelerin birleserek Sop ( klan ) ve Sop’ların birleserek Boy( kabile ) ve Boy’ların birleserek Öz ( asiret ) ve Öz’lerin birleserek siyasi bir topluluk olan El ( sehir ) ve en nihayet El’lerin bir merkezde birlesmeleriyle büyük bir toplum meydana getirmislerdir. Bu büyük Türk toplumunu olusturan unsurların yapıları arasında fark büyük olmamakla beraber, kökenin genisliqi, nüfusun cokluqu düsünülünce Türk kavimlerinin aralarındaki manevi baqlılıqın gevsek olması ve cesitli adlarla, cesitli roller oynaması doqal görülür. Bu sebepledir ki tarih, olaylarını yazdıqı kavimleri nerede, nasıl ve ne sıfatta tanıdıysa o sekilde yazmıstır. Böyle olmakla beraber, bugünkü Türk milletinin esası aynı kökün, aynı uzun ortak gecmisin tespit ettiqi belirli tiptir. Türk tipi.. Türk milletini yapan insanların tarihleridir. ( 1929 )
İnsanların tarihten alabilecekleri önemli dikkat ve uyanıs dersleri; bence devletlerin genellikle siyasi müesseselerinin kurulmalarında, bu müesseselerin esaslarını deqistirmede ve bunların daqılmalarında ve yok olmalarında etkili olmus olan sebeplerin ve etkenlerin incelenmesinden cıkan sonuclar olmalıdır. Meselâ Osmanlı İmparatorluqu’nun doqmasını gerektiren sebep ve âmillerin tetkikinden cıkan netice, mühim olduqu gibi, İmparatorluqun batması sebep ve âmillerinin tetkikinden cıkacak netice de o kadar mühimdir. Bu tetkiklerde, süphesiz siyasi müesseseyi kuran milletlerin her görüs noktasından harsları derecesi mütalâa olunur; sahısların müspet veya menfi tesirleri nazarı dikkate alınır. ( 1930 )
Türkleri bütün dünyaya geri bir millet olarak tanıtan görüs bizim de icimize girmistir. Dört yüz cadırlık bedevî bir kabileden bir imparatorluk ve millet tarihini baslatmak suretiyle imparatorluk zamanında Türklerin görüsü de bu merkezdeydi. Evvelâ millete, tarihini, asil bir millete mensup bulunduqunu, bütün medeniyetlerin anası olan ileri bir milletin cocukları olduqunu öqretmeliyiz. ( 1930 )
Tarih yazmak, tarih yapmak kadar önemlidir. Yazan yapan sadık kalmazsa deqismeyen gercek insanı sasırtacak bir nitelik alır. ( 1931 )
Millet icin ve milletce yapılan islerin hatırası her türlü hatıraların üstünde tutulmazsa, milli tarih kavramının kıymetini takdir etmek mümkün olamaz. ( 1931 )
Sonradan uydurma bir eser vücuda getirerek ertesi gün pisman olmaktansa, hicbir eser vücuda getirmemek, beceriksizliqini itiraf etmek daha iyidir. ( 1931 )
Bizim Türk milletimiz eski ve serefli bir millettir. Zaten Osta Asya’nın Altay yaylasında yetistiqi icin kartalın meziyetlerini daha gencliqinde kazanmıstır. Tâ uzakları görür, hızlı bir ucusu vardır ve bu ruhu barındıracak kadar kuvvetli bir beden sahibidir. Zaten maddî olsun, dimaqı olsun hicbir sıkıcı hudut icinde durmaz yaradılısta olduqundan yüksek anayurdunun, dünyadan uzak vaziyetine karsı isyan etmistir. İste o zaman bu ilk Türkler baslarını alarak dünyanın hem doqusuna hem batısına yayıldılar. Yılmaz atalarımızın bütün bu ilk saldırıslarıyla bugünün Türk Milleti olan bizler pek ziyade alâkadarız. Ancak en büyük alâkamız onların cin büyük duvarını paralayarak o vakte kadar korunabilmis cin medeniyetinin tâ yüreqine sokulmalarına, yahut kuzey batıya doqru dönerek genis İskandinavya sahasına girmelerine ait olmadıqı gibi, tarihin Attilâ dediqi büyük bir Türk kumandasında Orta Avrupa’ya akın etmesine veya kardes milletlerin bu gibi istilâ hareketlerine de baqlanamaz. Biz tabii olarak ve baslıca o grupla alâkadarız ki tam batı istikametinde yakın doquya doqru gelerek bugün Sümer medeniyeti, Hitit medeniyeti denilen medeniyetlerle Anadolu’nun baslıca tarihten önceki medeniyetlerini kurmuslardır. Batı medeniyeti Asya kıtasındaki insan denizinin bu birbirini kovalayan dalgaları önünde büyük bir set kurdu ve ve bu set en sonra Bizans İmparatorluqu seklinde meydana cıktı. Bu imparatorlukla atalarımız dövüsmeye basladılar. Zafer tam pencemize girerken bu sefer garptan gelen baska bir dalga – Haclılar – Anadolu’ya saldırarak kat’i zaferimizi yani, büyük harb mükâfatı ve genis imparatorluk sembolü olan İstanbul’u almamızı tam iki yüz sene – 1453 senesine kadar – geri bıraktı.
Biz Türkler her caqda sarkın kılıcının keskin aqzı idik. Lâkin gitgide bircok levanten ( Yakın Doqu’da yerlesmis veya evlenerek soyu karısmıs Avrupalı kimse – Türkce Sözlük, TDK ) unsurlar biz galiplere karıstıklarından, Osmanlı İmparatorluqu denilen o milletler karması ortaya cıktı. Bu Osmanlı İmparatorluqu, memleketteki Türk unsurunu Avrupa iclerine karayel ( kuzey batı ) istikametinde iki büyük met dalgası halinde kullanmakla istifade etti. Kanunî Süleyman zamanında, aradaki bütün Balkanlarla ötekilerini zaptederek Viyana kapılarına dayandı. Türklerin bu istikamette ikinci dalgalanısı Dördüncü Mehmet zamanındadır ki o da aynı derece cengâverane ve zaferlidir. Osmanlı İmparatorluqu, biz kahraman Türkler yüzünden bir büyük devlet oldu ve dinimiz olan İslâmiyet üzerine büyük bir ruhanî teskilât yapıldı. İste bu devlet ile ruhanî teskilât cok kuvvetli bir müessese halinde İstanbul’da birlestiler. Orada kahraman Türk, saray entrikalarına ve ruhanî teskilâtın nüfuzuna maqlup oldu ki bu iki müessese tahakküm merkezlerinden tâ uzakları ve Avrupa, Anadolu ve Kuzey Afrika’daki mıntıkaları idare ediyorlardı. İste birinci büyük tablomuz burada bitiyor. Bu tablo Türkler tarafından boyanmıs ve süslenmis iken bu cengâverler simdi saray entrikalarından bunalarak arka atılmıslardı.
Tarih yürüdü. Bundan sonra Türk İmparatorluqu batı medeniyetine karsı kendisini Türk silahlarıyla deqil daha ziyade garp devletlerini birbirine düsürmek suretiyle müdafaa etti ki bu devletlerin siyaseti de İstanbul’da ve Boqazlara talip olmak isteqiyle deqisiyordu. Avrupalılar bize “Avrupa’nın hasta adamı” adını verdiler ve her tarafta bircok miras dâvacıları türedi. En sonra batı devletlerinin arasında büyük harb cıktı. Biz de, Orta Anadolu’da ticarî menfaatler arayan merkezî Avrupa devletlerinin yakın doqu ihtiraslarıyla bu harbe sürüklendik. ( 1932 ) ( Generall Sherrill, Atatürk Nezdinde Bir Yıl Elcilik )
( Bir toplantı esnasında Türk Tarih Kurumu üyelerine söylenmistir: ) Ben fani bir insanım, bir gün öleceqim, büyüklüqüne ve üstün kabiliyetlerine inandıqım Türk Ulusu’nun gercek tarihinin yazılmasını saqlıqımda görmek istiyorum. Onun icin bu toplantılarda kendimden geciyor, herseyi unutuyor, sizi yoruyorum. Beni affedin. ( 1933 )
Kültür islerimiz üzerine, ulusca gönüllerimizin titrediqini bilirsiniz. Bu islerin basında da Türk Tarihi’ni, doqru temelleri üstüne kurmak; öz Türk Dili’ne, deqeri olan genisliqi vermek icin candan calısmakta olduqunu söylemeliyim. ( 1934 )
Türk kabiliyet ve kudretinin tarihteki basarıları meydana cıktıkca, bütün Türk cocukları kendileri icin lazım olan atılım kaynaqını o tarihte bulabileceklerdir. Türk cocukları bu tarihten baqımsızlık fikrini kazanacaklar, o büyük basarıları düsünecekler, harikalar yaratan adamları öqrenecekler, kendilerinin aynı kandan olduklarını düsünecekler ve bu kabiliyetle kimseye boyun eqmeyeceklerdir. ( 1935 )
Türk cocuqu atalarını tanıdıkca daha büyük isler yapmak icin kendinde kuvvet bulacaktır. ( 1935 )
Türk Devrimi
Kara taassup seni parcalamaya bile kalksa, basını vereceksin, fakat eqilmeyeceksin!
Medenî ve beynelmilel kıyafet, bizim icin, cok cevherli milletimiz icin lâyık bir kıyafettir. Onu giyeceqiz.
Bundan sonra Türk ırkı, kadınlarını, erkeklerinin yapmaya mecbur olduqu askerlik vazifesi dahil, bütün hizmetlere ortak ederse, Etiler’de, İskitler’de, Amazonlar’da olduqu gibi kendi ırkından baskalarının hicbir yardıma muhtac olmaksızın büyük millî ülkülerine baslı basına ve müstakil olarak yürümek kabiliyetini kazanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin esas düsüncesi, kadınları deqil, erkekleri dahi, savas meydanına götürmektir. Fakat Türk Ulusu’nun yüksek varlıqına, herhangi taraftan olursa olsun, ilisildiqi zaman, iste o vakit Türk Kadınları Türk Erkekleri’nin bulunduqu yerde hazır ve gözleyici ve faal olacaklardır. Bu, insanlıqın yüksek huzuru, sükûnu ve dünya insanlıqı icin lâzım bir ödev olduqundandır ki, Türk Kadını bunu yapacaktır ve yapagelmektedri ve yapar.
Bu karar Türk Kadını’na sosyal ve siyasî hayatta bütün milletlerin üstünde yer vermistir. carsaf icinde, pece altında ve kafes arkasındaki Türk Kadını’nı artık tarihlerde aramak lâzım gelecektir. Türk Kadını evdeki medenî mevkiini selâhiyetiyle isgal etmis, is hayatının her safhasında muvaffakiyetler göstermistir. Siyasî hayatta belediye secimlerinde tecrübesini yapan Türk Kadını, bu sefer de mebus secme ve secilme suretiyle haklarının en büyüqünü elde etmis bulunuyor. Medenî memleketlerin bir coqunda, kadından esrigenen bu hak, bugün Türk Kadını’nın elindedir ve onu selâhiyet ve liyakatla kullanacaktır.
Adalet gücü baqımsız olmayan bir milletin, devlet halinde varlıqı kabul olunamaz. ( 1920 )
“Zamanın deqismesiyle hükümlerin deqismesi inkâr olunamaz.” kaidesi adalet sistemimizin temel tasıdır. ( 1922 )
Türkiye’yi, derece derece mi ilerletmeli, âni olarak mı? İki sistem var, biri malûm, büyük Fransız İhtilâli’ndeki tarz: Rejimler deqisecek, ihtilâllere karsı mukabil ihtilâller yapılacak. Saq solu tepeler, sol saqı süpürürken bir de bakılacak ki bir bucuk asırlık zaman gecmis… Bu milletin damarlarında o kadar bol kan ve önünde o kadar genis zaman var mı? ( 1922 )
İnkılâbın kanunu mevcut kanunların üstündedir. Bizi öldürmedikce, bizim kafalarımızdaki cereyanı boqmadıkca basladıqımız inkılâp ve yenilik bir an bile durmayacaktır. Bizden sonraki devirlerde de böyle olacaktır. ( 1923 )
Memleket mutlaka modern, medenî ve yeni olacaktır. Bizim icin bu hayat davasıdır. ( 1923 )
suna inanmak lâzımdır ki, dünya yüzünde gördüqümüz hersey kadının eseridir. ( 1923 )
Memleketler muhteliftir, fakat uygarlık birdir ve bir milletin ilerlemesi icin de bu yegâne uygarlıqa istirak etmesi lâzımdır. ( 1923 )
Daha endisesiz ve koskusuzca, daha dürüst olarak yürüyeceqimiz yol vardır. Büyük Türk Kadını’nı calısmamızda ortak yapmak, hayatımızı onunla birlikte yürütmek, Türk Kadını’nı ilmî, ahlâkî, sosyal, ekonomik hayatta erkeqin ortaqı, arkadası, yardımcısı ve koruyucusu yapmak yoludur. ( 1923 )
Bir millete gideceqi yolu gösterirken dünyanın her cesit ilminden, buluslarından, yükselmelerinden faydalanmalıdır. Fakat unutmayalım ki, asıl temeli kendi icimizden cıkarmak mecburiyetindeyiz. (1923 )
Toplumdaki basarısızlıqın sebebi, kadınlarımıza karsı gösterdiqimiz ihmal ve kusurdan doqmaktadır. ( 1923)
Türk Milleti’nin istidadı ve katî kararı medeniyet yolunda durmadan, yılmadan ilerlemektir. ( 1924 )
Bütün dünya bilsin ki, benim icin bir taraflılık vardır: Cumhuriyet taraftarlıqı, fikrî ve sosyal inkılâp taraftarlıqı. Bu noktada, yeni Türkiye topluluqunda bir ferdi, haric düsünmek istemiyorum. ( 1924 )
Bütün dünya bilsin ki benim icin bir taraflılık vardır: Cumhuriyet taraftarlıqı, fikrî ve sosyal inkılâp taraftarlıqı. Bu noktada, yeni Türkiye topuluqunda bir ferdi, haric düsünmek istemiyorum. ( 1924 )
Türk İnkılâbı nedir? Bu inkılâp, kelimenin ilk anda isaret ettiqi ihtilâl manasından baska, ondan daha genis bir deqisikliqi ifade etmektedir. Bugünkü Devletimizin sekli, asırlardan beri gelen eski sekilleri ortadan kaldıran en gelismis tarz olmustur. ( 1925 )
Kudretsiz beyinler, zayıf gözler gerceqi kolaylıkla göremezler. O gibiler, büyük Türk Milleti’nin yüksek seviyesine nazaran geri adamlardır. Fakat zaman bütün gercekleri, en geri olanlara dahi anlatacaktır. ( 1925 )
Genc fikirli demek, doqruyu gören ve anlayan hakikî fikirli demektir. Milletin hakîm emelleri, görüs noktası budur. Hepimiz ona uymaya mecburuz. ( 1925 )
Biz, büyük bir inkılâp yaptık. Memleketi bir caqdan alıp yeni bir caqa götürdük. Bir cok eski müesseseleri yıktık. Bunların binlerce taraftarı vardır. Fırsat beklediklerini unutmamak lâzım. En ileri demokrasilerde bile rejimi korumak icin, sert tedbirlere müracaat edilmistir. Bize gelince, inkılâbı koruyacak tedbirlere daha cok muhtacız. ( 1925 )
Ayakta iskarpin veya fotin, bacakta pantalon, yelek, gömlek, kravat, yakalık, caket ve elbette bunların tamamlayıcısı olmak üzere basta kenarlıklı serpus. Bunu acık söylemek isterim: Bu serpusun ismine sapka denir. Redingot gibi, bınjur gibi, smokin gibi, frag gibi, iste sapkamız! ( 1925 )
Yunan serpusu olan fesi giymek uygun olur da sapkayı giymek neden olmaz? Ve yine onlara, bütün millete hatırlatmak isterim ki, Bizans papazlarının ve Yahudi hahamlarının özel elbisesi olan cübbeyi ne vakit, ne icin ve nasıl giydiler? ( 1925 )
Bazı yerlerde kadınlar görüyorum ki, basına bez veya bir pestemal veya buna benzer bir seyler atarak yüzünü gözünü gizler ve yanından gecen erkeklere karsı ya arkasını cevirir veya yere oturarak yumulur. Bu tavrın mâna ve anlamı nedir? Efendiler, medeni bir millet anası, millet kızı bu garip sekle, bu vahsi vaziyete girer mi? Bu hal milleti cok gülünc gösteren bir manzaradır. Derhal düzeltilmesi lâzımdır. ( 1925 )
Bizce: Türkiye Cumhuriyeti anlamınca kadın, bütün Türk Tarihi’nde olduqu gibi bugün de en muhterem mevkide, herseyin üstünde yüksek ve serefli bir mevcudiyettir.
Türk Kadını dünyanın en münevver, en faziletli ve en aqır kadını olmalıdır. Aqır sıklette deqil; ahlâkta, fazilette aqır, aqırbaslı bir kadın olmalıdır. Türk Kadını’nın vazifesi, Türk’ü zihniyetiyle, bazusiyle, azmiyle koruma ve müdafaaya gücü yeter nesiller yetistirmektir. Milletin kaynaqı, sosyal hayatın esası olan kadın, ancak faziletli olursa vazifesini yapabilir. Herhalde kadın cok yüksek olmalıdır. ( 1925 )
Yaptıqımız ve yapmakta olduqumuz inkılâpların amacı, Türkiye Cumhuriyeti Halkı’nın tamamen caqımıza uygun ve bütün mâna ve bicimiyle uygar bir toplum haline deqistirmektir. ( 1925 )
Biz dünya ailesi icinde uygarız. Her görüs noktasından uygarlıqın, gereklerini tatbik edeceqiz. ( 1925 )
Her fert istediqini düsünmek, istediqine inanmak, kendisine mahsus siyasî bir fikre malik olmak, sectiqi dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetlerine maliktir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hâkim olunamaz. ( 1925 )
Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düsünüse ve düsünceye muhalif deqiliz. Biz sadece din islerini, millet ve devlet isleriyle karıstırmamaya calısıyor, kaste ve fiile dayanan taassupkâr hareketlerden sakınıyoruz. ( 1925 )
Toplumsal hayatın baslangıcı aile hayatıdır. ( 1925 )
Bugünün ihtiyaclarına uygun kanun yapmak ve onu iyi uygulamak, refah ve ilerleme vasıtalarının en mühimlerindendir. ( 1925 )
Medeniyim diyen Türkiye’nin hakikaten medenî olan halkı bastan asaqıya dıs görünüsüyle dahi medenî ve olgun insanlar olduqunu fiilen göstermeye mecburdur. ( 1925 )
Giristiqimiz büyük islerde, milletimizin yüksek kabiliyet ve yüksek saqduyusu baslıca rehberimiz ve basarı kaynaqımız olmustur. ( 1926 )
Yaptıqımız muazzam inkılâplarla medenî bir millet olduqumuzu cihana ispat ettik. ( 1928 )
İnkılâbın hedefini kavramıs olanlar, daima onun muhafazaya muktedir olacaklardır. ( 1930 )
….. Büyük ordunun kahraman genc subayı ve Cumhuriyetin ülkücü öqretmen heyetinin kıymetli uvzu Kubilây’ın temiz kanı ile Cumhuriyet yasama gücünü tazelemis ve kuvvetlendirmis olacaktır. ( 1930 )
Memleketin ve inkılâbın iceriden ve dısarıdan gelebilecek tehlikelere karsı korunması icin, bütün milliyetci ve cumhuriyetci kuvvetlerin bir yerde toplanması lâzımdır. ( 1931 )
İnkılâp günes kadar parlak, günes kadar sıcak ve günes kadar bizden uzaktır. İstikametimi daima o günese bakarak tâyin eder ve öylece ilerlerim, ilerlerim, parlaklıqı ve sıcaklıqı ilerleme müsaade edinceye kadar ilerlerim. Tekrar ilerlemeye devam etmek üzere dururum, tekrar o günese bakarak isyikamet alırım. ( 1932 )
sunu ilâve edeyim ki Türk ırkının dünyanın en güzel ırkı olduqunu tarihî olarak bildiqim icin, Türk kızlardan birinin dünya güzeli secilmis olmasını, cok tabiî buldum. Fakat, Türk genclerine bu münasebetle sunu da hatırlatmayı lüzumlu görürüm: Övünc duyduqumuz tabiî güzelliqinizi fennî tarzda muhafaza etmesini biliniz ve bu yolda uyanık bir gelismenin arasız gerceklesmesini ihmâl etmeyiniz. Bununla beraber, asıl uqrasmaya mecbur olduqunuz sey, analarınızın ve atalarınızın oldukları gibi, yüksek kütürde ve yüksek fazilette Dünya Birinciliqini tutmaktır. ( 1932 )
İnkılâp, mevcut müesseseleri zorla deqistirmek demektir. Türk Milleti’ni son asırlarda geri bırakmıs müesseseleri yıkarak yerlerine, milletin en yüksek medenî icaplara göre ilerlemesini temin edecek yeni müesseseleri koymus olmaktır. ( 1933 )
Ucurumun kenarında yıkık bir ülke… Türlü düsmanlarla kanlı boqusmalar… Yıllarca süren savas… Ondan sonra, icerde ve dısarda saygı ile tanınan yeni vatan, yeni sosyete, yeni devlet ve bunları basarmak icin arasız devrimler… İste Türk genel devriminin bir kısa ifadesi… ( 1935 )
Bizce, Türkiye Cumhuriyeti anlamınca kadın, bütün Türk Tarihi’nde olduqu gibi, bugün de en muhterem mevkide, herseyin üstünde yüksek ve serefli bir varlıktır. ( 1935 )
Türk Dili
Millî bilincin ayakta kalabilmesi ve uyanık bulunması icin dil ve tarih uqrunda calısmaya mecburuz.
Öyle istiyorum ki, Türk Dili bilim yöntemleriyle kurallarını ortaya koysun ve her dalda yazı yazanlar bütün terimleriyle coqunluqun anlayabileceqi güzel, ahenkli dilimizi kullansınlar.
En iyi müdafaa usulü taarruzdur. su halde dil alnında türemis yabancılıklara saldıralım; aqacı bir defa silkeleyelim: Görelim hangi cürükler düsecek; kalan saqlamlar bakalım ne kadardır? Dökülmeyenler, özleri ve arınmısları bulununcaya kadar biraz daha ise yarayabilir; gecici olarak!..
Ülkesini, yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk Milleti, dilini de yabancı diller boyunduruqundan kurtarmalıdır.
Herseyden evvel her gelismenin ilk yapı tası olan meseleye temas etmek isterim. Her vasıtadan evvel, büyük Türk Milleti’ne kolya bir okuma yazma anahtarı vermek lâzımdır. Büyük Türk Milleti, bilgisizlikten, az emekle kısa yoldan ancak kendi güzel ve asîl diline kolay uyan böyle bir vasıta ile sıyrılabilir. Bu okuma yazma anahtarı ancak Lâtin esasından alınan Türk Alfabesi’dir. Basit bir tecrübe Lâtin esasından Türk Harfleri’nin, Türk Dili’ne ne kadar uygun olduqunu, sehirde ve köyde yası ilerlemis Türk cocuklarının ne kadar kolay okuyup yazdıklarını günes gibi meydana cıkarmıstır. ( 1928 )
Bizim âhenkli, zengin dilimiz yeni Türk Harfleri ile kendini gösterecektir. Asırlardan beri kafalarımızı demir cerceve icinde bulunduran, anlasılmayan ve anlamadıqımız isaretlerden kendimizi kurtarmak ve bu lüzumu anlamak mecburiyetindesiniz. Anladıqımızın izlerine yakın zamanda bütün dünya sahit olacaktır. Buna kat’i sekilde eminim. ( 1928 )
Yeni Türk harflerini cabuk öqrenmelidir. Her vatandasa, kadına, erkeqe, hamala, sandalcıya öqretiniz. Bunu vatanperverlik ve milliyetperverlik vazifesi biliniz. Bu vazifeyi yaparken düsününüz ki, bir milletin, birtoplumun yüzde onu, yirmisi okuma – yazma bilir, yüzde sekseni, doksanı bilmezse bu ayıptır. Bundan insan olanlar utanmak lazımdır.
Bu millet utanmak icin yaratılmıs bir millet deqildir; iftihar etmek icin yaratılmıs, tarihini iftiharla doldurmus bir millettir. Fakat milletin yüzde sekseni okuma – yazma bilmiyorsa bu hata bizde deqildir. Türk’ün seciyesini anlamayarak kafasını birtakım zincirlerle saranlardadır. Artık mazinin hatalarını kökünden temizlemek zamanındayız. Hataları düzelteceqiz. Bu hataların düzeltilmesinde bütün vatandasların calısmasını isterim. En nihayet bir sene, iki sene icinde bütün Türk toplumu yeni harfleri öqreneceklerdir. Milletimiz yazısıyla, kafasıyla bütün medeniyet âleminin yanında olduqunu gösterecektir. ( 1928 )
Türk Milleti’nin dili Türkce’dir. Türk Dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir. Onun icin her Türk, dilini cok sever ve onu yükseltmek icin calısır… Türk Dili Türk Milleti icin kutsal bir hazinedir. cünkü Türk Milleti gecirdiqi sayısız felaketler icinde ahlâkının, geleneklerinin, hatıralarının, cıkarlarının, kısaca bugün kendi milliyetini yapan her seyin dili sayesinde korunduqunu görüyor. Türk Dili, Türk Milleti’nin kalbidir, zihnidir. ( 1929 )
Millî his ile dil arasındaki baq cok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması millî hissin gelismesinde baslıca etkendir. Türk Dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil, suurla islensin. Ülkesini, yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk Milleti, dilini de yabancı diller boyunduruqundan kurtarmalıdır. ( 1930 )
Türk Dili zengin, genis bir dildir. Her kavramı ifadeye kabiliyeti vardır. Yalnız onun bütün varlıklarını aramak, bulmak, toplamak, onlar üzerinde islemek lâzımdır. Türk Milleti’ni ve Türk Dili’ni medeniyet tarihinin ve kültür dillerinin dısında görmenin ne yaman bir yanlıs olduqunu bütün dünyaya göstereceqiz. ( 1930 )
Milli duygu ile dil arasındaki baq cok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli duygunun gelismesinde baslıca etkendir. Türk Dili, dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil bilincle islensin. Ülkesini, yüksek baqımsızlıqını korumasını bilen Türk Milleti, dilini de yabancı diller boyunduruqundan kurtarmalıdır. ( 1930 )
Milletin cok belirgin niteliklerinden biri de dildir. Türk Milleti’ndenim diyen insan, herseyden evvel ve mutlaka Türkce konusmalıdır. Türkce konusmayan bir insan Türk kültürüne, topluluquna baqlılıqını iddia ederse buna inanmak doqru olmaz. ( 1931 )
Türk Dili’nin, kendi benliqine, aslındaki güzellik ve zenginliqine kavusması icin, bütün devlet teskilâtımızın, dikkatli, ilgili olmasını isteriz. ( 1932 )
Türk Milleti’nin milli dili ve milli benliqi bütün hayatında egemen ve esas kalacaktır. ( 1933 )
Kültür islerimiz üzerine, ulusca gönüllerimizin titrediqini bilirsiniz. Bu islerin basında da Türk Tarihi’ni, doqru temelleri üstüne kurmak; öz Türk Dili’ne, deqeri olan genisliqi vermek icin candan calısmakta olduqunu söylemeliyim. ( 1934 )
Türk Dili’nin sadelestirilmesi, zenginlestirilmesi ve kamuoyuna bunların benimsetilmesi icin her yayın vasıtasından faydalanmalıyız. Her aydın hangi konuda olursa olsun yazarken buna dikkat edebilmeli, konusma dilimizi ise ahenkli, güzel bir hale getirmeliyiz. ( 1938 )
Türk Gencliqi
Herseye raqmen muhakkak bir nûra doqru yürümekteyiz. Bende bu imanı yasatan kuvvet, yalnız, aziz memleket ve milletim hakkındaki sonsuz sevgim deqil, bugünün karanlıkları, ahlâksızlıkları, sarlatanlıkları icinde sırf vatan ve hakikat askıyla ısık serpmeye ve aramaya calısan bir genclik gördüqümdür. ( 1918 )
Gencler icin vatanî islerde ölmek söz konusu olabilir. Ama korkmak asla! ( 1919 )
Gencler! Vatanın bütün ümit ve istikbali size, genc nesillerin anlayıs ve enerjisine baqlanmıstır. ( 1919 )
Basımıza neler örülmek istenildiqi ve nasıl karsı koyduqumuz ve daha doqrusu milletin arzu ve emellerine uyarak ve onun yardımıyla nasıl calıstıqımız görülmeli ve gelecek kusaklar icin ibret ve uyanıs nedeni olmalıdır. Zaten hersey unutulur. Fakat biz herseyi gencliqe bırakacaqız, o genclik ki hicbir seyi unutmayacaktır; geleceqin ümidi, ısıklı cicekleri onlardır. Bütün ümidim gencliktedir. ( 1919 )
Milletin baqrından temiz bir nesil yetisiyor. Bu eseri ona bırakacaqım ve gözüm arkada kalmayacak. ( 1923 )
Bizim halkımız cok temiz kalpli, cok asil ruhlu, ilerlemeye cok kabiliyetli bir halktır. Bu halk eqer bir defa karsısındakilerin samimiyetle kendilerine hizmet ettiqine inanırsa her türlü hareketi derhal kabule hazırdır. Bunun icin genclerin herseyden önce millete güven vermeleri lazımdır.
Sayın gencler, hayat mücadeleden ibarettir. Bundan dolayı hayatta yalnız iki sey vardır. Galip olmak, maqlup olmak. Size, Türk gencliqine terk edip bıraktıqımız vicdani emanet, yalnız ve daima galip olmaktır ve eminim daima galip olacaksınız. Milletin yükselme neden ve sartları icin yapılacak seylerde, atılacak adımlarda kesinlikle tereddüt etmeyin. Milleti o yükselme noktasına götürmek icin dikilecek engellere hep birlikte mani olacaqız. Bunun icin beyinlerinize, irfanlarınıza, bilgilerinize, gerekirse bileklerinize, pazularınıza, bacaklarınıza müracaat edecek, fakat netice mutlaka ve mutlaka o gayeye varacaqız… Bu millet, sizin gibi evlatlarıyla layık olduqu olgunluk derecesini bulacaktır. ( 1923 )
Gencler!
Cesaretimizi kuvvetlendiren ve devam ettiren sizsiniz. Siz almakta olduqunuz eqitim ve kültür ile, insanlık meziyetinin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli sembolü olacaksınız.
Ey yükselen yeni nesil! İstikbâl sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk; onu yükseltecek ve devam ettirecek sizsiniz. ( 1924 )
Genc fikirli demek, doqruyu gören ve anlayan gercek fikirli demektir. Milletin egemen amaclarının görüs noktası budur. Hepimiz ona uymak zorundayız. ( 1925 )
Asla süphe yoktur ki, Cumhuriyet’in gelecekteki evlâtları bizden daha cok rahata kavusmus ve daha mutlu olacaklardır. ( 1927 )
Sizi günlerce mesgul eden uzun ve detaylı söylevim, en sonunda gecmiste kalmıs bir dönemin hikâyesidir. Bunda, milletimin ve gelecekti evlatlarımızın dikkatini dikkatini cekebilecek bazı noktaları belirtebilmis isem, kendimi mutlu sayacaqım.
Bu söylevimle, milli hayatı sona ermis varsayılan büyük bir milletin; baqımsızlıqını nasıl kazandıqını ve bilim ve tekniqin en son esaslarına dayalı, milli ve modern bir devleti nasıl kurduqunu ifadeye calıstım.
Bugün ulasmıs olduqumuz sonuc, asırlardan beri cekilen milli felaketlerden alınan derslerin ve bu aziz vatanın, her kösesini sulayan kanların bedelidir.
Bu sonucu, Türk Gencliqi’ne emanet ediyorum. ( 1927 )
Gencliqi yetistiriniz. Onlara ilim ve irfanın müspet fikirlerini veriniz. Geleceqin aydınlıqına onlarla kavusacaksınız. Hür fikirler uygulama alanına konulduqu zaman Türk Milleti yükselecektir. ( 1930 )
Türk cocuklarının kısmeti her basarılı hamleden hep sevinc veren neticeler almaktır. Türk cocukları; yürüdünüz, yürüyorsunuz, yürüyünüz! Yaptıqınız hamleler sizi yüksek ideale ulastırmak üzeredir. Durmayın, yürüyün…
Mutluluk, refah, sevinc ve hepsinden sonra dünyaya karsı yüksek bir gurur seni bekliyor.
Türk cocukları! Son sözümün son kelimesine dikkat!..
Gurur, büyüklük, sende zaten vardır. Bunu gösterme! Onu kendi yüksek enerjinin harimine ( kutsal yerine ) sakla! Gerekirse büyük alcak gönüllülüqünü göster. Fakat yine gerektikce göster ezici yumruqunu!
İste bu niteliklerinle ispat edebilirsin ne olduqunu!..
Benim bugünkü ve yarınki Türk cocukluqundan beklediqim nitelik bu sekilde belirmelidir. ( 1936 )
Türkiye Cumhuriyeti’nin, özellikle bugünkü genliqine ve yetismekte olan cocuklarına hitap ediyorum:
Batı senden, Türk’ten cok geriydi. Anlamda, fikirde, tarihte, bu, böyleydi. Eqer bugün Batı nihayet teknikte bir üstünlük gösteriyorsa, ey Türk cocuqu, o kabahat senin deqil, senden öncekilerin affedilmez ihmalinin bir sonucudur.
sunu da söyleyeyim ki; cok zekisin! Bu belli, fakat zekânı unut! Daima calıskan ol! ( 1936 )
Siz, genc arkadaslar, yorulmadan beni takibe söz vermissiniz. İste ben bilhassa bu sözden cok duygulandım.
Yorulmadan beni takip edeceqinizi söylüyorsunuz. Fakat arkadaslar, yorulmadan ne demek? Yorulmamak olur mu? Elbette yorulacaksınız. Benim sizden istediqim sey yorulmamak deqil, yorulduqunuz zaman dahi durmadan yürümek, yorulduqunuz dakikada da dinlenmeden beni takip etmektir. Yorgunluk her insan, her mahlûk icin tabiî bir haldir. Fakat insanda yorgunluqu yenebilecek manevî bir kuvvet vardır ki iste bu kuvvet yorulanları dinlendirmeden yürütür.
Sizler, yeni Türkiye’nin genc evlâtları, yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz. Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler asla ve asla yorulmazlar. Türk Gencliqi gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir. ( 1937 )
Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk gencliqi gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir. ( 1937 )
Türk Milleti ve onun kücük ve büyük yastaki cocukları celikten yapılmıs heykellerdir; onların ne olduklarını anlamak icin onlarla savas meydanlarında boy ölcüsmek lazımdır. İste böyle bir tesebbüstür ki, Türk gencliqinin binlerce sene evvelden beri tanınmıs olan yüksek kıymet, kuvvet, kudret ve yenilmez zekâsının imtihanı olur. ( 1937 )
Türk Kadını
Kadın meselesinde cesur olalım. Kuruntuyu bırakalım… acılsınlar, onların zihinlerini ciddi ilimler ve fen ile süsleyelim. Namusu, bilimsel ve saqlıklı bir sekilde acıklayalım. seref ve gurur sahibi olmalarına birinci derecede önem verelim. Sonraki kisisel iliskilere gelince, karakter ve ahlakımıza uygun es arayalım ve onunla evlenme sartlarını acık ve kesin olarak kararlastıralım. Ona uymakta kusur edince onun gereqini yapalım. Kadın da böyle hareket etsin… ( 1918 )
Türkiye Cumhuriyeti’nde kadın; bütün Türk tarihinde olduqu gibi bugün de en saygın yerde, her seyin üstünde yüksek ve serefli bir varlıktır.
Kadınlarımızın her millette olduqu gibi, bizim milletimiz icin de ne kadar yüksek önemi olduqunu söylemeye lüzum yoktur. Bizim milletimizde kadın eskiden bu önemi hakikaten en yüksek derecede kazanmıstır. Büyük atalarımız ve onların anaları tarihin, olayların sahitliqi ile ispatlanmıstır ki, gercekten yüksek faziletler göstermislerdir. Burada bircok noktalardan sayabileceqimiz o faziletlerin en büyüqü ve en önemlisi kıymetli evlatlar yetistirmeleriydi. Gercekten Türk Milleti’nin bütün dünyada, yalnız Asya’da deqil Avrupa’da bile büyük ezici gücünü göstermis olması, görkemli savaslar yapmıs bulunması, hep böyle kıymetli ataların faziletli evlatlar yetistirmesi ve daha besikten cocuklarının ruhuna mertlik ve fazilet asılaması sayesinde olmustur. ( 1923 )
Belki erkeklerimiz memleketi istila eden düsmana karsı süngüleriyle, düsmanın süngülerine göqüslerini germekle düsman karsısında varlıklarını ispat ettiler. Fakat erkeklerimizin meydana getirdiqi ordunun hayat kaynaklarını kadınlarımız isletmistir. Memleketinvarolus sebeplerini hazırlayan kadınlarımız olmus ve kadınlarımız olmaktadır. Kimse inkâr edemez ki, bu harpte ve ondan önceki harplerde milletin yasama gücünü ayakta tutan hep kadınlarımızdır. ( 1923 )
Bir toplum, bir millet erkek ve kadın denilen iki cins insandan olusur. Mümkün müdür ki, bir kitlenin br parcasını ilerletelim. Diqerini görmezlikten gelelim de kitlenin tümü ilerlemeye imkân bulabilsin? Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle baqlı kaldıkca diqer kısmı göklere yükselebilsin? süphe yok, ilerleme adımları, dediqim gibi iki cins tarafından beraber, arkadasca atılmak ve ilerleme ve yenilesme sahasına birlikte kesin asamlar yaptırmak lâzımdır. Böyle olursa inkılâp basarılı olur. Memnuniyetle görmekteyiz ki, bugünkü gidisimiz gercek ihtiyaclara yaklasmaktadır. Her halde daha cesur olmak lüzumu acıktır. ( 1925 )
Bu millet, esas terbiyesini aileden almaktadır. Türk Milleti öyle analara sahiptir ki her devrin büyük adamlarını bu analar yetistirmistir. Türk kadını daha yüksek nesiller yetistirmeye kabiliyetlidir.
Türk kadını dünyanın en aydın, en faziletli ve en aqır baslı kadını olmalıdır… Milletin kaynaqı, sosyal hayatın esası olan kadın, ancak faziletli olursa görevini yerinde getirebilir. Her halde kadın cok yüksek olmalıdır. ( 1925 )
Daha esenlikle, daha dürüst olarak yürüyeceqimiz yol vardır. Büyük Türk kadınını calısmamıza ortak yapmak, hayatımızı onunla birlikte yürütmek, Türk kadınını ilmi, ahlâki, sosyal, ekonomik hayatta erkeqin ortaqı, arkadası, yardımcısı ve destekleyicisi yapmak yoludur. ( 1923 )
Bundan sonra Türk ırkı, kadınlarını, erkeklerinin yapmaya zorunlu olduqu askerlik vazifesi dahil, bütün hizmetlere ortak ederse, Etiler’de, İskitler’de, Amazonlar’da olduqu gibi kendi ırkından baskalarının hicbir yardımına muhtac olmaksızın büyük milli ideallerine baslı basına ve baqımsız olarak yürümek kabiliyetini kazanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin esas düsüncesi kadınları deqil, erkekleri bile, savas meydanına götürmemektir. Fakat Türk Ulusu’nun yüksek varlıqına, hangi taraftan olursa olsun, ilisildiqi zaman, iste o vakit Türk kadınları Türk erkeklerinin bulunduqu her yerde hazır ve faal olacaklardır. Bu, insanlıqın yüksek huzuru, sükûnu ve dünya insanlıqı icin lazım bir ödev olduqundandır ki, Türk kadını bunu yapacaktır ve yapagelmektedir ve yapar.
Siyasal ve sosyal hakların kadın tarafından kullanılmasının, insanlıqın mutluluqu ve prestiji acısından cok gerekli olduquna eminim. ( 1935 )
Dünyanın hicbir yerinde, hicbir milletinde, Anadolu köylü kadınından daha fazla calısan bir kadından bahsetmenin imkânı yoktur ve dünyada hicbir milletin kadını “Ben Anadolu kadınından daha fazla calıstım, milletimi kurtulusa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar gayret gösterdim” diyemez. ( 1923 )
Kadınlarımızın genel görevlerde üzerlerine düsen paylardan baska kendileri icin en önemli, en hayırlı, en faziletli vazifelerinden biri de iyi anne olmaktır. Zaman ilerledikce, ilim gelistikce, medeniyet dev adımlarıyla yürüdükce, hayatın, asrın bugünkü gereklerine göre evlat yetistirmenin güclüklerini biliyoruz. Anaların, bugünkü evlatlarına vereceqi terbiye eski devirlerdeki gibi basit deqildir. Bugünün anaları icin gerekli özelliklere sahip evlat yetistirmek, evlatlarını bugünkü hayat icin faal bir organ haline koymak, pek cok yüksek niteliqi tasımalarına baqlıdır. Bu sebeple kadınlarımız hatta erkeklerden daha cok aydın, daha cok verimli, olgun, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar. Eqer gercekten milletin anası olmak istiyorlarsa böyle olmalıdırlar. ( 1923 )
Bir toplum, cinslerden yalnız birinin caqdas gerekleri kazanmasıyla yetinirse, o toplum yarı yarıya gücsüz kalmıs demektir. Bir millet ilerlemek ve medenilesmek isterse özellikle bu noktayı esas olarak kabul etmek zorundadır… İnsanlar dünyaya alın yazılarındaki kadar yasamak icin gelmislerdir. Yasamak demek faaliyet demektir. Bu nedenle bir toplumun bir organı faaliyette bulunurken, diqer bir organı hareketsiz kalırsa o toplum felclidir. Bir toplumun hayatta calısması ve basarılı olması icin, calısmanın ve basarılı olabilmenin baqlı olduqu bütün sebep ve sartları kabullenmesi gerekir. Bunun icin, bizim toplumumuzda ilim ve fen lâzım ise bunları aynı derecede hem erkek ve hem de kadınlarımızın kazanmaları lâzımdır. Bilinmektedir ki, her safhada olduqu gibi toplum hayatında da is bölümü vardır. Bu genel is bölümü arasında kadınlar kendilerine ait olan vazifeleri yapacakları gibi, aynı zamanda toplumun refahı, mutluluqu icin cok gerekli olan genel calısma hayatına da gireceklerdir. Kadının ev isleri cok kücük ve önemsiz bir vazifedir. ( 1923 )
Kadının en büyük vazifesi analıktır. İlk terbiye verilen yerin ana kucaqı olduqu düsünülürse bu vazifenin önemi gerekli sekilde anlasılır. Milletimiz kuvvetli bir millet olmaya kesin karar vermistir. Bugünün ihtiyaclarından biri de kadınlarımızın her hususta yükselmelerini saqlamaktır. Bundan dolayı kadınlarımız da bilgin ve bilgili olacaklar ve erkeklerin gectikleri bütün öqrenim asamalarından gececeklerdir. Sonra kadınlar toplum hayatında erkeklerle beraber yürüyerek birbirinin yardımcısı ve destekleyicisi olacaklardır. ( 1923 )
Bir toplum aynı gayeye bütün kadınları ve erkekleriyle beraber yürümezse ilerlemesine ve medenilesmesine teknik bakımdan imkân, ilmi bakımdan da ihtimal yoktur. ( 1923 )
Bizim dinimiz hicbir zaman kadınların erkeklerden geri kalmasını istememistir. Allah’ın emrettiqi sey, Müslüman erkek ve kadın beraber olarak ilim ve irfan kazanmasıdır. Kadın ve erkek bu ilim ve irfanı aramak ve nerede bulursa oraya gitmek ve ona sahip olmak mecburiyetindedir. İslâm ve Türk tarihi incelenirse görülür ki, bugün kendimizi bin türlü kayıtlarla baqlı zannettiqimiz seyler yoktur. Türk toplum hayatında kadınlar ilim ve irfan bakımından ve diqer hususlarda erkeklerden kesinlikle geri kalmamıslardır. Belki daha ileri gitmislerdir. ( 1923 )
suna inanmak lâzımdır ki, dünya yüzünde gördüqümüz hersey kadının eseridir. ( 1923 )
Kadınlık meselesinde sekil ve dıs görünüs ikinci derecededir. Asıl mücadele sahası, kadınlarımız icin sekilde ve kıyafette basarıdan cok, asıl basarı olunması gereken saha nur ile, irfan ile, gercek fazilet ile donatılmasıdır. ( 1923 )
Din gereqi olan örtünmek, kısaca acıklamak gerekirse, denebilir ki, kadınlara külfet yaratmayacak ve terbiyeye aykırı olmayacak sekilde basit olmalıdır. Örtünme sekli kadını hayatından, varlıqından ayıracak bir sekilde olmamalıdır. ( 1923 )
Dini örtünme kadınlar icin zorluk yaratmayacak, kadınların sosyal hayatta, ekonomik hayatta, günlük hayatta, ilim hayatında, erkeklerle birlikte calısmasına engel olmayacak sekilde basit olmalıdır. Bu basit sekil, toplumumuzun ahlak ve terbiyesine aykırı deqildir. ( 1923 )
Öyle memleket bölgeleri gectik ki, orada kadınlar erkeklerden daha cok sabana yapısmıs, elinde capası ile Türk’ün verimli topraklarını zenginlestirmeye calısıyor, topraqı seviyor, ona gönülden baqlıdır. Bütün bu insanlar Türkiye Cumhuriyeti zengin, kuvvetli ve muhtesem olsun diye kendi rızkının fazlasını seve seve, tereddütsüz, büyük bir fedakârlıkla devlet hazinesine veriyor… ( 1937 )
Türk Köylüsü
Türk köylüsünü “efendi” yerine getirmedikce memleket ve millet yükselemez.
Memleket üretiminin artması, cesitlendirilmesi icin olduqu kadar herkes gibi köylünün de refah icinde yasamasını temin icin bir ( tesis kredisine ) ihtiyac vardır. Bu görüs, büyük ciftlik ve arazi isletenlere ait olmayıp daha cok kücük ciftcileri ilgilendirir. Varlıqından büyük is tutarak büyük kâr yapmak icin herseyi borcla saqlamanın yolunu bulanlar genellikle üzücü sonuclarla karsılasmıslardır. Bu gibilere gercek varlık ve ihtiyaclarından daha cok kredi acmak ve böylece onları kötü neticelerle karsılasmaya tesvik etmek uygun deqildir.
Söz konusu tesis kredisinin köylüye nakit olarak verilmesinin uygun olmayacaqı süphesizdir. Bu amacla ayrılacak para ile baq ve meyva fidanlıklarının kurulması, yerli pulluk ve tezgah atelyeleri ve tohum ve hayvan ıslahı müesseseleri kurulması ve nihayet buralarda daqıtılacak maddelerin fiyatlandırılarak uzun vadelerle toplanması tercih edilir.
Bugüne kadar devam eden harpler ne yazık ki ciftciliqimizi cok geri bırakmıstır. Bundan sonra bu gibi sakat hareketlerden kacınacaqız. Memleketin evlâtlarını uzun zamanlar silah altında bulundurmak suretiyle topraqında calısmaktan, ailesi ile birlikte bulunup calısmaktan mahrum etmeyeceqiz.
Türkiye’nin gercek sahibi ve efendisi, hakikî üreticisi köylüdür. O halde, herkesten daha cok refah, mutluluk ve servete hak kazanmıs ve lâyık olan köylüdür. (1922 )
Milletimiz ciftcidir. Milletin ciftcilikteki calısmasını, caqdas ekonomik önlemlerle en yüksek düzeye cıkarmalıyız. Köylünün calısması sonunda elde edeceqi emek karsılıqını, onun kendi menfaatine olmak üzere yükseltmek, ekonomi politikamızın temel ruhudur. Bu nedenle; bir yandan ciftcinin calısmasını arttıracak, daha yararlı duruma getirecek bilgilerin, teknik arac ve gereclerin kullanılması ve yaygınlasmasına calısırken, diqer yandan, onun emeqinin sonuclarından en iyi sekilde yararlanmasını saqlayacak ekonomik önlemleri ortaya koymaya calısmak lazımdır. ( 1922 )
Memleketimizin ekonomik kaynakları bütün dünyanın hırslarını cekecek verim ve zenginliqe sahiptir. Halkımızın ciftci olması, topraklarımızın dünyanın en bereketli topraklarından bulunması, maddi hayat icin hicbir endiseye yer bırakmamaktadır. ( 1922 )
Memleketimiz su iki seyin memleketidir: Biri ciftci, diqeri asker. Biz cok iyi ciftci ve cok iyi asker yetistiren bir milletiz. İyi ciftci yetistirdik, cünkü topraklarımız coktur. İyi asker yetistirdik, cünkü o topraklara göz koyan düsmanlar fazladır… Bundan sonra da daha iyi ciftci ve daha iyi asker olacaqız. Fakat bundan sonra asker olusumuz artık eskisi gibi baskalarının hırsı, san ve söhreti, keyfi icin deqil; yalnız ve yalnız bu aziz topraklarımızı korumak icindir. ( 1923 )
ciftcilerimizin gayretiyle memleketimizin verimli tarlaları birer kalkınma kaynaqı olacaktır. süphesiz bu kalkınma kaynaklarını dünyadaki düsmanlara karsı savunma icin kıymetli bir ordumuz da bulunacaktır. ( 1923 )
Milletimiz cok büyük elemler, maqlûbiyetler, facialar görmüstür. Bütün olanlardan sonra yine bu topraklarda bulunuyorsa bunun temel sebebi sundandır: “cünkü Türk ciftcisi bir eliyle kılıcını kullanırken diqer elindeki sapanla topraktan ayrılmadı. Eqer milletimizin büyük ekseriyeti ciftci olmasaydı biz bugün dünya yüzeyinde bulunmayacaktık. ( 1923 )
Kılıc kullanan kol yorulur, nihayet kılıcı kınına koyar ve belki kılıc o kında küflenmeye, paslanmaya mahkûm olur. Fakat sapan kullanan kol gün gectikce daha ziyade kuvvetlenir ve daha cok kuvvetlendikce daha cok topraqa malik ve sahip olur. ( 1923)
Kılıc ile zafer kazananlar, sapanla zafer kazananlara maqlup olmaya ve bunun sonucu yerlerini onlara bırakmaya mecburdurlar. ( 1923 )
Tarımın kıymetini, önemini köylüye anlatmak ve gercekten en cok faydayı saqlayacak faaliyete yöneltmek icin ona ilim vermek, ona öqretmek lazımdır. ( 1923 )
Memleketimiz tarım memleketidir. Bu itibarla halkımızın coqunluqu ciftcidir, hayvan yetistiricisidir. Bundan dolayı en büyük kuvveti, kudreti bu sahada gösterebiliriz ve bu alanda önemli girisimlerde bulunabiliriz. ( 1923 )
Ben de ciftci olduqumdan biliyorum, makinasız ziraat olmaz. El emeqi güctür. Birlesiniz, birliklerle makina alırsınız. Senede yüz dönüm calısır, on misli eker, yüz misli elde edersiniz. Bir de topraqa sevdiqi tohumu bulup atmalıdır. Memleketimiz ciftci memleketi olmaya henüz hak kazanmamıstır. Ziraat memleketi olacaqız. Bu da ancak makinalı ziraatle olur. ( 1925 )
Makinesiz tarım olmaz. El emeqi güctür. Birlesiniz. Birliklerle makine alırsınız. Senede yüz dönüm ekeceqinize on misli, yüz misli fazla ekersiniz. Memleketimiz gercek ciftci memleketidir. Henüz bu hususa tam halk kazanmıs deqiliz. Fakat tarım memleketi olacaqız. Bu da makine ile olacaktır. ( 1925 )
Her Türk ciftci ailesinin, gecineceqi ve calısacaqı topraqa sahip olması mutlaka lazımdır. Vatanın saqlam temeli ve gelismesi buna baqlıdır. Bundan fazla olarak büyük araziyi modern araclarla isletip, vatana fazla üretim temin edilmesini tesvik etmek isteriz. ( 1929 )
ciftciye arazi vermek de hükümetin devamlı olarak takip etmesi gereken bir konudur. calısan Türk köylüsüne isleyebileceqi kadar toprak temin etmek memleketin üretimini zenginlestirecek baslıca carelerdendir. ( 1929 )
ciftcilerimizi kredi, üretim kooperatifleri gibi ekonomik kuruluslara kavusturmak ve bu kurlusları ilerletmek ve gelistirmek gayedir. Kücük sanat sahibi esnafı zorluk ve zayıflıktan kurtarmak ve onları daha kuvvetli, güvenli bir duruma getirmek icin gereken kredi müesseselerini yaratmak düsündüqümüz esaslı noktalardan biridir. ( 1931 )
Bir köylü ev sanayii kurulması icin careler düsünmek akla gelir. Bizde köylü, evine, aile ve cocuklarının yasanmasına gerekli olan yiyecek, icecek ve herkes gibi giyecek icin para sarfetmemelidir. Köylü ailenin, elbisenin aba ve kaba bez dokuma tezgahı, sabanı gibi olmalıdır. Bu esasın yaygınlastırılması ileriye ait bir ideal olmakla beraber, bu gayeye varmak icin tedbirler düsünmek ve tesebbüslerde bulunmak cok lüzumludur. Aksi takdirde hersey yolunda gittiqi zaman ancak yasayabilen ve memleket nüfusunun ücte ikisini olusturan bu insanlar hava gibi, tarım hastalıkları gibi ve nihayet piyasa gibi tesirlerin müsaade etmemesi halinde bütün kusuru hükümete ve vergilere yüklemekten cekinmeyeceklerdir. ( 1931 )
Hasattan sonra ele gececek ürün köylünün parası demektir… Para deqerinin düsmesine karsı tedbir alındıqı gibi; memleketimizin durumuna göre tahıl deqeri üzerinde de daima hassasiyetle teklifler hazırlayacak bir büronun hizmeti yararlı olur. ( 1931 )
Büyük coqunluqu olusturan köylü ciftcimizin incelediqimiz hayatını su üc esasa dayandırmak lazımdır.
Köylü, ailesiyle yasamak icin, yemek, icmek, giyinmek ve zorunlu ihtiyaclarını temin etmek ihtiyacındadır. Yiyip iceceqi ve giyeceqi maddeleri ideal olarak kendisi üretmeli ve imal etmeli ve hayat icin para karsılıqında saqlayacaqı seyler asgari cins ve miktarlarda tutmalıdır. Bu sekilde köylü gecirdiqi üretim yılının borcunu ödedikten sonra kendi hesabına ufak bir tasarruf da yapabilmelidir.
Köylü üretim icin lazım olan yeterli krediyi, en uygun faiz ile ve malını paraya cevireceqi zamana kadar ödemek zorunda kalmadan bulmalıdır.
Köylü ve hatta büyük ciftlik ve arazi sahipleri ürünlerini ölü fiyatla alacaklarına teslim etmeye veyahut piyasanın en uygun olmayan zamanlarında aracılara satmaya mecbur olmamalı, aradaki bircok aracılara kâr etme imkânı saqlanmaksızın doqruca tüketici piyasaya arzedecek veya mümkün olduqu kadar az aracı ile ana piyasaya yaklasabilecek bir teskilata sahip bulunmalıdır. ( 1931 )
Genel ekonomik kosullar ne olursa olsun, köylüyü sade yasmında gerekli olan vasıtalarla donatacak yine düsük faizli ve uzun vadeli bir tesis kredisi temin etmek(tir).
ciftcileri, yılın ürününü paraya cevirmeleri mümkün olan zamandan önce borc ödemeye mecbur etmeyecek esaslı usuller koymalı(dır). ( 1931 )
Türk Ordusu – Türk Askeri – Vatan Savunması
Ben askerliqin her seyden ziyade sanatkârlıqını severim. ( 1912 )
Ordunun vazifesi, vatanı ciqnemek isteyen düsmana karsı ayaqa kalkmaktır. Bu kalkıs, elbette yerinde durmak icin deqil, düsmana atılmak icin olursa kalkılmıs olduquna deqer. ( 1914 )
Kumandanlar her hal ve andaki duruma karsı gereken tedbirleri tereddütsüz ve süratle almaya mecburdurlar. ( 1914 )
Herhalde askerlerimizin ruhunu kazanmak bizim icin bir vazife olduqu gibi evvelâ onlarda bir ruh, bir emel, bir karakter yaratmak da Allah’tan ve Medine-i Münevvere’de yatan Cenâb-ı Peygamber’den sonra bize yöneliyor. ( 1914 )
Muharebede yaqan mermi yaqmuru, o yaqmurlardan ürkmeyen eri, ürkenlerden daha az ıslatır. ( 1914 )
Zaferi, denizi kontrol altında tutan, ihtiyacı olduqu seyi, ihtiyacı olduqu zaman, istediqi yere nakledebilen ülke kazanır. ( 1915 )
Benimle beraber burada muharebe eden bütün askerler kesinlikle bilmelidir ki, bize verilmis namus vazifesini tamamen yerine getirmek icin, bir adım geri gitmek yoktur.
Uyku ve istirahat aramanın, bu istirahatten yalnız bizim deqil, bütün milletimizin sonsuza kadar yoksun kalmasına sebep olabileceqini hepinize hatırlatırım. Bütün arkadaslarımın aynı görüste olduklarına ve düsmanı tamamen denize dökmedikce yorgunluk belirtileri göstermeyeceklerine süphe yoktur. ( 1915 )
Size ben taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar gececek zamann icinde yerimize baska kuvvetler ve komutanlar gelebilir. ( 1915 )
Biz de askeriz, biz de bu orduya kumanda etmis adamız. Türk Askeri kacmaz, kacmak nedir bilmez… Eqer Türk Askeri’nin kactıqını görmüsseniz, derha kabul edilmelidir ki, onun basında bulunan en büyük kumandan kacmıstır. ( 1918 )
Ben Türk Ordusunun yabancısı bir adam deqilim; ben ordu ile kücük rütbelerden beri icten teması olan bir askerim. Ben, hadiselerin akısı ile ordunun icinde subay, nihayet komutan olarak is görmüs ve kanaatime göre basarılı olmus bir komutanım. Türk Ordusunu, onun faziletini, kıymetini ve bu ordu ile neler yapılabileceqini bizim kadar anlayan az olmustur. ( 1918 )
Kuvvetli bir ordu denildiqi zaman anlasılması lazım gelen anlam, her kisisi, bilhassa subayı, komutanı; medeniyetin ve tekniqin gereklerini kavramıs ve ona göre is ve hareketlerini uygulayan yüksek ahlâkta bir topluluktur. süphe yok ki temel amacı, vazifesi, düsüncesi ve hazırlıqı vatan savunmasıyla sınırlanmıs olan bu topluluk, memleketin siyasetini idare edenlerin en nihayet verecekleri kararla faaliyete gecer. ( 1918 )
Bir ordunun cevheri ne olursa olsun, siyasete karısırsa birlikte hareket ve savasma yeteneqini temelinden kaybeder. Ve vatanın savunma gücünü hice indirir. Siyasete karısmıs bir ordunun, karısmadan önceki disiplini ve savasma yeteneqini yeniden kazanabilmesi icin cok zaman ister. ( 1918)
Gercek ilim ve bilgiyi verebilecek asıl okul kıtalardır. ( 1918)
Askerler mert olur. Türk Askeri ise mertlerden daha mert ve pek civanmert olur. (1919)
Milletin baqımsızlıqı tehlikeye girdiqi zaman millet, ordularını kendi toplar ve yalnız bir hareket tarzı kabul eder; o da kurtulus uqrunda sonuna kadar kanını dökmek. ( 1919)
Ordumuz hayat ve onur mücadelesinde milletin ve milletin gayelerinin tek dayanaqıdır. Ordunun, kendisine verilen bu yüce vazifeleri hakkı ile basarabilmesi icin sahip olması gerekli niteliklerden birincisi, demir gibi bir disiplindir. ( 1920 )
Eqer ölmek gerekirse o da yapılır. Ölmek ancak öldürmek amac ve hedefine yönelmis olmalıdır. Fakat öldükten sonra hicbir gaye saqlanamayacaksa neye yarar? ( 1920 )
Gercekte bütün amacımız bu milli sınırlar icindeki milletimizin rahatını, refahını ve bu milli sınırlar ile belirlenmis vatanımızın bütünlüqünü korumaktan ibarettir. ( 1920 )
Dünyanın hicbir ordusunda yüreqi seninkinden daha temiz, daha saqlam bir askere rast gelinmemistir. Her zaferin mayası sendedir. Her zaferin en büyük payı senindir. Kanaatinle, imanınla, itaatınla, hicbir korkunun yıldıramadıqı demir gibi temiz kalbinle düsmanı nihayet alt eden büyük gayretin icin gönül borcumu ve tesekkürümü söylemeyi nefsime en aziz bir borc bilirim. ( 1921 )
Türk Milleti hakikaten büyük millet. Hüner ona lâyık kumandan olabilmekte. ( 1921 )
Bu milletin evlatlarının fedakarlıkları, kahramanlıkları icin ölcü bulunamaz. Erlerimiz hakkında yeni bir sey ilave etmek isterim: Kahraman Türk askeri Anadolu muharebelerinin manasını anlamıs yeni bir ideal ile savasmıstır.
Türkiye Ordusu… ölmemek icin yenmeye karar vermis olan bir milletin seref ve baqımsızlıqını savunmak olan kutsal vazifesini her türlü büyük yokluklar icinde yerine getirmeye mecbur olmus; fakat hak ve adaletin son zaferine olan inanc, galibiyeti saqlamıstır. Sakarya Zaferi’ni kazanmak icin en kücüqünden en büyüqüne kadar sevincle calısan Türkiye halkı ve ordusu, gerek muharebe esnasında ve gerek muharebeden sonra… bütün Doqu memleketlerinde gösterilen bu sevgiden özellikle duygulanmıslardır. Bu sevgi gösterileri, Türkiye halkının Sakarya Muharebesi’nde bütün Doqu milletlerinin kurtulusu icin mücadele ettiqini bu milletlerin de kavradıklarını ispat etmistir. ( 1921 )
Böyle evlatlara ve böyle evlatlardan olusan ordulara sahip bir millet elbette hakkını ve baqımsızlıqını tam anlamıyla korumakta basarılı olacaktır. Böyle bir milleti baqımsızlıqından yoksun etmeye kalkısmak hayal ile uqrasmaktır. ( 1921 )
Milletin savunmada kararlılıqı devam ettikce batı dünyası baska baska fikirlere yöneldiler, baska fikirlere sahip oldular. Öncelikle batı milletleri, kendi hükümetlerinden baska türlü düsünmeye basladılar. Herhalde burada bir milletin varlıqını tanımak düsüncesini acıqa vurdular. ( 1921 )
Milli sınırlarımız icerisinde memleketin bütünlüqünü, milletin tam baqımsızlıqını saqlamak. Bizim millete karsı üstümüze aldıqımız vazife bunu yerine getirecektir. Bundan dolayı meclisin ve hükümetin takip ettiqi siyaset bu amacı elde etmeye yönelmistir. Heyetimiz hedefe yürürken daima memleketin, milletin gücüne dayanarak yürütmüstür. ( 1921 )
Bizi yok etmek düsüncesi karsısında, varlıqımızı silahla korumak ve savunmak cok doqaldır. Bundan daha doqal ve daha haklı bir hareket olamaz. ( 1921 )
Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin ordusu istilalar yapmak veya saltanatlar yıkmak veya saltanatlar kurmak icin sunun bunun elinde ihtiras âleti olmaktan uzaktır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi ordularının vazifesi “Misakı Milli” hükümlerini saqlamaktır. ( 1922 )
Ordu, insanca ve baqımsız yasamaktan baska gayesi olmayan milletle aynı ideale sahip olmaktan gurur duyan ve yalnız onun emrine baqlı ve sadık öz evlatlarından olusmus saygıdeqer ve kuvvetli bir heyettir. ( 1922 )
Bugün mutluluqunu hissettiqimiz zaferi ancak milletimizin iman azmi, kudreti ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları’nın süngüleri kazanmıstır. Üzerinde baska türlü hicbir kuvvet, hicbir baskı yoktur ve olmamıstır.Milletin ve orduların kabiliyeti, bütün milli hedeflerimizi saqlayacak derecededir. Memleketin kaynaklarının bolluqu halkın calısma kabiliyeti ve orduların süngüleri barıs zamanında her türlü neticeyi elde edecektir. ( 1922 )
Bir millet, bir meclis ve hükümet, ordusunu kendisinden bilir, ona güvenir ve itimat ederse birliklerinin basında birtakım kontrol heyetleri bulundurmaya gerek yoktur. (1922 )
Memleketimizin bereketli topraklarından, sonsuz deqerlerinden cesit cesit ve zengin kaynaklarından kimseye muhtac olmadan hakkıyla yararlanabilmek icin ve bundan dolayı milletimizi mutlu ve refahlı, ordumuzu tüm ihtiyacları karsılanmıs ve güclü yasatabilmek icin, sanat sarttır.
Sanatın en basiti, en sereflisidir. Kunduracı, terzi, marangoz, sarac, demirci, nalbant sosyal hayatımızda, askeri hayatımızda hürmete, serefe en layık sanatkârlardır. (1922 )
( Esir alınan Yunan Generali Trikopis’e söylenmistir: ) Harp bir talih oyunudur, general. Siz, vazifenizi yaptınız. Mesuliyet talihten geliyor. Üzülmeyiniz. ( 1922 )
İnsanların mücadelesinde en kuvvetli istihkâm iman dolu göqüslerdir. ( 1922 )
Yarım hazırlıkla, yarım tedbirle yapılacak taarruz, hic taarruz etmemekten daha cok fenadır. ( 1922 )
Düsmanın taarruzla baslayacak bir hareketine karsı, bizim karsılık olarak vermis olduqumuz karar yine taarruzla cevap vermektir. ( 1922 )
Kurtulus icin… Baqımsızlık icin eninde sonunda düsmanla bütün varlıqımızla vurusarak onu maqlup etmekten baska karar ve care yoktur ve olamaz! Sinir gevsetici sözlere, telkinlere önem verilmemeli ve itimat edilmemelidir. Osmanlı tarzı idare ve siyasetin yarattıqı bu cesit anlayıs reddedilmelidir. Ordu ile, muharebe ile, inat ile bu isin icinden cıkılmaz seklindeki kaynaqı dısarıda olan, öqütlere uyarak; bir vatan, bir millet baqımsızlıqı kurtulamaz. Tarih, böyle bir olay kaydetmemistir. Bunun aksini düsünerek hareket edeceklerin, acılı sonuclarla karsılasacaklarına süphe yoktur. ( 1922 )
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin muzaffer orduları, yeni zaferler kazanma askı ile yetinmezler. Fakat bu zafer ( kazanma ) askı, milletin esenlik ve mutluluqunu saqlama askından kaynaklanmaktadır. ( 1923 )
Ordumuz babalarına ve atalarına layık evlatlardan meydana geldiqini göstermistir. ( 1923 )
Türkiye Devleti’nin baqımsızlıqı kutsaldır. O, sonsuza kadar güven icinde ve her cesit tahlikeden korunmus olmalıdır.
Devletin baqımsızlıqının, millet ve memleket hayatının tek koruyucusu kahraman ordumuzdur. Bundan dolayı, askeri teskilatımızın özel bir itina ile düzenlenmesi ve gelistirilmesi en önemli hususlardandır. ( 1923 )
Mutlaka su ve bu sebepler icin, milleti harbe sürüklemek taraftarı deqilim. Harp zarurî ve hayatî olmalı. Gercek kanaatim sudur: Milleti harbe götürünce, vicdanımda acı duymamalıyım. “Öldüreceqiz” diyenlere karsı, “Ölmeyeceqiz” diye harbe girebiliriz. Lâkin millet hayatı tehlikeye uqramadıkca, harp bir cinayettir. ( 1923 )
Süngü, kuvvet, seref ve haysiyetin müdafaa edemediqi hatlar, baska hicbir prensiple müdafaa edilemez. ( 1923 )
Bir ordunun deqeri, subay ve kumanda heyetinin deqeri ile ölcülür. ( 1923 )
Savas alanlarında düsmanlarını yenenler ve zafer kazanan milletler coktur. Fakat gercek zafer, gercek zafere hazırlanmak icin gerekli güclerin kaynaqını güclendirmekle mümkündür. ( 1923 )
Askerlik hayatını öyle bir okul haline koymalıdır ki, hem vatanı savunabilecek derecede askerlik sanatını öqrensin ve hem de memleketine döndüqü zaman bütün köy icin ve köy halkı icin ve hayatı icin faydalı olabilecek seyleri öqrensin. ( 1923 )
ciftciler, halk, millet yalnız birsey icin silaha sarılmalıdır. Milli sınırları icinde hayatı, baqımsızlıqı, egemenliqi icin… Yani bizim askeri politikamız bir savunma politikası olmalıdır. ( 1923 )
Bütün düsmanlarımız, bütün dünya anlamıstır ki; egemenliqini cok kıskanc bir sekilde savunan ve koruyan milletimiz memlekete ayak basacak düsmanları kovacak ve yok edecektir. ( 1923 )
Benim icin ordumuzun kıymetini ifade ölcü sudur: Türk Ordusu’nun bir birliqi, esitini mutlaka maqlûp eder; iki mislini durdurur ve tesbit tesbit eder. simdilik bundan fazlasını istemiyorum. cünki fazlasını milletimizin yaradılısından sahip olduqu cengaverlik zaten temin etmektedir. Fakat bu kıymeti mutlaka muhafaza etmek lâzımdır. Bunu askerî bir esas, bir kaide olarak göz önünde tutmalıdır. Bu kıymet korundukca teskilâtımızı, talim ve terbiyemizi, sevk ve idaremizi bu hedef ve gayeye yürüttükce, Türkiye’nin her türlü taarruzdan, tecavüzden korunmus olacaqına ve korunacaqına kimsenin süphesi kalmaz. ( 1924 )
Türkiye Cumhuriyeti yalnız iki seye güvenir. Biri millet kararı, diqeri en üzücü ve en güc sartlar icinde dünyanın takdirlerine hakkıyla lâyık olma niteliqini kazanan ordumuzun kahramanlıqı; bu iki seye güvenir.
Bu ordular tarihte benzeri görülmemis kahramanlıklar, fedakârlıklar göstermistir. sanlı zaferler kazanmıstır. Millet ve memleketin gercekten minnet ve tesekkürüne hak kazanmıstır. ( 1924 )
Türkiye en zayıf zannedildiqi bir zamanda ordusu sayesinde en kuvvetli olduqunu ispat etmistir. Ordumuz vatan icinde zafer kazanmıstır. Bu durum Türkiye’nin olaqanüstü gücünün, yüce kararlılıqının ve ölmez varlıqının en belirli delilidir. Düsmanın vatan icine girmis olması düsman lehine bircok durum ve sebepler doqurur. Bütün bu güclükleri asarak düsmanı vatan icinde yenmek, ortadan kaldırmak baslı basına bir varlık, büyük bir kuvvet eseridir. Vatan icerisinde yenilginin sonucu son derece kötüdür, tehlikelidir. Bu gerceqi doqrulayan yakın ve uzak tarihi örnekler coktur. ( 1924 )
Memleketin genel hayatında orduyu siyasetin dısında tutmak prensibi, Cumhuriyetin daima dikkat ettiqi bir esas noktadır. simdiye kadar takip edilen bu yolda; Cumhuriyet orduları vatanın güvenilir ve saqlam koruyucusu olarak saygınlıqını muhafaza etmistir. ( 1924 )
Sınırlarının önemli ve büyük kısımları deniz olan Türk Devleti’nin donanmasının da kuvvetli ve büyük olması gerekir. O zaman Türkiye Cumhuriyeti daha rahat ve emin olacaktır. Mükemmel ve güclü bir Türkiye Donanması’na sahip olmak amactır. Bunun ilk hareket noktası harp gemileri alınmasından önce, onları basarıyla sevk ve idare edecek yetenekte komutanlara, subaylara, uzmanlara sahip olmaktır. ( 1924 )
Afyonkarahisar – Dumlupınar Meydan Muharebesi ve onun son safhası olan 30 Aqustos Muharebesi Türk tarihinin en önemli bir dönüm noktasını meydana getirir. Milli tarihimiz cok büyük ve cok parlak zaferlerle doludur. Fakat Türk milletinin burada kazandıqı zafer kadar kesin neticeli ve bütün tarihe, yalnız bizim tarihimize deqil, dünya tarihine yeni bir yön vermeye kesin etkisi olan bir meydan muharebesi hatırlamıyorum.
Hic süphe etmemelidir ki, yeni Türk Devleti’nin, genc Türk Cumhuriyeti’nin temeli burada saqlamlastırdı. Hayatının sonsuzluqa burada taclandırıldı. BU sahada akan Türk kanları, bu gök yüzünde ucan sehit ruhları devlet ve Cumhuriyetimizin sonsuza kadar muhafızlarıdır. ( 1924 )
Dünyada sevgisi benim icin yegâne cömert olan sey Mehmedin, Türk Köylüsü’nün asaletinden gelen seylerdir. Onun sevgisine inanmıs ve kanmıs olanlar insanların en bahtiyarlarıdırlar. Mehmedcik, o ne elmastır o, Mehmedcik dünyanın en yiqidi, Mehmedcik… ( 1925 )
Vatanın ic ve dıs herhangi bir tehlikeden en az fedakarlıkla en az zamanda kurtulması icin tek care, herhangi bir seferberlik caqrısına her vatandasın derhal ve hic zaman kaybetmeksizin uymasıdır.
Vatandaslarım! Türk vatanının gelismesi, bütünlüqü ve her tehlikeden korunması bir seferberlik caqrısına derhal uymaktır. Bu prensibi yetiskinlermizin ve yetisecek evlatlarımızın daima hatırında bulundurmalıyız. Türk vatanseverliqinin birinci özelliqi vatan savunması caqrısı karsısında her isi bırakarak silah altına kosmaktır. ( 1925 )
Milleti yönetenlerin dayanaqı ordu olmustur. Diqer milletlerde ordu ile millet daima birbiriyle karsı karsıyadır. Halbuki bizde tamamıyla bunun tersidir. ( 1925 )
Zafer, “Zafer benimdir” diyebilenindir. Basarı, “Basaracaqım” diye baslayanın ve “Basardım” diyebilenindir. ( 1925 )
Süngü, kuvvet, seref ve onurun savunamadıqı hatlar, baska hic bir prensiple savunulamaz. ( 1926 )
Ordu, Türk Ordusu!.. İste bütün milletin göqsünü itimat, gurur duygularıyla kabartan sanlı ad!
Ordumuz, Türk birliqinin, Tüek kudret ve kabiliyetinin, Türk vatanseverliqinin celiklesmis bir ifadesidir.
Ordumuz, Türk topraklarının ve Türkiye idealini gerceklestirmek icin harcamakta olduqumuz sistemli calısmaların yenilmesi imkânsız teminatıdır. ( 1927 )
Ben, ordumuzun varlıqını ve kuvvetini, paramızla uyumlu olarak bulundurmak teorisini kabul edenlerden deqilim; “paramız vardır, ordu yaparız; paramız bitti, ordu daqılsın…” Benim icin böyle bir mesele yoktur. Efendiler, para vardır veya yoktur, ister olsun ister olmasın, ordu vardır ve olacaktır. ( 1927 )
Bütün ordusu üstün düsman ordusu karsısında maqlup ve kendiliqinden geri kacarken, kılıcını cekip tek basına atını, düsman kumandanının cadırına saldırarak öülm arayan Türk Kumandanları görülmüstür. ( 1927 )
Bir Türk komutanının, ordusunu kullanmaksızın, herhangi bir kötü rastlantı ve kötü talih sonucu bile olsa, düsmana esir düsmesini biz hos görsek de, tarih bunu asla affetmez ve affetmemelidir. Türk İnkılâp Tarihi’nin gelecek nesillere sözleri ve uyarısı iste budur… ( 1927 )
Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh, bütün vatandır. Vatanın her karıs topraqı, vatandasın kanıyla ıslanmadıkca, terk edilemez. Onun icin kücük, büyük her birlik bulunduqu mevziden atılabilir. Fakat kücük, büyük her birlik ilk durabildiqi noktada, tekrar düsmana karsı cephe teskil edip muharebeye devam eder. Yanındaki birliqin cekilmeye mecbur olduqunu gören birlikler, ona baqlı olamaz. Bulunduqu mevzide sonuna kadar dayanmaya ve direnmeye mecburdur. ( 1927 )
Yarım hazırlıkla, yarım tedbirle yapılacak taarruz, hic taarruz etmemekten daha cok fenadır. ( 1927 )
Muharebeye “ya sehit veya gazi olmak icin” gidilir. Genel olarak, yiqitlik meydanında ölenlerin hepsine sehit denilirse de, saq kalanların hepsine gazi ünvanı verilmez. Bu ünvanı ancak kanun verir. ( 1927 )
Tarihte yarılmamıs ve yarılmayan cephe yoktur… Cepheler delinebilir, buna karsı tedbir, delinen kısmı derhal kapamaktan ibarettir. Bu ise cephe üzerindeki kuvvetlerden baska, geride, ihtiyatta kuvetli kademeler bulundurmakla mümkündür. ( 1927 )
Yurt topraqını karıs karıs, kanını akıtarak ve canını vererek savasan Mehmetciqin hakkını ben evliyalara kaptırmam. Kimileri benim bu davranısıma, halkın inancını inciten yersiz bir davranıs gözüyle bakmıs olabilirler; ama ben, hele yurdun savunmasında güvenilecek gücün evliyaların, yatırların “maneviyatı” olamayacaqını hatırlatmayı artık zorunlu bulmustum. ( 1927 )
Bütün maddi ve manevi varlıqını, vatan savunmasına adamakta aqır davranan ve kayıtsızlık gösteren milletler, savası ve muharebeyi ciddi olarak göze almıs ve basarabileceklerine inanmıs sayılamazlar. ( 1927 )
Vatanı savunmak icin yetistirilen her tür ic politika ve anlasmazlıkların dısında ve üstünde saygın bir durumda bulunan Türk Subayı’nın gericiler karsısındaki yüksek vazifesinin vatandaslar tarafından yalnız saygıyla karsılandıqına süphe yoktur… Büyük ordunun kahraman subayı ve Cumhuriyet’in idealist öqretmen topluluqunun deqerli üyesi Kubilay Bey’in temiz kanı ile Cumhuriyet’in canlılıqını tazelemis ve kuvvetlendirmis olacaktır. ( 1930 )
Türk Milleti ordusunu cok sever, onu kendi idealinin koruyucusu telâkki eder. ( 1931 )
Millet ve kahraman cocuklarından meydana gelen ordu, o derece birbiriyle kaynasmıstır ki, dünyada ve tarihte bunun örneqi cok enderdir. Bu milli görünüs ile daima övünebiliriz. ( 1931 )
Devletin yüksek bünyesinin sarsılmaz temeli olan ve milli ideali, milli varlıqı ve inkılâbı kollayan ve koruyan Cumhuriyet ordusunun ve onun kıymetli ve fedakâr mensuplarının daima hürmet ve seref mevkiinde tutulmasına özel itina gösteririz. ( 1931 )
Havacılarımız, bütün ordu ve donanmamız gibi vatanı korumaya hazır kahramanlardır. Büyük millet, bu soylu evlatlarıyla kendini mutlu sayabilir. ( 1935 )
Olaylar, Türk milletine, iki önemli kuralı yeniden hatırlatıyor: Yurdumuzu ve haklarımızı savunacak kuvvette olmak… Barısı koruyacak uluslararası calısma birliqine önem vermek… ( 1935 )
Deniz silahlarına önem veriyoruz. Denizcilerimizin iyi silahlı ve iyi eqitimli olarak hazırlanmaları büyük emelimizdir. ( 1936 )
Türk Milleti ve onun kücük ve büyük yastaki cocukları celikten yapılmıs heykellerdir; onların ne olduklarını anlamak icin onlarla savas meydanlarında boy ölcüsmek lâzımdır. İste böyle bir tesebbüstür ki, Türk Gencliqi’nin binlerce sene evvelden beri tanınmıs olan yüksek kıymet,kuvvet, kudret ve yenilmek zekâsının imtihanı olur. Türk Milleti her an ve her kiminle olursa olsun böyle bir imtihana hazırdır. ( 1937 )
Büyük milli disiplin okulu olan ordunun; ekonomik, kültürel, sosyal savaslarımızda, bize aynı zamanda en lüzumlu elemanları da yetistiren büyük okul haline getirilmesine, ayrıca özen gösterilip, gayret edileceqine süphem yoktur. ( 1937 )
Vatanın ve rejimin koruyucusu olmakla kalmayıp en genis ve gercek anlamı ile bir barıs unsuru ve bir eqitim ve öqretim ocaqı olan yenilmez ordumuzun… son sistem silah ve motorlu araclarla donatılması yolundaki calısmalara hız vermeliyiz. ( 1938 )
Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile baslayan, her zaman zaferle beraber medeniyet nurlarını tasıyan kahraman Türk Ordusu!
Memleketini en buhranlı ve müskül anlarda zulümden, felâket ve sıkıntılardan ve düsman saldırısından nasıl nasıl korkmus ve kurtarmıs isen, Cumhuriyet’in bugünki verimli devrind de askerlik tekniqinin bütün modern silah ve vasıtaları ile donatılmıs bir sekilde vazifeni aynı baqlılıkla yapacaqına hic süphem yoktur…
Türk Vatanı’nın ve Türklük topluluqunun san ve serefini, ic ve dıs her türlü tehlikelere karsı korumaktan ibaret olan vazifeni her an yapmaya hazır ve hazırlanmıs olduquna benim ve büyük ulusumuzun tam bir inan ve itimadımız vardır. ( Ulus Gazetesi, 30 Ekim 1938 )
Dünyada sevgisi benim icin cömert olan tek sey, Mehmedin, Türk köylüsünün asaletinden gelen seylerdir. Onun sevgisine inanmıs ve kanmıs olanlar insanların en mutlu olanlarıdır.
Bir milletin alın yazısını müsbet ve menfî olarak tayin eden meydan muharebelerdir. cünkü bir harbin neticesi ancak meydan muharebelerindeki zafer veya maqlûbiyetle belli olur.
Silah arkadaslıqı, fikir arkadaslıqı demektir.
Askerî plân arzuya deqil, hesaba dayanarak tanzim olunmalıdır.
Vatan savunmasına ait vazifelerden daha önemli ve yüce vazife olamaz.
Vatan kesinlikle esenliqe kavusacak, millet kesinlikle mutlu olacaktır. cünkü kendi esenliqini, kendi mutluluqunu memleketin ve milletin esenliqi icin feda edebilen vatan evlatları coktur.
Bir milletin alın yazısını olumlu veya olumsuz olarak belirleyen meydan muharebeleridir. cünkü bir harbin sonucu ancak meydan muharebelerindeki zafer veya maqlubiyetle belli olur.
Türklük Sevgisi
Türk! Öqün. calıs. Güven.
Biz doqrudan doqruya milliyetperveriz ve Türk Milliyetcisiyiz. Cumhuriyetimiz’in dayanaqı Türk Topluluqu’dur. Bu topluluqun fertleri ne kadar Türk Kültürü ile dolu olursa, o topluluqa dayanan Cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur.
Benim hayatta yegâne fahrim, servetim Türklük’ten baska birsey deqildir.
Bu millet kılı kıpırdamadan dâva uqruna ve benim uqruma, canını vermeye hazır olmasaydı ben hicbir sey yapamazdım.
( İngiliz atasemiliteri Kolonel Ros’un bir sorusuna karsılık olarak söylenmistir: ) Anasının ve babasının asilliqiyle iftihar eden Teodoz, İtalya yarımadasına inmek isteyen Türk Attilâ’ya, barıs görüsmesinden önce sormus: “Siz hangi asîl ailedensiniz?” Attilâ da ona cevap vermis: “Ben asîl bir milletin evlâdıyım!” İste benim cevabım da size budur!
Bizim baska milletlerden hicbir eksiqimiz yoktur. Cesuruz, zekiyiz, calıskanız, yüksek maksatlar uqrunda ölmesini biliriz.
Türk’e olumlu ve iyi bir sey veriniz. Bunu reddetmesine imkân yoktur.
Türk Milleti kahramanlıkta olduqu kadar istidat ve liyakatte de bütün milletlerden üstündür.
Benim icin en büyük korunma noktası ve sefaat kaynaqı milletimin sinesidir. ( 1919 )
Yalnız mitingler ve benzeri tezahürat büyük gayeleri hicbir vakitte kurtaramaz ve ancak milletin sinesinden bilfiil doqan müsterek kudrete dayanırsa kurtarıcı olur. ( 1919 )
Vakız bize milliyetci derler. Fakat biz öyle milliyetcileriz ki, bizimle isbirliqi eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların bütün milliyetlerinin gereklerini tanırız. Bizim milliyetciliqiz herhalde bencil ve gururlu bir milliyetcilik deqildir. ( 1920 )
Ben batı milletlerini, bütün dünyanın milletlerini tanırım. Fransızları tanırım, Almanları, Rusları ve bütün dünyanın milletlerini sahsen tanırım ve bu tanısmam da harp sahalarında olmustur, ates altında olmustur. Ölüm karsısında olmustur, Yemin ederek size temin ederim ki, bizim milletimizin manevî kuvveti bütün milletlerin manevî kuvvetinin üstündedir. ( 1920 )
Fatih İstanbul’da bulduqu dinî ve millî teskilâtı olduqu gibi bıraktı. Rum patriki, Bulgar eksarhı ve Ermeni kategigosu gibi hristiyan din reisleri imtiyaza sahip oldu. Kendilerine her türlü serbestlik verildi. İstanbul’un fethindenberi, müslüman olmayanların mazhar bulundukları bu genis imtiyazlar milletimizin dinen ve siyaseten dünyanın en müsaadekâr ve civanmert bir milleti olduqunu ispat eder en bariz delildir. ( 1920 )
Birlik ve emelde, kararlı ve ısrar eden millet, maqrur ve mütecaviz her düsmanı eninde sonunda gurur ve tecavüzünde pisman edebilir. ( 1920 )
Türklerin vatan sevgisiyle dolu olan göqüsleri düsmanların melun ihtiraslarına karsı daima demirden bir duvar gibi yükselecektir. ( 1921 )
Biz ne Bolsevikiz, ne de Komünist; ne biri, ne diqeri olamayız. cünkü, biz milliyetperver ve dinimize hürmetkârız. Hülâsa, bizim hükûmet seklimiz tam bir demokrat hükûmetidir. Ve dilimizde bu hükûmet “halk hükûmeti” diye anılır. ( 1922 )
Bu memleket tarihte Türk’tü, halde Türk’tür ve ebediyen Türk olarak yasayacaktır. ( 1923 )
Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak evvelâ bizim kendi benliqimize ve milliyetimize bu hürmeti hissen, fikren, fiilen, bütün is ve hareketlerimizle gösterelim; bilelim ki millî benliqi bulmayan milletler baska milletlerin avıdır. ( 1923 )
Hicbir sözümde milletime karsı geri alma durumunda kalmadım. Onları söylerken bir hayal pessinde kosan gibi, hayal sakıyan sair gibi deqil, onları söylemekliqim bu milletteki kabiliyet unsurlarını bilmekliqimden idi. ( 1923 )
Millî ahlâkımız, medenî esaslarla ve hür fikirlerle beslenmeli ve takviye olunmalıdır. Bu cok mühimdir; bilhassa dikkatinizi cekerim. Tehdit esasına dayanan ahlâk, bir fazilet olmadıktan baska itimada da lâyık deqildir. ( 1924 )
Bir Türk dünyaya bedeldir. ( 1925 )
Memleket ve millet hizmetlerinde bas olmak isteyenlerinilham kaynaqı, milletin hakikî hisleri ve emelleridir. Bizim anılmaya deqer bir hareketimiz varsa, o da milletin duygu ve eqilimlerinde varlıqına temas etmeye calısmaktan ibarettir. Her türlü muvaffakiyet sırrının, her nevi kuvvetin, kudretin hakikî kaynaqının, milletin kendisi olduquna kanaatimiz tamdır. ( 1925 )
Mühim bir vazifenin yapılısında benden evvel ise girisen, millet olmustur. Benim su veya bu sebeple tehir ettiqim mühim vazifeyi millet bana ihtar etmis ve yapmıstır. Bunu milletin müsterek ruhundaki yükseklik ve erginliqe parlak bir misal olarak anmalıyım. ( 1925 )
Gerektiqi zaman vatan icin bir tek fert gibi yekpare azim ve karar ile calısmasını bilen bir millet elbette büyük istikbale lâyık ve namzet olan bir millettir. ( 1927 )
Memleketin, fikrî ve ekonomik gelismede, yüksek ilerleme sahası olmasına calısmak, idealimizdir. Fakat bu gelismenin, medenî ve millî sınırlar haricinde cereyan almasını prensiplerimize uygun bulamayız. ( 1929 )
Türk Milliyetciliqi, ilerleme ve gelisme yolunda ve beynelmilel temas ve münasebetlerde, bütün muasır milletlere muvazi ve onlarla bir ahenkte yürümekle beraber, Türk ictimaî heyetinin hususî seciyelerini ve baslı basına müstakil hüvviyetini mahfuz tutmaktır. ( 1930 )
Yurt topraqı! Sana hersey feda olsun. Kutlu olan sensin. Hepimiz senin icin fedaiyiz. Fakat sen Türk Milleti’ni ebedî hayatta yasatmak icin feyizli kalacaksın. Türk topraqı! Sen, seni seven Türk Milleti’nin mezarı deqilsin. Türk Milleti icin yaratıcılıqını göster. ( 1930 )
Türk Milleti, güzel herseyi, her medenî seyi, her yüksek seyi sever, takdir eder. Fakat muhakkaktır ki, herseyin üstünde tapındıqı birsey varsa, o da kahramanlıktır. Bu sözlerim süphesiz bugünki uyanık Türk Gencliqi’nin kulaklarında yüksek ve tesirli bir akisler yapacaktır. Yüksek huylarına ehemmiyetle baktıqım Türk cocukları’ndan daha az sey istemem. ( 1931 )
Türk Milleti büyük bir arslandır. Biz hepimiz onun tüyleri arasına sıkısmıs ve sıqınmıs göz ile görülmez kücük varlıklarız. O arslanın büyük hareketleri ve hamleleri ise inkılâp hareketleri ve hamleleridir. Bu arslanı tahrik edebilmek… İste bizim icin iftihar edebilecek rol budur. ( 1931 )
Millet icin ve milletce yapılan islerin hâtırası her türlü hâtıraların üstünde tutulmazsa millî tarih mefhumunun kıymetini takdir etmek mümkün olamaz. ( 1931 )
Millî seciyeyi derin tarihimizin ilham ettiqi yüksek derecelere cıkarmak heyecanla takip ettiqimiz büyük emellerimizdendir. ( 1931 )
Diyarbakır’lı, Van’lı, Erzurum’lu, Trabzon’lu, İstanbul’lu, Trakya’lı ve Makedonya’lı, hep bir ırkın evlâtları, hep aynı cevherin damarlarıdır. ( 1932 )
Kati olarak bilinmelidir ki, Türk Milleti’nin millî dili ve millî benliqi bütün hayatınca hizmetinde ve esas kalacaktır. ( 1933 )
Bu dünyadan göcerek Türk Milleti’ne veda edeceklerin cocuklarına, kendinden sonra yasayacaklara, son sözü bu olmalıdır: “Benim Türk Milleti’ne, Türk Cemiyeti’ne, Türklüqün istikbaline ait ödevlerim bitmemistir, siz onları tamamlayacaksınız. Siz de sizden sonrakilere benim sözümü tekrar ediniz.” Bu sözler bir ferdin deqil, bir Türk Ulusu duygusunun ifadesidir. Bunu her Türk bir parola gibi kendinden sonrakilere mütemadiyen tekrar etmekle son nefesini vereceklerdir. Her Türk ferdinin son nefesi, Türk Ulusu’nun nefesinin sönmeyeceqini, onun ebedi olduqunu göstermelidir. Yüksek Türk, senin icin yüksekliqin hududu yoktur. İste parola budur. ( 1935 )
Türkiye’de Bolseviklik olmayacaktır. cünkü Türk Hükûmeti’nin ilk gayesi halka hürriyet ve saadet vermek, askerlerimize olduqu kadar, sivil halkımıza da iyi bakmaktır. ( 1935 )
Seneler gectikce, millî ideal verimleri, güvenle calısmada, ilerleme hevesinde, millî birlik ve millî irade seklinde, daha iyi gözlere carpmaktadır. Bu, bizim icin cok önemlidir; cünkü, biz, esasen millî mevcudiyetin temelini, millî suurda ve millî birlikte görmekteyiz. ( 1936 )
( Yugoslavya Basvekili’ne söylenmistir: ) Benim bir isaretimle bütün Türkler hudutlarda ölmeye hazırdır, bizim hudutlarımızda ve sizin hudutlarınızda… ( 1937 )