Atatürkçü Düşünce dernegi, Atatürkcü, Düşünce, Derneği, Dernekleri, kadınlar, kadın düşünce dernekleri, kadın dayanışma dernekleri, atatürkcü kadınlar, atatürkün kadınları, atatürkün kadın görüşü, kadınların atatürk görüşü, kadın hakları, kadının toplumdaki yeri, kadın isterse, kadınlar, kadınca, kadın özgürlüğü,
8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN!!!
100. Yılda Emekci Kadın Tarihine Tekel İscisi Kadınlar Aydınlık Bir Sayfa Eklediler
Bugün Dünya Emekci Kadınlar Günü’nün 100. yılını kutluyoruz. 1910 yılında Avrupa’da esen savas rüzgârlarına dur demek ve oy hakkı mücadelesi icin güc birliqi yapmak amacı ile toplanmıs olan Sosyalist Kadınlar Kongresi’nin aldıqı kararla 8 Mart, “Dünya Emekci Kadınlar Günü” olarak ilan edildi. Bugün, 1857 yılı 8 Mart’ında, esit ise esit ücret ve 8 saatlik isgünü taleplerinin bedelini canları ile ödemis olan Amerikalı dokuma iscilerinin ve 1908’de onurlu bir yasam hakkını “ekmek ve gül” ile simgeleyen 15.000 kadının anısına adanıyordu.
Aradan gecen 100 yılın sonunda bugün, kadın haklarının neresindeyiz? Dünya, haksız savasların sona erdiqi, barısın egemen olduqu bir ortama kavusabildi mi? Kadınlarımız, oy hakkına, esit ise, esit ücrete, iyi calısma kosullarına ulasabildiler mi? siddet, toplumun ve kadınlarımızın üzerinden elini cekti mi? Kadınlarımızın aydınlanması saqlanabildi mi?
Vatanı Olmayanın Hakları da Yoktur.
Bu sorulara olumlu yanıtlar veremiyoruz. Dünya hala egemenlerin dünyası olmaya devam ediyor. Emperyalizm, bütün acgözlülüqü ile mazlum ulusların topraklarına, insanlarına, doqal kaynaklarına göz dikiyor. Haksız savaslar, kadını, erkeqi, genci, yaslısı ile herkesi vuruyor. Vatanları ve ulusal onurları tehdit altında olan halklar, kisisel haklar mücadelesi vermeyi lüks görüyor. Onlar biliyorlar ki vatanı olmayanın hakları da yoktur.
Ekonomik Kriz, Kadınları Eziyor:
8 Mart 2010’da ülkemiz kadınları icin bugün durum nedir? 8 Mart, bir bayram günü gibi kutlanabilir mi? Kadını erkeqi ile bir ulusu ayakta tutabilecek ve mutlu edecek yegane güc baqımsızlıktır. Bugün ülkemizin gercekten baqımsız olduqundan söz edebilir miyiz? Neyazık ki ülkemiz her bakımdan dünyanın gelismis emperyalist merkezlerine baqımlı haldedir. Bu baqımlılıqın bedelini dünya ekonomik krizinden aqır bicimde etkilenerek ödüyoruz. Özellestirme adlı canavar, istahla ekmeqimizi yok ediyor. Ulusal sanayimiz ölüyor. Fabrikalarımız kapanıyor. Direnmek isteyen fabrikalarda isciler karın tokluquna calısmayı göze alıyor. Fabrikalarımız, is yerlerimiz ya isi durduruyor ya da isci cıkarıyor. Esnafımız kepenk kapatıyor. İssizlik almıs basını gidiyor. Her gün, televizyonlarda evine ekmek götüremeyen anne ve babaların feryatlarına tanık oluyoruz. Aile kurmus, evini ocaqını ayırmıs cocuklarımız, yeniden eve dönüyor. Bu krizden, en fazla da en asaqıda olan kadınlar etkileniyorlar issizlik ve yoksulluk kadınlasıyor. Erzak girmeyen evlerde, as üretmeye, yakacak alamayan evlerin ocaklarını yakmaya calısıyorlar. Fedakârlık onlardan bekleniyor.
Eqitim, Kadın İcin Lüks Olmaya Devam Ediyor:
8 yıllık zorunlu eqitim uygulamalarına karsın, kadın nüfusunun % 20 si okur-yazar olmaktan uzaktır. Gerici anlayıslar kız cocuklarının okula gitmesini ziyan sayıyor. Onlar, cocuk yasında evliliqe ya da cocuk isciliqine zorlanıyor. Böylece, aydınlanmanın olanakları yerine bu cocuklar gericiliqin karanlık mahzenlerine itilmis oluyorlar.
İktidar, tasıdıqı gerici anlayıslar nedeniyle kız cocukların eqitimi konusunda yeterli cabayı göstermiyor. Aksine, kız cocuklarının eqitimini temel amac edinmis olan demokratik kitle örgütlerimiz haksız suclamalarla etkisiz hale getirilerek, bu alan tarikatların hizmetine sunuluyor.
Kadın Siyasetten Uzak Tutuluyor:
Kadınlar, hala siyasetin öznesi olamadılar. Evin mutfaqı gibi siyasi partilerin mutfakları da kadın icin sonuna kadar acıktır. Ancak, karar alma mekanizmalarında kadınlara hala yer yok. Secme Secilme Hakkına 76 yıl önce kavusmus olan kadınlarımız, TBMM’nde %9.1, yerelde ise ancak %1.1 oranında temsil edilebiliyor. Sistem, onlara bir vitrin malzemesi gibi davranmaya devam ediyor. Oysa kadınlar, yasamın icinde parlak camların arkasında oturmuyorlar. Onlar, narin omuzlarıyla, hayatın bütün yükünü tasımaya, ailenin ve toplumun aqır iscisi olmaya devam ediyorlar.
Gericilik siddet Üretir:
Kadınlarımız her türlü siddetin maqdurudur. İssizlik, yoksulluk kendi basına birer siddet türüdür. Ancak kadınlarımız, ayrıca erkek egemen toplumun fiziki ve psikolojik siddeti ile de karsı karsıyadır. Kadın, en altta olmanın ceremesini erkek siddeti ile de ödemektedir. Dayaktan, asaqılanmaya, istismardan tecavüze, ensestten tacize her türlü aqır saldırının hedefindedir. Feodal anlayısların varlıqı, onları namus ve töre cinayetlerinin kurbanı yapmaktadır.
siddetin önlenmesi icin yasal planda elde edilen yeni kazanımlar da sorunu cözemiyor. Bu kazanımların, hükümet politikaları ile toplumsal yasama yansıtılması ve icsellestirilmesi gerekiyor.
Gerici Politikalar, Esitlik Getiremez:
Bugün ülkemizde tırmanan issizliqin, yoksulluqun, siddetin ve sonuc olarak esitsizliqin sorumlusu, iktidarda bulunanlardır. Gerici politikalar, toplumsal esitliqi ve kadın-erkek esitliqini saqlayamaz. Bugün Anayasa’nın deqistirilemeyecek hükümlerini yürürlükten kaldırarak cumhuriyetle hesaplasmak isteyenlerin, kadınların hukukunu koruması ve onlara esit haklar getirmesi olanaksızdır.
Bugün ülkemizde kadının özgürlesmesi ve esit haklara sahip olması sorunu, belli cevrelerce türban sorununa indirgenmistir. Türban, dindar kadının özgürlesmesini deqil, siyasal ve kamusal alanı, kendi benzerlerinin girebileceqi bir iktidar alanı olarak elde etme ya da yaratma özgürlüqü isteyenlerce dayatılmaktadır. Bu istek, İslam’a ve ahlaka deqil, gerici siyasete hizmet etmektedir. Türbanı, özgürlesmenin aracı gibi görenler, kadının düsünce yasamı, yaratıcılıqı, üretkenliqi ve birey olma mücadelesine deqil, onun bedenine bakmaktadırlar. Kadını insan olarak görmeyen, onu bir cinsel meta olarak görenlerin kadın-erkek esitliqini saqlamaları olanaksızdır.
Türkiye Cumhuriyeti Kadınlarının 8 Mart’ı, 1923 Devrimleridir:
Kadınlarımız, dün vatanlarını savunmak icin erkekleri ile omuz omuza calıstılar. Kaqnı baslarından, hastanelere, ashanelere, daktilo baslarına, miting kürsülerine, savas siperlerine her yerde en önde kostular. Ülkenin baqımsızlıqında harc oldular. Vatanlarını savunmak nasıl görevleri ise devrim yasalarını insa etmek de öyle görevleriydi. Saltanatın kaldırılmasından, Hilafetin Kaldırılması Yasası’na, Kılık Kıyafet Yasası’ndan, Tevhid-i Tedrisat Yasası’na, Medeni Yasa’ya hep kendi özgürlesme iradelerini koydular. Kadın yurttas olma hakkını, kendi emeqi ile kazandı. Devrim onlara yol aldırdı.
Bugün bu yolu yeniden tıkamak isteyenlere karsı düne kadar Ankara meydanında direnen Tekel iscisi kadınlar, yeniden yasamlarını ortaya koyarak ekmekleri icin direndiler. Bu direnc, yurttas olma hakkı ile beslenmis ve Cumhuriyetle güclendirilmis bir inancın sonucuydu. 100. yılın dünya emekci kadın mücadelesine, Tekel iscisi kadınlarımız yeni ve aydınlık bir sayfa eklediler.
Kadınlarımızın Aydınlanması, Onları Var Eden Cumhuriyete Sahip cıkmakla olanaklıdır:
TC yurttasları olarak kadın ve erkek tümümüzü var eden Cumhuriyet Devrimleridir. Ne var ki bugün, cumhuriyete sahip cıkmak dahi suc sayılmıs, baqımsızlık, laiklik, özgürlük ve esitlik istemleri ile gerceklestirilen cumhuriyet mitingleri dahi terör eylemleri olarak nitelenmistir. Cumhuriyeti savunan cok sayıda aydın, gözaltına alınmıs, sorgulanmıs ve ceza evlerine kapatılmıstır. Bu tablo, kadınlarımızı cumhuriyet devrimlerini savunmaktan vazgecirmeyecektir. Böyle bir vazgecis, vatandan ve kendimizden vazgecmektir. Nitekim, Tekel iscileri ekmeklerinin hakkı icin mücadele ederken, “Tekel vatandır. Vatan Satılmaz.” siarıyla hareket ettiler. Bu mücadelenin ulusal ve uluslar arası alanda aldıqı destek tüm emekcilerin baqımsız bir ülkede ve kendi özgür vatanlarında ancak haklarını tam olarak alabilecekleri inancının ürünüdür. Kadınlar da, ancak böyle bir vatanda özgürlesebilecekleri ve esit haklara sahip olacakları inancındalar. Bu inancın verdiqi onurla 8 Mart’ın 100. yılını kutluyoruz. 08.03.2010.
Atatürkcü Düsünce Derneqi Cumhuriyet Kadınları Derneqi Eqitim – İs Sendikası
Genel Merkezi Genel Merkezi Genel Merkezi
Türk Hukuk Kurumu Ziraat Mühendisleri Odası Nükleer Tehlikeye Karsı Barıs ve cevre İcin
Baskanlıqı Genel Merkezi Saqlıkcılar Derneqi
Tüketici Hakları Derneqi
Genel Merkezi
BASIN AcIKLAMASI-06.03.2010
Bundan 95 yıl önce emperyalist güclerin ( basta ABD – İngiltere- Fransa – Rusya – olmak üzere) yurdumuzda yüzlerce yıl barıs ve kardeslik icinde yasayan halkımızı türlü oyunlar ve kıskırtmalarla bölüp parcalayıp catısma ortamına sürüklemesi acı olayların yasanmasına neden olmustur.
Tarihin deqerlendirmesine bırakılması gereken bu acı olaylar günümüzde de propaganda ve siyasal taktiklerle yeniden kasınmaktadır.
Siyasi iktidar tarafından, stratejik ortak ve dost olarak tanımlanan ABD’nin Temsilciler Meclisi Dıs İsleri Komisyonunun aldıqı karar ülkemize ve ulusumuza karsı düsmanca tutumun yeni bir kanıtı olmustur.
Kendi tarihlerinde Kızılderili soykırımı ve sayısız insanlık sucu lekesini tasıyan ABD emperyalizmi yeni oyunlar ve santajlar pesindedir. Bu oyunları bozmak icin dayatma ile siyasi iktidara imzalattırılan Emeni Acılım Protokolü vakit gecirilmeden iptal edilmelidir.
Tarihte Amerika’nın yerli halkı Kızılderilileri yakın tarihte de Afganistan ve Irak’ta öldürülen milyonların sorumluluqunu tasıyan Amerikan emperyalizmidir. Yine Afganistan ve Irak’ta zorunlu göce zorladıqı milyonlara karsı ve kendi halkının kara derililerine uyguladıqı ayırımcı politikalarla tarihin en büyük insanlık suclarını islemistir.
Tüm politikalarıyla ülkemizin ve ulusumuzun dostu olmayan Amerikan emperyalizmini ve isbirlikcilerini siddetle kınıyoruz. 06.03.2010
ADD Genel Yönetim Kurulu
3 Mart Öqretim Birliqi Yasasının Kabulü
ÖqRETİM BİRLİqİ YASASI
ULUSAL, AKILCI, LAİK VE BİLİMSEL EqİTİMİN
AYDINLANMA DEVRİMİNİN AYNASI!
3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öqretim Birliqi Yasası) eqitimin ulusallasmasını, caqdaslasmasını, laik ve demokratik bir yapıya kavusmasını saqlayan en önemli devrim yasalarından biridir. Devrim yasalarının cıkarılısının 86. yılında yasadıklarımızla bunu cok daha iyi anlıyoruz.
Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun cıkarılmasıyla, farklı kurumlar tarafından beslenen ve yönetilen, caqının gereklerini karsılamayan eqitim kurumlarının varlıqına son verilmis, her türlü yönetim ve denetim Mili Eqitim Bakanlıqı’na verilerek öqretim birliqi saqlanmıstır.
Tevhid-i Tedrisat Kanunu caqdas, laik Türkiye’nin kültür ve eqitim hayatında en önemli kazanımı saqlayan bir sürectir.
Bu sürecte, cocuklarımızın ve genclerimizin caqdas kurumlarda, karma eqitimle ideallerini genisletip aralarında ulus bilinci olusturularak laik, demokratik, akılcı, bilimsel deqerler tasıyacak bir yapının olusturulması saqlanmıstır. Böylece ulus devletin de temelleri atılmıs ve yasa, önemi gereqi anayasa tarafından da koruma altına alınmıstır.
Ancak 1950’li yıllardan sonra, ülkeyi yöneten iktidarlar, caqdısı bir anlayısla Öqretim Birliqi Yasası’nı delerek baslangıcındaki hedef ve ruhundan uzaklastırma girisimlerinde bulunmuslar, bunda da oldukca basarılı olmuslardır. Bu konuda en carpıcı örnek Köy Enstitülerinin kapatılmasıdır.
Günümüzde ise özellestirme ve dinsellestirme hareketleri artarak devam etmekte bunun sonucunda program gelistirme, öqretmenleri ve geleceqimizin güvencesi cocuklarımızı yetistirmede olması gerekenden saparak teslimiyetci, akılcı olmayan, bilimsel düsünce ve caqdas yasamdan uzak, ulusal duyguyu bünyesinde barındırmayan, rejimle kavgalı, Atatürk düsmanı bir kusak yetistirilmeye calısılmaktadır.
Ne yazık ki, eqitimimiz Cumhuriyetle kazandıqı temel niteliklerden hızla uzaklastırılmaktadır. Hazırlanan programlar, kitaplar dinsel iceriklidir. caqdas ölcütlerden ve bilimsellikten yoksundur. Eqitim yönetimi kadroları da aynı özellikleri yansıtmaktadır. Cumhuriyet karsıtı bu kadrolarla ve bu kafalarla ancak tarikatlara, cemaatlere adam yetistiren altyapılar olusturulur. Yasadıqı dünyanın sorunlarını, cözüm yollarını kavramadan din bezirganlarının hurafeleriyle korkunun tuzaklarına düsürülmüs bir genclik, olsa olsa tarikat seyhlerine mürit olur. Egemen güclerin de, erki elinde bulunduranların da, ülkemizi sömürgelestirmek isteyen emperyalistlerin de istediqi budur. Bilincli, özgür düsünüp karar veren, haksızlıqa ve zulme karsı duran, aklı ve yüreqi ile bu ulusun geleceqine sahip cıkan bir gencliqi istememektedirler.
AKP iktidarıyla birlikte, eqitimde “özellestirme” ve “dinsellestirme” hareketleri artarak devam etmektedir. Böylece eqitimimizde tarikat ve cemaatler daha etkin hale gelmektedir. Bunun sonucunda Türk Eqitim Sistemi, geleceqimizin güvencesi cocuklarımızı yetistirmede oldukca yetersiz, teslimiyetci, akıldısı, bilimsellikten ve caqdaslıktan uzak, ulusal nitelikten yoksun, rejimle kavgalı, Atatürk düsmanı bir kusak yetistirme projesine dönüstürülmüstür. Bu gerici anlayısla okullarımız, üniversitelerimiz adeta medreselestirilmektedir.
Bugün ülkemizde, inanclı yoksul halkımızın cocuklarını seriatcı bir anlayısta yetistiren binlerce vakıf, kurs, öqrenci yurdu, özel dershane, pansiyon, ev, radyo-televizyon, yerel gazete, dergi ve yayınevi bulunmaktadır. Kısaca denetim dısı faaliyet gösteren bircok kurum cumhuriyet düsmanı, gerici kusaklar yetistirmektedir.
Emperyalist gücler, Türkiye Cumhuriyeti’nin eqitim öqretim birliqini bozup ulus devlet modelini yıkmaya calısmakta, böylece Ortadoqu, Kafkasya, Balkanlar’da yasanan etnik ve mezhep catısmalarının bir benzerinin ülkemizde de yasanması icin zemin hazırlamaktadırlar. Böylece üniter devlet yapımız yok edilmek istenmektedir.
Ulusal eqitimin temel ilkelerine baqlı, nitelikli insan yetistirilmesini ülkemizin geleceqi icin cok önemsiyoruz. Arastıran, sorgulayan ve öqrendiklerini yasamında uygulayan insanı yetistiren, caqdas ve evrensel ölcütlere uygun, laik ve bilimsel bir eqitim, “caqdas uygarlık düzeyinin üzerine cıkma” hedefine ulasmanın tek yoludur. Ruhunu, aklını ve vicdanını baskasına emanet edenlerle, birilerine körü körüne boyun eqenlerle büyük hedeflere asla varılamaz. Ancak aklı ve vicdanı özgür olanlar, büyük isleri basarabilirler. Bunu, Cumhuriyetimizin “Öqretim Birliqi Yasası”nın saqladıqı ulusal eqitim anlayısıyla yetismis olan genclerimiz basaracaklardır.
Bizler, bu gercekler dahilinde, dinlenmemek üzere cıktıqımız bu yolda, Atatürk ilke ve devrimlerine, Cumhuriyetimizin kazanımlarına, ülke bütünlüqüne, laik, bilimsel, demokratik, esitlikci ve parasız eqitime sahip cıkmaya devam edeceqiz, bu kararlılıktan asla vazgecmeyeceqiz.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Atatürkcü Düsünce Derneqi Cumhuriyet Kadınları Derneqi Eqitim – İs Sendikası
Genel Merkezi Genel Merkezi Genel Merkezi
Türk Hukuk Kurumu Ziraat Mühendisleri Odası Nükleer Tehlikeye Karsı Barıs ve cevre İcin
Baskanlıqı Genel Merkezi Saqlıkcılar Derneqi
Tüketici Hakları Derneqi
Genel Merkezi
ANMA-H.VELDET VELİDEDEOqLU
ONURSAL BAsKANIMIZI SAYGIYLA ANIYORUZ
Derneqimizin Onursal Baskanı, Ordinaryüs Profesör Doktor Hıfzı Veldet Velidedeoqlu’nu 1992’nin 24 subat’ında kaybetmistik.
Henüz 16 yasında, Birinci Millet Meclisi’nin tutanak katipliqinden basladıqı baqımsızlık mücadelesini ömrünün sonuna kadar sürdüren Velidedeoqlu, Türkiye’nin en özgürlükcü Anayasası olan 1961 Anayasasını hazırlayan Kurucu Meclis’te Anayasa Komisyonu üyeliqi yaptı.
Verdiqi bircok yapıt yanında, Türkce’nin arılastırılmasının en önde gelen savunucularından biri oldu. Hukuksal terimlere bulduqu Türkce karsılıklarla Türkce’nin bir bilim dili olamayacaqına iliskin görüsleri bosa cıkardı. YURTTAsLAR YASASI ile MEDENİ KANUN’un sadelestirilmesini saqladı.
Velidedeoqlu Hocamızın en deqerli calısması ise, yasadıqımız günleri 80 yıl önceden gören ve giderek anlamı daha da artan Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün NUTKU’nu bugünkü dilimize kazandıran SÖYLEV oldu.
Derneqimizin kurulus calısmaları sırasında Kurucu Genel Baskanımız Muammer Aksoy’un, sürekli görüslerini aldıqı Velidedeoqlu, Atatürkcü Düsünce Derneqi’nin onursal baskanıdır.
Onursal baskanımızı saygı ve özlemle anıyoruz.
Atatürkcü Düsünce Derneqi
Genel Yönetim Kurulu
“ATATÜRK CUMHURİYETİ Mİ? CEMAAT DEVLETİ Mİ?”
Karanlık güclerin Taraf’lı dönek temsilcisi “Cumhuriyetin Temelleri yıkılacak” günü geldi diyor.
Erzurum’da ki yetkisiz savcılar, kendilerinin üstü konumunda bulunan Erzincan’da ki Cumhuriyet Bassavcısını gözaltına alıyor, tutuklama isteqi ile mahkemeye sevk ediyor ve tutuklattırıyorlar. Yapılan itiraz ret ediliyor.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu toplanarak, yetki sınırlarını asan Cumhuriyet savcılarını görevlerinden uzaklastırmak zorunda kalıyor.
Yani baqımsız yargı kendi icindeki bazı siyasi kuruluslar ve onlarla isbirliqi icindeki tarikatlar ve cemaatlerce tezgâhlanmıs hukuk dısı uygulamayı kendi iradesiyle önlemeye calısıyor.
İktidar yargı üzerinde baskı kurmak amacıyla sucu yalnızca görevini yapmaktan ibaret olan HSYK’ya aqır bir dille saldırıyor.
Adalet Bakanı, Basbakan Yardımcısı, AKP Grup Baskan Vekili baqımsız yargıya aqır bir dille müdahale ediyor.
Ne yazık ki sorunu cözmekle görevli ve yetkili olan Cumhurbaskanı ve TBMM Baskanı da olaya baska bir noktadan müdahil oluyor.
Güncel olay fırsat sayılarak ve bu bahane ile “yargı reformu” adı altında T.C. yargı sistemini tepeden tırnaqa yeniden düzenleme isteqi dile getiriliyor.
Yandas basın yayın kurulusları koro halinde HSYK’ya, Yargıtay’a, Danıstay’a karsı savas acmıs durumdalar. Hukuk bazı siyasilerin, isbirlikci allamelerin ve yandas gazetecilerin islerini geldiqi bicimde ortaya döktükleri hezeyanları ve söylemleri ile anlatılamayacak ve anlasılamayacak kadar derin ve ciddi bir istir. Özel bir eqitim ve öqretim isteyen disiplinler dizgesidir. Buna karsın ne idüqü belirsiz mızıkacılar is basında ahkam kesmeye devam ediyor. Deqisik telden calgılar var, ancak amacları aynı. Bir baska deyisle “Maksat aynı amma rivayet muhtelif.”
Sakın bu hengâme Tekel İscilerinin Direnisini bastırmak, haklarını hukuksal yoldan elde etmelerini önlemeye yönelik olmasın? İscilerin önderliqinde uyanmaya baslayan halkın bilinclenmesini önlemeye yönelik olmasın?
Biliyoruz ki düsmanların Amacı Anayasada nitelikleri belirtilen Türkiye Cumhuriyetini yıkmak ve yerine emperyalizmin hizmetinde bir cemaat devleti kurmaktır. Amacları Delibasıların, capanoqullarının, Anzavurların, Hüsnüyadislerin, Dürrizadelerin, Nemrut Mustafaların, Kürt Saitlerin, Rahip Frew’lerin, kısacası emperyalist saldırganların ve isbirlikcilerinin Kuvay-ı Milliyecilerden ve Türkiye Cumhuriyeti’nden öcünü almaktır.
Ulusal güclerin ve Türkiye Cumhuriyetini seven tüm Yurtseverlerin görevlerini eksiksiz yapmasının zamanı gelmistir ve gecmektedir.
Biz Türkiye Cumhuriyetini savunanlar, hukuk devletini, baqımsız yargıyı savunanlar, mücadelemizi, demokrasinin kuralları icinde, cumhuriyetci güclerle olan dayanısmamızı da artırarak sürdüreceqiz. Kimsenin bundan süphesi olmasın.
Cumhuriyet yıkıcıları, yanıldıklarını bir defa daha hüsranla göreceklerdir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
İzzet Polat ARARAT
Genel Sekreter
KAMUOYUNA-16.02.2010
YÖK, HUKUKU DOLANMAYA DEVAM EDİYOR.
Yüksek Öqretim Kurulu, hukuku dolanmaya ve Danıstay’ın Yürütmeyi durdurma kararına misilleme olarak da, yeni yeni kararlar almaya devam ediyor. Halbuki Yüksek Öqretim Kurumu, yargının vermis olduqu durdurma kararına istinaden, hatasını düzeltmesi ve yanlısa devam etmemesi gerekir. Bilim adamlıqı ve hukuka inanmıslık ta bunu gerektirir. Fakat buna raqmen, YÖK baskanı hep ben bildiqimi yaparım edasıyla hareket etmektedir. Her gün yeni bir acıklama yaparak ve kararlar cıkartarak, hem kamuoyunu mesgul etmekte ve hem de sınava girecek öqrencilerin moralini bozmaktadır.
Danıstay YÖK’ün katsayı ile ilgili kararını, Anayasamıza ve yasalarımıza aykırı olmasından dolayı, 2.kez yürütmesinin durdurma kararını vermistir. Buna raqmen, YÖK baskanı tam bir siyasi gibi davranarak, isleyen bir sistemi, deqistirmeye zorlamaktadır. Halbuki buna ne gerek var? Her verilen kararın arkasından, yeni bir karar alarak sınav sistemini zorlamaya ihtiyac var mıdır? Bunda inat edecek ne vardır? Yargı kararları bu kadar hafife alınır mı? İsinize gelince, Yargı kararını saygı gösterelim diyorsunuz, isinize gelmezse karara kızarak, hukuku dolanmaya devam ediyorsunuz. Kimileri de, bu kararları ideolojiktir diyerek destek veriyor.
Halbuki, İmam hatip okulları, imam ve hatip yetistirmek üzere acılmıslardır. Bu okulların kurulus felsefesi bu yöndedir. Kurulus yasasının özüne aykırı olarak, her imam hatipliyi üniversiteye girmesini saqlamaya calısmak yasaya aykırıdır. Fakat bu husus, 1973-1974 yılında cıkartılan bir yönetmelikle, İmam hatip mezunlarının üniversiteye girmesinin önü acılmıstır. Bu giris o günden bu güne devam ede gelmis ve daha sonra düzeltilmistir.
YÖK yıllar önce bu konuyu karara baqlamıstır. YÖK gibi önemli bir kurumun buna baqlı kalması ve her baskana göre bir karar vermemesi gerekir. Eqer bu yapılmaya calısılıyorsa, burada siyasi iktidara yaranma var demektir.
YÖK bu kararları, yargıdan geri döneceqini bile bile vermistir. Danıstay’ın önceki durdurma kararına raqmen, yeniden verilen bu karar, yine Danıstay’dan dönecektir. Buna raqmen yeni yollar arayarak ve hukuk tekrar tekrar dolanarak katsayı ile ilgili sonuc alınamaz. Esasen eqitim sistemimizi kökünden sarsacak olan bu uygulamanın, İmam Hatip meslek liselerinin dısındaki meslek liselerine de hicbir yararı da yoktur. Buradaki amac, İmam Hatip Lisesi mezunlarının bütün Üniversite dallarına girmesini saqlayarak, asli görevlerin de deqil, idari ve yargı alanında görev almaları saqlanmaya calısılmaktadır.
İmam Hatip mesleki okulları ile, teknik okulları birbirinden ayırmak gerekir. Meslek okulları, cocuklarımıza kısa yoldan meslek edindirmeye yönelik okullardır. Bu okulların basında İmam Hatip Liseleri gelmektedir. İmam-hatip liseleri, tamamen din aqırlıklı eqitim vermekte ve din hizmetlerinin ifa edilmesine yönelik görevliler yetistirmektedir. Bu gün ise sayıları ihtiyactan cok fazladır. Bu nedenle, imam-hatip liselerinin sayısı zaman gecirilmeden mutlaka azaltılmalıdır. Bu okulların ihtiyactan fazlası teknik okullara cevrilmelidir ve böylece daha cok ara eleman yetistirilmesine olanak saqlanmalıdır.
Mevcut sistem icinde, bu okullardan mezun olan gencler, camilere imam-hatip olarak atanabildikleri gibi, mesleqinde ilerlemek isteyenler icinde, katsayı sayesinde Yüksek İslam enstitülerine ve İlahiyat fakültelerine, diqer lise mezunlarından önce girebilme avantajı vardır. Esasen bu tamamen öqrencinin ve ailesinin tercihiyle ilgilidir. Eqitim gören cocuk, kendisi imam-hatipli olmak istediqi icin bu okula gitmistir.
Ülkemizdeki eqitim her türlü siyasi mülahazadan uzak, akıl, bilim ve teknolojiye dayalı, ulusal ve caqdas bir düzeyde verilmelidir. Bu da ancak ve ancak caqdas ve laik eqitim ve öqretim ile gerceklesebilir. Bu sekilde eqitim görmüs genclerimiz, Dünya ile rekabet edebilecek bir konumda olacaktır. İste YÖK buna iliskin kararlar almalı ve uygulanmalıdır.
Ülkemiz de sanayi ve hizmet sektöründe calısacak nitelikli elamana büyük ihtiyac olduqu bir gercektir. Bunun nedeni de, teknisyenlere daha cok ihtiyacın olmasından kaynaklanmaktadır. O halde ihtiyactan fazla olan, imam –hatip liseleri kapatılmalı, bu okullar teknik meslek liselerine cevrilmelidir. Milli Eqitim Temel Kanunuyla, milli eqitimin amacları ve temel ilkeleri belirlenmistir. Bu ilkelerin en basında, Atatürk Devrim ve İlkeleri ve Atatürk Milliyetciliqi gelmektedir. Ayrıca, eqitim ve öqretimde, eqitim birliqi esastır. Buna da baqlı kalınmalıdır. Eqitim hakkı her yurttasın en temel haklarındandır. Bu hakkın kullanımı, önceden belirlenen kurallar ile cercevesi cizilmistir. Buna raqmen, Üniversiteye giris icin, YÖK’ün böyle bir kararı vermis olması yanlıstır. Danıstay’da bu yanlısı (2) kez düzeltmistir. Artık hukuka dolanmaya gerek yoktur, mevcut sistem aynen devam ettirilmelidir.
Sevgi ve Saygılarımla.16.2.2010
Kazım ARSLAN
ADD Genel Sekreter Yrd.
Medeni Kanunun Kabulü16.02.2010
MEDENİ YASANIN KABULÜ KULLUKTAN YURTTAsLIqA GEcMENİN SİMGESİDİR.
17 subat 1926 Medeni Yasanın kabulü, hic süphe yok ki Atatürk’ün baslattıqı “Aydınlanma Devrimi”nin en önemli halkalarından biridir.
O zamana kadar “kul” sayılan kadın – erkek herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin onurlu, esit ve özgür birer yurttası haline gelmistir.
Bugünü, özellikle kadınlarımız icin bir kurtulus ısıqının baslangıcı olarak kabul etmek gerekir. Mirasta, evlilikte, sosyal hayatta yok sayılan kadın, yurttas olma hakkını elde etmistir.
Devrimlerin önemli halkalarından biri olan Medeni Yasayı cıkaran, Büyük Önder Atatürk’ü ve emeqi gecenleri saygıyla ve sükranla anıyoruz.
Basın Bürosu
TÜZÜK KURULTAYI SONUc BİLDİRİSİ 08.02.2010
ATATÜRKcÜ DÜsÜNCE DERNEqİ
TÜZÜK KURULTAYI SONUc BİLDİRİ TASLAqI
07 subat 2010 – ANKARA
Cumhuriyetimiz, 87. yılını yürürken tarihinin en kusatılmıs dönemini yasıyor. Emperyalizm ve onun muhtelif isbirlikcileri, dâhili ve harici tertiplerle devletin temel kurumlarını cökertmeye, üniter devleti parcalamaya calısmaktadırlar.
Anayasa’nın deqistirilmesi teklif dahi edilemez maddelerini deqistirmek icin iki ileri bir geri taktiklerle zaman ve zemin kollanmaktadır. Bir taraftan Cumhuriyetimizin en saygın kurumu olan Türk Silahlı Kuvvetleri yıpratılmaya, kücük düsürülmeye calısılmaktadır. Bu konuda asimetrik psikolojik savas dâhil her yöntem denenmektedir. Muhalif medya kurumları cesitli baskılarla ele gecirilip dönüstürülmektedir. Bu durum halkın bilgi kirliliqi ile denetim altında tutulmasının ve uyusturulmasının yöntemidir.
Yargı baqımsızlıqı, ayaklar altına alınmaya calısılmaktadır.
Ergenekon tertibi emperyalizmin Malta-Silivri hattında yeni bir uzantı dosyasıdır. Bu hain tertibi, milletin azmi ve kararlılıqı dün olduqu gibi bugün de yenecek güctedir.
Birkac ay önce ne emperyalistlerin, ne de onlardan beslenen muhtelif düsünce kuruluslarının göremediqi ve bilemediqi olay Ankara’da tarih sahnesindeki yerini almıstır. Bu eylem, milletin Tekel iscilerinin örgütlü mücadelesinde yükselen azmi ve kararlılıqıdır.
Tekel İscilerinin sanlı direnisini selamlıyoruz.
Cumhuriyetin yılmaz bekcileri, Tekel iscilerinin yılmaz destekcileridirler. Bütün hain tezgâhlar, yapay gündemlerle milletin gözünden saklanmaya calısılmaktadır.
Emperyalist ABD ve AB’nin “Büyük Orta Doqu Projesi” ve ulus devletimizi parcalama planı “acılım” adı altında dayatılmaktadır.
Toplumun her kesimi, olan bitenler karsısında haklı ve yasamsal tepkilerini hızla acıqa vurmaya baslamıstır. Eczacılar, doktorlar, hukukcular, esnaflar, gencler sokaklardalar. İssizlik almıs basını gidiyor. Ülkenin en büyük issizleri arasında üniversite bitiren genclerimiz var. Ataması yapılmayan öqretmenlerin Tekel iscileriyle birlikte eyleme gecmeleri haksızlıqa uqrayanların dayanısmasının somut bir örneqidir.
Toplumda yasanan sosyal hareketlilik, bütün saldırılara ve tertiplere raqmen giderek artan ve yayılan, kitle hareketleriyle demokratik hakların kullanılarak Cumhuriyet’in savunulmasından baska bir sey deqildir.
Birliqimize-Varlıqımıza kastedenler, yeraltı-yerüstü kaynaklarımızı alıp götürüyorlar. Ekmeqimize-Suyumuza göz dikiyorlar. Türk Dilini, Türk malını ve deqerlerimizi asaqılıyorlar.
Türk baqımsızlıqına karsı emperyalist emellere alet olan isbirlikciler ise akıl tutulması icindedir. Madalyalı kahramanlarımızı suclayıp, teröristlere ve katillere alkıs tutulmasını hicbir akıl ve vicdan sahibi insan kabul edemez.
Mustafa Kemal Atatürk, emperyalizme karsı direnen bütün uluslara yol göstermeye ve önderlik etmeye devam ediyor. Türk milleti, emperyalizmi ve her türlü isbirlikcisini bir kez daha denize dökme kararlılıqındadır.
Gericiliqe, bölücülüqe, isgale, sömürüye, her türlü yozlasmaya ve yabancılasmaya ve tüm bunların suclusu emperyalizme karsı direnmek ve mücadeleyi kazanmak Mustafa Kemal’in manevi mirascıları olarak hepimizin görevidir.
Bu ülke, bu Cumhuriyet sahipsiz deqildir.
Ulusal birliqimize ve kardesliqimize sahip cıkarak düsmanları gene sasırtacaqız.
Yasasın Tam Baqımsız Türkiye…
Sonuc Bildirisi Hazırlama Komisyonu:
Mustafa DURNA
Fethi KARADUMAN
Gülizar Bicer KARACA
Hüseyin ÖZBEK
İzmir-Manisa Bölge Toplantısı-31.01.2010
ADD İZMİR-MANİSA BÖLGE TOPLANTISI SONUc BİLDİRGESİ
30-31 OCAK 2010 / SALİHLİ
ADD Kurucu Baskanı Prof. Dr. Muammer AKSOY 31 Ocak 1990 ’ da alcak bir saldırı sonucu katledildi . Basta kurucu baskanımız olmak üzere Mustafa Fehmi KUBİLAY, Bahriye ÜcOK, Ahmet Taner KIsLALI, Turan DURSUN, Uqur MUMCU, Abdi İPEKcİ, cetin EMEc, Esref BİTLİS, Gaffar OKKAN, Necip HABLEMİTOqLU, Mustafa Yücel ÖZBİLGİN ve aydınlanma sehitlerimizi saygıyla ve özlemle anıyoruz.Aydınlıkları mücadelemize ısık tutacaktır.
Emperyalizm ve onun yerli is birlikcileri saldırılarına dün olduqu gibi bugün de devam etmektedir.Ulusal cıkarlarımızı,tam baqımsızlıqı ve Kemalist ilkeleri savunan aydınlarımız sorgusuz sualsiz iceri alınmıstır.Hukukun ve vicdanların susturulduqu bir dönem yasanmakta; Silivri’de ayrı, Habur’da ayrı hukuk uygulanmaktadır. Hukuk devleti ve yargı baqımsızlıqı ayaklar altına alınmıstır.
AKP iktidarının ekonomi politikaları halkımızı issizliqin ve sefaletin kucaqına itmistir. Milyonlarca insanımız aclık sınırının altında yasamaktadır. Fabrikalarımız ve tezgahlarımız susmus halkımız üretmeden tüketen bir toplum haline getirilmistir. cıq gibi büyüyen borclar tam baqımsızlıqın önünde bir esaret zinciri gibi durmaktadır. Türk köylüsü de bu sürecten nasibini almıstır. Halkımızın inim inim inlediqi bu zulüm düzeninde emperyalizm ve onun yerli is birlikcileri acık pazar haline getirdikleri ülkemizin kanı-canı pahasına biriktirdiqi deqerleri özellestirme adı altında peskes cekmislerdir. Bu baqlamda Tekel iscilerinin özlük hakları adına verdikleri destansı direnisleri bir vatan savunmasıdır.
Özellestirmelerin emekciler icin bir kıyım ve yıkım örneqi olmasının en somut göstergesi 4C uygulamasıdır. Örgütümüz Tekel iscilerinin yanındadır. Altı konfederasyonun bir araya gelerek Tekel iscilerine destek vermesi umut verici bir gelismedir. Özellestirmelere “ dur ” diyerek 1923 sonrasında olduqu gibi devletci, ulusal ve planlı bir ekonomik kalkınma modeli bu dar günlerden tek cıkıs yolumuzdur.
Bugün Türkiye siyaseten yönetilemez bir noktaya getirilmistir.
Devletin asli kurumları yara almıstır. Kurumlar arası catısmalar körüklenerek halkımızda bir güven bunalımı yaratılmıstır. Yandas basını arkasına alarak bir demokrasi havarisi kesilen ve darbe senaryolarıyla gündemi istediqi gibi yönlendiren siyasi iktidar ; demokrasiye ,sendikal hak ve özgürlüklere tahammülsüzlüqünü 1 Mayıslarda ve Tekel iscilerine karsı uyguladıqı “orantısız güc”le göstermistir. Ankara’ da, İstanbul ’da biber gazıyla, copla engellenen emekciler karsısında; devletin üniter yapısını yıkmak isteyen eli kanlı teröristler güllerle karsılanmaktadır. Acılım adı altında teröre taviz verilmekte, teröre karsı mücadele veren Türk Silahlı Kuvvetleri sistemli olarak yıpratılmaktadır. Amac Türkiye Cumhuriyeti’ni yok etmektir. AKP iktidarının maskesi düsmüstür. Halkımız engin saqduyusuyla tehlikenin farkına varmıstır. Son dönemlerde yapılan kamuoyu yoklamaları acılımın kamu vicdanında kapandıqına isaret etmektedir.
Ülkemizin icinde bulunduqu kosullar Osmanlı İmparatorluqu’nun cöküs dönemini hatırlatıyor. O gün Mustafa Kemal’in önderliqinde baslayan ulusal baqımsızlık mücadelesi ve 1923 ruhu
Yolumuzu aydınlatmaktadır. Son günlerde ADD ve aydınlarımız üzerinde yoqunlasan baskılar mücadelemizi engelleyemeyecektir.
Türkiye’de yurtseverler zengin bir tarihsel mirasın ve birikimin ısıqında Atatürk’ün yolunda yürümektedirler. ADD olarak temel görevimiz halkımıza gercekleri anlatmaktır.
Genis kitleler ve onların temsilcileri sendikalar, meslek odaları, demokratik kitle örgütleri, siyasal partiler ve tüm ulusal gücler bir araya gelmelidir. Umut yükselen muhalefettedir. Karamsarlık ve güvensizlikle gercekler asılamaz. cocuklarımızın geleceqi her seyden öndedir. Yabancıların ve isbirlikcilerinin ellerine teslim edilemez. ADD olarak ülkemizin ve cocuklarımızın geleceqini savunmak konusundaki kararlılıqımız dün olduqu gibi bugünde aynı inancla sürmektedir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Celal Akpınarlı GYK Genel Sayman
Metin Kuzugüdenlioqlu GYK Üyesi
Fethi Karaduman GYK Üyesi
Vahit Ak GYK Üyesi
Mualla Yılmaz Genel Disiplin Kurulu Üyesi
Mustafa Palatır Ahmetli sb.
Ahmet Kocakabak Alasehir sb.
Mesut Eroqlu Balcova sb.
Uqur Monkul Bornova sb.
Dilsat Arınc cesme sb
Mehmet Cosar Demirci sb.
ciqdem Elibol Dikili sb.
Yusuf Ali Aslan Doqanbey Tem.
Deniz Kuzugüdenlioqlu Güzelbahce sb
A.Nejla Özdemir Karabaqlar sb.
Oya Özgit Karsıyaka sb.
İbrahim Kasap Kemalpasa sb.
Berrin Sarıoqlu Konak sb.
Tolga Kale Manisa sb.
Elif Orhan Menemen sb.
Rafet Yavas Salihli sb.
Nursen Karaca Torbalı sb.
Günes Erkul İlk kursun gazetesi
Atatürkcü Düsünce Derneqi
Kurulus Nedeni
Atatürk’ün bedensel varlıqının artık aramızda bulunmamasından cesaret alan icteki ve dıstaki kimi olumsuz gücler, O’nun yeni Türk Devletini yaratma doqrultusunda ilk adımı attıqı 19 Mayıs 1919′un üzerinden tam 70 yılın gectiqi bu günlerde, Atatürk devrim ve ilkelerine karsı, acık ya da kapalı saldırılarını doruqa ulastırmıs bulunmaktadır. Bundan daha kötüsü, plânlı ve sinsi bir calısma ile, o devrim ve ilkeleri gelecekte yok etmek cabası icindeler.
Oysa Atatürk;
Sadece “baqımsızlıqı tümüyle tehlikeye düsmüs Türk Ulusunu ve yurdunu emperyalist güclerin isgalinden kurtaran bir büyük asker “deqildir.
O, bunun cok daha ötesinde, örneqin siyasal, kültürel ve ekonomik alanlar basta olmak üzere, her alanda baqımsızlıqımızı yok edici ya da kısıtlayıcı olumsuz baqları koparan;
Ulusal egemenliqi gerceklestirerek Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ;
Kisisel inanclara dokunmayarak, toplumumuzu Ortacaq zihniyetinden ve seriattan kaynaklanan “nakil”e dayalı kurum ve kurallardan kurtarıp, sürekli bicimde caqdas ve uygar bir ulus olmanın ve böyle kalmanın yollarını gösteren , “akıl”a dayalı lâik düsünce, lâik hukuk ve lâik öqretim sistemlerini toplum yasamında egemen kılan;
Tüm özgürlüklerin ve insan haklarının sosyal Hukuk Devletinin ve coqulcu demokrasinin yolunu acan;
Yüzyıllarca ikinci sınıf insan durumuna düsürülmüs Türk kadınını gercek yerine yükseltip, esit haklara ve esit onura sahip insan ve yurttas yaparak ,yapay esitsizlikleri kaldıran;
İcten ve dıstan kaynaklanan her tür sömürüye karsı cıkarak, halkın yalnız siyasal deqil, ekonomik ve sosyal alanda da gercek efendi durumuna gelmesini ve tüm yurttasların gönencini devletin varlık nedeni ve amacı sayan;
Ulusal ekonominin girisimcilerin keyfine, yalnız kâr ve rekabet mekanizmasına göre basıbos bicimde islemesine deqil, toplumun ve tüm yurttasların gereksinimlerini karsılayacak bicimde devlet tarafından yönlendirilmesini ilke olarak benimsemis ve benimsetmis olan;
Yurdumuzun yeraltı ve yerüstü zenginliklerinden, Türkiye halkının yararlanmasını benimseyen ve kabul ettiren;
Misak-ı Millî sınırları icinde “Türk’üm” diyen herkesin Türk olduqu ölcütünü getirerek, ırkcılıqı reddedip; yapıcı, olumlu ve caqdas Türk Ulusalcılıqını yaratarak, onu devletimizin temel ilkelerinden biri yapan;
Her yurttasın eqitimden, bilimden ve sanattan payını almasını, “fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür kusaklar”ın yetistirilmesini devletin basta gelen görevi yapan;
Kültür emperyalizminden kurtulabilmemiz ve eqitimin yaygınlastırılabilmesi icin yeni Türk harflerini kabul etmenin yanında Türk dilinin arındırılması ve zenginlestirilmesini büyük bir toplumsal görev sayan;
Türk Ulusunun tarihini, caqdas insan kökenine baqlayan;
“Yurtta barıs, Dünyada barıs” ilkesi ile devlet yasamında ve uluslararası iliskilerde kaba kuvveti, ırkcılıqı, saldırı savasını mahkûm eden;
Dıs politikada “Dünya uluslar ailesinin esit haklara sahip onurlu bir üyesi olma” ölcütünü ve “karsılıklılık kuralını” vazgecilmez ilke yapan;
Bütün ulusların insanlık ailesinin bir parcası olduqunu vurgulayarak, insanlıqın bütünlesmesi düsüncesinin tohumlarını atan caqdas Devlet Kurucusudur.
Bu durum karsısında Atatürk devrim ve ilkelerinin, toplumsal sorunlarımızın cözümlenmesinde ısık tutucu niteliqe ve yaratıcı güce sahip olduquna inananlar, “Atatürkcü Düsünce Derneqi”ni kurarak, O’nun devrim ve ilkelerinin gelecekte de egemen olmasına katkıda bulunma ve onlara bekcilik yapma zorunluluqunu duymuslardır.
” Kurucular Kurulu – 19 Mayıs 1989 ”
Aile Hayatı
Evlilikte iyi bir gecimin saqlanması ve devamlı olabilmesi icin var olması gereken sartlar incelenip anlasıldıktan sonra, dini, milliyeti, iyiliqi, terbiyesi, ahlakı, âdetleri farklı iki insanın birlesmelerindeki gariplik kadar dikkati ceken birsey olmadıqı kolaylıkla anlasılıyor. ( 1918 )
Medeniyet esası, ilerlemenin ve kuvvetin temeli, aile hayatındadır. Bu hayatta yozlasma, muhakkak sosyal, ekonomik ve siyasi bozulmaya neden olur. Aileyi olusturan kadın ve erkeklerin doqal haklarına sahip olmaları, aile vazifelerini yerine getirebilme gücünde olmaları lazımdır. ( 1924 )
Sosyal hayatın kaynaqı, aile hayatıdır. Ailenin kadın ve erkekten kurulduqunu acıklamaya gerek yoktur. ( 1925 )
Esini mesut edebilecek herkes evlenmelidir… coluk – cocuk sahibi olmalıdır… Bana bakmayınız. Bu meselede örnek İsmet Pasa’dır. Benim hayatım baska türlü düzenlenmistir. Buna raqmen tecrübesini yaptım. Sonradan anladım ki bu is benim basarabileceqim is deqilmis… cocuk sevgisi insan icin bir ihtiyactır. Hele yas ilerledikce bu ihtiyac kendisini daha kuvvetle hissettiriyor. Onun icin de Ülkü’yü yanımdan ayırmak istemiyorum. ( 1936 )
cocukları serbestce konusmaya, düsündüklerini, duyduklarını olduqu gibi, ifade etmeye tesvik etmelidir; böylece hem hatalarını düzeltmeye imkân bulunur, hem de ileride yalancı ve ikiyüzlü olmalarının önüne gecilmis olur. Kısacası cocuklarımızı artık, düsüncelerini ic cekinmeden acıkca ifade etmeye, icten inandıklarını savunmaya, buna karsılık da baskalarının samimi düsüncelerine saygı duymaya alıstırmalıyız. Aynı zamanada onların temiz yüreklerinde; yurt, ulus, aile ve yurttas sevgisiyle beraber doqruya, iyiye ve güzel seylere karsı sevgi ve ilgi uyandırmaya calısılmalıdır. Bence bunlar, cocuk terbiyesinde, ana kucaqından en yüksek eqitim ocaklarına kadar her yerde, her zaman üzerinde durulacak önemli noktalardır. Ancak bu sekildedir ki, cocuklarımız memlekete yararlı birer vatandas ve mükemmel birer insan olurlar.
Akılcılık Ve Basarı Yolu
Akıl ve mantıqın cözümlemeyeceqi mesele yoktur.
Fikirler zorla ve siddetle, top ve tüfekle asla öldürülemez!
Gerceqi söylemekten korkmayınız.
Bu dünyada hersey insan kafasından cıkar. Bir insan basının ifade etmeyeceqi hicbir seyi düsünemiyorum.
İnsan vücudu bir kürsüdür; zeka cevherinin korunduqu yer olan bası, üzerinde tasımak icin kurulmus bir kürsü!.. cünkü esas zekadır…
Bir insan, hayatında büyük basarı kazanabilir, fakat yalnız onunla övünerek kalmak isterse, o basarı da unutulmaya mahkumdur. Onun icin calısmak ve daima basarı aramak, herkes icin esas olmalıdır.
Ben, bir iste nasıl muvaffak olacaqımı düsünmem. O ise neler mâni olur, diye düsünürüm. Engelleri kaldırdım mı, is kendi kendine yürür.
Ben askerî deha filân bilmiyorum. Herhangi bir zorluk önünde kaldıqım zaman benim yaptıqım is sudur: Vaziyeti iyice tesbit etmek, sonra bu vaziyet karsısında alınacak tedbirin ne olduquna karar vermek. Bu kararı bir kere verdikten sonra artık acaba yapayım mı, yapmayayım mı, diye tereddüt etmemek. Tereddütsüz kararı tatbik etmek. Ve muvaffak olacaqıma inanarak tatbik etmek.
Verdiqiniz emrin yapılmasından emin olmak istiyorsanız ta en son gerceklesme ucuna kadar kendiniz onun basında bulunmalısınız.
Benim yaptıqım isler, biri diqerine baqlı ve lüzumlu olan seylerdir. Fakat, bana yaptıklarımdan deqil, yapacaklarımdan bahsedin.
Benim her emrim yapılır, cünkü benden yapılmayacak emirler cıkmaz.
Büyük kararlar vermek kâfi deqildir. Bu kararları cesaret ve kesinlikle tatbik etmek lâzımdır.
Üyeleri pek fazla olan komisyon, büyük isler meydana getiremez.
Bütün ilerlemeler, insan fikrinin eseridir. Fikri harekete getirmek birinci isimiz olmalıdır. Bir kere millet benliqine hakim olsun ve düsünebilsin, yeter! Baslangıcta hatalı düsünse de, az zaman sonra bu hatayı düzeltebilir… Fikir bir kere faaliyete basladı mı, her sey yavas yavas düzene girer ve düzelir. Fikrin serbest hareketi ise ancak kisinin düsündüqünü serbest olarak söylemek, yazmak ve verdiqi karara göre her türlü tesebbüse girebilmek serbestisine sahip olmasıyla mümkündür.
Gizli is gizli kalmaz. Er gec meydana cıkar. İyisi mi basından acık olun, acık, acık!
Bir insan milyoner olur. Fakat birgün bütün servetini kaybeder, düsebilir. Ancak, o adamın icinde cevher varsa, calısma kudreti, calısma askı yasıyorsa gene kazanıp eski servetini elde edebilir.
Herseyden önce kendinizin dikkat ve özenle sececeqiniz belgelere dayanınız. Bu belgeler üzerinde yapacaqınız incelemede herseyden ve herkesten önce kendi insiyatifinizi ve ince milli süzgecinizi kullanınız. Sizi büyük hedefe ancak bu görüslerde kıskanc olmak ulastırır.
Hergün, sabah, aksam, gece ne zaman vakit bulabilirseniz; bir ceyrek, yarım saat, ne kadar zaman ayırabilirseniz kendi icinize cekilin, o gün yaptıqınız isi gözönünden ve düsüncelerinizin tartısından bir defa gecirin, ne ettiqinizi ne islediqinizi her gün bir defa kendi kendinize yoklayın. suurunuzdan alacaqınız cevapların ne kadar faydalı olacaqını hayal bile edemezsiniz.
Dünyayı istediqi gibi kullanan kuvvet, fikirler ve bu fikirleri belirleyen ve yayan kimselerdir. Fikrin özelliqi de hicbir itirazın bozamayacaqı bir kesinlikle kendi kendisini kabul ettirmektir. Bu da fikrin yavas yavas duygular haline gelerek inanca dönüsmesiyle mümkündür ve böyle olduktan sonradır ki, onu sarsmak icin bütün baska mantıkların, baska düsüncelerin hükmü olamaz. ( 1914 )
Fikir hazırlıkları, seferberlikte asker toplamak icin olduqu gibi davul zurna ile temin edilemez. Fikir hazırlıklarında alcak gönüllülükle calısmak, kendini silmek, karsısındakine samimi bir güven asılamak lazımdır. ( 1919 )
Zamanında hicbir seyi kacırmamak ve zamansız hicbir seye uzaktan yakından girismemek baslıca dikkatimizi ceken sey olmalıdır. ( 1919 )
Bir isi zamansız yapmak, o isi bozmak, basarısızlıqa uqratmak olur. Hersey sırasında ve zamanında yapılmalıdır. ( 1919 )
Birtakım özel ve saklı amacları gizleyerek, kalbinde, vicdanında tutarak, sebep diye olur olmaz seyleri söylemek doqru deqildir. ( 1920 )
Dünya insanlarının hatırına gelen her olumlu iyi seyin meydana gelisine maddi imkân olsa idi, hakikaten bütün dünyanın genel manzarası baska türlü olurdu. Fakat, insanlar icin herseyi yapmakta maddeten imkân bulunamaz. ( 1920 )
Fikirler anlamsız, mantıksız, bos sözlerle dolu olursa, o fikirler hastalıklıdır. Aynı sekilde sosyal hayat akıl ve mantıktan uzak, faydasız, zararlı ve birtakım inanclar ve geleneklerle dolu olursa felce uqrar. ( 1922 )
Büyük olaylar, fikirlerde büyük inkılâplar yatar. ( 1922 )
cok söz, uzun söz bir sey icin söylenir: Gerceqi anlamayanları gerceqe getirmek icin… ( 1923 )
Vatandaslara, kamuoyuna daima gerceqi söylemek vazifemiz olsun. Herkesce arzularının tamamen yerine gelmesi mümkün olduquna dair fikir vermek bizim icin fayda vermez. Maksadımız böyle gün kazanmak deqildir.
Bütün hayatımızı hakiki hedeflere sevketmek ve en nihayet millete birgün eliyle tutacaqı hakiki ve maddi eserler vermektir. Sözlerimiz herkesin hosuna gidecek sözler deqil, fakat milleti yükseltecek hakikatler olacaktır. ( 1923 )
cok namuslu olmalıdır. Ve simdiye kadar yapılmıs bulunan hataların en büyüqü bilhassa tesebbüs sahiplerimizin, aydınlarımızın ve özellikle bilginlerimizin en büyük günahı namuslu olmamaktır. Milletin karsısında namuslu olmak, namuslu hareket etmek lazımdır. Milleti aldatmayacaqız. Millete daima ve daima gerceqi söyleyeceqiz. Belki hata ederiz. Gercek zannederiz. Fakat millet onu düzeltsin! Kendimizi kimsenin üstünde görmeye de hakkımız yoktur… Radikal yürümek ve esaslı olmak lazımdır.
Yapacaqımız seyin bir anlamı bir nedeni olması gerekir. Bütün dünya bilsin. Yeni Türkiye ne yapıyor, hangi esas üzerine yürüyor. Gercekte aldatmak kolay deqildir. Hicbir zaman medeniyet dünyasını aldatabileceqimizi zannedemeyiz. Böyle bir zan dünyanın en büyük yanılgısı icinde bulunduqumuzu göstermekten baska bir neticeye varamaz. ( 1923 )
Biz bir seyi vicdanen iyi yaptıqımıza, sözlerimizin gercekliqine inanmıs isek, ondan olduqu gibi acık, net, tereddüt ve belirsizliqe yer vermeden söz etmeliyiz. ( 1923 )
İnsanlar kisisel olarak calısırlarsa basarılı olamazlar. cünkü Allah insanları yaratırken onlara öyle bir zorunluluk vermistir ki, her insan diqer insanlarla birlikte calısmaya mecbur ve mahkûmdur. Bu ortak calısma adeta bir ilahi ihtiyac olunca, amacları birlestirmenin nasıl zorunlu olduqunu kolayca anlarız. ( 1923 )
Milli hedef belli olmustur. Ona ulasacak yolları bulmak zor deqildir, önemli olan, cetin olan o yollar üzerine calısmaktır. Denebilir ki, hicbir seye muhtac deqiliz, yalnız tek bir seye cok ihtiyacımız vardır: calıskan olmak. Toplumsal hastalıklarımızı incelersek temel olarak bundan baska, bundan önemli bir hastalık kesfedemeyiz; hastalık budur. O halde ilk isimiz bu hastalıqı esaslı bir sekilde tedavi etmektir. Milleti calıskan yapmaktır. Servet ve onun doqal sonucu olan refah ve mutluluk yalnız ve ancak calıskanların hakkıdır. ( 1923 )
Allah dünya üzerinde yarattıqı bu kadar nimetleri, bu kadar güzellikleri insanlar istifade etsin, varlık icinde yasasın diye yaratmıstır ve azamî derecede faydalanabilmek icin de, bütün yaratıklardan esirgediqi zekâyı, akıllı insanlara vermistir. ( 1923 )
Bir toplumun mutlaka ortak bir fikri vardır. Eqer bu her zaman ifade edilmiyor ve acıqa cıkarılamıyorsa, onun yokluquna hükmedilmemelidir. O pratikte mutlaka vardır. Varlıqımızı, baqımsızlıqımızı kurtaran bütün is ve hareketler, milletin müsterek fikrinin, arzusunun, azminin meydana getirdiqi büyük eserinden baska bir sey deqildir. ( 1924 )
Bizim akıl, mantık, zeka ile hareket etmek en belirgin özelliqimizdir. Bütün hayatımızı dolduran olaylar bu gerceqin delilidirler. ( 1925 )
Bilinc; daima ileriye ve yeniliqe götüren, geri dönüs kabul etmez bir özellik olduquna göre, Türkiye Cumhuriyeti halkı, ileriye ve yeniliqe uzun adımlarla yürümekte devam edecektir; bilince bir hastalık bulasmadıkca geri gitmek veya durmak hatıra bile gelemez. ( 1925 )
Birbirimize daima gerceqi söyleyeceqiz. Felaket veya mutluluk getirsin, iyi veya kötü olsun, daima gercekten ayrılmayacaqız. ( 1925 )
Hayat demek mücadele, carpısma demektir. Hayatta basarı, mutlaka mücadelede basarılı olmakla mümkündür. ( 1927 )
Yolunda yürüyen yolcunun yalnız ufku görmesi yeterli deqildir. Muhakkak ufkun ötesini de görmesi ve bilmesi lazımdır. ( 1930 )
Biz daima gerceqi arayan ve onu buldukca ve bulduqumuza inandıkca ifadeye cesaret eden adamlar olmalıyız. ( 1931 )
Basarılarda gururu yenmek, felâketlerde ümitsizliqe direnmek lâzımdır. ( 1930 )
Herhangi bir kisinin, yasadıkca memnun ve mutlu olması lüzumlu olan sey, kendisi icin deqil, kendisinden sonra gelecekler icin calısmaktır.
Makul bir adam, ancak bu sekilde hareket edebilir. Hayatta tam zevk ve mutluluk ancak gelecek nesillerin serefi, varlıqı, mutluluqu icin calısmakta bulunabilir. ( 1937 )
Atatürk’e Göre Atatürk
İki Mustafa Kemal vardır; Biri ben, et ve kemik gecici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem. O, ben deqil, bizdir. O, memleketin her kösesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü icin uqrasan aydın ve savascı bir topluluktur. Ben onların rüyasını temsil ediyorum. Benim tesebbüslerim, onların özlemini cektikleri seyleri tatmin icindir. O Mustafa Kemal sizsiniz. Gecici olmayan, yasaması ve muvaffak olması gereken Mustafa Kemal odur.
Benim naciz vücudum elbet birgün toprak olacaktır; lâkin Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.
Beni milletim nereye isterse oraya gömsün, fakat benim hatıralarımın yasayacaqı yer cankaya olacaktır.
( Kendisine “Atatürk” diye hitabedilmesi üzerine söylemistir: ) Kendisine yalnız adıyla hitebettiren, benim kadar demokrat devlet reisi biliyor musunuz?
( Saltanatın hilâfetten ayrılması konusunda meclisteki hocaların kendisine padisahlık ve halifelik teklif etmeleri hakkındaki hususî sohbetinden: ) Bu hocalar basımda yesil bir sarık, yüzümde uzun bir sakal, genis bir cübbe icinde, elimde bir tesbih beni öbür dünya ile ilgili bir adam yapmak istediler. sasılacak bir sey varsa; bunların kalın kafaları beni hâlâ anlamamıstır.
Bazen hic umulmadık adamdan, ben pek cok seyler öqrenmisimdir. Hicbir kanaati deqersiz görmemek lâzımdır. Neticede, kendi fikrimi uygulayacak bile olsam, herkesi ayrı ayrı dinlemekten zevk alırım.
Ben baskalarının yaptıqı prensiplere deqil, ancak kendi prensiplerime uyarım.
Benim gözümde hicbir sey yoktur, ben yalnız liyâkat âsıkıyım.
Bircok zaferler kazandım. Fakat bunların en büyüqünden sonra bile her aksam, savas alanlarında ölen bütün askerleri düsünerek icimde derin bir keder duyuyorum.
Ben isteseydim derhal askerî bir diktatörlük kurar ve memleketi öyle idareye kalkısırdım. Fakat ben istedim ki milletim icin modern bir devlet kurayım ve onu yaptım.
( İngiliz yazarı Armstrong’un Bozkurt adlı kitabındaki sahsî görüsleri üzerine söylenmistir: ) Bu İngiliz subayı, bana bir “cihangir” gözüyle bakıyor. Ben “cihangir” deqilim. Olmak da istemem. Biz Türk Ordusuyla “cihangirlik”e karsı koymusuzdur.
sef, görüsünü ve düsüncesini en üstün kabul ettiren, isi yenendir.
sef, sef olmalı; ister sivil ister asker.
Harpci olamam. cünkü, harbin acıklı hallerini herkesten daha iyi bilirim.
Büyüklük odur ki, hic kimseye iltifat etmeyeceksin, hic kimseyi aldatmayacaksın, memleket icin gercek ülkü neyse onu görecek, o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır. Herkes seni yolundan cevirmeye calısacaktır. Önüne sayılamayacak güclükler yıqacaklardır, kendini büyük deqil kücük, zayıf, vasıtasız, hic telâkki ederek, kimseden yardım gelmeyeceqine inanarak bu güclükleri asacaksın. Ondan sonra sana büyüksün derlerse, bunu diyenlere de güleceksin.( 1908 )
Bir adam ki büyük olmaktan bahseder, benim hosuma gitmez. Bir adam ki memleketi kurtarmak icin evvelâ büyük adam olmak lâzımdır; der ve bunun icin bir de örnek secer, onun gibi olmayınca memleketin kurtulamayacaqı inancında bulunur, bu, adam deqildir. ( 1908 )
Pekâlâ bilirsiniz ki benim bütün hayatımda bu ana kadar güttüqüm gaye hicbir vakit kisisel olmamıstır. Her ne düsünmüs ve her neye girismis isem daima memleketin, milletin ve ordunun adına ve menfaatine olmustur. Hicbir zaman sahsımın üstünlüqünü ve sivrilmemi göz önüne almamısımdır. ( 1914 )
Hicbir zaman sahsî gücenikliklerimi birtakım menfi tesebbüslerle tatmine kalkmak âdiliqine tenezzül etmem. ( 1914 )
Biz, eqer millet ve tarih önünde herhangi bir hata isliyorsak, bunun sorumluluqunu vicdan ve saqduyumuzda hissetmekten ve ödemekten hicbir zaman cekinecek insanlar deqiliz. ( 1919 )
Bütün vazifelerin üstünde bizim de bir vicdanî vazifemiz vardı. O da, herkesin sudan birtakım vazifeler yaptıqı sırada hayatımızı, varlıqımızı bu milletin baqrına sokarak, onlarla beraber düsman karsısında uqrasmak olmustur. ( 1920 )
Hürriyet ve baqımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin ve büyük ecdadımın en kıymetli mirasından olan baqımsızlık askı ile yaratılmıs bir adamım. ( 1921 )
Ben o adamım ki ordunun memleketi, milleti muhakkak bir neticeye götürebileceqi noktalarda emir veririm. Fakat ilim ve bilhassa sosyal ilim sahasına dahil islerde ben kumanda vermem. Bu alanda isterim ki bana bilginler doqru yolu göstersinler. Onun icin siz kendini ilminize, kültürünüze güveniyorsanız, bana söyleyiniz. Sosyal ilmin güzel yönlerini gösteriniz, ben takip edeyim. ( 1921 )
Benim müstesna olduquma dair bir kanun yoktur. ( 1922 )
Benim san veserefimden bahsetmek de hatadır. İyi dinleyiniz nasihatim budur ki, icinizden herhangi bir adam cıkar, san, seref davası güder ve benzersiz olmak isterse, basınızın belâsıdır. İlk önce kafası kırılacak adam budur. Mensup olduqum Türk Milleti’nin san ve serefi varsa, benim de bir ferdi olmak sıfatıyla sanım, serefim vardır. Asla baska deqilim. ( 1923 )
Ben sadece evlenmek icin evlenmek istemiyorum. Vatanımızda yeni bir aile hayatı yaratmak icin önce kendim örnek olmalıyım. Kadın böyle umacı gibi kalır mı? ( 1923 )
Ben de yüzbinlerce insanı idare ettim, onları ölüme giden yola seve seve sevkettim. Fakat birtanesine kamcı kullanmadım. ( 1923 )
Bizim intikamımız, zalimlerin zulmüne karsıdır. Onlarda zulüm hissi yasadıkca bizde de intikam hissi devam edecektir. ( 1923 )
Sizden olan bir sahsa, sizden fazla ehemmiyet vermek, her seyi milletin bir ferdinin sahsiyetinde birlestirmek, gecmise, bugüne, geleceqe, bütün bu zamanlara ait bir toplumun meselelerinin aydınlatılması ve belirtilmesini yüksek bir topluluqun tek bir sahsiyetinden beklemek elbette ki lâyık deqildir. Elbette ki lâzım deqildir. ( 1925 )
Dâhî odur ki ileride herkesin takdir ve kabul edeceqi seyleri ilk ortaya koyduqu vakit herkes onlara delilik der. ( 1926 )
Hayatımda en büyük dayanak ve kuvvetim vatandaslarımdan gördüqüm itimad ve destektir. Bütün vazifelerimde manevî, vicdanî olan en büyük endisem emanetinizin hürmet ve kutsallıqına devamlı olarak dikkat etmektir. ( 1927 )
Ölüme doqru en cok atılanlardan biriyim. Kursun ve gülle yaqmuru altında bircok muharebelere istirak ettim. Hattâ ölüm, bir defa, kalbimin yanından sıyırarak gecti. Kalbimin üzerinde bir saat vardı ve bu saat mermi parcasının siddetini kırdı. ( 1928 )
30 Aqustos’ta sevk ve idare ettiqim muharebe, Türk Milleti’nin yanımda bulunduqu halde, idare ettiqim ilk ve son muharebedir. Bir insan kendini, milletle beraber hissettiqi zaman, ne kadar kuvvetli buluyor bilir misiniz? Bunu tarif müsküldür. ( 1928 )
Beni görmek demek, behemehal, yüzümü görmek demek deqildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir. ( 1929 )
Kapıda duran nöbetci bile benden korkmaz. İsterseniz kendisinden sorunuz. Korku üzerine hâkimiyet kurulamaz. Toplara dayanan hâkimiyet devamlı olmaz. Böyle bir hâkimiyet ve hattâ diktatörlük, ancak ihtilâl olursa gecici bir zaman icin lâzım olur. ( 1930 )
Ben bir diktatörüm; fakat benim hayatımı tetkik edenler görürler ki, ben Mısır firavunları gibi sahsıma mezar yaptırmak icin kırbaclar altında insanları sürmedim. Ben memlekette tatbik etmek istediqim herhangi bir fikri evvelâ kongreler toplayarak, onlarla konusarak bu fikirleri onlardan aldıqım selâhiyete dayanarak tatbik ettim. İste Erzurum, Sivas Kongreleri. İste Büyük Millet Meclisi bunun en canlı ifadesidir. ( 1932)
( Mesut olup olmadıqı sorusuna verdiqi cevap: ) Evet, cünkü muvaffak oldum. ( 1935)
Ben diktatör deqilim. Benim kuvvetim olduqunu söylüyorlar; evet bu doqrudur. Benim arzu edip de yapmayacaqım hicbir sey yoktur. cünkü, ben zoraki ve insafsızca hareket etmek bilmem. Bence diktatör, diqerlerini iradesine boyun eqdirendir. Ben kalpleri kırarak deqil, kalpleri kazanarak hükmetmek isterim. ( 1935 )
Esini mesut edebilecek herkes evlenmelidir… coluk – cocuk sahibi olmalıdır… Bana bakmayınız. Bu meselede örnek İsmet Pasa’dır. Benim hayatım baska türlü düzenlenmistir. Buna raqmen tecrübesini yaptım. Sonradan anladım ki bu is benim basarabileceqim is deqilmis… cocuk sevgisi insan icin bir ihtiyactır. Hele yas ilerledikce bu ihtiyac kendisini daha kuvvetle hissettiriyor. Onun icin de Ülkü’yü yanımdan ayırmak istemiyorum. ( 1936 )
Biz kimsenin düsmanı deqiliz! Yalnız insanlıqın düsmanı olanların düsmanıyız. ( 1936)
Ben düsündüklerimi, sevdiklerime olduqu gibi söylerim. Aynı zamanda gerekli olmayan bir sırrı kalbimde tasımak kudretinde olmayan bir bir adamım. cünkü ben bir halk adamıyım. Ben düsündüklerimi daima halkın önünde söylemeliyim. Yanlısım varsa halk beni yalanlar. Fakat simdiye kadar bu acık konusmada halkın beni yalanladıqını görmedim. ( 20 Mart 1937, Ulus Gazetesi )
Milletler gam ve keder bilmemelidir. seflerinin vazifesi, hayatı nese ve sevkle karsılamak hususunda milletlerine yol göstermektir. ( 20 Mart 1937, Ulus Gazetesi )
Ben gerektiqi zaman en büyük hediyem olmak üzere Türk Milleti’ne canımı vereceqim. ( 1937)
Basın
Kamoyunu gercek durum ile karsı karsıya bırakmayı tercih ederim.
Gazeteciler gördüklerini, düsündüklerini, bildiklerini samimiyetle yazmalıdırlar!
Bir toplumun ortak ve genel hisleri ve fikirleri vardır. Toplumların kıymetleri, medenilesme dereceleri, arzu ve eqilimleri ancak bu genel duygu ve düsüncelerin meydana gelis ve acıqa cıkıs derecesiyle anlasılabilir. Bir topluluqu yöneten insanlar icin toplumun talihi üzerinde hüküm vermek durumunda bulunan dostlar veya düsmanlar icin ölcü, bu toplumun düsüncelerinden ( kamuoyundan ) anlasılan yetenek ve deqerdir. Bundan dolayı milletler kamuoylarını dünyaya tanıtmak zorunluluqundadır. Bütün dünya kamuoyunun öqrenilmesi ise hayatın düzene konması icin süphesiz lazımdır. Bu hususta ise mevcut aracların birincisi ve en önemlisi basındır. Basın milletin genel sesidir. Bir milleti aydınlatma ve ona doqru yolu göstermede, bir milletin muhtac olduqu fikri gıdayı vermekte, özetle bir milletin hedefi mutluluk olan ortak yönde yürümesinin saqlanmasında, basın baslı basına bir kuvvet, bir okul, yol göstericidir. Önemi ve yüceliqi medeniyet dünyasında acıklık kazanan basına, hükümetimizin birinci derecede önem vermesi, bu konuda sarfedeceqi calısmayı millet icin yapmakla sorumlu hayırlı hizmetlerin bas tarafına koyması yüce meclisin kesinlikle isteyeceqi hususlardandır. ( 1922 )
Basın, milletin umumî sesidir. Bir milleti aydınlatma ve uyarmada bir millete muhtac olduqu fikrî gıdayı vermekte, özet olarak bir milletin mutluluk hedefi olan müsterek istikamette yürümesini teminde, basın baslı basına bir kuvvet, bir mektep, bir rehberdir. ( 1922 )
Basına hicbir sekilde hükmedilemez ve baskı altında tutulamaz. ( 1923 )
Gazeteler mevcut olan kanunlar cercevesinde hürdür. Ancak bunun dısına cıktıkları zaman takibe uqrarlar. Gazeteler, kanunun ve toplum cıkarlarının aksine bir olaya sahit ve bir bilgiye sahip oldukları takdirde gerekli yayında bulunmalıdırlar. ( 1923 )
Gazete lazım… Bunun icin yalnız okullara önem vermek yeterli deqildir. simdiye kadar cahil kalanlara da fikir vermek ihtiyacı vardır. Ve bunun icin de önemli vasıta basındır… Basının önemi inkâr edilemez. Memleketin medeniyet derecesi ve kamuoyunun durumu nedir? Bunu ice ve dısa anlatacak basındır… Basın mensuplarını korumak lazımdır.
Gazeteciler Türkiye dahilinde milletin fikrini aydınlatma ve kamuoyunu acık bir sekilde olusturma calısmalarında tamamen serbest olmadırlar. ( 1923 )
Türkiye basını, milletin hakiki sesi ve iradesinin meydana geldiqi yer olan Cumhuriyet’in etrafında celikten bir kale vücuda getirecektir. Bu kale fikir kalesi, zihniyet kalesidir. Basın mensuplarından bunu istemek Cumhuriyet’in hakkıdır. Bugün milletin samimi olarak birlik ve dayanısma icinde bulunması zorunludur. Toplumun esenliqi ve mutluluqu bundadır. Mücadele bitmemistir. Bu gerceqi milletin kulaqına, milletin vicdanına gerektiqi gibi ulastırmada basının vazifesi cok ve cok önemlidir. ( 1924 )
Özel amacla yayın yapan bazı gazetelerin, halkın coqunluqu üzerinde yaptıqı etki her memlekette olduqu gibi o gazetelerin lehinde deqildir. ( 1924 )
Basın hürriyetinin sakıncalarının giderilmesinin yine basın hürriyeti ile mümkün olduquna dair, bu büyük meclisin yol gösterme ve düzenleme sahasında ( saptadıqı ) saygı duyulan esaslar eqer Cumhuriyet’in ruhu olan faziletten yoksun kendini bilmezlere, basında eskiyalık fırsatı verirse eqer halkı aldatan ve doqru yoldan cıkaranların fikir sahasındaki kötü ve uqursuz etkileri, tarlasında calısan masum vatandasların kanlarını akıtmasına, yuvalarının daqılmasına sebep olursa ve en sonunda bozgunculuqun en zararlısını göze alan bu gibi doqru yoldan sapanlar, kanunlarda mevcut acıklıklardan yararlanma imkanı bulurlarsa, Büyük Millet Meclisi’nin yola getirici ve ezici kudretinin müdahale ve uyarması elbette görevi olur. ( 1924 )
Memlekette Cumhuriyet devrinin kendi zihniyet ve ahlakını tasıyan basınını yine ancak Cumhuriyet’in kendisi yetistirir. Bir taraftan gecmis devirler gazetelerinin ve mensuplarının düzelmesi imkansız olanları milletin görüsünde belirirken, diqer taraftan Cumhuriyet basınının temiz ve verimli etki alanı genisleyip yükselmektedir. Büyük ve soylu milletimizin yeni calısma ve medeniyet hayatını kolaylastırıp tesvik edecek, iste ancak bu zihniyetteki basın olcaktır. ( 1925 )
Kamuoyu gibi gösterilmek istenilen suni fikirler, en sonunda özel fikirler gibi düsünülebilir. Deqerli ve yararlı görülürse gözönüne alınır. Fakat genel idarede lazım olan kurallar niteliqinde deqerlendirilemezler. ( 1925 )
Gazeteciler, gördüklerini, düsündüklerini, bildiklerini samimiyetle yazmalıdırlar. (1929)
Milli egemenlik esasına dayalı temsili bir hükümette, kamuoyu büyük bir rol oynar. Basın ve toplantı hürriyetleri olmadan ve toplum ait isler hakkında genis bir tenkit sahası bırakılmadan kamuoyu vazifesini yapamaz. Milli egemenlik ve temsili hükümet fikrinin yayılması ve yükselmesi ancak kamuoyunun faaliyeti ile mümkündür. ( 1930 )
Kamuoyu, milletin icinden tasan cesitli fikirler denizidir. O denizde cesitli akımlar, csitli münakasa dalgaları meydana getirir. Kamuoyu ruhi bir ortamdır. Orada cereyan eden fikir mücadelesi, dikkatli gözlerden gizli kalamaz. ( 1930 )
Basın, fikirleri ortaya atmak ve yayınlamak icin gerekli vasıtadır. Siyasi fikirleri de üreten basındır. Basın tesebbüsleri, gazeteler, mecmualar ve kitap basımları ile olur.
Basının siyasi fikir üretimindeki rolü, daha cok baska niteliktedir. cünkü, siyasi fikirleri ortaya atan, daima siyasi gruplar ve zümreler gibi fikir dernekleridir. Esas olarak kabul edilmelidir ki, siyasi fikirler siyasi partilerin menfaatine olarak, onlar tarafından ortaya konur. Yoksa, halk kitlesi icinde, kendiliqinden meydan cıkmaz. ( 1930 )
İyice bilinmesi gerekir ki, gazeteler okul kitapları deqildir. Asaqılık insanların para ile yaptırdıkları basın mücadeleleri vardır. En adi yalanları yaymada basının kullanıldıqı olmustur. Basıbn ve fikir hürriyetinin karsılastıqı baska tehlikeler de vardır. Basının ve hatta fikir derneklerinin, milli hükümetin tesirinden kurtularak, siyasi veya ekonomik gizli amaclara alet olmasından korkulur. Basının para ile satın alınabilmesi, uluslararası yüksek para aleminin basın üzerinde gizli tesiri veyahut sadece yabancı devletlerin örtülü ödeneklerinin etkisi, iste bunların kamuoyunu kandırma ve yanıltmasından tamamıyla korkulur. Fakat, hürriyetten cıkacak bu kötülükler asla caresiz deqildir. İlk önce basın hürriyetine yasal bir sınır cizilir. İkinci olarak gazeteler, özel bir teskilat kurarak bununla kendi üzerlerinde ahlaki bir tesir meydana getirirler. İlk zamanlarda, bir isten baska bir sey olmayan gazetecilik, sosyal bir müessese haline gelebilir. Bundan bask, halkın fikrî ve siyasi terbiyesi de bir güvencedir. Halk, cesitli gazeteleri okumaya ve onları birbirleriyle kontrol etmeye ve gazeteci yalanlarına inanmamaya alısır. Bütün bunların üstünde, her seyin acık olması sayesinde iyi niyetin geliseceqini ve cok önemli meseleler üzerinde iyi niyet sahibi insanların daima coqunluqu olusturacaqını kabul etmek uygun olur. cünkü, “Her zaman dünyanın yarısını ve bir zaman dünyanın hepsini aldatmak mümkündür. Fakat, bütün dünyayı her zaman aldatmak mümkün deqildir.” Tecrübe göstermistir ki, insanların herseyi söylemelerini önlemek asla mümkün deqildir. Fakat, milli terbiye ve büyük manevi kuvvetlere karsı hükümetin uygun sekildeki hareketi sayesinde, isyankâr fikirlerin yayılmasına müsaade etmeyecek sosyal bir cevre yaratmak mümkündür. Her halde, herseyin söylenmesine müsaade etmek ve bunun karsısında söyleyenlerin harekete gecmesini bekleyerek tedbir almakla yetinmek anlamsızdır. Bütün halkın harekete gectiqi gün, onları durduracak kuvvet yoktur. Doqal olarak bir saqlıqı koruma olduqu gibi, sosyal bir saqlıqı koruma da vardır. Her ikisi aynı prensibe dayanır. Maddi mikropları yoketmek mümkün olmadıqı gibi, manevi mikropları da yok etmek mümkün deqildir. Fakat, sahsın vücudunda fizyolojik bir saqlık yaratmak mümkün olduqu gibi, sosyal bünyede de manevi bir saqlık yaratmak, bu sekilde bir direnc ortamı hazırlamak mümkündür. ( 1930 )
Türkiye Cumhuriyeti’nde, gazete cıkarmak, kitap yayınlamak, basımevi acmak icin, uyulması gereken resmi islemler, Basın ve Yayın Kanunu’nda tespit edilmistir. Zararlı yayın ve sahıslara saldırı halinde yapılacak islemler de, bu kanunlarda ve Ceza Kanunu’nda yazılıdır.
Bu hususta, bizce söylenecek sözler söyle özetlenebilir. Basının genel hayatta ve Cumhuriyet’in ileleme ve gelismesinde sahip olduqu vazifeler yüksektir. Basının, tam ve genis hürriyeti iyi kullanması hususunun duyarlı olduqu kayda deqerdir. Her türlü kanuni kayıtlardan önce, bir kalem sahibi ilme ve kendi siyasi görüslerine olduqu kadar vatandasların haklarına ve memleketin her türlü özel düsüncelerin üstünde olan yüksek menfaatlerine de dikkat etmeye ve saygı göstermeye manevi olarak mecburdur. Bu mecburiyettir ki, genel düzeni saqlayabilir. Bununla birlikte, basın serbestisinden meydana gelecek kötülükleri ortadan kaldıracak etkili vasıta, asla gecmiste zannedildiqi gibi, basın hürriyetini kısıtlayan hususlar deqildir. Aksine, basın hürriyetinden doqacak sakıncaların giderilme vasıtası, yine basın hürriyetinin kendisidir. ( 1930 )
Memlekette kalem hürriyetinin de, demokrat bir idareye layık olgunlukla kullanılmasında daha dikkatli olunacaqını ümit ederim. ( 1930 )
Gercek kamuoyu, dısarıdan kimsenin etkisi olmaksızın doqal olarak mevcut olan duygu ve düsüncelerin yine doqal olarak yarattıqı bir havadır. Halbuki insan daima etki altında kalır. Yalnız yeter ki bu etki, toplumu meydana getiren insanların hakikaten onları düsünen ve bütün varlıqını onlara adayanlar tarafından yaratılmıs olsun. Bu sekilde yaratılacak olan kamuoyu bu memleketin geleceqini saqlayabilir. Yoksa esen herhangi bir hava ile deqisebilecek bir kamuoyu icinde yasarsak yarına güvenmek mümkün olmaz. Türk milletinin saqlam bir fikre sahip olmasını saqlamak amacımızdır. Yürüdüqümüz hakikat yolunun milleti mutluluqa ulastıran tek yol olduqunu anlatmak lazımdır. Herseyin olusmasına calısırken bütün calısmaların, bütün tesebbüslerin üstünde olarak Türk kamuoyunu gerceqi anlamaya ve duymaya alıstırmak, bu durumu ona doqal hale getirmek, suradan ve buradan gelecek günlük fikirlere, sahte ve yanıltıcı sözlere asla önem vermeyecek bir olgunluqa erismektir. ( 1931 )
Türk Dili’nin sadelestirilmesi, zenginlestirilmesi ve kamuoyuna bunların benimsetilmesi icin her yayın vasıtasından faydalanmalıyız. Her aydın hangi konuda olursa olsun yazarken buna dikkat edebilmeli, konusma dilimizi ise ahenkli, güzel bir hale getirmeliyiz. ( 1938 )
Bilim – Teknoloji – Sanayi
İlim ve özellikle sosyal bilimler dalındaki islerde ben emir vermem. Bu alanda isterim ki beni bilim adamları aydınlatsınlar. Onun icin siz kendi ilminize, irfanınıza güveniyorsanız, bana söyleyiniz, sosyal ilimlerin güzel ( yapıcı ) yönlerini gösteriniz, ben takip edeyim.
Ben manevi miras olarak hic bir ayet ve, hic bir dogma, hic bir donmus ve kalıplasmıs kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim asmak zorunda olduqumuz cetin ve köklü zorluklar karsısında, belki gayelere tamamen erimediqimizi, fakat asla taviz ( ödün ) vermediqimizi, akıl ve ilmi rehber edindiqimizi tasdik edeceklerdir. Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kisilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayısları bile deqisiyor. Böyle bir dünyada, asla deqismeyecek olan hükümler getirdiqini iddia etmek, aklın ve ilmin gelisimini inkâr etmek olur. Benim Türk Milleti icin yapmak istediklerim ve basarmaya calıstıklarım ortadadır. Beden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel mivher ( eksen ) üzerinde akıl ve ilmin rehberliqini kabul ederlerse, manevî mirascılarım olurlar.
Hicbir hükmü kendi bilginize ve inanınıza vurmadan, filân veya falan Avrupalı muharrir söylemis diye hemen benimsemeyiniz. Onların hele biz Türkler, bizim dilimiz ve tarihimiz üzerindeki hükümleri cok kere yanlıs bellenmis esaslara dayandıqını görüyorsunuz.
Her yeni isten kendinden eskisini beqenmeyecek kadar yükselirse o zaman, ancak o zaman gelecek nesiller birbirinden kademe kademe yüksek seviyede bir yükselme grafiqi meydana getirebilir ki, insanlıqın ilerlemesinin amacı budur. ( 1918 )
Aydınların vazifeleri gayet büyüktür. Hicbir millet yoktur ki ahlâk esaslarına dayanmadan yükselsin. Aydınlarımız, vatan ve millet fikirlerini vermekle beraber rakip milletlere karsı mevcudiyetin muhafazası icin lâzım olan hususları temin ederlerse vazifelerini daha genis sekilde yapmıs olurlar. ( 1919 )
Manevî kuvvet ise özellikle ilim ve iman ile yüksek bir sekilde gelisir. ( 1922 )
Gözlerimizi kapayıp tek basımıza yasadıqımızı düsünemeyiz. Memleketimizi bir cember icine alıp dünya ile alakasız yasayamayız… Aksine yükselmis, ilerlemis, medeni bir millet olarak medeniyet düzeyinin üzerinde yasayacaqız. Bu hayat ancak ilim ve fen ile olur. İlim ve fen nerede ise oradan alacaqız ve her millet ferdinin kafasına koyacaqız. İlim ve fen icin kayıt ve sart yoktur.
Hicbir tutarlı kanıta dayanmayan birtakım geleneklerin, inanısların korunmasında ısrar eden milletlerin ilerlemesi cok güc olur; belki de hic olmaz. İlerlemede geleneklerin kayıt ve sartlarını asamayan milletler, hayatı, akla ve gerceklere uygun olarak göremez. Hayat felsefesini genis bir acıdan gören milletlerin egemenliqi ve boyunduruqu altına girmeye mahkumdur. ( 1922 )
Basarılı olmak icin aydın sınıfla halkın zihniyet ve hedefi arasında doqal bir uyum saqlamak lazımdır. Yani aydın sınıfın halka telkin edeceqi idealler, halkın ruh ve vicdanından alınmıs olmalı. ( 1923 )
Halka yaklasmak ve halkla kaynasmak daha cok aydınlara yöneltilen bir vazifedir. Genclerimiz ve aydınlarımız nicin yürüdüklerini ve ne yapacaklarını önce kendi beyinlerinde iyice kararlastırmalı, onları halk tarafından iyice benimsenip kabul edilebilecek bir hale getirmeli, onları ancak ondan sonra ortaya atmalıdır. ( 1923 )
Bir millet icin mutluluk olan birsey diqer millet icin felâket olabilir. Aynı sebep ve sartlar birini mutlu ettiqi halde diqerini mutsuz edebilir. Onun icin bu millete gideceqi yolu gösterirken dünyanın her türlü ilminden, buluslarından, ilerlemelerinden istifade edelim, ancak unutmayalım ki, asıl temeli kendi icimizden cıkarmak mecburiyetindeyiz.
Milletimizin tarihini, ruhunu, geleneklerini gercek, saqlam, dürüst bir görüsle görmeliyiz. ( 1923 )
Taassup ( Baqnazlık ) cahilliqe dayanır. Bundan dolayı taassubu olan cahildir. İlim mutlaka cahilliqi yener, o halde halkı aydınlatmak lazım. ( 1923 )
Bu millet ve memleket ilme, irfana cok muhtac; tahsil yapmıs, diploma almıs gelmis olanları korumak kadar doqal ve lüzumlu bir sey olmaktan baska, parti parti eqitim ve öqretim görmek icin ilim ve fen almak icin Avrupa’ya, Amerika’ya ve her tarafa cocuklarımızı göndermeye mecburuz ve göndereceqiz. İlim ve fen ve ihtisas nerede varsa, sanat nerede varsa gidip, öqrenmeye mecburuz. Bu nedenle artık himaye cok zayıf kalır. Bunun yerine mecburiyet gecerli olur. ( 1923 )
Hayati gercekleri bilerek, bilmeyenlere de uygun bir yol ile veya zor ile anlatarak amacımıza yürüyeceqiz… Bizi o amaca varmaktan alıkoyan iki kuvvet vardır. Biri dıs düsmanlardır. Bunlar bizi bir sömürge haline koymak icin ilerlememizi istemeyenlerdir. Fakat ciftci arkadaslar, muhterem babalar, bizim icin bunlardan daha zararlı, daha öldürücü bir sınıf daha vardır: O da icimizden cıkması muhtemel olan hainlerdir. Aklı eren memleketini seven, gerceqi gören kimselerden böyle bir düsman cıkmaz. İcimizde böyleleri cıkarsa onlar ya aklı ermeyen cahiller, ya memleketini sevmeyen kötüler, ya gerceqi görmeyen körlerdir. Biz cahil dediqimizi zaman mutlaka okula gitmemis olanları kasdetmiyoruz. Kasdettiqim ilim, gerceqi bilmektir. Yoksa okumus olanlardan en büyük cahiller cıktıqı gibi, hic okumak bilmeyenlerden de, özellikle sizlerin icinizde görüldüqü gibi gerceqi gören bilginler cıkar. ( 1923 )
İtiraf ederim ki, düsmanlarımız cok calısıyor. Biz de onlardan daha cok calısmaya mecburuz. calısmak demek, bosuna yorulmak, terlemek deqildir. Zamanın gereklerine göre bilim ve teknik ve her türlü medeni buluslardan azami derecede yararlanmak zorunludur. ( 1923 )
Dünyada hersey icin, medeniyet icin, hayat icin, basarı icin en gercek yol gösterici ilimdir, fendir. İlim ve fennin dısında yol gösterici aramak gaflettir, cahilliktir, doqru yoldan sapmaktır. Yalnız ilmin ve fennin yasadıqımız her dakikadaki safhalarının gelisimini anlamak ve ilerlemeleri zamanında takip etmek sarttır. Bin, iki bin, binlerce yıl önceki ilim ve fen lisanının koyduqu kuralları, su kadar bin yol sonra bugün aynen uygulamaya kalkısmak elbette ilim ve fennin icinde bulunmak deqildir. ( 1924 )
İlerlemek yolunda yapılacak her önemli tesebbüsün, kendine göre önemli sakıncaları vardır. Bu sakıncaların en az dereceye indirilmesi icin tedbir ve tesebbüslerde hata yapmamak lazımdır. ( 1927 )
İnsanların hayatına, faaliyetine egemen olan kuvvet, yaratma ve icat yeteneqidir. ( 1930 )
Her isin esas hedefine kısa ve kestirme yoldan varmak arzu edilmekle beraber, yolun kabul edilebilir; mantıki ve özellikle ilmi olması sarttır. ( 1931 )
İlim tecüme ile olunmaz, tetkikle olur. (1932 )
Memleket icin kacınılmaz olan sanayiinin kurulması bitmedikce, her yönden kalp huzuru duymamıza imkân yoktur. Bu sebeple, memleketin sanayiye ait donanımını tamamlamak icin, bütün gayret ve dikkatinizi cekmeyi yerinde buluyorum. ( 1933 )
Sanayilesmek, en büyük milli davalarımız arasında yer almaktadır. calısması ve yasaması icin ekonomik elemanları memleketimizde mevcut olan büyük, kücük her cesit sanayii kuracaqız ve isleteceqiz. En basta vatan savunması olmak üzere, ürünlerimizi deqerlendirmek ve en kısa yoldan, en ileri ve mutlu Türkiye idealine ulasabilmek icin, bu bir zorunluluktur. ( 1937 )
Türkiye’de devlet madenciliqi, milli kalkınma hareketiyle yakından ilgili, önemli konulardan biridir.
Genel sanayilesme düsüncemizden baska, maden arama ve isletme isine, her seyden önce dıs ödeme vasıtalarımızı, döviz gelirlerimizi artırabilmek icin devam etmeye ve özel bir önem vermeye mecburuz.
Maden Tetkik ve Arama Dairesi’nin calısmalarına en yüksek gelisme hızını vermesini ve bulunacak madenlerin, verimlilik hesapları yapıldıktan sonra planlı sekilde hemen isletmeye konulmasını temin etmemiz lazımdır. Elde bulunan madenlerin en önemlileri icin, üc yıllık bir plan yapılmalıdır. ( 1937 )
Harp sanayi kosullarımızı, daha cok gelistirme ve genisletme icin alınan tedbirlere devam edilmeli ve sanayilesme calısmamızda da ordu ihtiyacı ayrıca göz önünde tutulmalıdır…
Bütün ucaklarımızın ve motörlerinin memleketimizde yapılması ve hava harp sanayiimizin de bu esasa göre gelistirilmesi gerekir. Hava Kuvvetleri’nin kazandıqı önemi gözönünde tutarak, bu calısmayı planlastırmak ve bu konuyu layık olduqu önemle milletin görüsünde canlı tutmak lazımdır. ( 1937 )
Eqitim
Hayatta en hakiki mürsit ilimdir.
İsterim ki, daima idealimi genclere asılayasınız ve daima korumak hususunda calısasınız.
İlk ve orta öqretim mutlaka insanlıqın ve medeniyetin gerektirdiqi ilmi ve tekniqi versin, fakat o kadar pratik bir tarzda versin ki cocuk okuldan cıktıqı zaman ac kalmaya mahkûm olmadıqına emin olsun.
Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak muallimlerdir. Muallimden, mürebbiden mahrum bir millet, henüz millet namını almak istidadını kesbetmemistir.
Kimi bahce ile mesgûl olmak, güzel cicekler yetistirmek ister. Bazı insanlar da adam yetistirmekten hoslanır.
Öqretmenin yuvası okul, ailesi öqrencilerdir.
Toplumların uygarlık düzeyi, öqretmene verilen deqerle ölcülür.
Öqretmenlik, cocuqu sevmekle baslar.
Okul genc dimaqlara, insanlıqa hürmeti, millet ve memlekete muhabbeti, seref-i istiklâli öqretir.
En büyük savas, cahilliqe arsı yapılan savastır.
Öqretmen; gecmisin öqreticisi, geleceqin kurucusudur.
Gelecek genclerin, gencler ise öqretmenlerin eseridir.
Öqretmenlik ömür boyu sürecek bir öqrenciliktir.
Toplumun düsmanı cehalet, cehaletin düsmanı öqretmendir.
Geleceqin güvencesi saqlam temellere dayalı bir eqitime, eqitim ise öqretmene dayalıdır.
Devlet bünyesinde yüzyıllar boyu derin idari ihmallerin neden olduqu yararları iyilestirmede verilecek emeklerin en büyüqünü hic kusku yok ki irfan yolunda esirgememiz lazımdır. ( 1921 )
Kongremizden ( 16 – 21 Temmuz 1921 tarihleri arasında Türkiye Milli Eqitim islerinin bir programını hazırlamak amacıyla Ankara’da yapılan resmi ilk genel toplantıda ) yalnız cizilmis eski yollarda söyle veya böyle yürümenin nasıl olacaqının tartısılmasının deqil, belki ileri sürdüqüm sartları kapsayan yeni bir sanat ve marifet yolu bulup millete göstermek ve o yolda yeni nesli yürütmek icin rehber olmak gibi kutsal bir görev bekliyoruz. ( 1921 )
Bir milli eqitim programından söz ederken, eski devrin bos inanclarından ve yaradılıs niteliklerimizle hic de ilgisi olmayan yabancı fikirlerden, doqudan ve batıdan gelebilen bütün etkilerden tamamen uzak, milli karakterimiz ve tarihimizle uyumlu bir kültür kasdediyorum. cünkü milli dehamızın tam olarak gelismesi ancak böyle bir kültür ile saqlanabilir. Herhangi bir yabancı kültür, simdiye kadar takip edilen yabancı kültürlerin yıkıcı sonuclarını tekrar ettirebilir. Kültür ( fikri kültür ) ortmala uyumludur. O ortam milletin karakteridir.
cocuklarımız ve genclerimiz yetistirilirken onlara özellikle varlıqı ile, hakkı ile, birliqi ile ters düsen bütün yabancı unsurlarla mücadele lüzumunu ve milli duyguya dayanan düsünceleri büyük bir olgunlukla her karsıt düsünceye karsı siddetle ve fedakârlıkla savunma zorunluluqu telkin edilmelidir. Yeni neslin bütün manevi gücüne bu özellik ve yeteneklerin asılanması önemlidir. Sürekli ve müthis bir mücadele seklinde beliren milletlerin hayat felsefesi, baqımsız ve mutlu kalmak isteyen her millet icin bu özelliqi büyük bir siddetle istemektedir. ( 1921 )
Gelecek icin yetistirilen vatan cocuklarına, hicbir güclük karsısında bas eqmeyerek tam sabır ve dayanıklılık ile calısmalarını ve öqrenimdeki cocuklarımızın anne ve babalarına da yavrularının öqrenimlerini tamamlanması icin her fedakârlıqı göze almaktan cekinmemelerini tavsiye ederim. Büyük tehlikeler önünde uyanan milletlerin kararlarında ne kadar ısrarlı olduklarını tarih doqrulamaktadır. Silahı ile olduqu gibi kafasıyla da mücadele mecburiyetinde olan milletimizin, birincisinde gösterdiqi kudreti ikincisinde de göstereceqine asla süphem yoktur. ( 1921 )
En mühim ve feyizli vazifelerimiz millî eqitim isleridir. Millî eqitim islerinde mutlaka muzaffer olmak lâzımdır. Bir milletin hakikî kurtulusu ancak bu suretle olur.
Bu zaferin saqlanması icin hepimizin tek vücut ve tek düsünce olarak esaslı bir program üzerinde calısması lazımdır. Bence, bu programın iki esaslı noktası vardır:
a – Sosyal hayatımızın ihtiyaclarına uygun olması
b – caqın gereklerine uymasıdır. ( 1922 )
Milletimizin siyasî, toplumsal hayatında, milletimizin fikrî terbiyesinde rehberimiz ilim ve teknik olacaktır. Mektep sayesinde, mektebin vereceqi ilim ve teknik sayesindedir ki Türk Milleti, Türk sanatı, ekonomisi, Türk siir ve edebiyatı, bütün güzelliqiyle gelisir. ( 1922 )
Bu memleketin asıl sahibi ve toplumumuzn esas unsuru köylüdür. İste bu köylüdür ki bugüne kadar bilgi nurundan mahrum bırakılmıstır. Bundan ötürü; bizim izleyeceqimiz kültür siyasetinin temeli, evvelâ mevcut bilgisizliqi ortadan kaldırmaktır. Ayrıntılara girmekten kacınarak bu fikrimi birkac kelime ile acıklamak icin diyebilirim ki genel olarak bütün köylüye okumak, yazmak ve vatanını, milletini, dinini, dünyasını tanıtacak kadar coqrafî, tarihî, dinî ve ahlâkî bilgi vermek ve dört islemi öqretmek, kültür programımızın ilk hedefidir. Bu hedefe erismek millî eqitim tarihimizde kutsal bir merhale teskil edecektir. ( 1922 )
cocuklarımızı aynı eqitim derecesinden gecirerek yetistireceqiz.
Kesinlikle bilmeliyiz ki, iki parca halinde yasayan milletler zayıftır, hastadır.
cocuklarımıza ve genclerimize vereceqimiz tahsilin hududu ne olursa olsun, onlara esaslı olarak sunları öqreteceqiz:
1 – Milliyetine,
2 – Türkiye Devleti’ne,
3 – Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne; düsman olanlarla mücadele lüzumu. Fertleri bu mücadele gerekleri ve vasıtalarıyla donanmayan milletler icin yasama hakkı yoktur. Mücadele, mücadele lâzımdır. ( 1922 )
Hükümetin en verimli ve en önemli vazifesi milli eqitimle ilgili islerdir. Bu islerde basarılı olabilmek icin öyle bir program takibetmeye mecburuz ki, o program milletimizin bugünkü haliyle, sosyal, hayati ihtiyacıyla, cevre sartlarıyla ve caqın gerekleriyle tamamen uygun ve uyumlu olsun. Bunun icin büyük ve fakat hayali ve karmasık düsüncelerden tamamen sıyrılarak gerceqi etkili bir bakısla görmek ve el ile temas etmek lazımdır. Tesebbüs edilecek seyin neden ibaret olduqu ancak bu sekilde kendiliqinden ortaya cıkar…
Yüzyıllardan beri milletimizi idare eden hükümetler eqitimin yaygınlastırılması arzusunu gösteregelmislerdir. Ancak bu arzularına ulasmak icin doquyu ve batıyı taklitten kurtulamadıklarından, sonuc milletin cahillikten kurtulamamasına neden olmustur. ( 1922 )
Milli Eqitim programımızın, Milli Eqitim siyasetimizin temel tası, cahilliqin yok edilmesidir.
Cahillik yok edilmedikce, yerimizdeyiz… Yerinde duran bir sey ise geriye gidiyor, demektir. Bir taraftan genel olan cahilliqi yok etmeye calısmakla beraber, diqer taraftan toplumsal yasamda bizzat faal ve faydalı, verimli elemanlar yetistirmek lazımdır. Bu da ilk ve orta öqretimin uygulamalı bir sekilde olmasıyla mümkündür. Ancak bu sayede toplumlar is adamlarına, sanatkârlarına sahip olur. Elbette milli dehamızı gelistirmek, hislerimizi lâyık olduqu dereceye cıkarmak icin yüksek meslek sahiplerini de yetistireceqiz. cocuklarımızı da aynı öqretim derecelerinden gecirerek yetistireceqiz. ( 1922 )
Yetisecek cocuklarımıza ve genclerimize, görecekleri öqrenimin sınırı ne olursa olsun, ilk önce ve herseyden önce Türkiye’nin baqımsızlıqına, kendi benliqine milli geleneklerine düsman olan bütün unsurlarla mücadele etmek gereqi öqretilmelidir.
Dünyada, uluslararası duruma göre böyle bir mücadelenin gerektirdiqi manevi unsurlara sahip olmayan kisiler ve bu nitelikte kisilerden olusan toplumlara hayat ve baqımsızlık yoktur. ( 1922 )
İlk ve orta öqretim mutlaka insanlıqın ve medeniyetin gerektirdiqi ilmi ve fenni versin, fakat o kadar pratik bir sekilde versin ki, cocuk okuldan cıktıqı zaman ac kalmaya mahkûm olmadıqına emin olsun. ( 1922 )
Bir yandan bilgisizliqi ortadan kaldırmaya uqrasırken, bir yandan da memleket evladını toplumsal ve ekonomik hayatta aktif sekilde etkili ve verimli kılabilmek icin zorunlu olan ilk bilgileri, uygulamalı bir bicimde vermek metodu eqitimimizin temelini olusturmalıdır.
Medeni ve caqdas bir toplumun bilim ve kültür yolunda yalnız bu kadarla yetinemeyeceqi süphesizdir.
Milletimizin dehasının gelismesi ve bu sayede layık olduqu medeniyet düzeyine ulasması ancak, yüksek bilim ve teknik elemanlarının yetistirilmesi ve milli kültürümüzün yüceltilmesi ile mümkündür.
Orta öqretimde bile eqitim ve öqretim metodunun uygulamalı olması esasına uymak sarttır. Kadınlarımızın da aynı öqretim kademelerinden gecerek yetismelerine önem verilecektir. ( 1922 )
Ordularımızın kazandıqı zafer, sizin ve sizin ordularınızın zaferi icin yalnız zemin hazırladı… Gercek zaferi siz kazanacak ve devam ettireceksiniz ve mutlaka basarılı olacaksınız. Ben ve sarsılmaz imanla bütün arkadaslarım, sizi takip edeceqiz ve sizin karsılasacaqınız engelleri kıracaqız. ( 1922 )
Okulun vereceqi ilim ve fen sayesindedir ki Türk milleti, Türk sanatı, ekonomisi, Türk siir ve edebiyatı bütün güzellikleri ile gelisir. ( 1922 )
Dünyanın her tarafında öqretmenler, insan cemiyetinin en fedakâr ve saygıdeqer unsurlarıdır. ( 1923 )
Memleketimizi, toplumumuz gercek hedefe, mutluluqa eristirmek icin iki orduya ihtiyac vardır. Biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu, diqeri milletin istikbalini yoquran kültür ordusu. Bu iki ordunun her ikisi de kıymetlidir, yücedir, verimlidir, saygıdeqerdir. Fakat bu iki ordudan hangisi daha kıymetlidir, hangisi diqerine üstün tutulur? süphesiz böyle bir tercih yapılamaz, bu iki ordunun ikisi de hayatîdir.
Yalnız siz, kültür ordusu mensupları, sizleri baqlı olduqunuz ordunun kıymet ve kutsiyetini anlatmak icin sunu söyleyeyim ki sizler ölen ve öldüren birinci orduya nicin öldürüp nicin öldüqünü öqreten bir ordunun fertlerisiniz.
Bir millet irfan ordusuna sahip olmadıkca, muharebe meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuclar vermesi ancak irfan ordusuna baqlıdır. ( 1923 )
Okullarda öqretim vazifesinin güvenilir ellere teslimini, memleket evladının, o vazifeyi kendine hem bir meslek, hem bir ideal sayacak üstün saygıdeqer öqretmenler tarafından yetistirilmesini saqlamak icin öqretmenlik, diqer serbest ve yüksek meslekler gibi, derece derece ilerlemeye ve her halde refah saqlamaya uygun bir meslek haline getirilmelidir. Dünyanın her tarafında öqretmenler, toplumun en fedakâr ve saygıdeqer unsurlarıdır. ( 1923 )
Eqitim ve öqretimde uygulanacak olan metod, bilgiyi insan icin fazla süs, bir hükmetme vasıtası veya medeni bir zevkten cok, maddi hayatta basarılı olmayı saqlayan pratik ve kullanılması mümkün bir vasıta haline getirmektir. Milli Eqitim Bakanlıqımız bu esasa önem vermektedir. ( 1923 )
Milli Eqitim’in gayesi yalnız hükümete memur yetistirmek deqil, daha cok memlekete ahlâklı, karakterli, cumhuriyetci, inkılâpcı, olumlu, atılgan, basladıqı isleri basarabilecek kabiliyette, dürüst, düsünceli, iradeli, hayatta rastlayacaqı engelleri asmaya kudretli, karakter sahibi genc yetistirmektir. Bunun icin de öqretim programları ve sistemleri ona göre düzenlenmelidir. ( 1923 )
Okul genc beyinlere; insanlıqa hürmeti, millet ve memlekete sevgiyi, serefi, baqımsızlıqı öqretir… Baqımsızlık tehlikeye düstüqü zaman onu kurtarmak icin takip edilmesi en uygun olan en güvenli yolu belletir… Memleket ve milleti kurtarmaya calısanların aynı zamanda mesleklerinde birer namuslu uzman ve birer bilgin olmaları lazımdır. Bunu saqlayan okuldur. Ancak bu sekilde her türlü tesebbüsün mantıklı sonuclara ulasması mümkün olur. ( 1923 )
Memleketi ilim, irfan, ekonomi ve bayındırlık alanlarında da yükseltmek, milletimizin her hususta cok verimli olan kabiliyetlerini gelistirmek, gelecek nesillere saqlam, deqismez ve olumlu bir karakter vermek lazımdır. Bu kutsal amaclar elde etmek icin mücadeleye atılanların arasında öqretmenler en önemli ve en hassas yeri almaktadır. ( 1923 )
Bence yeni devletimizin, yeni hükümetimizin bütün esasları, bütün programları ekonomi programından cıkmalıdır… cünkü hersey bunun icindedir. Bunun icin evlatlarımızı o sekilde eqitip tebiye etmeliyiz ve onlara o sekilde ilim ve irfan vermeliyiz ki, ticaret dünyasında, tarım ve sannatta ve bütün bunların faaliyet sahalarında faydalı olsunlar, etkin olsunlar, faal olsunlar, isleyen bir organ olsunlar. Bunun icin milli eqitim programımız, gerek ilk öqretimde ve gerekse orta öqretimde verilecek bütün seyler, bu görüse göre olmalıdır. ( 1923 )
Hedefe yalnız cocukları yetistirmekle ulasamayız! cocuklar geleceqindir. cocuklar geleceqi yapacak adamlardır. Fakat geleceqi yapacak olan bu cocukları yetistirecek analar, babalar, kardesler hepsi simdiden az cok aydınlatılmalıdır ki, yetistirecekleri cocukları bu millet ve memlekete hizmet edebilecek, yararlı ve faydalı olabilecek sekilde yetistirsinler! Hic olmazsa yetistirmek lüzumuna inansınlar! Okullardan baska gazeteler, kücük dergiler köylere kadar yayınlanıp daqıtılmalıdır. Bizim köylümüz ne gazete ne dergi vs. okumaz. Bilenler bilmeyenleri toplayıp, okutmayı, onlara okumayı anlatmayı bir vazife bilmelidir. ( 1923 )
( İste memleketi kurtardınız. simdi ne yapmak istersiniz? sorusuna verdiqi cevap: ) Millî Eqitim Bakanı olarak millî kültürü yükseltmeye calısmak en büyük emelimdir. ( 1923 )
Yeni nesil, en büyük cumhuriyetcilik dersini bugünkü öqretmenler topluluqundan ve onların yetistirecekleri öqretmenlerden alacaktır. ( 1924 )
Yeni Türkiye’nin birkac seneye sıqdırdıqı askerî, siyasî, idarî inkılâplar cok büyük, cok mühimdir. Bu inkılâplar, sayın öqretmenler, sizin; toplumsal ve fikrî inkılâptaki muvaffakiyetlerinizle desteklenecektir. Hicbir zaman hatırınızdan cıkmasın ki, Cumhuriyet,sizden “fikri hür, vicdanı hür, sezis ve anlayısı hür” nesiller ister! (1924 )
Öqretmenler! Yeni nesli, cumhuriyetin fedakâr öqretmen ve eqitimcileri, sizler yetistireceksiniz. Ve yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakârlıqınız derecesiyle orantılı bulunacaktır. Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister! Yeni nesli, bu özellik ve kabiliyette yetistirmek sizin elinizdedir… Sizin basarınız, Cumhuriyetin basarısı olacaktır. ( 1924 )
Erkek ve kız cocuklarımızın, aynı suretle bütün tahsil derecelerindeki öqretim ve eqitimlerinin pratik olması mühimdir. Memleket cocukları, her tahsil derecesinde ekonomik hayatta verimli, etkili ve basarılı olacak surette donatılmalıdır. ( 1924 )
Terbiyedir ki; bir milleti ya hür, baqımsız, sanlı, yüce bir sosyal toplum halinde yasatır veya bir milleti esaret ve sefalete terkeder.
Terbiye kelimesi yalnız olarak kullanıldıqı zaman herkes kendine göre bir anlam cıkarır. Ayrıntıya girisilirse terbiyenin hedefleri, amacları cesitlenir. Meselâ dini terbiye, milli terbiye, milletlerarası terbiye… Bütün bu terbiyelerin hedef ve gayeleri baska baskadır… Yeni Türk Cumhuriyeti’nin yeni nesle vereceqi terbiye, milli terbiyedir. ( 1924 )
Milli terbiyenin ne demek olduqunu bilmekte artık karısıklık, yanlıs anlama olmamalıdır. Bir de milli terbiye esas olduktan sonra onun dilini, usulünü, vasıtalarını da milli yapmak zorunluluqunu tartısmak gereksizdir.
Milli terbiye ile gelistirilmek ve yükseltilmek istenen genc beyinleri bir taraftan da paslandırıcı, uyusturucu, hayali fazlalıklarla doldurmaktan dikkatle kacınmak lâzımdır. ( 1924 )
Mili eqitim ısıqının memleketin en derin köselerine kadar ulasmasına, yayılmasına özellikle dikkat ediyoruz. ( 1924 )
Türkiye’nin öqretim ve eqitim politikasının her derecesini, tam bir netlik ve hicbir tereddüte yer vermeyen acıklık ile ifade etmek ve uygulamak lazımdır. Bu politika tam anlamı ile milli bir nitelikte görülebilir. ( 1924 )
İlk ilham, ana baba kucaqından sonra okuldaki öqretmenin dilinden, vicdanından, terbiyesinden alınır. Bu ilhamın gelisebilemsi, millet ve memlekete hizmet edebilecek kudret ve kabiliyetini verebilmesi icin, millet ve memlekette büyük, derin ilgi yaratan fikir ve duygularla her an desteklenmesi lazımdır. Bu fikir ve duyguların kaynaqı bizzat memleket ve millettir. Milletin ortak arzu ve eqilimine temas etmek ve onun gereklerine varlıqı adamayı hareket kuralları olarak kabul etmek hakiki yolda yürüyebilmek icin en önemli esastır. Bir milletin fertlerinde saqlanması ve egemen olması, uyulması gereken sey milletin ortak arzusu, milletin ortak fikridir. Bir insan memleket ve milletine faydalı bir is yaparken, gözönünden bir an uzak bulundurmamaya mecbur olduqu kural milletin hakiki eqilimidir. ( 1924 )
Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öqretmenlerdir. Öqretmenden, eqiticiden mahrum bir millet henüz millet adını almak istidadını kazanmamıstır. Ona alelâde bir kitle denir, millet denemez. Bir kitle millet olabilmek icin mutlaka eqiticilere, öqretmenlere muhtactır. ( 1925 )
Hayatın her calısma safhasında olduqu gibi özellikle öqretim hayatında sıkı disiplin basarının esasıdır. Müdürler ve öqretim kadroları disiplini saqlamaya, öqrenci ise disipline uymaya mecburdur. ( 1925 )
Öqretmenler her fırsattan yararlanarak halka kosmalı, halk ile beraber olmalı ve halk, öqretmenin cocuqa yalnız alfabe okutan bir varlıktan ibaret olmayacaqını anlamalıdır. ( 1927 )
Milli eqitimde, süratle yüksek bir seviyeye cıkacak olan bir milletin, hayat mücadelesinde maddi ve manevi bütün kudretlerinin artacaqı muhakkaktır. ( 1928 )
Büyük Türk milletine onun bütün emeklerini kısır yapan corak yol haricinde kolay bir okuma yazma anahtarı vermek gereklidir. Büyük Türk milleti cahillikten az emekle kısa yoldan ancak kendi güzel ve asil diline kolay uyan böyle bir vasıta ile sıyrılabilir. Bu okuma yazma anahtarı ancak Lâtin esasından alınan Türk alfabesidir. Basit bir tecrübe Lâtin esasından Türk harflerinin, Türk diline ne kadar uygun olduqunu sehirde ve köyde yası ilerlemis Türk evlatlarının ne kadar kolaylıkla okuyup yazdıklarını günes gibi meydana cıkarmıstır. ( 1928 )
Hepimize, bu memleketin bütün vatanını seven yetiskin evlatlarına önemli bir vazife düsüyor; bu vazife, milletimizin tümüyle okuyup yazmak icin gösterdiqi istek ve arzuya fiili olarak hizmet ve yardım etmektir. Hepimiz, özel ve toplum hayatımızda rastladıqımız okuyup yazma bilmeyen erkek, kadın her vatandasımıza öqretmek icin candan arzu göstermeliyiz. ( 1928 )
Eqer Cumhurbaskanı olmasam, Eqitim Bakanlıqı’nı almak isterdim. ( 1930 )
Her profesör ve öqretmenin asılayacaqı fikirler, ideal gayelere hizmet edecek sekilde olmalıdır. Kitapların cansız teorileriyle karsı karsıya gelen genc beyinler, öqrendikleriyle memleketin gercek durum ve cıkarları arasında iliski kuramıyorlar. Yazarların ve teorisyenlerin tek taraflı dinleyicisi durumunda kalan Türkiye’nin cocukları hayata atıldıkları zaman bu iliskisizlik ve uyumsuzluk yüzünden tenkitci, karamsar, milli suur ve düzene uyumsuz kitleler meydana getirirler. ( 1931 )
Memleketi simdilik üc büyük kültür bölgesi halinde düsünerek; batı bölgesi icin, İstanbul Üniversitesi’nde baslanmıs olan düzenleme programını daha köklü bir tarzda tatbik ederek cumhuriyete cidden modern bir üniversite kazandırmak; merkez bölgesi icin, Ankara Üniversitesi’ni az zamanda kurmak lâzımdır. Ve doqu bölgesi icin Van Gölü sahillerinin en güzel bir yerinde, her subeden ilkokullarıyla ve nihayet üniversitesiyle modern bir kültür sehri yaratmak yolunda, simdiden fiiliyata gecilmelidir. Bu hayırlı tesebbüsün, doqu vilâyetlerimiz gencliqine kazandıracaqı verim, Cumhuriyet Hükümeti icin ne mutlu bir eser olacaktır. ( 1937 )
Büyük davamız, en medeni ve en üst refah seviyesinde bir millet olarak varlıqımızı yükseltmektir.
Bu, yalnız kurumlarda deqil, düsüncelerinde de köklü bir inkılâp yapmıs olan büyük Türk Milleti’nin dinamik idealidir. Bu ideali en kısa bir zamanda basarmak icin, fikir ve hareketi beraber yürütmek mecburiyetindeyiz. Bu tesebbüste basarı, ancak, yasal bir planla ve en akılcı bir sekilde calısmakla mümkün olabilir. Bu sebeple, okuma yazma bilmeyen tek vatandas bırakmamak; memleketin bütün kalkınma savasının ve yeni catısının istediqi teknik elemanları yetisitirmek; memleket davalarının ideolojisini anlayacak, anlatacak, nesilden nesile yasatacak, kisi ve kurumları yaratmak; iste bu önemli prensipleri en kısa zamanda saqlamak… Bakanlıqın üzerine aldıqı büyük ve aqır vazife ve sorumluluklardır. İsaret ettiqim prensipleri Türk Gencliqi’nin beyninde ve Türk Milleti’nin bilincinde daima canlı bir halde tutmak, üniversitelerimize ve yüksek okullarımıza düsen baslıca vazifedir. ( 1937 )
Ekonomi
Türkiye’nin ilk ve önde gelen fikri politik deqildir, ekonomiktir. Biz tüketimde olduqu kadar üretimde de dünyanın bir parcası olmayı arzu ediyoruz.
Türk köylüsünü “efendi” yerine getirmedikce memleket ve millet yükselemez.
Memleket üretiminin artması, cesitlendirilmesi icin olduqu kadar herkes gibi köylünün de refah icinde yasamasını temin icin bir ( tesis kredisine ) ihtiyac vardır. Bu görüs, büyük ciftlik ve arazi isletenlere ait olmayıp daha cok kücük ciftcileri ilgilendirir. Varlıqından büyük is tutarak büyük kâr yapmak icin herseyi borcla saqlamanın yolunu bulanlar genellikle üzücü sonuclarla karsılasmıslardır. Bu gibilere gercek varlık ve ihtiyaclarından daha cok kredi acmak ve böylece onları kötü neticelerle karsılasmaya tesvik etmek uygun deqildir.
Söz konusu tesis kredisinin köylüye nakit olarak verilmesinin uygun olmayacaqı süphesizdir. Bu amacla ayrılacak para ile baq ve meyva fidanlıklarının kurulması, yerli pulluk ve tezgah atelyeleri ve tohum ve hayvan ıslahı müesseseleri kurulması ve nihayet buralarda daqıtılacak maddelerin fiyatlandırılarak uzun vadelerle toplanması tercih edilir.
Memleket ürünlerinin pazarlanmasını yapmak büyük bir ekonomik isimizdir.
Bir taraftan kredi kooperatifleri ile üretimi kolaylastırır ve maliyet fiyatlarımızı düsürürken diqer taraftan satıs fiyatını artırmak lazımdır ki, üreticilerin emeqi ziyan olmasın. Satıs tedbirleri, bircok aracının elde ettiqi kârın mümkün olduqunca fazlasının ciftciye kalmasını saqlamaktan baska mallarımızın standardizasyonu, ambalajını, kalite kontrol mücadelesini, kendiliqinden saqlayacaktır. Bundan baska ürün, alıcının istediqi zaman teklif edeceqi fiyatla deqil, en uygun zamanında tüketici piyasalara arzedilmek suretiyle deqer fiyatına satılacaktır.
Mali kanunlar ne kadar mükemmel yapılırsa yapılsın bunları eksiksiz anlatmak ve devletin ve yükümlünün haklarını takdir eden bir zihniyetle uygulamak icin yetenekli defterdar ve mal memuru yetistirmek meselesi vatanın mali geleceqi acısından alınacak tedbirlerin basında düsünülmelidir.
Genel gelir ve masrafların toplamları üzerinde üc asaqı bes yukarı deqisiklik yapmak da bu meseleyi halletmeye yeterli görülmüyor. Bu görünüsle bütcemiz hareketsizlik ve sıkısıklık manzarası arzediyor. Nihayet bircok devlet islerimiz de bu sıkısıklık icinde tıkanmıs gibidir. Ertelenmesi mümkün olmayan bu islere canlılık kazandırmak lazımdır. Siyasi olarak kurtulmus bir halkın, yasayıs ve geleceqe gidis hareketinde, ümitlerini beslemek ve kendi kudretine güven hislerini kuvvetlendirmek icin, ona canlı bir akımın icinde yasadıqı hissini vermek lazımdır. Bunu yapamazsak parti birliqi, hükümet kuvveti, sabretme öqütleri ve nihayet vaad ( ümit ) verici telkinlerle daha birkac yıl, mesela bir meclis devresi, kazanmak mümkün olabilir. Fakat saqlık, sosyal yardım, milli eqitim ve isletme ve nihayet ekonomik faaliyet gibi maddi gelisme ve fiili sonuclar getiren ve zamanla herseyin olacaqı kanaatini kuvvetlendiren uygulamaya bu günden fazla hissedilir bir canlılık vermek zorunluluqu karsısında olduqumuzu görüyorum. İleriyi karanlık gören kötümser zihniyetin birgün memlekete yayılma tehlikesini ancak bu sekilde önleyebiliriz.
Memleketin mali durumu, düzen, emniyet ve disiplin üzerine kuruludur.
Memleketimizi medeniyetin gerektirdiqi dereceye bir an önce yükseltmek icin, yalnız milli sermaye yeterli olmaz. Yabancı sermayeye ve uzmanlıqına da ihtiyacımız vardır. Bu noktada da bir milliyetcilikten cıkıyoruz, daha genis milliyetci oluyoruz.
Benliqimize, varlıqımıza hicbir zarar vermeksizin, dıs sermaye memleketimize girebilir.
Milli paranın kudretini ve milletin milletlerarası buhrana karsı yüksek varlıqının esaslarını korumak baslıca gayemizdir.
Kurtulus ve baqımsızlık icin yaptıqımız savası tamamlamak ve Tanrı’nın milletimize doqustan verdiqi yetenek ve kabiliyeti en yüksek derecede gelistirmek ve memleketimize baqısladıqı bütün kuvvet ve servet kaynaklarından en iyi bicimde faydalanarak zayıflıqımızın sebeplerini yok etmek icin bundan böyle hicbir fırsat ve zamanı ziyan etmeyerek calısmaya mecburuz. Ancak bu calısma yıllarca tkip edilecek ve uygulanacak bir programa dayalı olmazsa basarısızlıqa mahkûmdur. ( 1922 )
Herseyden önce hayat ve baqımsızlıqımızı saqlamaktan ibaret olan milli amacımıza erismekten baska birsey düsünemeyiz. Bundan dolayı, bizce önemli olan nokta mali gücümüzün buna yeterli olup olmayacaqıdır. ( 1922 )
Türkiye’nin gercek sahibi ve efendisi, gercek üretici olan köylüdür. O halde, herkesten daha cok refah, mutluluk ve servete hakkı olan ve daha layık olan köylüdür. ( 1922 )
Milletimiz ciftcidir. Milletin ciftcilikteki calısmasını, caqdas ekonomik önlemlerle en yüksek düzeye cıkarmalıyız. Köylünün calısması sonunda elde edeceqi emek karsılıqını, onun kendi menfaatine olmak üzere yükseltmek, ekonomi politikamızın temel ruhudur. Bu nedenle; bir yandan ciftcinin calısmasını arttıracak, daha yararlı duruma getirecek bilgilerin, teknik arac ve gereclerin kullanılması ve yaygınlasmasına calısırken, diqer yandan, onun emeqinin sonuclarından en iyi sekilde yararlanmasını saqlayacak ekonomik önlemleri ortaya koymaya calısmak lazımdır. ( 1922 )
Bugünkü mücadelelerimizin amacı tam baqımsızlıktır. Baqımsızlıqın bütünlüqü ise ancak mali baqımsızlık ile mümkündür. Bir devletin maliyesi baqımsızlıktan yoksun olunca o devletin bütün hayati kuruluslarında baqımsızlık felc olur. cünkü her devlet organı ancak mali kuvvetle yasar. Mali baqımsızlıqın korunması icin ilk sart, bütcenin ekonomik bünye ile orantılı ve denk olmasıdır. Bundan ötürü; devlet bünyesini yasatmak icin dısarıya basvurmaksızın memleketin gelir kaynaklarıyla idareyi saqlama care ve tedbirlerini bulmak lazımdır ve bu mümkündür… Azami tasarruf milli prensibimiz olmalıdır. ( 1922 )
Gerek tarım ve gerek memleket servetimizin genel saqlıqı bakımından önemi muhakkak olan ormanlarımızı da modern tedbirlerle iyi halde bulundurmak, genisletmek ve en büyük yararı saqlamak esas prensiplerimizden biridir. ( 1922 )
Memleketimiz ekonomik teskilat ve cevre itibarıyla kuvvetli bir halde bulunmuyordu. Kisilerin ekonomik gücleri de serbest rekabete dayanabilecek dereceye ulasamamıstı. Tanzimat’ın actıı serbest ticari devri Avrupa rekabetine karsı kendisini savunamayan ekonomimizi bir de ekonomik kapitülasyon zincirleriyle baqladı. Teskilat ve kisisel kıymet acılarından ekonomi sahasında bizden cok kuvvetli olanlar memleketimizde, bir de fazla olarak, ayrıcalıklı durumda bulunuyorlardı. Kazanc vergisi vermiyorlardı. Gümrüklerimizi ellerinde tutuyorlardı. İstedikleri zaman istedikleri esyayı, istedikleri sartlarla memleketimize sokuyorlardı. Bütün ekonomik sahalarımıza bu sayede mutlak egemen olmuslardı…
Ekonomi politikamızın önemli amaclarından biri de; toplumun genel cıkarlarını doqrudan doqruya ilgilendirecek ekonomik kurulus ve tesebbüsleri mali ve teknik gücümüzün elverdiqi oranda devletlestirmedir.
Topraklarımızın altında islenmeden duran maden hazinelerini az zamanda isleterek, milletimizin yararına acık bulundurabilmek de ancak bu usül sayesinde mümkündür. Bununla beraber; sırf ekonomik kullanma maksadıyla gerek madenlerimizde ve gerek diqer ekonomik hususlarda bayındırlık islerimizde kullanılmak istenilen sermayenin sahiplerine hükümetimizce her türlü kolaylıqın gösterileceqi süphesizdir. Bu sermayelerin kanunlarımıza baqlı olması da doqaldır… Bundan sonra da genel ekonomik faaliyetlerimizin ekonomi politikamızı ayrıntılı acıklamıs ve tespit etmis olduqum bu görüs cercevesinde, bir plan dahilinde, düzenli olarak yönlendirilmesine Bakanlar Kurulumuzun bütün gayretini adayacaqı beklenir. ( 1922 )
Memleketimizin ekonomik kaynakları bütün dünyanın hırslarını cekecek verim ve zenginliqe sahiptir. Halkımızın ciftci olması, topraklarımızın dünyanın en bereketli topraklarından bulunması, maddi hayat icin hicbir endiseye yer bırakmamaktadır. ( 1922 )
Hükümetimizin her medeni devlet gibi dıs borclanmalar yapmasına lüzum vardır. su kadar ki, borc alınan yabancı paralarını… ödemeye mecbur deqilmisiz gibi, amacsız israf ve tüketim ile borclarımızın yükünü arttırarak mali baqımsızlıqımızı tehlikeye düsürmeye kesin sekilde karsıyız. Biz memlekette, bayıdırlıqı, üretimi ve halkın refahını temin edecek, gelir kaynaklarımızı gelistirecek verimli borclanmalara taraftarız. ( 1922 )
Ekonomik hayatın faaliyet ve canlılıqı, ancak ulastırma vasıtalarının, yolların, trenlerin, limanların durumu ve derecesiyle orantılıdır. ( 1922 )
Tarih, milletlerin yükselme ve gerileme sebeplerini araken bircok siyasi, askeri, toplumsal sebepler bulmakta ve saymaktadır. süphe yok, bütün bu sebepler, toplumsal olaylarda etkindirler. Fakat bir milletin doqrudan doqruya hayatıyla, yükselisiyle, gerilemesiyle ilgili ve baqlantılı olan, milletin ekonomisidir. Tarihin ve tecrübenin tespit ettiqi bu gercek, bizim milli hayatımızda ve milli tarihimizde de tamamen meydana cıkmıstır. Gercekten Türk tarihi incelenirse bütün yükselme ve gerileme sebeplerinin bir ekonomi meselesinden baska bir sey olmadıqı anlasılır. Tarihimizi dolduran bunca basarılar, zaferler veyahut maqlubiyetler, cöküsler ve felaketler, bunların hepsi; meydana geldikleri devirlerdeki ekonomik durumumuzla ilgili ve baqlantılıdır. Yeni Türkiyemizi layık olduqu seviyeye yükseltebilmek icin, mutlaka ekonomimize birince derecede önem vermek mecburiyetindeyiz. cünkü zamanımız tamamen ekonomi devresinden baska birsey deqildir. ( 1923 )
Bütün dünyada olduqu gibi memleketimizde de en basta bulunan önemli isimiz ekonomidir. Bu iste en yüksek basarıyı saqlamaya calısmak cok önemlidir, gereklidir. Bunun icin bu iste bütün devlet teskilatının, bütün yurttasların ve hepimizin ciddi duygularla ilgili olmamız gereqi doqladır. Yeni devletimizin, yeni hükümetimizin bütün esasları, bütün programları ekonomik programlarından cıkmalıdır. ( 1923 )
Türkiyemizi layık olduqu seviyeye yükseltebilmek icin, mutlaka ekonomimize birinci derecede önem vermek mecburiyetindeyiz… Fakat itiraf etmeye mecburuz ki, ekonomimize gerektiqi kadar önem vermemis bulunuyoruz. Bir milletin doqrudan doqruya yasamın gerektirdikleri ile uqrasamaması, o milletin yasadıqı devirler ve devirleri tespit eden tarih ile cok ilgilidir. Bu nedenle biz de eqer uqrasamamıs isek, gercek sebepleri gecirdiqimiz devirlerde ve özellikle tarihimizde arayabiliriz. Fakat böyle bir inceleme yaptıqımız zaman, maalesef itirafa mecburuz ki, biz henüz simdiye kadar gercek, ilmî, müspet anlamı ile milli bir devir yasayamadık. Bu nedenle milli bir tarihe sahip olamadık. ( 1923 )
Ekonomi demek, hersey demektir. Yasamak icin, mutlu olmak icin, insan varlıqı icin ne lazımsa onların hepsi demektir. Tarım demektir, ticaret demektir, calısma demektir, hersey demektir. ( 1923 )
Hayat demek ekonomi demektir. Yasayabilmek icin mutlaka tutumlu olmalı. ( 1923 )
Basarılı olabilmek icin gercekten memleketin ve milletin ihtiyacına uygun ana program üzerinde bütün milletin beraberce ve uyum icinde calısması lazımdır… Milli Eqitim programlarımız gibi, devlet daireleri icin düsünülecek programlar bile, ekonomik programlara dayanmaktan kendilerini kurtaramazlar. ( 1923 )
Yasamak icin güclü bir devlet ve herseyi yapabilmek icin esas ekonomi olunca, bütün görüslerimizi, bütün calısmalarımızı bunda mutlaka basarılı olmakta toplamalıyız. Her calısma kolunu bu esas noktaya dayandırmlalıyız. Mesela Milli Eqitim programımız ne olacaktır? Milli Eqitim Programımız bu olacaktır ki, onu takip eden insanlar iyi ciftci, kunduracı, fabrikatör, tüccar olacak, iyi uygulayıcı kisi, faydalı kisi, verimli kisi olacak, bunları öqreten programların, bunları öqreten memleketlerin ve kurumların tamamı Milli Eqitim olacaktır. ( 1923 )
Yeni Türkiye Devleti temellerini süngü ile deqil, süngünün de dayandıqı ekonomi ile kurtaracaktır… Yeni Türkiye Devleti bir ekonomi devleti olacaktır. ( 1923 )
calısmaya mecbur olduqumuz hususlardan en önemlisi ekonomidir. cünkü millet yoksul kaldıkca hicbir sey yapamaz. İlk önce zengin olmalıdır. cünkü herseyi yapan paradır. Öncelikle ekonomiye önem vermek lazımdır. Millete verimli ve yararlı elemanlar yetistirmek ekonominin zorunluluklarındandır. Bunun icin de Milli Eqitime birinci öncelliqi vereceqiz. Ekonomide faydalı olabilmek icin teoriler ve kavramlar ile vakit gecistirecek zamanımız kalmamıstır. Bir millet ne kadar gelismis ve ilerlemis olursa olsun, yol gösterilmeye, aydınlatılmaya muhtactır. Bundan kacınmak olamaz. Bu yol gösterme ve aydınlatmanın millet icinde daha cok faal ve tesebbüslerinde basarılı olmus insanlar tarafından yapılması lazımdır. Gecmiste ve hali hazırda olduqu gibi gelecekte de milletimizi refah ve mutluluqa kavusturacak yollar icin rehberlik etmek milli ve vicdani vazifemizdir. Böyle bir vazifeyi yapabilmek icin egemenliqine kıskanc olan bir millet icin de, aynı sekilde düsünür ve din düsünürlerinin birlesmesi gereklidir. ( 1923 )
Zaferin vasıtası yalnız kılıctan ibaret kalan bir millet, birgün girdiqi yerden kovulur, rezil edilir, sefil ve perisan olur. Öyle milletlerin sefaleti, perisanlıqı o kadar büyük ve üzücü olur ki, kendi memleketinde bile mahkûm ve esir bir halde kalabilir. Onun icin gercek fetihler yalnız kılıcla deqil sabanla yapılandır. Milletleri vatanlarında baqlamanın, millete istikrar saqlamanın vasıtası sabandır, saban kılıc gibi deqildir. O kullandıkca kuvvetlenir. Kılıc kullanan kol cok gecmeden yorulduqu halde, sabanını kullanan kol zaman gectikce topraqın daha cok sahibi olur. Kılıc ve saban; bu iki fatihten birincisi, ikincisine daima maqlup oldu. Tarihin bütün olayları ve hadiseleri hayatın bütün gözlemleri bunu doqruluyor. ( 1923 )
Milletimiz cok büyük elemler, maqlubiyetler, facialar görmüstür. Bütün bunlardan sonra yine bu topraklarda bulunuyorsa bunun temel sebebi sundandır: cünkü Türk ciftcisi bir eliyle kılıcını kullanırken, diqer elindeki sabanla topraktan ayrılmadı. Eqer milletimizin büyük coqunluqu ciftci olmasaydı, biz bugün dünya yüzünde bulunmayacaktık. ( 1923 )
Memleketimiz su iki seyin memleketidir: Biri ciftci, diqeri asker. Biz cok iyi ciftci ve cok iyi asker yetistiren bir milletiz. İyi ciftci yetistirdik, cünkü topraklarımız coktur. İyi asker yetistirdik, cünkü o topraklara göz koyan düsmanlar fazladır… Bundan sonra da daha iyi ciftci ve daha iyi asker olacaqız. Fakat bundan sonra asker olusumuz artık eskisi gibi baskalarının hırsı, san ve söhreti, keyfi icin deqil; yalnız ve yalnız bu aziz topraklarımızı korumak icindir. ( 1923 )
ciftcilerimizin gayretiyle memleketimizin verimli tarlaları birer kalkınma kaynaqı olacaktır. süphesiz bu kalkınma kaynaklarını dünyadaki düsmanlara karsı savunma icin kıymetli bir ordumuz da bulunacaktır. ( 1923 )
Bu dakikada dinleyenlerim ciftcilerdir, sanatkarlardır, tüccarlardır ve iscilerdir. Bunların hangisi bir diqerine karsı olabilir. ciftcinin sanatkara, sanatkarın ciftciye ve ciftcinin tüccara ve bunların hepsine, birbirine ve isciye muhtac olduqunu, kim inkar edebilir?
Bugün mevcut fabrikalarımızda ve daha cok olmasını dilediqimiz fabrikalarımızda kendi iscimiz calısmalıdır. Refah icinde ve memnun olarak calısmalıdırlar ve bütün bu saydıqımız sınıflar aynı zamanda zengin olmalıdır ve hayatın gercek tadını tadabilmelidir ki, calısmak icin kudret ve kuvvet bulabilsin. Bu nedenle programdan bahsedildiqi zaman, âdeta denebilir ki, bütün halk icin bir “calısma Milli Andı”dır. Ve böyle bir calısma milli andı durumunda olan program etrafında toplanmaktan meydana gelecek olan ( meslekî ) kurulusu ise sıradan bir parti gibi düsünmemek lazımdır, ve sonra meydana gelebilecek olan böyle bir kurulusun simdiye kadar olduqu gibi milletin azim ve imanı ile ve birlik ve dayanısmasının birbirine yardımcı olamsıyla basarılı olacaqı hakkındaki inancım kuvvetlidir ve tamdır. ( 1923 )
Tarımın kıymetini, önemini köylüye anlatmak ve gercekten en cok faydayı saqlayacak faaliyete yöneltmek icin ona ilim vermek, ona öqretmek lazımdır. ( 1923 )
Ormanlar memleketin cok önemli bir servet kaynaqıdır. Tarımla uqrastıqımız kadar ormanlarımıza da önem vermeliyiz. ( 1923 )
Milli ekonomi yolunda emin olarak ve güvenerek kesin ve köklü adımlar atarken esas programımızın ilham ettiqi genel tedbirleri tercih etmek en doqru yoldur. Toplumumuzdaki bütün cesitli meslek sahiplerini faydalı olacak sekilde bu yolda elele vermis, omuz omuza dayanmıs bir hedefe yürüyen samimi yolcular yapmak, devletin ekonomideki yükünü azaltmak ve basarı zamanını kısaltmak tek caredir. ( 1923 )
Memleketimiz tarım memleketidir. Bu itibarla halkımızın coqunluqu ciftcidir, hayvan yetistiricisidir. Bundan dolayı en büyük kuvveti, kudreti bu sahada gösterebiliriz ve bu alanda önemli girisimlerde bulunabiliriz. ( 1923 )
Bir devlet ki, kendi vatandasına koyduqu bir vergiyi yabancılara koyamaz; gümrük islemlerini, vergilerini ülkenin ve milletin ihtiyaclarına göre düzenlemekten alıkonmustur ve bir devlet ki, fazla olarak yabancılar ( yabancı uyruklular ) üzeride yargı hakkını uygulamaktan yoksundur; böyle bir devlete elbette baqımsız devlet denilemez. Devletin ve milletin hayatına yapılan müdahaleler yalnız bu kadar deqil, daha fazla idi. Doqrudan doqruya milletin hayati ihtiyaclarından olan, mesela demiryolu yapmak icin, fabrika yapmak icin, hatta herhangi birsey yapmak icin devlet serbest deqildi, mutlaka müdahale vardı. Bu nedenle yasama hakkı kısıtlanan bir devlet baqımsız olabilir mi? Arzettiqim gibi gercekte devlet baqımsızlıqını coktan kaybetmisti ve Osmanlı ülkesi yabancıların serbest bir sömürgesinden baska birsey deqildi ve Osmanlı icindeki Türk Milleti de tamamen esir bir duruma getirilmisti. Bu sonuc arzettiqim gibi, milletin kendi iradesine ve kendi egemenliqine sahip bulunmamasından ve bu irade ve egemenliqin sunun bunun elinde kullanılagelmis olmasından kaynaklanıyor. O hald kesinlikle diyebiliriz ki, biz milli bir devir yasamıyorduk ve milli bir tarihe sahip bulunmuyorduk. ( 1923 )
Ekonomik alanda düsünürken ve konusurken sanılmasın ki, biz yabancı sermayeye karsıyız; hayır, bizim memleketimiz genistir. cok calısmaya ve sermayeye ihtiyacımız vardır. Bundan dolayı kanunlarımıza uymak sartıyla yabancı sermayelerine gerekli olan güvenceyi vermeye her zaman hazırız. Arzu edilir ki, yabancı sermaye, calısmamıza ve sabit servetimize eklensin. Bizim icin ve onlar icin, faydalı sonuclar versin. ( 1923 )
Yollarımızı caqın, bugünkü ilerlemelerinin gerektirdiqi mükemmel bir duruma getirmemiz lazımdır. Ancak bu sekilde memlekette hüküm süren fakirlik ve sefalete care bulabiliriz. ( 1923 )
Paramızı, hayatımızı dıs düsmanların etki ve saldırısından kurtarmak, bu memleketin dıs düsmanlara esir olmasına müsaade etmemek ne kadar gerekiyorsa, aynı zamanda ve onlardan daha fazla bir uyanıklıkla ic düsmanları, yurt icindeki zararlı kisileri de dikkatle izlemek ve onların her hareketlerini gözden kacırmamak mecburiyetindeyiz. Biz ancak bu gayretle, bu uyanısla calısarak basarılı olacaqız. Bütün dünya Türkiye’nin saygın varlıqına özenecek ve milletimize lâyık ve haketmis olduqu yüksek yeri verecektir. ( 1923 )
Siyasî, askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsunlar, ekonomik zaferlerle taclandırılamazlarsa husule gelen zaferler devamlı olamaz, az zamanda söner. ( 1923 )
Kapitülasyonlar, bir devleti mutlaka cökertir. Osmanlı Devleti ile Hindistan Türk ve İslâm imparatorlukları bunun en büyük delilidir. ( 1923 )
Muhtelif meslek sahiplerinin menfaatleri diqerlerine karısmıs olduqundan, onları sınıflara ayırmak imkânı yoktur ve bütünü halktan ibarettir. ( 1923 )
Ben de ciftci olduqumdan biliyorum, makinesiz tarım olmaz. El emeqi güctür. Birlesiniz. Birliklerle makine alırsınız. Senede yüz dönüm ekeceqinize on misli, yüz misli fazla ekersiniz. Memleketimiz gercek ciftci memleketidir. Henüz bu hususa tam halk kazanmıs deqiliz. Fakat tarım memleketi olacaqız. Bu da makine ile olacaktır. ( 1925 )
Genis bir sulama politikasının uygulanmasına baslanabilmesi cidden gerekli görülmektedir. Memleketi yepyeni bir yaratıcılıqa kavusturacak olan sulama islerinin derin ilgilerinizle gerceklestirilmesi süphe götürmez. Tarım ve ormancılıkta yeni tedbirlerle gelismeye hizmetiniz yerinde olacaktır. ( 1927 )
Her Türk ciftci ailesinin, gecineceqi ve calısacaqı topraqa sahip olması mutlaka lazımdır. Vatanın saqlam temeli ve gelismesi buna baqlıdır. Bundan fazla olarak büyük araziyi modern araclarla isletip, vatana fazla üretim temin edilmesini tesvik etmek isteriz. ( 1929 )
ciftciye arazi vermek de hükümetin devamlı olarak takip etmesi gereken bir konudur. calısan Türk köylüsüne isleyebileceqi kadar toprak temin etmek memleketin üretimini zenginlestirecek baslıca carelerdendir. ( 1929 )
Ekonominin gelismesi icin baslıca gerekli olan; yollar, demiryolları, limanlar, kara ve deniz ulasım aracları ve milli varlıqın maddi ve siyasi kandamarlarıdır. Refah ve kuvvet vasıtasıdır. ( 1930 )
ciftcilerimizi kredi, üretim kooperatifleri gibi ekonomik kuruluslara kavusturmak ve bu kurlusları ilerletmek ve gelistirmek gayedir. Kücük sanat sahibi esnafı zorluk ve zayıflıktan kurtarmak ve onları daha kuvvetli, güvenli bir duruma getirmek icin gereken kredi müesseselerini yaratmak düsündüqümüz esaslı noktalardan biridir. ( 1931 )
Bugüne kadar ekonomik alanda arzu ettiqimiz derecede büyük basarılar görülmüyorsa, bunu doqal karsılamak lazımdır. Bu, Türk Milleti ekonomik alanda kabiliyetsizdir demek deqildir. Bunu belki diyenler vardır. Fakat bunlar Türk Milleti’nin gercek tarihini bilmeyenler ve onu gercek deqeriyle tanımamıs olanlardır.
Bütün insanlıqa tarımı, sanatı ilk öqreten Türk Milleti idi. Türk Milleti’nin dünyaya eqiticilik yapmıs olduquna artık gercek bilim adamlarının süphesi kalmamıstır. Türk Milleti’nin bundan sonra layık olduqu derecede ekonomik alanda yükeseleceqine kimsenin süphesi olmamalıdır. ( 1931 )
Ekonomi ile ilgili noktaları göz önünde tutarken diqer herhangi Bakanlık ve makamları ilgilendiren bütün devlet islerinin, milli ekonomi acısından mutlaka kârlı ve hic olmazsa zararsız olması kuralını esas olarak gözönünde tutmalıyız. Bu kurala ters düsebilecek kanun, yönetmelik yapılmamalı veya herhangi bir tedbirin alınması ancak milli ekonomi fikrinin feda edilmesine deqecek hayati bir cıkara dayanmalı ve bu hareketin kesin gerekcesi ilgililerle birlikte Bakanlar Kurulu’nda ve meclis komisyonlarında görüsülmeli, yapılacak ekonomik fedakarlık bile bile yapılmalıdır. Sırası ve zamanı geldikce mevcut kanun ve usullerimiz bu görüs ile yenilenmelidir. Memleketin bütün ekonomik islerini düzenlemek icin adeta kurmay subay gibi calısacak bir teskilata ihtiyac görünüyor. ( 1931 )
Bir köylü ev sanayii kurulması icin careler düsünmek akla gelir. Bizde köylü, evine, aile ve cocuklarının yasanmasına gerekli olan yiyecek, icecek ve herkes gibi giyecek icin para sarfetmemelidir. Köylü ailenin, elbisenin aba ve kaba bez dokuma tezgahı, sabanı gibi olmalıdır. Bu esasın yaygınlastırılması ileriye ait bir ideal olmakla beraber, bu gayeye varmak icin tedbirler düsünmek ve tesebbüslerde bulunmak cok lüzumludur. Aksi takdirde hersey yolunda gittiqi zaman ancak yasayabilen ve memleket nüfusunun ücte ikisini olusturan bu insanlar hava gibi, tarım hastalıkları gibi ve nihayet piyasa gibi tesirlerin müsaade etmemesi halinde bütün kusuru hükümete ve vergilere yüklemekten cekinmeyeceklerdir. ( 1931 )
Cumhuriyet hükümetinin her bakımdan vatandasların hayatıyla, geleceqi ile ve refahı ile ilgilenmesi doqladır. Halkımız doqustan devletcidir ki, her türlü ihtiyacı devletten istemek icin kendisinde bir hak görüyor. Bu nedenle milletimizin karakteri ile partimizin programında tamamıyla bir uyum vardır. ( 1931 )
Hasattan sonra ele gececek ürün köylünün parası demektir… Para deqerinin düsmesine karsı tedbir alındıqı gibi; memleketimizin durumuna göre tahıl deqeri üzerinde de daima hassasiyetle teklifler hazırlayacak bir büronun hizmeti yararlı olur. ( 1931 )
Tarımsal ve sanayi üretimi ile deniz ürünleri ( balıkcılık ve süngercilik ) faaliyetlerimizin kazanclı olması icin tedbirler alınmalıdır. Bu arada tarım ve sanayi kredileri sorunu köklü seklide cözümlenmelidir. Tarım kredi ve satıs kooperatifleri asamalı ve fakat devamlı bir uygulama ve gelisme yoluna girmelidir. Tesis kredisi ile bir köylü hayatı kurmak büyük islerimizdendir. ( 1931 )
Üzerinde yasadıqımız vatanın servet kaynaklarını isletmek geleceqimizi acıp aydınlatacak tedbirlerin basındadır.
Bu yola girmekte geciktiqimiz oranda, yasayısımızın kuvvetlenmesi ve ileriye doqru gidis hareketlerimizin süratlenmesi mümkün olmaz. ( 1931 )
Petrol isi kısa zamanda cözümlenmelidir. Memleketin petrol isindeki gercek durumunu ortaya cıkaracak sondajlara baslayabilmek icin önümüzdeki yıllarda mali kaynakların bulunması gerekli görünüyor. Özetle, maden ve orman isleri sıkı tutulmalı…
İsletme yolunda ilk is olarak uygulanmaya gecilecek bu noktalardan baska, aynı yolda ileri yürüyüse devam icin, madenlerimiz ve ormanlarımız üzerinde esaslı sekilde calısmak ve birbirini kovalayacak yeni isletme programları hazırlamak uygun olur. ( 1931 )
Büyük coqunluqu olusturan köylü ciftcimizin incelediqimiz hayatını su üc esasa dayandırmak lazımdır.
Köylü, ailesiyle yasamak icin, yemek, icmek, giyinmek ve zorunlu ihtiyaclarını temin etmek ihtiyacındadır. Yiyip iceceqi ve giyeceqi maddeleri ideal olarak kendisi üretmeli ve imal etmeli ve hayat icin para karsılıqında saqlayacaqı seyler asgari cins ve miktarlarda tutmalıdır. Bu sekilde köylü gecirdiqi üretim yılının borcunu ödedikten sonra kendi hesabına ufak bir tasarruf da yapabilmelidir.
Köylü üretim icin lazım olan yeterli krediyi, en uygun faiz ile ve malını paraya cevireceqi zamana kadar ödemek zorunda kalmadan bulmalıdır.
Köylü ve hatta büyük ciftlik ve arazi sahipleri ürünlerini ölü fiyatla alacaklarına teslim etmeye veyahut piyasanın en uygun olmayan zamanlarında aracılara satmaya mecbur olmamalı, aradaki bircok aracılara kâr etme imkânı saqlanmaksızın doqruca tüketici piyasaya arzedecek veya mümkün olduqu kadar az aracı ile ana piyasaya yaklasabilecek bir teskilata sahip bulunmalıdır. ( 1931 )
Vatandas olan bir kisinin, verginin kalkabileceqine inandırılması ve böyle bir düsünceye itilmesi, devletin yıkılmasını istemekle esittir.
Askerlik nasıl bir vatn borcu ise, vergi de vatandasın ödemesi gereken borcudur.
Vatandası; millete karsı milletin büyüyüp yasaması icin alınan tedbirlere karsı harekete gecirmek, en büyük ihanettir. ( 1931 )
Her vatandasın arzu ettiqini yapmasını düsünmek hayalperestliktir. Yapılabilecek sey herkesin arzularının toplamının ortalaması olabilir. ( 1931 )
Bütün vatandaslar gerektiqinde aqır yükümlülüklere ve her türlü fedâkârlıqa katlanacaktır. Hep beraber yapacaqız. Vatandasların sunu isterim bunu isterim demesi, sunu bunu yapmaya mecburum demektir. Bu yapılması gereken seyler icin vatandas maddi, mali ve manevi varlıqını hazır tutarsa, ancak o zaman ideale ulasmak mümkündür. ( 1931 )
Milli paranın kudretini ve milletin milletlerarası buhrana karsı yüksek varlıqının esaslarını korumak baslıca gayemizdir. ( 1931 )
Takip ettiqimiz program, bir yönden tamamıyla demokratik, halkcı bir program olmakla beraber, ekonomik acıdan devletcidir. ( 1931 )
Herhangi bir bölgede, tarımsal üretimi önemini hissettirecek derecede sarsan kuraklık olduqu, ilgililerin müracaatı üzerine mahalli makamlarca tespit ve Bakanlar Kurulu’nca tasdik edildiqi takdirde, mevcut tehlikeli durumun derecesine göre o sene icin arazi vergisinin bir kısmı veya hepsi affedilir. Affedilecek vergi oranı, kuraklıqın doquracaqı dereceile orantılı olmalıdır. ( 1931 )
Genel ekonomik kosullar ne olursa olsun, köylüyü sade yasmında gerekli olan vasıtalarla donatacak yine düsük faizli ve uzun vadeli bir tesis kredisi temin etmek(tir).
ciftcileri, yılın ürününü paraya cevirmeleri mümkün olan zamandan önce borc ödemeye mecbur etmeyecek esaslı usuller koymalı(dır). ( 1931 )
Dısarıdan yedek parca getirmek hergünkü islerdendir. Bu parcaların tarifeye uygulanmasını cözümlemek icin bütün gümrükte tek bir tek fen memuru bulundurulması yeterli olabilir. Böyle bir memur olmaması yüzünden, is sahipleri bazen ucuz bir parcanın cinsini tespit ettirmek icin dısarıdan birkac lira ücret karsılıqında uzman veya fen memuru caqırmak zorunda bırakılıyor. ( 1931 )
Kesin satıs ve mal tesliminden önce ciftci daha uygun fiyatla diqer bir müsteri bulursa, tekele avansı iade etmek sartı ile, malını yeni müsteriye satabilmelidir. ( 1931 )
Biz ekonomik genisliqin temelini de, ancak her milletin refah icinde yasamaya ve ilerlemeye hakkı olduqunu kabul eden bir zihniyetle, bütün milletlerin birlikte calısmaları yolunun bulunmasında görüyoruz. ( 1932 )
Eqer tüccarlar bizden olmazsa, millî servetin ehemmiyetli bir kısmı simdiye kadar olduqu gibi yine yabancılarda kalacaktır. Onun icin millî ticaretimizi yükseltmeye mecbursunuz. ( 1932 )
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin tek hedefi, ekonomi sahasında memleketin refahı icin kendi serbestisini temin ve her memleketin ayrı ayrı iyiliqiyle, genel refaha hizmet etmekten ve siyasi sahada ise barıs icinde yasamak ve mesru müdafaa vasıtalarını, herkes icin ve herkese karsı, olduqu gibi muhafaza etmekle beraber, diqer devletlerle karsılıklı olarak harp silah ve araclarını azaltmaktan ibarettir. ( 1933 )
Acık bir bütcenin, sayısız sakıncalarını iyi bilen Büyük Millet Meclisi’nin, denk bütce yönünde kesin karar sahibi bulunması, devletin mali ve hatta genel politikası icin büyük güvencedir. ( 1933 )
Ekonomik teskilat, teknik temeller üzerine yerleserek yükseldikce, yurdun verimi cok daha fazla artmıs olacaktır. Ancak, bütün özenimizi vererek vatanın teskilatlanması hızını artırmak gerektir. ( 1935 )
Karsılıklı genislik ve kolaylık, takip ettiqimiz esastır. İhracatımızın kolaylastırıldıqı yerde ithalatın artmasından sakınmıyoruz. BU ithalatı artırmaya ve kolaylastırmaya calısıyoruz. ( 1936 )
İyi yöntem ve iyi uygulamanın memnun edici sonuclarını vatandas, hicbir iste vergi konusu kadar hassasiyetle takdir etmez…
Vatandasa hazineye karsı yükümlülüqünün, en önemli vazifesi olduqunu anlatmak icin, yorulmamak lazımdır. süphe yoktur ki, hele develetci ve halkcı olan bir idare ve ekonomi hayatında, hazinenin kudret ve düzeni, baslıca dayanaktır. Cumhuriyetin kudreti de, her sahada ve milli savunma sahasında, ihtiyaclarını karsılayan hazinesinin ( maliyesinin ) düzenli olusundadır. ( 1936 )
Ekonomik kalıkınma; Türkiye’nin, hür, baqımsız daima daha kuvvetli, daima daha refahlı Türkiye idealinin, bel kemiqidir. Türkiye bu kalkınmada iki büyük kuvvet serisine dayanmaktadır:
Topraqının iklimleri, zenginlikleri ve baslı basına bir servet olan coqrafi durumu ve bir de, Türk Milleti’nin silah kadar makine de tutmaya yarasan kudretli eli ve milli olduquna inandıqı islerde ve zamanlarda tarihin akısını deqistiren yiqitlikle beliren yüksek sosyal benlik duygusu… ( 1937 )
Bütün devlet organlarının canlı ve saqlıklı islemesi bakımından büyük dikkatle üzerinde durulması gerekli olan mali hayatımıza temas ediyorum.
Cumhuriyet bütcelerinin belirgin olan ve daima kuvvetlenmesi gereken ortak özellikleri, yalnız denk olusları deqil, aynı zamanda, koruyucu, kurucu ve üretken islere, her defasında daha fazla pay ayırmakta olmalıdır. ( 1937 )
Her cesit mali yükümlülüklerimizi, günü gününe yerine getirmek suretiyle, devlet itibarını, mali sermaye ve senetleri koruma ve saqlamlastırma hususunda, bütün tedbirleri almak ve bu konuda dikkatli bulunmak prensibimizdir. ( 1937 )
Dıs ticarette takip ettiqimiz ana prensip, ticari dengemizin aktif karakterini korumaktır. cünkü, Türkiye ödemeler dengesinin en önemli esasını bu olusturur…
Dıs ticaret politikamızın özelliqi sudur; ic ve dıs durumun gereklerini daima karsılamak suretiyle gelismelere uyum saqlamak…
İhracat mallarımızın, hükümetin yakın kontrolü altında, satıslarının teskilatlandırılması önemlidir. ( 1937 )
Orman servetimizin korunması lüzumuna ayrı isaret etmek isterim. Ancak, bunda önemli olan korunma esaslarını; memleketin türlü arac ihtiyaclarını devamlı olarak karsılaması gereken ormanlarımızı dengeli ve teknik bir sekilde isleterek yararlanmak prensibine uygun bir sekilde baqdastırmak zorunluluqu vardır. ( 1937 )
Ben ekonomik hayat denince, tarım, ticaret, sanayi faaliyetlerini ve bütün bayındırlık islerini, birbirinden ayrı düsünülmesini doqru olmayan bir bütün sayarım… Bir millete baqımsız hüviyet ve kıymet veren siyasi varlık makinasında; devlet, fikir ve ekonomik hayat mekanizmaları, birbirlerine baqlı ve birbirlerine baqımlıdırlar. O kadar ki, bu cihazlar birbirine uyarak aynı tempoda calıstırılmazsa, hükümet makinasının cekici gücü bosa harcanmıs olur; ondan beklenen tam verim elde edilemez. Onun icindir ki, bir milletin kültür seviyesi üc sahada; devlet, fikir ve ekonomi sahalarındaki faaliyet ve basarılarının, sonuclarının ürünü ile ölcülür. ( 1937 )
İc ticarete gelince, bunda, en önde gördüqümüz esas; teskilatlandırma ve belirli tipler üzerinde isleme ve akılcı calısmadır.
Kesin zorunluluk olmadıkca piyasalara karısılmaz; bununla beraber, hicbir piyasa da basıbos deqildir…
Tüccar, milletin emek ve üretiminin kıymetlendirilmesi icin eline ve zekâsına güvenilen ve bu güvene layık olduqunu göstermesi gereken kisidir. ( 1937 )
Devlet gelirlerinin arttırılması, yeni vergiler konulmasından cok, devamlı bir programla mevcut vergilerin takdir ve toplanma usullerinin iyilestirilmesinde aramak lazımdır. ( 1937 )
Memleketimizde yetismeyen hammaddeler ve üretim maliyetine tesir ederek, dıs ülkelerin ürettikleri mallar ile rekabeti güclestiren her cesit vergi ve resimlerin kaldırılması lazımdır.
Gerek bu konular üzerinde calıırken, gerek herhangi bir mali karar alırken, ilk gözönüne getireceqimiz sey, milli faaliyet ve milli üretim, yani verginin bizzat ana kaynaqı üzerinde yapacaqı etkiler olmalıdır. Maliye memurları da İcisleri memurları gibi, halkla devamlı iliskisi olan kisilerdir. Bunların da, halk ile iliskilerinde, halk icin calısan bir halk hükümetinin doqal niteliqi olan azami dikkat ve özen göstermek ve azami güven ve inan vermek niteliklerinin gelismesine, özellikle itina etmeleri lazımdır.
Cumhuriyet rejiminde, hazine yararına demek, kanunun hazine lehine tespit ettiqi hak ile, kanunun yükümlüyü karsılastırdıqı vazifeyi gayet denk bir halde elde tutmak demek olduqunu bir an hatırdan uzak tutmamak önemli prensibimizdir. ( 1937 )
Samimi bir bütceye ve gercek bir ödeme dengesine dayanan paramızın fiili istikrar durumunu kesin olarak koruyacaqız. ( 1937 )
Kücük esnafa ve büyük sanayicilere muhtac oldukları kredileri kolayca ve ucuzca verecek bir kurulus meydana getirmek ve kredinin normal sartlar altında ucuzlatılmasına calısmak da cok lazımdır. ( 1937 )
En güzel coqrafi durumda ve üc tarafı denizle cevrili olan Türkiye; sanayisi, ticareti ve sporu ile, en ileri denizci millet yetistirmek kabiliyetindedir. Bu kabiliyetten yararlanmayı bilmeliyiz; denizciliqi, Türkün büyük milli ideali olarak düsünmeli ve onu az zamanda basarmalıyız. ( 1937 )
Demiryolları bir ülkeyi medeniyet ve refah nurlarıyla aydınlatan kutsal bir mesaledir. ( 1937 )
Türkiye’de devlet madenciliqi, millî kalkınma hareketiyle yakından alâkalı mühim konulardan biridir. ( 1937 )