Sohbet | Chat | Sohbet | Video | Haber | Mirc | Kadin | Cocuk |

Etiket Arşivi sağlık

Kadınlarda Akıntı Sorunu

Kadınlarda Akıntı Sorunu,Kadınlarda Akıntı nedeni,vajinada akıntı,vajinada kaşıntı,akıntılar,akıntı nedenler,vajina sorunları,kadınsal sorunlar,kadınsal hastalıklar,kadınsal,hastalık,sağlık,vajina sorunu,vajinadaki akıntı nedenleri,

AKINTI SORUNU

Fizyolojik akıntı

Kadınların önemli bir kısmında hiç bir hastalık söz konusu olmamasına karşın akıntı vardır. Fizyolojik akıntı olarak nitelendirilen bu akıntının en önemli özellikleri akıntının uzun zamandan beri var olması, hemen her gün bulunması, kokusuz olması, renginin şeffaf-beyaz veya açık sarı renkli olması, beraberinde ağrı, idrar yaparken yanma, kanama ve diğer belirtilerden hiç birinin bulunmamasıdır. Bu özelliklere sahip bir akıntının bir hastalıktan kaynaklanması pek olası değildir.

Bazen fizyolojik akıntı ped kullanımı gerektirecek kadar fazla olabilir. Esasen hijyenik ped üreticilerinin “günlük ped” adı altında bir ürün geliştirmelerinin nedeni kadınlarda fizyolojik akıntının nispeten sık görülen bir durum olmasıdır.

Fizyolojik akıntı, rahimağzı salgılarıyla birlikte kendini sürekli olarak yenileyen vajina dokusundaki artıkların atılmasından ibarettir. Bu açıdan bakıldığında fizyolojik akıntının aslında önemli bir işlevi olduğu söylenebilir.

Fizyolojik akıntılar hormonlar tarafından kontrol edildiklerinden özellikle aktif hormon üretiminin devam ettiği üreme çağında görülürler.

Fizyolojik akıntı adet döngüsünün her gününde var olabileceği gibi yalnızca belli günlerde ortaya çıkabilir. Yumurtlama döneminde rahimağzından yumurta akı kıvamında, lastik gibi uzayabilen berrak bir sıvı salgılanır ve bu sıvı kadın tarafından çoğunlukla hissedilerek “akıntı” olarak nitelendirilir.

Unutmayın: Akıntının özellikleri yukarıdakilere uymuyorsa bu sizde bir sorun olduğuna işaret edebilir. Özellikle yeni başlayan, yani alışkın olmadığınız bir akıntı söz konusuysa kendi kendinize “fizyolojik akıntı” tanısını koymamalı ve doktora başvurmalısınız.

Fizyolojik olmayan akıntılar

Yeni ortaya çıkmış, koyu sarı, yeşil, kahverengi renkli, kanlı, köpüklenen, kötü kokulu, beraberinde ağrı, idrar yaparken yanma, normal dışı kanama gibi belirtilerle seyreden bir akıntı çoğu durumda bir genital sistem sorununa işaret eder ve mutlaka doktor değerlendirmesi gerektirir. Çoğu durumda neden bir genital enfeksiyondur.

Akıntının kaynağı olan genital enfeksiyon çoğu durumda vajinaya sınırlı iken (vajinit), bazı durumlarda rahimağzı enfeksiyonu (servisit) veya genital sistemin daha üst bölgelerini tutan bir pelvik enfeksiyon söz konusu olabilir.

Vajinitler genital hijyenin bozulmasına neden olabileceklerinden ve özellikle de gebelik döneminde yaratmaları muhtemel sorunlar nedeniyle genellikle tedavi edilmeleri önerilen enfeksiyonlardır.
Servisit nedeni olan bakteriler üst genital kanala sıçrayarak daha ciddi enfeksiyonlara neden olabileceklerinden mutlaka tedavi edilmelidirler.
Pelvik enfeksiyonlar tüplerin tıkanmasına ve abse oluşumuna neden olabileceklerinden her zaman ciddiye alınmalıdırlar.
Enfeksiyon dışında, ender görülse de özellikle rahimağzındaki kanser öncüsü lezyonların ve kanserlerin de yalnızca akıntı şeklinde belirti verebileceği unutulmamalı ve akıntının nedeninin aydınlatılması için kısa zamanda doktora başvurulmalıdır.

Ağız Kuruluğu Diş Eti Hastalıklarına Zemin Hazırlıyor!Ağız ve Diş Sağlığı

Ağız Kuruluğu Diş Eti Hastalıklarına Zemin Hazırlıyor!Ağız ve Diş Sağlığı,

Ağız ve diş Sağlıgı,Ağız,diş,sağlık,diş sağlığı,dişlerimiz,dişler,ağız,ağzımız,ağızlar,ağız kokması,diş eti,diş temizliği,diş ağrısı,

Ataşehir Memorial Tıp Merkezi Ağız, Çene ve Diş Hastalıkları Bölümü’nden Dr. Ezel Yıldız Elmas , “Ağız kuruluğu ve tedavi yöntemleri” hakkında bilgi verdi.

Ağız kuruluğu, oral bölgenin ekolojik dengesinin bozulmasına, diş ve diş eti hastalılarının ortaya çıkmasına, kişinin yiyip içtiklerinden tat alamamasına ve bu nedenlerle de kişinin yaşam kalitesinin olumsuz yönde etkilenmesine neden olmaktadır.

Ağız ve genel sağlığın devamlılığı için tükürük miktarının normal seviyede olması önemlidir. Ancak çeşitli sistemik hastalıklar ve kullanılan ilaçlar tükürük miktarını etkiler. Yaş farklılıklarının salgılanan tükürük miktarına güçlü bir etkisi yoktur. Yaşlanmayla birlikte salgılanan tükürük miktarının azalmasının sebebi, genellikle kullanılan ilaçlardır.

Diş çürükleri, diş eti hastalıkları, ağız içi mantar ve virüs enfeksiyonları ağız kuruluğunun sebep olduğu başlıca şikayetlerdir.

Diş Ve Diş Eti Hastalıklarının 3 Aşamalı Teşhis Ve Tedavisi

Tükürük bezi hipofonksiyonu ve ağız kuruluğunun erken teşhisi ve komplikasyonlarının engellenebilmesi için 3 aşamalı muayene gerekmektedir…

1- Hastanın şikayeti ve hastalığın hikayesi

Ağızdaki tükürük miktarı çok az, çok fazla veya farkında değilmisiniz?
Yutkunmada zorluk yaşıyor musunuz?
Yemek yerken ağız kuruluğu hissediyor musunuz?
Kuru gıda tüketirken sıvı yudumlama ihtiyacı duyar mısınız?
İlk soruya verilen “Çok az”, diğer 3 soruya verilen “Evet” yanıtı azalan tükürük miktarını gösterir. Devam eden sorulara verilen “Evet” yanıtı ise hekim tarafından ağız kuruluğu tanısının konulmasını sağlayacaktır.

Dövme sanatı ve cilt sağlığı

Dövme sanatı ve cilt sağlığı

Dövmeler, kabile toplumlarında ve alt kültürlerde yüzyıllardır dinsel ritüellerin bir parçası oldu, yaşamın doğal bir parçası sayıldı. Batı dünyasındaysa dövme önceleri yasaklandı ve sonraları kendini ifade tarzı olarak kabul gördü. Belirli olayların kutlanması, ayrı düşülen bir sevgilinin anısı ya da bir partnere bağlılığın nişanı olarak taşındı.

Bilinçli, uygun maddelerle ve steril ortamda çalışan sanatçıların eserlerinin sağlığa olumsuz herhangi bir etkisi olmuyor. Bir de madalyonun öbür yüzü var, yani uygun olmayan şartlarda yapılanlar. Dövme konusunu, dermatoloğumuz Dr. Yıldız Dizdaroğlu Özden ile konuştum, dövme içerikleriyle ilgili ilginç bilgiler verdi. İşte Dr. Yıldız’ın ağzından dövmeyle ilgili bilmedikleriniz:

Bilinmeyen içerikler

“Kabilelerdeki dövmelerin doğal boyalarla yapılmasına karşın, günümüzdeki modern dövmelerin bazıları metal tuzlar, (oksitler, sülfitler, selenidler), uygulamanın tutması için taşıyıcı çözelti içinde çözünen organik boyalar veya plastik bileşiklerin bilinmeyen bir karışımından oluşuyor. Avrupa Birliği’nin dövmeyle ilgili sağlık riskleri raporunda Avrupa’da kalıcı dövmelerde kullanılan organik boyaların yüzde 40’ının deride kozmetik amaçla kullanım için onay almadığını ve yüzde 20’sinin ‘karsinojenik aromatik aminler’ içerdiğine dikkat çekiliyor. Güvenilmeyen kişilerin kullandığı kimyasalların bazıları, değişik amaçlar için üretilen boyalar olabiliyor.

Sağlıksız koşullarda yapılan dövmenin tetanoz, herpes simplex (uçuk) virüsü, stafilokok, HIV, Hepatit B ve C hatta frengi gibi enfeksiyonların bulaşmasına neden olduğu bilinen bir gerçek. Dövmenin diğer komplikasyonlarıysa lenf bezi iltihabı, alerjik reaksiyonlar, keloid oluşumu. Bazı dövmeler, MR tetkiki sırasında (içerdiği metaller nedeniyle) şiddetli ağrıya neden olabilir.

Öncesinde bilgilenin

Dövme yaptırmadan, ustalığına ve bilgisine güvendiğiniz bir sanatçıya danışın. Dövmenizi bu konunun gereklerini bilinçli şekilde yerine getirdiğine emin olduğunuz uzman bir sanatçıya yaptırın. Birçok dövme içeriği ciltten geçmiyor. Sürüldüğünde emilmeyen bu maddeler, cilde zerk edildiğinde reaksiyona neden olabilir. Daha önceden, dövme yaptırırken alerjik reaksiyon gösteren kişilerin, doktorlarının önerdiği koruyucu tedavi sonrası, alerji ihtimalini göz önünde bulundurarak dövme yaptırmaları önerilir.

Dövmenin sildirilmesi de yapılması kadar riskli olabiliyor. Bazı boyalar, (özellikle Yellow #7) toksik kimyasallarla parçalanabiliyor. Lazerle dövme silme işlemindeyse, boya partikülleri parçalanıp hücre dışına çıktığı için, bağışıklık sistemi tarafından alerjik reaksiyon olarak görülebiliyor.”

Havuzda mantar tehlikesi

Havuzda mantar tehlikesi

Kapasitesini aşan ve toplu kullanıma açık havuzlarda, özellikle mantarın çok kolay bulaşabildiği belirtildi.

Ankara Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Hakan Şatıroğlu, hava sıcaklıklarının artmasıyla havuz, su parkı gibi mekanların kullanımına bağlı hastalıklarda artış görüldüğünü söyledi.

Toplu kullanıma açık havuzların mantar oluşumunu hızlandırabileceğini belirten Şatıroğlu, özellikle kadınların risk altında olduğunu ifade etti. Şatıroğlu, ”Kapasitesinin üstünde dolu ve toplu kullanıma açık havuzlarda özellikle mantar hastalığı çok kolay bulaşabilir” dedi.

Yaz aylarında oluşan vajen mantarlarının birinci sebebinin nem olduğunu ifade eden Şatıroğlu, deniz sonrası ıslak mayo ile güneşlenmenin mantar oluşumunu tetiklediğine dikkati çekti. Şatıroğlu, ”Hele ki mayonun geç kuruyor olması, mantar oluşumuna elverişli bir zemin hazırlanmasını sağlıyor” dedi.

Mayo alırken çabuk kuruyan kumaşlı mayoların tercih edilmesi, deniz ya da havuzdan çıktıktan sonra mutlaka temiz su ile duş alınması ve ıslak mayonun değiştirilmesi gerektiğini belirten Şatıroğlu, bunun dışında, nem dengesinin korunabilmesi için iç çamaşırın da sık sık değiştirilmesi gerektiğini kaydetti.

Şatıroğlu, sentetik yerine teri emen pamuklu kumaştan imal edilen iç çamaşırların tercih edilmesi gerektiğini vurgulayarak, son dönemin modası ”skinny jean” olarak bilinen çok dar pantolonların da hava almayı engelleyerek vajendeki nem oranını yükseltebileceği uyarısında bulundu.

KAŞINTI VE YANMAYA DİKKAT
Mantar hastalıklarında oluşan kaşıntının hastayı doktora götürecek kadar yoğun olabileceğini anlatan Şatıroğlu, şunları söyledi:

”Akıntı, süt kesiği gibi genellikle beyaz renkli ve kokusuz olur. Çoğu kadın bir süredir var olan belirtileri çoğu zaman görmezden gelir, fakat kaşıntıya karşı koyamaz ve hekime başvurur. Öyle ki birçok hastada kaşımaya bağlı olarak tahriş ve yaralar gözlenir. Dış genital organda kaşınmaya bağlı kızarıklık ve ödem meydana gelebilir. İdrar yaparken yanma hissi ve ağrı da mantarın belirtileri arasındadır. Bu belirtileri yaşayan kadınlar, vakit kaybetmeden bir kadın hastalıkları uzmanına başvurmalı ve bir an evvel tedavi olmalıdır. Çünkü gecikmiş mantar vakaları hastayı uzun ve ağrılı bir tedavi sürecine götürebilir.”

YÜZME, GEBELERDE MİDE BULANTISINI AZALTIYOR
Hijyen kurallarına dikkat edildiği sürece yüzmenin beden sağlığı için çok faydalı olduğunu vurgulayan Şatıroğlu, yüzmenin özellikle gebeler için çok yararlı olduğunu söyledi.

Şatıroğlu, gebeler için yüzme sporunun mükemmel bir egzersiz olduğunu ve bebek sağlığını olumlu etkilediğini belirterek, yüzme sırasında kalp atışlarının ve alınan oksijen miktarının arttığını kaydetti. Bu sayede bebeğe giden oksijen miktarında da artış olduğuna dikkati çeken Şatıroğlu, ”anne adaylarında ilk aylarda görülen mide bulantısının da yüzerek azalabileceğini” belirtti.

Şatıroğlu, gebelik sonrası loğusalık döneminde de yüzmenin, yürüyüşten sonra en ideal spor türü olduğunu dile getirerek, şunları kaydetti:

”Yüzme esnasında vücut kaslarının büyük bir kısmı çalışır, anne adayı suyun kaldırma kuvvetinin yardımıyla su içinde kolayca egzersiz yapabilir ve daha az yorulur. Öte yandan, yüzme sporu gebeler için en az tehlike taşıyan sporlardan biridir. Su içinde gebenin düşme ya da herhangi bir uzvunu incitme olasılığı çok düşüktür. Yüzen gebe, fiziksel aktivitede bulunurken, aynı zamanda ruhunu da dinlendirmiş olur, suyun dinlendirici özelliğiyle streslerinden arınır.”

Şatıroğlu, deniz ve havuz suyunun temizliğine dikkat edilmesi gerektiğini de vurgulayarak, ”Bunlardan emin olunmadığında, havuzun kapasitesinin üzerinde olması halinde ve havuz suyunun fazla miktarda kimyasal madde ile temizlenmesi halinde gebeler tarafından kullanılmamalı” diye konuştu.