Sohbet | Chat | Sohbet | Video | Haber | Mirc | Kadin | Cocuk |

Etiket Arşivi kadınlarımız - Page 2

İdrar kaçırma cinsel isteksizlik nedeni

İdrar kaçırma cinsel isteksizlik nedeni

Kadınlarda sıklıkla 50-60’lı yaşlarda ortaya çıkan, ancak sık doğum yapan genç kadınlarda da görülen idrar kaçırma sorunu ciddi bir problem. Yapılan bilimsel araştırmaların sonuçlarına göre her 5 kadından birinin hayatının bir döneminde bu sorunla karşı karşıya kaldığını belirten Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Gürkan Arıkan, vajinada oluşan sarkma ve aşırı hassasiyet nedeniyle cinsel isteksizliğin de ortaya çıktığını belirtiyor.

İdrar kaçırma sorunu hakkında merak edilenler hakkında bilgiler veren Prof. Dr. Gürkan Arıkan, bu konuda sık sorulan soruları yanıtladı:

Kadınlar bu sorunu hekimlere anlatabiliyor mu?

Bu sorunla karşılaşan kadınların çoğunluğunun aktif olarak sorulmadıkça doktoruyla paylaşmadığı söylenebilir. Çok doğum yapmış ve ailevi riski yüksek olan kadınlarda doğum sonrası genç yaşlarda bile görülebiliyor. Aynı şekilde bağ dokusu zayıf olan sarışın veya açık tenli kadınlarda daha sık ortaya çıkabiliyor. Açık tenlilerde, vücudun formunu tutan bağ dokusu ve idrar kesesinin kapanmasını sağlayan kas dokusunun yapısı, doğum gibi travmatik olaylardan sonra esmerlere göre daha çabuk zedelenebiliyor. Bu hasar da form bozukluklarının yanısıra, idrar tutumama gibi fonksiyon bozuklukları da yaratabiliyor.

İdrar kaçırmanın kaç tipi vardır?

Başlıca 3 tipi olduğunu söyleyebiliriz:

URGE (sıkışma tipi): Sinir hassasiyetinden kaynaklanıyor.
Stres tipi: İdrar kesesini kapatan kasların hasarıyla oluşuyor.
Karma tipi: Her iki faktör de etkili oluyor.

İdrar kaçırma başka hangi nedenlerle oluyor?

İdrar kaçırmada vajinal dokudaki sarkmaların yapısının iyi tanımlanması gerekiyor. Bazen bu sarkmalar idrar kaçırma tedavileri sonucunda da ortaya çıkabiliyor. Sarkmalar bazen idrar kaçırmaya neden olabilecek rahatsızlığı gizleyebiliyor.

İdrar kaçırma şikayetleri bazen de genital bölgedeki rahatsızlıklardan değil de, bazı ilaçlardan kaynaklanabiliyor. Bu ilaçların da iyi değerlendirilmesi gerekiyor. Depresyon, bazı kalp ve tansiyon ilaçları bu şikayetleri ortaya çıkarabiliyor. Bu ilaçlar daha çok sinir hassasiyetini artırıyor. Anatomik bozukluktan kaynaklanan idrar kaçırmalarda, sorunun araştırılması bir uzmanlık alanıdır. Dolayısıyla şikayetini ifade etmesine rağmen gerekli tedavi imkanı sunulamayan bir hasta grubunun varlığını da inkar edemeyiz.

Kaç çeşit tedavi yöntemi uygulanıyor?

Cerrahi tedaviden mümkün olduğunca kaçınarak hastalara bazı tedaviler uyguluyoruz. Bunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

Özel Egzersizler: Her türlü tanı konulan idrar kaçırma tipinde genital bölgeye özgü bazı egzersizler veriyoruz.
Yaşama İlişkin Öneriler: Mesane kaslarını çalıştıran egzersizlerin dışında gündüz bol, gece az su içmelerini öneriyoruz.
Elektro Simülasyon Tedavileri: Bu tedavide cihazlarla elektrotlar takılıp o bölgedeki kasların gücü ve sıkılığı artırılıyor. Bu tedavinin ilk birkaç ay her gün uygulanması gerekiyor.

Cerrahi tedavi nasıl yapılıyor?

Ameliyat dışı yöntemler faydalı değilse hormon tedavisi uygulanarak bir hazırlık tedavisi yapılır. Hazırlık tedavisinden sonra stres ya da karışık tip idrar kaçırmaların ameliyat edilmesi gerekir. Şu anda 10’dan fazla cerrahi yöntemle idrar kaçırmanın tedavisi mümkündür, yöntemler hala geliştirilmektedir.

İdrar kaçırma sorununun cerrahi tedavisinde en çok uygulanan TVT (Tension Free Vajinal Tape) adı verilen bir yöntem. Bu yöntemde vajinal ön ve arka duvarların yeniden inşa edilmesi (rekonstrüksiyon) ve rahmin alınmasına kadar uzanan değişik ameliyatlar kombine ediliyor. Bu yöntemde vajinanın ön duvarında uygulanan 1,5 cm’lik kesi ile 4-6 cm uzunluğunda prolen bant kemik dokuya doğru idrar borusunun altından geçirilerek yerleştiriliyor. Bantın yerleştirildiği bölge ve bantın pozisyonu, direnci ayarlanmalıdır, cerrahın tecrübesi burada büyük önem taşıyor. Kullanılan sentetik bant vücuda rahatlıkla uyum sağlıyor, anatomik bozukluğu kısmen düzeltiyor, idrar borusunu kapatan kasları kontrol eden kasların fonksiyonun düzenlenmesini sağlıyor.

Ameliyat sonrası sarkma, hassasiyet gibi etkilerden kaçmak için doktor kontrolünün 6 aylık aralıklarla yapılması önemlidir. Genel anestezi ile büyük kesiler yapılanlara göre bu ameliyatın başarı oranının daha yüksek olduğu tesbit edilmiştir. Yaklaşık 10-15 yıllık çalışmaların incelenmesi sonucunda hastaların idrar kaçırma şikayetlerinin uzun yıllar ortaya çıkmadığı izlenmiştir. Bunun dışında ileri derece sarkmalarda anatomik yapının iyi değerlendirilmesi ve uygun yöntemle yeniden inşasında en doğru yöntemin seçilmesi de bir uzmanlık alanıdır. Bu nedenle hastaların alanında uzman hekimlere başvurması büyük önem taşıyor.

Etiketler: idrar kacırma, kadınlarda hastalık, kadınların altına kacırması, kadın saglıgı, kadın sohbet, sohbet parkı, sohbet park, trchat, türkiye sohbet, kadın araştırması, kadınların tercihi, kadınlarımız, kadın sorunları, kadınların altına kacırması, kadınlar nelerden korkar
,

Dindar Kadın

İslamda kadın meselesi durup durup ısıtılıyor. İslamda kadının hakları konuşuluyor tekrar tekrar. Her seferinde müslümanların kendilerine ve etrafındakilere karşı göstermek zorunda oldukları muhabbet dili biraz daha yara almış olarak tarihin sokaklarına dönülüyor. Bugüne dair karşımıza çıkmış her problemi İslamda kadına projekte ederek anlamaya çalışıyoruz.

İslamda kadın ile erkeğin eşitliğini konuşuyoruz. Modern dünyada kadınların kadınlara eşit olmadığını unutarak.

Ailenin reisinin neden kadın olmadığını tartışıyoruz. Mesuliyetlerini terk etmiş modern erkeğin neden saygın ve merhametli, sorumluluk sahibi ve fedakar ol(a)madığını problem etmeden. Tek ebeveynli bütün ailelerde kadınlar reis. Çünkü boşandıktan sonra kadın çocuklarını bakıp büyütmek için didinirken, erkek sanki hiç çoluk çocuk sahibi değilmiş gibi bir başka kadınla yoluna devam ediyor. Onunla evlenirken çocukları olduğunu bilen o bir başka kadın kocasının bir önceki eşinden olan çocuklarına karşı mesuliyetini hatırlatıyor mudur? Empatik gücün en yoğun olması gerektiği bir noktada kadınlar kadınları düşünmüyor diye dert etmiyoruz da; erkeklerin kadınları anlamadığı çünkü ezmek niyetinde olduğunu, üstelik de ona bu hakkı (haşa) dinin verdiğini düşünmeye meylediyoruz. Oysa kadınlar en çok birbirlerini eziyor. En çok birbirlerinin üzerinden politika üretmeye kalkıyor ve en çok birbirlerini yok sayıyor.

Kadın bakış açısından maziyi yorumlamaya kalkıyoruz ve o kadar çok oyalanıyoruz ki, istikbal elimizden uçup gidiyor. Yaşadığımız dünyada en temel problemimizin dindar bireyler olarak var olmak olduğunu fark etmiyoruz bile. Allah indindeki yerimiz beş vakit namazda bile aklımıza gelmiyor. Başörtü meselesine odaklanmışken başörtünün altında nasıl seküler bir hayat anlayışının, dünya tasavvurunun oluştuğunu/oluşmakta olduğunu fark etmiyoruz bile.

Döne döne İslamda kadını, başörtüyü konuşuyoruz. Gen mühendisliğinin gelip dayandığı noktada hiçbir endişemiz, hiçbir fikrimiz ve kaygımız yok. Gittikçe canileşen bir dünyada tekniğin teröre dönüşüşünü görmüyoruz bile.

Gen mühendisliği çift anneli çocuklar “oluşturmak” için kolları sıvamışken, anneliğin yükünü konuşuyoruz. Kadın haklarıyla, kadın ile erkek arasındaki mesuliyet, paylaşım, muhabbet ve mahremiyet tarumar olurken; kadınlar erkeklere karşı, erkekler herkese karşı tavır almışken; ailenin dış dünyanın bütün kirini, küfünü dışarıda tutan kapıları ve pencereleri yerle bir oluyor, fark etmiyoruz…

Çocuk hakları adı altında anne-babayı boşama hakkı tartışılırken Kur’an-ı Kerim’in “Ana babanıza üf bile demeyiniz” hükmü kulaklarımızdan ve kalbimizden çoktan silinmiş oluyor. Çünkü okuduğumuz her dini hüküm için nefsimize hoş gelecek modern yorumlar arıyoruz. Çünkü tarihin en akıllı yaratıkları biziz ve sorgulanmamış her şeyi sorgulama gücüne sahibiz. Bugün hariç. Bugünü yorumlayamadıkça düne koşuyoruz öfkeyle. Çünkü dünün mesuliyeti dündekilere ait. İstediğimiz kadar kızabilir, yargılayabiliriz onları. Kendi mesuliyetimizden kaçmak için dünün ara sokaklarında saklambaç oynamaya niyet ediyoruz. Çünkü kendimizden kaçıyoruz ve kendimizden korkuyoruz. Aynada bir başkasını göreceğimiz endişesi şuur altında hükmünü her geçen gün artırıyor.

Modern dünyada dindar kadın olarak kalmayı konuşamıyoruz bir türlü. Çünkü dindar olmanın tanımında bile buluşacak gücümüz yok.

Fatma Karabıyık Barbarosoğlu

Cinsiyet Ayrımcılıgı

Cinsiyet ayrımcılığına rekor ceza

ABD’de ilaç şirketi Novartis, kadınlara karşı ayrımcılıktan 250 milyon dolar para cezasına çarptırıldı. New York’ta Manhattan’daki bölge mahkemesinde görülen davada jüri, İsviçreli ilaç şirketi Novartis’i erkeklere göre daha az maaş ve promosyon vererek kadınlara karşı ayrımcılık yapmaktan suçlu buldu ve şirketi 5 bin 600 kadına 250 milyon dolar ödemeye mahkum etti.

Jüri, ilk olarak pazartesi günü şirketin, altı hafta süren davada davacı 12 kadına 3,3 milyon dolar tazminat ödenmesine karar verdi, bu da 5 bin 588 kadının tazminat talebi için başvurabilmesinin kapısını açtı. Davacı kadınlar 2002 ve 2007 yıllarında satış temsilcileri ve alt düzey idarecilerden oluşuyor.

Cinsiyet ayrımcılığında en yüksek para cezası

Kadınların avukatı David Sanford yaptığı açıklamada, ”Bu, son iki ayda mahkemede olan her şeyi haklı çıkardı. Bu, ABD’deki Novartis ve bütün şirketlere, uzun süredir yaptıkları ayrımcılık ve sistematik problemlerin yanlarına kar kalamayacağı konusunda bir mesaj gönderdi” dedi. Mahkemedeki konuşmasında, jürinin davacı kadınları, şirketin ABD’deki biriminin geçen yıl elde ettiği 9,5 milyar doların yaklaşık yüzde 2 ila yüzde 3′ünü oluşturan 190 milyon dolar ve 285 milyon dolar arasında parayla ödüllendirmesi gerektiğini savunan Sanford, karardan memnun olduklarını söyledi.

Jürinin kararının bir cinsiyet ayrımcılığı davasında şimdiye kadar aldığı en büyük para cezası kararı olduğuna inandığını belirten Sanford, 2002 ve 2007 yılları arasındaki ayrımcılığın maaşlarında yol açtığı kayıplar nedeniyle 37 milyon dolar daha tazminat talebinde bulunacaklarını da ifade etti.

“Hamile kadın çalışanlar baskı görüyordu”

Mahkemede görgü tanıklığı yapan kadınlardan biri bölge müdürünün kadınlara cinsel içerikli görüntüler göstererek ve onları kucağına oturmaya çağırarak taciz ettiğini söyledi. Başka bir görgü tanığı ise ”yaşlı erkekler şebekesinin” hamile kadınları, kariyerlerini bozmanın yollarını bularak, onlara kısa süreli izinler alması ve izinliyken çalışmaları için baskı yaparak cezalandırdığını belirtti.

Davacı kadınların avukatlarından Katherine Kimpel, davada ifade vermeyi kabul eden kadınların, şirketlerde sessiz kalması için uygulanan toplumsal baskıların üstesinden gelme konusunda ”inanılmaz şekilde cesur” davrandığını ifade etti.

Novartis Başkanı Andy Wyss da yaptığı açıklamada, ”şirketin 10 yıldan fazla süredir, çalışanlarının gelişimi için farklılık ve dışlamama konularında yüksek standartlar getiren politikaları geliştirdiğini ve uyguladığını” belirterek, jürinin kararından hayal kırıklığına uğradığını bildirdi.

Ayrımcılık, cinsiyet ayrımcılıgı, cinsiyet, kadın erkek ayrımcılıgı, acık kapalı ayrımcılıgı, eşcinsel ayrımcılıgı, secme ve secilme, cinsel ayrımcılık, kadın ayrımcılıgı, erkek ayrımcılıgı, kadınlarımız, abd de kadın erkek, bir kadın bir erkek, Ayrım yapanlar, türk kürt, sorunu, kadın erkek sorunu, ayrımcılık yapanlar,

Kadın Haberleri oku

Belki ben gereksiz duyarlılık gösteriyorumdur.

DENİZ Baykal’ın kaset skandalı, tarihi bir yumuşamaya vesile olmuş, Fethullah Gülen’in Baykal’a geçmiş olsun temennisi ve Baykal’ın teşekkürü ile erimez sanılan buzlar neredeyse çözülmüştü. Gelgelelim, kimi cemaat müntesipleri ve sempatizanları, Deniz Baykal’ın özel hayatından esirgenmemiş şefkati, Kezban Küçük ve Hanefi Avcı ilişkisine çok gördü.
Avcı’nın kitabının cemaati incitmesi bunun tek nedeni değil. Muhafazakâr kesimde “özel alan” ile ilgili korumayı, özel hayatın etrafındaki modern zırhları “takmamak” ile ilgili genel bir durum söz konusu.
Avcı’nın özel hayatıyla ilgili söz konusu durumun bir zaafa veya dinen helal görünmeyen bir eyleme tekabül ediyor olması ayrı şey; bu kadar meraklı, didikleyici ve horgörü sahibi olmak ayrı şey.
Eskilerin bir terslik, insana mahsus bir zaafa tanık olduklarında sergiledikleri edepten, arkasını dönüp gitmekten ve görmemiş gibi yapma hasletinden eser miktarda bulunmuyor artık kimsede. Magazin basınının meraklı, didikleyen, bir açık gördü mü mal bulmuş mağribi gibi atlayan, sinekten yağ çıkaran tavrının muhafazakârlarca da sahiplenilmiş olması korkutucu bir şey. Ne gariptir ki özel hayatla ilgili kusur ve zaaflara gösterilen bu tepkiler yetim hakkı yiyen, rüşvet alan, zimmetine para geçiren, ihaleye fesat karıştıranlara karşı gösterilmiyor da, bir adam bir kadına kapıldığında ve kadın o adama aldandığında gaddarca yorumlar sadır oluyor.
Püriten ve temiz bir yaşam sürünce; gelenek görenek ve din tarafından kayıt altına alınmış bir özel hayata sahip olunca, öyle olmayanların özel hayatları üzerinde bir hak iddia etme yetkisi mi doğuyor? Bu yetkiyi kim veriyor?
EN SON NEYİ HOŞGÖRMÜŞTÜNÜZ?
Gerçekten ihlaslı, samimi müntesipleri tenzih ediyorum. Ama cemaatin, Avcı’nın iddia ve tezlerine Kezban Küçük’ten temin edilmiş “açık” ile mukavemet etmesi, hoşgörü destanları yazmış bir harekete yakışmadı diye düşünüyorum. Cemaat neyi hoşgörüyordu hatırlamakta zorlanıyorum.
Sanırım şu gerçeği anlamamış dindarlar/ mutaassıplar var: Hayat onların arzuladıkları ölçüde ölçülü, görgü görenekle hesaplanmış, nikâhla sabitlenmiş, tamamen doğrulardan ve tamamen sevaplardan oluşan bir yer olsaydı, “imtihan” diye bir şey olmazdı. Kusursuz insanı, mükemmel bir ahlaki seviyeyi, eşref-i mahlukatı tasavvur edebilir, ona özenebilir, öyle bir düzeni kurmaya azmedebiliriz. Ama bu tasavvuru karakter suikastlarıyla, hataları ifşa ederek baskı kurmak yoluyla gerçekleştirmeye çalışmak, bu dünyaya imtihan edilmek için gönderildiğimiz gerçeğine aykırıdır ve bana kalırsa gayri İslami’dir.
Hiç sanmıyorum ama eğer ki siz bu kusurlardan ari, hatalardan münezzeh iseniz, zaten ahiretinizi kazanmışsınız demektir, o vakit nedir bu muhatabı eksiye düşürme telaşı?
“Eğer ki aynı ateşler sizin de içinizde kaynıyorsa, aşki meşki arayışlarda o duvardan bu duvara tosluyor, yine de alıkoyamıyor iseniz bünyeyi; o zaman ayıp olmuyor mu Avcı’ya ve Küçük’e yaptığınız” diye sormak isterim.
“Selvi Boylum Al Yazmalım”a ağlayıp “Cemile” ye bayılacak, yazarı Cengiz Aytmatov’a ödül üzerine ödül vereceksiniz, ama “Âşığım, evlenicem, onun için ölürüm” diyen başka bir kadına karşı “gayri meşru ilişki” kavramını gözümüze sokmaktan başka insani bir tutum sergilemeyeceksiniz, öyle mi?
Dahası, durum bir anda dünyanın en mühim, en ciddi ve en karanlık “zaafı” olacak. “Devlet adamıydı, polisiydi, memuruydu, temiz ve defosuz olmalı ki, derin devlet onları kullanamasın” şeklindeki söylemlerinizle kendi temizliğinizi işaret edip “ideal devlet adamı” prototipine aday yazdıracaksınız.
Yanılıyor olabilirim. Küçük-Avcı hikâyesi belki sahiden boş, kaka, kötü bir hikâyedir ve belki ben gereksiz duyarlılık gösteriyorumdur. Bilemem. Bildiğim şu: Bazen aşk sadece aşktır. Kezban Küçük’ün artık esamisi okunmayan, 70’li yıllarda kalmış “gülüm”lü, “ölürüm” lü hikâyesine yaraşacak denli klişe; “…Annesinden dayak yediğinde bile ‘anne’ diye ağlayan çocuktur”. Ve eğer böyleyse, bütün bunların Ergenekon ile hiçbir ilgisi yoktur.

NİHAL B. KARACA
nbkaraca@hlgaEete.com.lr